Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/155 E. 2026/752 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/155
- Karar No
- 2026/752
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
40. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
DOSYA NO: 2026/155
KARAR NO : 2026/752
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 06/11/2025
NUMARASI : 2025/377 Esas - 2025/758 Karar
DAVANIN KONUSU: Maddi Tazminat
KARAR TARİHİ: 14/05/2026
Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'un 23/01/2016 günü yolun karşısına geçerken plakasını göremediği bir aracın çarpması üzerine yaralandığını, kazaya yol açan aracın tespit edilemediğini belirterek, fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, davacının sürekli iş göremezliği dolayısıyla 100 TL ve geçici iş göremezliği dolayısıyla 100 TL olmak üzere temerrüt tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.
Davacı vekili davasını 16/06/2021 tarihli talep artırım dilekçesi ile bilirkişi raporu doğrultusunda fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla geçici iş göremezlik tazminatı taleplerini 5.203,96 TL'ye, sürekli iş göremezlik tazminatı taleplerini 119.609,92 TL'ye olmak üzere toplamda 124.813,88 TL 'ye artırdıklarını talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde, davanın reddini savunmuştur.
İlk derece mahkemesince; davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, 5.203,96 TL geçici iş göremezlik ve 82.897,96 TL kalıcı iş göremezlik zararı olmak üzere toplam 88.101,92 TL maddi tazminatın temerrüt tarihi olan 08/02/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiş, davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurularının incelenmesi sonucunda Dairemizin 13/03/2025 tarih, 2022/195 Esas, 2025/439 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nin 353/1-a/6. maddesi uyarınca kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda; HMK'nin 1141-i, HMK'nin 115/2 gereğince dava şartı (kesin hüküm) yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili: İlk derece mahkemesinin başka bir hukuk kurumu olan Sigorta Tahkim Komisyonunun kesinleşmiş kararını "denetleme", "yerindeliğini sorgulama" veya "hukuki nitelendirmesini değiştirme" yetkisi olmadığını, kaldırma kararını veren İstanbul BAM 40. Hukuk Dairesinin, Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetinde görülen uyuşmazlıkta verilen kararın hatalı olduğunu yani usulden değil esastan reddedilmesi gerektiğini iddia ettiğini, bu sebeple kararın kesin hüküm taşıması gerektiğinden bahisle huzurdaki davanın reddedilmesi gerektiğini belirtmesi nedeniyle, kendisini fiilen Sigorta Tahkim Komisyonunun kararını denetleme yetkisi olan bir kanun yolu mercii yerine koyduğunu, müvekkilin tazminat talebinin haklı olup olmadığını değerlendiren bir karar bulunmadığını, yerel mahkemenin dosya kapsamında çelişkili ve hatalı adli tıp raporunu hükme esas almasının hatalı olduğunu, müvekkilinin kaza öncesindeki yapabildiği her hareketi kaza sonrasında aynı şekilde yapamadığını, mahkemenin nispi vekalet ücretine hükmetmesinin hatalı olduğunu, kimliği belirsiz araç sürücünün sorumlu tutulduğu kusur maddeleri eksik belirlendiğini, müvekkilin bakiye ömrü ve bilinmeyen dönem hesabına esas alınan gelirinin yanlış tespit edildiğini, bilinmeyen dönemi içerisindeki aktif dönemi eksik, (bakiye ömre ilişkin itirazlarımız vaki olmak kaydıyla) pasif dönem ise fazla hesaplandığını belirtmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda:
Dava konusu uyuşmazlığın daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması (derdest olmaması) ve daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması dava şartıdır. (HMK m.114/1-i) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. (6100 sayılı HMK m.115/2)
HMK'nin 303/1. maddesine göre, bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.
Hukuk Genel Kurulunun 19/02/2025 tarihli ve 2023/11-800 Esas, 2025/65 Karar sayılı kararı ile benzer birçok kararında da ifade edildiği üzere; "Nihai kararlar, usule ilişkin nihaî kararlar veya esasa ilişkin nihai kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Uyuşmazlığı esastan çözmemekle birlikte, davaya görülmekte olan mahkemede son veren kararlar usule ilişkin nihai karar olarak nitelendirilir. Usule ilişkin nihai kararlar davanın esasına yönelik olmadığından maddi anlamda kesinleşmeye elverişli değildirler. Bu karar şekli anlamda kesinleşmiş olsa bile, maddi anlamda kesinleşmeye elverişli olmadığından, söz konusu eksiklikleri gidererek aynı tarafların aynı konuda ve aynı sebeplere dayanarak yeniden bir dava açması mümkündür (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz: Medenî Usûl Hukuku, İstanbul, Mart 2017, C. III, s. 1973-1974). Mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olduğu gibi, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen usulden ret kararları (6100 sayılı Kanun md.115/2) da, usule ilişkin nihai kararlardır.
Esasa ilişkin nihai kararlar (hüküm) ise, hâkimin maddi hukuk kurallarını uygulayarak uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır (6100 sayılı Kanun md. 294/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihai karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık esastan sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o dava konusu uyuşmazlık hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir."
Anılan kararda da değinildiği üzere, görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olduğu gibi, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen usulden ret kararları (6100 sayılı Kanun md.115/2) da, usule ilişkin nihai kararlardır.
Bunun yanında, Sigorta Tahkim Komisyonunca, başvurunun niteliği ve kapsamı itibarıyla, Sigortacılık Kanunu'nda öngörülen azami sürede uyuşmazlığın karara bağlanması olanağının öngörülmediği durumlarda hakem heyetince verilen dosyadan el çekilmesine dair kararlar da usule ilişkin nihai kararlardan olup taraflarca bu eksikliklerin giderilmesinden veya dava koşullarının sağlanmasından sonra aynı konuda ve aynı davalıya dava açılması olanağı vardır. Başka bir deyişle, usule ilişkin kararlardan dolayı, davanın yeniden açıldığı mahkemece kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilemeyecektir.
Yukarıda anlatılanlar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Davacının, eldeki davanın konusu ile aynı konuda ve aynı davalıya karşı başvurusu sonucunda Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakeminin 2017.E.8845, K-2017/22475 sayılı ve 26/05/2017 tarihli kararında; "Başvuran tarafın, maluliyetin kazayla bağlantısını kuramadığı, dolayısı ile maluliyet hesabının yapılamadığı değerlendirilmiştir." denilmiş; sonrasında da; "Anılan mevzuat ve değerlendirmeler karşısında, ön şart yokluğundan, sigorta kuruluşunun yükümlülüğünün bulunmadığı kanaatine varılmıştır." gerekçesiyle davanın "usulden" reddine karar verilmiştir.
Kararın gerekçesinden; başvurunun, davacıda oluştuğu ileri sürülen maluliyetin, davalı ... Hesabının sorumluluğunda olan, trafik sigortası bulunmayan aracın çarpmasıyla meydana geldiği olgusunun ispat edilememesi nedeniyle reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurunun ret gerekçesinin usule ilişkin sebepten olmadığı açık olmasına karşın hüküm kısmında davanın "usulden reddine" karar verildiğinin belirtilmesi, verilen kararı "usule ilişkin nihai karar" niteliğine büründürmeyecektir.
Yine örneğin, başvurunun ret gerekçesinde 5684 sayılı Kanun'un 30/16. maddesinde öngörülen süre içinde karar verilemeyeceğinin anlaşılması ve tarafların ek süre için muvafakatlerinin olmaması nedeniyle Sigorta Tahkim Komisyonunca "dosyadan el çekildiği" belirtildikten sonra hüküm kısmında başvurunun "esastan reddine" karar verilmesi halinde de bu kez verilen karar esasa değil, usule ilişkin bir nihai karar olacak ve hükümde başvurunun esastan reddine karar verildiği yazılı olmasına rağmen verilen hüküm taraflar için kesin hüküm niteliğinde olmayacaktır.
Bu itibarla, Sigorta Tahkim Komisyonunun yukarıda belirtilen dosyasının taraflarının, dava sebebinin ve konusunun aynı olduğu; belirsiz alacak şeklindeki başvuruya rağmen, itiraz hakemince kararın kesin olduğunun belirtilmesinin, İtiraz Hakem Heyeti nezdinde itiraz yoluna ve aleyhe karar verilmesi halinde de temyiz yasa yoluna başvuruya engel oluşturmadığı, anılan kararın yasa yoluna (itiraz ve temyiz) başvurulmaksızın kesinleştiği ve buna göre HMK'nin 114. maddesinin 1. fıkrasının "i" bendinde öngörülen aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olmasına ilişkin dava şartının gerçekleşmemesi nedeniyle reddine karar verilmesinde dosya içeriği ile usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı sonucuna ve buna göre aşağıdaki karara varılmıştır.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1.Davacı vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı ilk derece mahkemesinin hükmüne yönelik istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine,
2.Harçlar Kanununa göre alınması gereken 732 TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL istinaf karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3.Davacının istinaf başvurusu nedeniyle sarf ettiği yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
4.İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
5.İstinaf yargılama giderleri için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nin 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde, dairemize ya da bulunulan yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçeyle Yargıtayda temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.14/05/2026