Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/834 E. 2026/1246 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/834
Karar No
2026/1246
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/834

KARAR NO: 2026/1246

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : ... 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 05/02/2026

NUMARASI: 2025/655 Esas - 2026/47 Karar

DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/06/2026

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının yurt dışı menşeli ...Limited şirketinin sahibi ve yetkilisi olduğunu, “...” isimli yatın davacının şahsi kullanımındaki malı olduğunu, ilgili şirket adına kayıtlı olduğunu, yatın geçmiş dönemlerde ... ...’de bulunan, davalı şirkete ait ... Tekne Parkı’nda bağlanmakta olduğunu, davacı ile davalı şirket arasında geçmiş dönemlerde aynı yat için bağlama hizmet sözleşmeleri kurulduğunu, en son olarak taraflar arasında ... isimli yatın 31.12.2024 - 31.12.2025 tarihleri arasında ...’nda bağlanması amacıyla bir yıllık bağlama sözleşmesi akdedildiğini, bu sözleşme kapsamında belirlenen 1.624.662,38 TL tutarındaki bedel bizzat davacı ...tarafından 20.12.2024 tarihinde peşin olarak davalıya ödendiğini, davacıya ait bu yatın sözleşme süresi sona ermeden, 2025 yılı içerisinde davacı tarafından üçüncü bir kişiye satıldığını ve yeni malik tarafından 17.03.2025 tarihinde bir daha dönmemek üzere marinadan çıkartıldığını, bu tarih itibarıyla yatın 2025 yılı içerisinde yalnızca 76 gün süreyle marinada kaldığını, yani sözleşme süresinin kalan 289 günlük kısmında, hizmetten hiçbir şekilde faydalanılmadığını, davacının iyi niyetli olarak sözleşme konusu hizmetin kullanılmayan kısmına ait bedelin davalıdan iadesini talep ettiğini ve bu hususta davalı şirkete noter aracılığıyla ihtarname gönderdiğini, ancak davalının bu ihtara olumsuz cevap verdiğini belirterek davacı tarafından 2025 yılına ilişkin olarak peşin ödenen 1.624.662,38 TL bağlama bedelinden yalnızca 76 güne tekabül eden 338.285,87 TL’nin mahsup edilerek ifa edilmeyen hizmet süresine karşılık gelen 1.286.376,51 TL’nin, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 150.000,00 TL'lik kısmının 17.03.2025 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı .... A.Ş.'nin 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanununun, Büyükşehir Belediyesi'nin Görev Yetki ve Sorumlulukları başlıklı 7. Maddesinin (f) bendi hükmüne istinaden ... Belediye Meclisi'nin 18.02.2005 tarih ve 349 sayılı kararı ile kurulduğunu, 16.01.2009 tarih ve 88 sayılı kararları ile ... genelindeki ... Belediyesi'nin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yol üstü, açık, katlı, kapalı otoparkları işlettiğini, ... çoğunluk hisselerinin ... Belediyesi ve iştiraklerine ait olduğunu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında ve Sayıştay denetime tabi olduğunu, bütün işlemlerinin gelir ve giderlerinin resmi şekilde tutulmasının zorunlu olduğunu, tüm faaliyetlerinin ilgili kanunlar çerçevesi içerisinde görüldüğünü, usul yönünden itirazları bulunduğunu, davacının dilekçesinde belirttiği yat bağlama sözleşmesine konu "..." isimli teknenin ...Limited şirketine ait olduğunu, yapılmış olan sözleşme ve ekinde bu durumun bu şekilde bildirildiğini, sözleşmenin şirket tarafından kaptan olduğu kabul edilen ve yetki verilen ...tarafından imzalandığını, tüm bunlara rağmen işbu davanın tarafının ...olduğunu, sözleşmenin şirket üzerine kayıtlı bir tekne adına yapılmış olduğunu, sözleşmenin tarafının ...Limited şirketi olduğunu, bu haliyle şirketin mal varlığının davacının şirket ortağı ya da sahibi olduğu düşünülse bile birbirinden tamamen bağımsız olduğunu, doğuracağı hukuki sonuçların farklı olduğunu, davalı arasında herhangi bir sözleşme kurulmamış bir kişiye ödeme yapmakla yükümlü kılınamayacağını, sözleşmenin şirket ile yapılmış olduğundan davacının bu durumda dava açma ehliyeti ve hukuki bir menfaati bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte bir alacak olduğu düşünülse bile bu alacağın tarafının ...Limited şirketi olacağını, davacının dava açma ehliyeti ve hukuki menfaati bulunmadığından davanın usulden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, esas yönünde; davacı ve davalı şirket arasında 17.12.2024 tarihinde 31.12.2024-31.12.2025 dönemini kapsayacak şekilde yat bağlama sözleşmesi yapıldığını, bu sözleşmenin uyarınca davacı tarafın davalı şirketten yat bağlama ve . hattı hizmeti alacağını, söz konusu sözleşme her iki tarafça da imzalandığını, tekne sorumlusu tarafından imzalanan sözleşmede, imzalanan sözleşmeye ve ..... ... ..... İşletme Yönetmeliği'ne tarafların uygun davranacakları beyan ve taahhüt ettiklerini, İşletme Yönetmeliğinin 8.9. maddesi uyarınca sözleşmeci tarafın sözleşme tarihinden önce teknenin marinadan ayrılması söz konusu olursa herhangi bir ücret talebinde bulunamayacaklarının açıkça kabul edildiğini ve imza altına alındığını, bu durumun emredici hükümlere aykırı bir husus olmadığını, sözleşme serbestisi ve bağlayıcılığı açısından tarafları bağlayan bir madde olduğunu, daha sonra uygulanmamasının istenmesinin mümkün olmadığını, bu durumun hukuki belirlilik ilkesine aykırı olacağından tekne sahibinin söz konusu durumu daha önce kabul etmiş olmasından davanın reddine karar verilmesini ettiklerini, davacı tarafın her ne kadar ayrılan teknesinin yerine başka bir tekne alındığını ileri sürmüş olsa da davalı şirkete ait marinalarda bağlama sözleşmesi yapan yatlara sabit bir yer tahsis edilmediğini, yat bağlama sözleşmesinde de görüleceği üzere herhangi sabit bir yer belirtilmediğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacının talep ettiği kalemlerin zaman aşına tabi olduğunu, zaman aşımı itirazları bulunduğunu, belirterek davanın reddine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Dosya arasına alınan ... Yat Bağlama Sözleşmesine göre, ... isimli yat hakkında davalıya ait marinayı kullanması konusunda anlaşma sağlandığı görülmüştür. Sözleşmede yat sahibi/yetkilisi olarak ...ın olduğu, ilgili yatın ise ... ... Lımıted adına kayıtlı olduğu görülmüştür.

Sözleşmenin 31/12/2025 ile 31/12/2025 tarihleri arası dönemi kapsadığı anlaşılmaktadır. Davacı ...ilgili yatın ve yatın sahibi görünen şirketin kendisine ait olduğunu, yatı ve dolayısıyla sahibi olduğu şirketi sattığını, yatın da bir daha dönmemek üzere 17/03/2025 tarihinde marinadan ayrıldığını belirtmiştir. 17/03/2025 ile 31/12/2025 tarihleri arasında ilgili yatın davalıya ait marinadan faydalanamayacağı için, bu sürece ilişkin baştan yaptığı ödemenin hesaplanarak iadesini talep etmektedir.

Öncelikle davalının aktif husumet itirazı olduğu için bu husus araştırılmıştır. Yukarıda belirtildiği gibi sözleşmenin davalı yat sahibi/yetkilisi olarak ...ın yetkisi ile ... ... Lımıted arasında düzenlendiği görülmüştür. Davacı bu şirketin kendisine ait olduğunu ancak yatı devretmek amacıyla şirketi de devrettiğini, bu sebeple bu şirkette yetkisi kalmadığı için ve ödemeleri de kendisi yaptığı için kendi adına davayı açtığını belirtmiştir.

Sözleşmeyi yapan şirket ile davayı açan şahsın farklı hukuki kişilikleri olduğu, davacının ücreti ödemesinin davayı şirket adına veya onun yerine açmasını hukuken sağlamayacaktır. Dolayısıyla davacının tarafı olmadığı sözleşmeye ilişkin bu davayı açmakta aktif husumet ehliyeti olmadığından, aktif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir. Ayrıca yukarıda belirtilen sözleşmenin 3. maddesinde "... işletme yönetmeliğinin" sözleşmenin parçası olduğu kabul edilmiştir.

Bu yönetmeliğin 8.9 maddesinde de, sözleşmeyi imzalayan tarafın sözleşme tarihinden önce teknenin marinadan ayrılması söz konusu olursa herhangi bir ücret talebinde bulunamayacağı açıkça kabul edildiği görülmektedir. Tüm bu sebeplerle davanın aktif husumet yokluğunun reddine, ..." karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme davayı yanlış hukuki zeminde değerlendirdiğini, mahkeme, davacının bağlama sözleşmesinin tarafı olan şirketten farklı bir kişi olduğu gerekçesiyle aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını kabul ederek davayı reddettiğini ancak bu değerlendirme, uyuşmazlığın hukuki niteliğinin hatalı belirlenmesinden kaynaklandığını, mahkeme uyuşmazlığın sebepsiz zenginleşmeden kaynaklandığını bizzat ön inceleme aşamasında belirttiğini, bağlama bedeli davacı ...tarafından kendi mal varlığından peşin olarak ödendiğini, buna karşılık teknenin 17.03.2025 tarihinde marinadan ayrılması sonrasında kalan süre bakımından davalı tarafından herhangi bir hizmet sunulmadığını, marinada oluşan boş yerin hızla başka teknelere tahsis edilebildiği dikkate alındığında, davalının herhangi bir gelir kaybı bulunmadığını, aksine farkı bir gelir kalemi elde ettiğini, kullanılmayan döneme ilişkin bedel davalı tarafından iade edilmediğini, davacı bakımından mal varlığı azalması, davalı bakımından ise karşılıksız mal varlığı artışı söz konusu olup uyuşmazlığın Türk Borçlar Kanunu’nun 77 ve devamı maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı yönündeki kabul hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, uyuşmazlığın yanlış hukuki zeminde değerlendirilmesi suretiyle verilen kararın kaldırılması gerektiğini, iddia edilen şirketin tek mal varlığı tekne olduğunu ve tek ortak ve yetkilisi de davacı olduğunu, yatın fiili sahibi olan davacıdan bizatihi alınan bedelin davalı belediye iştiraki tarafından geri verilmesinin esasa dair hukuki şartları oluştu ise davacıya geri verilmesinin zorunlu olduğunu, davacının söz konusu bedeli talep etme yetkisinin dolayısıyla aktif husumetinin varlığının açık ve kesin olduğunu, aksinin iddia edilmesinin açıkça kötüniyetli olduğunu, mahkemede bu kötüniyetin himaye edilmiş olmasının kabul edilemez olduğunu, şirket devri gerekçesine dayanılarak aktif husumetin yok sayılmasının hatalı olduğunu, ne dava dilekçelerinde ve ne de yargılama sürecinde sunulan beyanlarının hiçbirinde şirket devrine ve şirkette yetkimiz kalmadığından dolayı davayı açtığımıza ilişkin böyle bir vakıa ileri sürülmediğini, dosya kapsamında bu yönde herhangi bir beyan bulunmadığını, mahkeme gerekçesinde, davacı yatının sahibi olarak ...in yetkisi ile ... Limited ile davalı arasında bağlama sözleşmesi yapıldığını iddia ettiğini ancak bu iddia mahkemenin eksik incelemesinden kaynaklı tamamı ile hatalı olduğunu, mahkeme beyanlarını hatalı değerlendirdiğini ya da dosyada mevcut olmayan bir vakıaya dayanarak hüküm kurduğunu, her iki ihtimal de usul hukuku bakımından kabul edilemez nitelikte olduğunu, mahkemenin gerekçeye dayalı aktif husumet değerlendirmesinin isabetsiz olduğunu, çelişkili gerekçe ile hüküm kurulduğunu, mahkeme bir yandan davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davayı usulden reddettiğini, diğer yandan ise sözleşmede yer alan “iade yasağı” hükmüne dayanarak uyuşmazlığın esasına ilişkin değerlendirmelerde bulunduğunu, sözleşme hükmü sebepsiz zenginleşmeyi ortadan kaldırmayacağını, sözleşme maddelerinin kanunla düzenlenen genel hükümlerle çatışmasına müsaade edilmemesi gerektiğini,

Türk Borçlar Kanunu’nun 77 ve devamı maddeleri uyarınca, haklı bir sebep olmaksızın sağlanan bu fazladan kazancın davacıya iadesi gerektiğini, mahkemenin eksik inceleme ile karar verdiğini, mahkeme, taraflarınca ileri sürülen bu maddi vakıalar ve talep edilen deliller hakkında herhangi bir araştırma yapmaksızın davayı reddettiğini, uyuşmazlığın çözümü bakımından belirleyici nitelikteki deliller toplanmadan ve gerekli inceleme yapılmadan karar verilmesinin, eksik inceleme niteliğinde olup hükmün kaldırılmasını gerektirdiğini, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE : Dava; yat bağlama sözleşmesinden kaynaklanan ödenen bedelin iadesi talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacının aktif husumetinin bulunup bulunmadığı noktasındadır.

Davacı, yurt dışı menşeli ...Limited şirketinin sahibi ve yetkilisi olduğunu, “...” isimli yatın şahsi kullanımında, ilgili şirket adına kayıtlı olduğu, taraflar arasında ... isimli yatın 31.12.2024 - 31.12.2025 tarihleri arasında ...’nda bağlanması amacıyla bir yıllık bağlama sözleşmesi akdedildiği, bu sözleşme kapsamında belirlenen 1.624.662,38 TL tutarındaki bedelin davacı tarafından 20.12.2024 tarihinde peşin olarak davalıya ödendiği, sözleşme süresi sona ermeden, 2025 yılı içerisinde üçüncü bir kişiye satıldığını ve yeni malik tarafından 17.03.2025 tarihinde bir daha dönmemek üzere marinadan çıkartıldığından, sözleşme süresinin kalan 289 günlük kısmına ilişkin olarak peşin ödenen 1.624.662,38 TL bağlama bedelinden yalnızca 76 güne tekabül eden 338.285,87 TL’nin mahsup edilerek ifa edilmeyen hizmet süresine karşılık gelen 1.286.376,51 TL’nin, şimdilik 150.000,00 TL'lik kısmının ödenmesini talep etmiş, davalı, sözleşme şirket ile yapılmış olduğundan davacının dava açma ehliyeti bulunmadığını, İşletme Yönetmeliğinin 8.9. maddesi uyarınca sözleşmeci tarafın sözleşme tarihinden önce teknenin marinadan ayrılması söz konusu olursa herhangi bir ücret talebinde bulunamayacaklarının açıkça kabul edildiğinden herhangi bir bedel talep edemeyeceği savunmasında bulunmuştur.

Dosyada bulunan 08.01.2025 tarihli ... Yat Bağlama Sözleşmesinin, ... ... Lımıted şirketi yetkilisi ...ile davalı arasında ... isimli ...... bayraklı yatın 31.12.2025 tarihine kadar bağlanması ve ... hattı tesisi için imzalanmış olduğu görülmüştür.

Taraf sıfatı, bir başka değişle husumet ehliyeti dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Uygulamada davacı sıfatı aktif husumeti, davalı sıfatı ise pasif husumeti karşılayacak şekilde değerlendirilir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Aktif veya pasif husumet ehliyeti kamu düzenine ilişkin olmakla taraflarca her zaman ileri sürülebileceği gibi mahkemelerce de resen nazara alınır.

Bu aşamada taraf sıfatı kavramı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı (dava konusu sübjektif hakka ilişkindir.

Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir.

Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat(husumet) yokluğundan reddedilir.

Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine aittir. Mesela, bir alacak davasında davacı olma sıfatı o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası, o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, dava, davacı sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 234; Yılmaz, Ejder; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 530).

Bir sübjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişidir (davalı sıfatı). Örneğin bir alacak davasında davalı olma sıfatı o alacağın borçlusuna aittir. Alacak davası, o alacağın borçlusundan başka bir (üçüncü) kişiye karşı açılırsa davalının davalı (borçlu) sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir.

Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir sübjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (sübjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur.

Sıfatın usul hukuku bakımından önemi (usul hukukunu ilgilendiren yönü) şudur: Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez. Mahkeme, davanın sıfat yokluğundan reddine karar verir. Bu karar, davanın mesmu olmadığına (dinlenemeyeceğine) ilişkin bir karar olmayıp, gene davanın esasına ilişkin bir karardır (taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden bir karardır).

Mahkemenin sıfat yokluğunu kendiliğinden (resen) gözetmesi gerekir. Çünkü sıfat yokluğu, bir defi değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden (resen) gözetir.

Somut olayda, dava konusu 08.01.2025 tarihli ... Yat Bağlama Sözleşmesi, ... ... Lımıted şirketi ile davalı arasında ... isimli yata ilişkin yapılmıştır. Davacı, ... isimli yatın dava dışı şirkete ait olduğunu ve söz konusu şirketin sahibi olduğunu dönemde sözleşme imzalanarak bedelini bizzat ödediğini, şirketin ve yatın devredilerek marinadan çıkartıldığından, sözleşme süresinin kalan bedelini davalıdan talep etmişse de, Sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği, sözleşme tarafları arasında hak ve borç doğuracağından, davacının bu sözleşmeye taraf olmaması ve sözleşmenin ancak sözleşmenin tarafları arasında hüküm ifade edecek olması nedeniyle dinlenebilir değildir.

Bu haliyle davacının takibe konu sözleşmenin tarafı olduğunu ispatlanamadığından, sözleşmenin tarafı olmayan davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.

HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.

KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,

3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerilerinde bırakılmasına,

4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.11/06/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/834, K. 2026/1246, T. 11.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-834-e-2026-1246-k-30238a5056ba