Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1365 E. 2026/3600 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1365
Karar No
2026/3600
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

4. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/1365

KARAR NO : 2026/3600

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 14/02/2025

NUMARASI : 2023/814 Esas - 2025/136 Karar

DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/07/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde; 2014-2022 yılları içerisinde adına kayıtlı araçları için trafik ve kasko sigortaları yapmak istediğini, bu amaçla müracaat ettiği sigorta şirketlerinden olumsuz yanıt aldığını, araçlarını sigorta ettirememe sebebi ile ilgili yapmış olduğu araştırmalar neticesinde, bu durumun Sigorta Sahteciliklerini Önleme Bürosu (...)'na yapılan bir bildirim sebebi ilke olduğunun tespit edildiği, bu kaydın niçin ve neden kaynaklı olduğunun tespiti ve kaldırılması için 17/03/2022 tarihinde ...'e sistemden müracaat edildiğini, 17/03/2022 tarihli yanıt mailinde başvurunun ... talep sırası ile kaydedildiğini, işlemin sigorta şirketine yönlendirildiği ve düzeltme veya açıklamanın tarafımıza bildirileceği yanıtı verildiğini, ... tarafından ... talep sıralı başvuruya cevaben de "13/07/2014 tarihli kazasında hasar uyumsuzluğu tespit edildiğinden ... kaydı yapılmıştır." cevabı verilerek dosyanın kapatıldığını, ilgili kuruma 24/08/2022 tarihinde Kocaeli 3. Noterliği'nin ... Yevmiye No'lu ihtarnamesi ile ihtar çekildiğini, söz konusu kaydın haksız ve hukuka aykırı olduğu bildirilmiş, kaydın kaldırılması talep edilmişse de, bu başvurumuz yanıtsız bırakıldığını, söz konusu kayda neden, davalı sigorta şirketinin 13/07/2014 tarihinde meydana geldiği iddia edilen kaza sebebiyle yapılan bildirimin neden olduğunun tespit edildiğini, söz konusu iddiaya göre; 13/07/2014 tarihinde ... (TC Kimlik No:...) ile vekil edenin karışmış olduğu bir trafik kazasında, vekil eden sigorta şirketine hatalı bildirim yaptığını, bu durumu tespit eden sigorta şirketi de 15/09/2014 tarihinde söz konusu bildirimi yapmış ve vekil edenin araçlarını sigorta ettirememesine neden olduğunu, söz konusu hususun haksız ve hukuka aykırı olduğu düşüncesi ile tarafımızca öncelikle arabuluculuk kurumuna başvuru yapıldığını, daha sonra İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde dava açıldığını, davalı yan, 13/01/2023 tarihli dilekçesi ile; Yanlış Sigorta Uygulamalarına ilişkin Genelge şirketleri tarafından yapılan bildirim neticesinde ... kaydı oluşturulduğunu mahkeme nezdinde sunulan cevap dilekçesinde belirtiklerini, söz konusu kaydın 14/12/2022 tarihinde kaldırılmış olduğunu beyanla, işlemin kendi hatalarından kaynaklandığını kabul etmişler ve hatalı kaydın 14/12/2022 tarihinde kaldırıldığını beyan ettiklerini, yerel mahkeme 18/01/2023 tarih 2022/797 Esas ve 2023/36 Karar sayılı ilamı ile, davalı tarafın beyanları doğrultusunda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığı kararı verdiğini, işbu karar taraflara tebliğ edildiğini ve tarafların istinaf kanun yoluna başvurmaması sonucu, kesinleştiğini, halihazır durumda, söz konusu hata giderilmiş olmakla, vekil eden hatalı ... kaydı sebebiyle işlem tarihinden 14/12/2022 tarihine kadar adına kayıtlı mevcut 16 adet aracının trafik ve kasko sigortasını yaptıramadığını, vekil eden, araçları hakkında uygulanan sigorta indirimlerinden yararlanamadığını, hatalı işlem kaldırıldıktan sonra daha yüksek bedellerle sigorta yaptırmak zorunda kaldığını, ayrıca, hatalı işlem sebebiyle vekil edenin ismi lekelenmiş, personel taşıdığı ve araçlarını sigorta yaptırdığı firmalara karşı rencide olduğunu, ayrıca, söz konusu dönemlerde vekil eden, araçlarını aile firması şirketine bağlı taşımacılık sektöründe kullanmakta iken, söz konusu dönemlerde araçların sigorta ve bu işleme dayalı olarak muayene işlemlerinin tam olmaması sebepleri ile kullanamadığını, hatta söz konusu dönemlerde vekil eden bazı araçlarını sırf bu sebeplerle satmak zorunda kaldığını, bütün bu sebeplerle zarara uğradığını, maddi manevi tazminat talebi bulunduğunu, davalı sigorta şirketi tarafından haksız ve hukuka aykırı şekilde yapılan yanlış sigorta uygulama -sı sebebi ile oluşan ... suistimal kaydı sebebiyle, -fazlaya ilişkin dava ve talep haklarımız saklı kalmak kaydı ile- vekil edenin uğramış olduğu 1.000,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminat taleplerinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile ödenmesine karar verilmesi talep edilmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; Huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak görülemeyeceğinden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla ilgili talepler zamanaşımına uğradığını, suiistimal şüphesi halinde sigorta şirketlerinin sigorta bilgi merkezine bildirim yükümlülüğü bulunduğundan kaydın haksız işlendiğinden bahsedilemeyeceğini her halükarda zarar görenin zararı azaltma külfeti bulunmakta olduğunu, müvekkili sigorta şirketi tarafından davacı tarafın itibarını zedeleyecek bir eylemde bulunulmadığını, suiistimal şüphesi halinde durumun ...'e bildirilmesi yasal mevzuat gereği zorunlu olup, müvekkili şirket mevzuattan doğan yükümlülüğünü yerine getirdiğini, davacının isminin lekelendiği ve ticari itibarının zedelendiği iddiaları da hiçbir şekilde gerçeği yansıtmadığını, zira ilgili kayıt yalnızca kişinin sigorta sözleşmesi yapmak istediği sırada sigorta şirketi tarafından ve kişinin kendisinin sorgulaması durumunda görüntülenebilen bir kayıt olduğunu, bu sebeple davacının sigorta şirketi ve iş yaptığı firmalara karşı rencide olması durumunun söz konusu olmadığını, ayrıca davacının sigorta yaptıramaması sebebiyle acı, elem ve ızdırap duyduğu da söylenemeyeceğini, zira davacı sekiz yıl boyunca araçlarını sigortalatamamasına rağmen hiçbir eylemde bulunmayarak aslında bu durumu önemli dahi görmediğini, bu sebeple davacı tarafın manevi zarara ilişkin iddialarını ispat edemediğinden bahisle bu yöndeki taleplerin reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesince; "...Davaya konu olayın; kaza tarihi itibariyle davacı ...'ın (... ... ... .... Ltd. Şti.) maliki ve sürücüsü olduğu ...plakalı araç ile dava dışı ...'ın maliki ve dava dışı ...'ın sürücüsü olduğu ... plakalı araç arasında 15/07/2014 tarihinde meydana gelen trafik kazası olduğu,

Davalı ... A.Ş.'nin; dava dışı ...'ın maliki ve dava dışı ...'ın sürücüsü olduğu ... plakalı aracı ... poliçe numarası ile 25/04/2014 — 25/04/2015 vade tarihleri arasında ... Poliçesi ile sigortalayan şirket olduğu,

13/07/2014 tarihinde meydana gelen davaya konu kazanın ilgili poliçe vadesi içerisinde gerçekleştiği ve davaya konu kazanın meydana geldiği tarih itibariyle ... Araç Başına Maddi Zarar Teminat limiti 28.800,00 TL olduğu,

Davacı tarafa herhangi bir ödeme yapılmadığı, Yanlış Sigorta Uygulamalarının Tespiti, Bildirimi, Kaydı ve Bu Uygulamalarla Mücadele Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 11., 12. ve 13. Maddelerine istinaden davalı ... A.Ş.'nin ilgili yönetmelik hükümlerine uygun şekilde hareket ettiği ve dolayısıyla somut olayda davacı tarafça ... suistimal kaydı sebebiyle uğranıldığı iddia olunan maddi zarara ilişkin davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun bulunmadığı hususunun tespit ve rapor edildiği denetlemeye ve hükme dayanak etmeye elverişli bilirkişi raporuna göre maddi tazminat yönünden davanın reddine,

Her ne kadar davacı yan tarafından manevi tazminatda talep edilmiş ise de, somut olayda TBK 58. maddesine dayanan manevi tazminat talepleri yönünden şartların oluşmadığı, davacının kişilik hakları ve kişisel varlıklarına hukuka aykırı şekilde saldırıldığı sabit olmadığından davacı yanın manevi tazminat taleplerinin de reddine karar vermek gerekmiştir.

Davacının davasının reddine,..." karar verilmiştir.

Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Dava dilekçesi ve aşamalardaki beyanlarını tekrarla, açmış oldukları davada tazminat koşullarının oluştuğunu beyanla Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :

İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Dava, Haksız fiil iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Manevi tazminat yönünden yapılan istinaf incelemesinde;

Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesi ve Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesi gereğince kişisel değerlere saldırı halinde manevi tazminata hükmedilmesi için;

a-) Kişilik haklarına saldırının bulunması gerekir. Kişilik hakları, kişinin kendi hür ve bağımsız varlığının bütünlüğünü sağlar. Kişilik hakkı, kişinin şeref ve haysiyetiyle ilgili olarak değerlendirilir. Kişinin şeref ve haysiyeti, dahil olduğu toplumun gerekli saydığı ahlaki niteliklere sahip olduğu için kişiye verilen değeri ifade eder. Kişinin şeref (onur) ve haysiyeti (saygınlığı) onun toplum içindeki tüm manevi değerlerinden oluşur. Her kişinin içinde yaşadığı toplumda ve ilişkiler kurduğu çevrelerde kişisel onuru ve saygınlığı mevcuttur. Kişiyi küçük düşürmek, yanlış tanıtmak, gülünç ya da zor duruma sokmak gibi davranışlar kişinin manevi değerlerini zedeleyen davranışlar olarak algılanır ve kişilik haklarına saldırı teşkil eder.

b-) Saldırının hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka Uygun bir eylem haksız tecavüz olarak kabul edilemeyeceği için bu maddelerin uygulanmasına olanak yoktur. Bir başka deyişle saldırıda hukuka uygunluk var ise manevi tazminattan bahsedilemez.

c-) Kişinin haksız olan eylemden dolayı manevi zarar uğramış olması gerekir. Kişilik haklarına saldırı teşkil eden eylem, kişide elem ve üzüntü oluşturmamış, manevi olarak kişinin dünyasından herhangi bir etki yaratmamış ise yine manevi tazminattan bahsedilemez.

Bu üç şartın bir arada olması halinde kişinin kişilik haklarına haksız saldırı sebebiyle manevi tazminat sorumluluğu doğabilecektir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. Maddesi geregince, “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür”. Bu hüküm dikkate alındığında kusur sorumluluğu olarak tanımlanan haksız fiil sorumluluğunun kurucu unsurları; fiil, zarar, illiyet bağı, kusur ve hukuka aykırılıktır. Haksız bir eylemin tazminat sorumluluğu doğurabilmesi için kusurlu ve hukuka aykırı bir fiil sonucunda zarar doğması, zarar ile fiil arasında da illiyet bağı bulunması gereklidir.

Maddi tazminat yönünden yapılan istinaf incelemesinde;

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “ispat yükü” başlıklı 6. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü tutulmuştur.

Yine ispat yükünü düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında; davaya konu olayda davacının kişilik haklarına saldırı olarak kabul edilebilecek bir hususun bulunmadığı, dolayısıyla ortada kanunun aradığı niteliklere uygun haksız bir fiilin mevcut olmadığı,dosyada mevcut delil durumuna göre; ispat yükü kendisine düşen davacının iddiasını ispat edemediği,davanın kabulünü gerektirecek bir delilin dosyaya kazandırılamadığı buna göre Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesindeki manevi tazminatın ve 49. maddesinde yer alan maddi tazminatın yasal koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.

Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/814 Esas 2025/136 Karar sayılı 14/02/2025 günlü kararına yönelik davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcı peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,

3-İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,

5-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,

6-Karar tebliği ve harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi Dairemizce yapılmasına, harç ve avans iadesi işlemleri ile 6100 Sayılı HMK'nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 14/07/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1365, K. 2026/3600, T. 14.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1365-e-2026-3600-k-a4d5ec598867