Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/2034 E. 2026/2127 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/2034
Karar No
2026/2127
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

3. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO:2026/2034

KARAR NO:2026/2127

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

K A R A R

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:21/04/2026

NUMARASI:2024/119 E - 2026/246 K

DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali

KARAR TARİHİ:02/09/2026

Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı dava dilekçesinde özetle; davalı tarafından... EYÜPSULTAN /İSTANBUL adresinde mevcut olan ve ....Şti. adına kayıtlı olan IC ... nolu sözleşmeden kaynaklanan idare alacağını yasal süresi içiresinde ilgili borçlular tarafından ödenmemiş olduğunu, davalı/borçluya sözleşme borcunun ödenmesi, aksi takdirde yasal yollara müracaat edileceği hususunda ihtarname gönderilmiş olmasına rağmen, davalının ihtarnameye kayıtsız kalmış olduğunu, davalı/borçlunun bu kayıtsızlığı üzerine müvekkili tarafından icra (MTS) takibi başlatılmış olduğunu, takibe borçlu tarafından itiraz edilmiş olduğunu, söz konusu ihtilafın giderilmesi için 09/01/2024 tarihinde İstanbul Arabuluculuk Bürosunun 2024/602 Büro, 2024/4505 Arabuluculuk numarası ile arabuluculuk görüşmeleri başlatılmış olup arabuluculuk görüşmelerinin anlaşmama olarak son oturum tutanağı ile sonlandırılmış olduğunu, netice itibariyle davalının takibe yapmış olduğu itirazın iptaline yönelik olarak işbu davanın açılması zarureti hasıl olduğunu, yukarıda da izah edildiği üzere müvekkili idarenin alacağının tahsili amacıyla icra dosyası ile borçlu aleyhinde MTS yoluyla takip yapılmış, borçlu şirket yetkilisinin süresi içerisinde borçlu olmadığını iddia ederek; takibe, borca ve zamanaşımına itiraz etmiş, bu sebeple takibin durdurulmuş olduğunu, borçlunun itirazının haksız ve dayanaksız olduğunu, müvekkilinin alacağının davalı/borçlu ile müvekkili idare arasında akdedilen abonelik sözleşmesine dayanmakta olup davalı/borçlunun müvekkili idareye toplamda 52.007,75-TL borcu bulunmakta olduğunu, müvekkilinin, 3305 sayılı yasa ve değişik 2560 sayılı yasa ile Büyükşehir Belediyesinin sınırları içinde ve mücavir alanlarda su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek, bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak ve kurulu olanları devralıp işletmek üzere kurulmuş olduğunu, Kuruluş Kanunu’nun 13. maddesinde idarenin gelirleri sıralanmış, su satışı ve kullanılmış suların uzaklaştırılmasına karşılık abonelerden ücret alınması hususu bu kapsamda idare geliri olarak öngörülmüş olduğunu, yine 2560 sayılı Kuruluş Kanunu’nun 23. maddesi hükmü gereği su satışı ve kullanılmış suların uzaklaştırılması, çevreyi kirletmeyecek önlemlerin alınması ve aldırılmasıyla ilgili tarifelerin hangi kriterlere göre saptanacağı ile bu şekilde saptanan bedellerin hangi usul ve esaslara göre tahsil edileceğini belirlemek üzere Tarifeler Yönetmeliği hazırlanmış olduğunu, davalı adına tahakkuk ettirilen ve takibe konu olan bedellerin tamamı anılan Tarifeler Yönetmeliği kapsamında tespit edilmiş olduğunu, görüldüğü üzere davalı tarafın borcun dayanaksız olduğu yönündeki beyanlarının hiçbirisinin gerçeği yansıtmamakta olduğunu, müvekkili İdarenin Su ve Kanalizasyon hizmetlerinden yararlanmak isteyen her kişi veya kuruluş, kanun gereği, müvekkili idareye müracaatla mukavele imzalamakla yükümlü olduğunu, nitekim bu husus YHGK’nun 20.12.2000 tarih, 2000/3-1803 E ve K. sayılı ilamında açıkça ifade edilmiş olduğunu, Tarifeler Yönetmeliği’nin 16. maddesinde, ...’nin su ve kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan her abonenin tükettiği kadar suyu kirleteceğinden bunların nihai bertarafı ve uzaklaştırılması için “Kullanılmış Suları Uzaklaştırma Bedeli’ni (KSUB)” ödemekle yükümlü olduğu belirtilmekte olduğunu, davalının IC ...- no’lu mukavelenin abone tarafını teşkil etmesinden hareketle dava konusu borçtan ABONE sıfatıyla sorumlu olduğunu, davalının sadece takibi sürüncemede bırakmak amacıyla haksız ve yersiz bir şekilde takibe itiraz etmiş olduğunu, bu itirazın kamu hizmeti gören müvekkili idarenin verdiği hizmetin bedelini alamaması veya geç alması nedeniyle hizmetlerin aksamasına neden olmakta olduğunu, bu nedenle haksız ve mesnetsiz itirazın iptali gerekmekte olduğunu, öte yandan dava konusu alacağın (vergiler dahil) ve gecikme zammından müteşekkil olduğundan likit olduğunu, dolayısıyla borçlu likit bir alacağa karşı itirazda bulunmuş olduğundan işbu itirazın haksız olup, % 20’dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesi gerekmekte olduğunu, yukarıda açıklanan nedenlerle; haksız ve dayanaksız itirazın iptali ile takibin devamını, borçlunun % 20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ile dava ettiği görüldü.Davalı cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde her ne kadar müvekkili firmanın abonelik sözleşmesinden kaynaklı borcu olduğu iddia edilmekte ise de bu beyanın somut delillerle ispat edilememiş olduğunu, nitekim dava dilekçesinin bir nolu maddesinde, ... nolu sözleşme numarasının dava dışı ....Şti adına kayıtlı olduğunun ifade edilmiş olduğunu, adı geçen firmanın müvekkili firmayla herhangi bir bağlantısı bulunmamakta olduğunu, dava dilekçesinde öne sürülen borç iddiasının taraflarınca kabul edilmemekle birlikte, dava konusu iddialar somutlaştırılmamış olup dilekçeler teatisinin tamamlanması sonrasında sunulacak delillere de muvafakat etmediklerini beyan ettiklerini, dava konusu takibin, tüzel kişiliği bulunmayan şubeye karşı açılmış olduğunu, davacı idare tarafından İstanbul Abonelik Sözleşmeleri İcra Dairesi .... sayılı dosyası ile başlatılan icra takibinin, tüzel kişiliği bulunmayan müvekkili firma şubesi .... A.Ş. ... ŞUBE'ye karşı başlatılmış olduğunu, taraf sıfatı, davaya konu sübjektif hakka ilişkin olduğunu, bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi o hakkın sahibine ait olduğunu, hukuk davalarında tarafların dava ehliyetine sahip olmaları gerekmekte olduğunu, tüzel kişiliği bulunmayan şubenin taraf ehliyeti de bulunamayacağı için şubeye karşı icra takibi başlatılamayacağını ve dava açılamayacağını, takibin başlatıldığı şube her ne kadar müvekkili firma bünyesinde faaliyet göstermekte ise de şubenin kendine ait bir tüzel kişiliği bulunmamakta olduğunu, dolayısıyla ... Şubesi dava ve taraf sıfatını haiz olmadığını,bu durumda şubeye karşı doğrudan takip başlatılamayacağı ve dava açılamayacağının tereddütsüz olduğunu, dava ehliyetinin yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre kamu düzenine dair olduğundan her zaman ileri sürülebileceğini, bu çerçevede davanın usulden reddi gerekmekte olduğunu, bununla beraber yukarıda belirtilen sebepler gereğince dava konusu takibin iptali amacıyla İstanbul 36.İcra Hukuk Mahkemesinin 2024/30 Esas sayılı dosyasından taraflarınca dava açılmış olup ilgili dosyanın celbini ve mahkememiz dosyası için bekletici mesele yapılmasını talep ettiklerini, takip dosyası ile davaya konu edilen icra dosyasının farklı olduğunu, davacı tarafından yapılan arabuluculuk başvurusunda, İstanbul Abonelik Sözleşmeleri İcra Dairesinin .... sayılı takibine ilişkin görüşme sağlanmış ve görüşme neticesinde anlaşamama son tutanağı düzenlenmiş olduğunu, ancak dava dilekçesi incelendiğinde, Merkezi Takip İcra Dairesinin ... sayılı dosyasına konu itirazın iptali talep edilmekte olduğunu, nitekim dava dilekçesi ayrıntılı incelendiğinde dava konusu edilen takip dosyası ile davacının hukuki delillerinde de 2022/1036793 sayılı dosyaya açıkça yer verildiğinin anlaşılmakta olduğunu, dava dilekçesinde Merkezi Takip İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali talep edildiği göz önüne alındığında, bu takip için öncelikle dava şartı arabuluculuğa başvurulması gerekmekte olduğunu, her ne kadar dava dilekçesi ekinde İstanbul Arabuluculuk Bürosunun 2024/602 ve 2024/4505 dava şartı arabuluculuk dosyasına atıfta bulunulmuş ise de yukarıda da ifade ettiğimiz üzere arabuluculuk görüşmeleri İstanbul Abonelik Sözleşmeleri İcra Dairesinin ....sayılı dosyasına ilişkin yapılmış olduğunu, bu bilgiler çerçevesinde dava dilekçesine konu edilen ... sayılı icra dosyasına ilişkin olarak arabuluculuk dava şartı yerine getirilmeden açılan mezkur davanın, dava şartı yokluğundan reddi gerekmekte olduğunu, ödeme emrinin müvekkili firmaya tebliği sonrasında, şirket kayıtlarında yapılan incelemelerde, davacının müvekkili firmadan herhangi bir hak ve alacağının bulunmadığının tespit edilmiş olduğunu, gecikme zammı oranının fahiş talep edilmiş olduğunu, diğer yandan kabul anlamına gelmemekle birlikte talep edilen faiz ve gecikme zammının yasal sınırların üzerinde bulunmakta olduğunu, her ne kadar borcun doğduğu tarihten itibaren aylık %2,5 oranında gecikme zammı talep edilmişse de 28.06.2019 tarih ve 1266 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı gereğince ancak 01.07.2019 tarihinden sonra doğmuş borçlar için %2,5 oranında gecikme zammı talep edilebilecek, bu tarihin öncesindeki borçlar için ise %2 oranında gecikme zammı talep edilebileceğini, yukarıda açıklanan nedenlerle; haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddini, davacı hakkında takip tutarı üzerinden %20 oranında tazminata hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ile cevap verdiği görüldü.İlk derece mahkemesince; "1- Davanın kısmen kabulüne; A)Davalının MTS 2022/1036793 sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibin 28.915,10-TL asıl alacak, 21.074,00-TL gecikme faizi olmak üzere toplam 49.989,10TL üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren aylık %2 faiz uygulanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine, 2-Kabul edilen alacağın %20’si olan 9.997,82TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine" kararı verilmiştir.Söz konusu kararı davacı vekili istinaf etmiştir. Dava dosyası istinaf incelemesi için Dairemize gönderilmiş ise de, 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunununda Bazı Değişiklikler Yapılmasına Dair 6763 sayılı yasa ile, HMK 341. madde 2. fıkrasında "Miktar veya değeri üçbin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir" şeklinde yapılan yasa değişikliği 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dava tarihi itibarıyla, kesinlik sınırı ise 28.250,00 TL 'dir.Somut uyuşmazlıkta, davanın değeri 52.007,75 TL olup, hükmedilen miktar 49.989,10 TL, istinaf edilen red olan miktar 2.018,65 TL olup dava tarihinde davacı yönünden miktar itibarıyla karar kesindir. Bu itibarla, istinaf konusu kararın HMK 341. ve 346. maddelerine göre kesin olması sebebiyle, davacı istinaf dilekçesinin HMK 341, 346 ve 352/1-b maddeleri uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.

K A R A R:Yukarıda açıklanan nedenlerle;Davacı istinaf dilekçesinin, HMK 341, 346 ve 352/1-b maddeleri uyarınca karar kesinlik sınırı altında kaldığından reddine,Peşin alınan istinaf karar harcının, istinaf edene isteği halinde ilk derece mahkemesince iadesine,İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa, karar kesin olmakla istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 02/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/2034, K. 2026/2127, T. 02.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-2034-e-2026-2127-k-06961686a8d2