Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1343 E. 2026/1394 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1343
Karar No
2026/1394
Karar Tarihi

T.C. DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 2. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/1343 KARAR NO : 2026/1394

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : DİYARBAKIR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DAVANIN KONUSU : Merci Tayini KARAR TARİHİ : 25/09/2026

Diyarbakır 9. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için Dairemize gönderilen dosya incelendi; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Dava, kaçak elektrik tüketiminden kaynaklanan istirdat istemine ilişkindir. Diyarbakır 9. Asliye Hukuk Mahkemesince "Dosya kapsamında kurumlara yazılan yazı cevaplarına göre davacının şirket müdürü olduğu, bilanço esasına defter tuttuğu, tacir olduğu, işbu davanın iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili olduğu, Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu" gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesince "Davanın kaçak elektrik kullanımından kaynaklanan menfi tespit davası olduğu, TTK'nın 4. maddesi kapsamında mutlak ticari davalardan olmadığı, nisbi ticari dava kapsamında yapılan araştırmada; Diyarbakır Ticaret Sicil Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabına göre davacının ....'nin yetkilisi olduğu, tacir kaydının bulunmadığı, Diyarbakır Deferdarlığı'ndan gelen ... tarihli yazı cevabında ise davacının ....'nin müdürü olduğu ve bu şirketin müdürü olması hasebiyle tacir olduğu ve bilanço usulüne uygun şekilde defter tuttuğu belirtilmiş olup faturanın düzenlendiği dönemde davacının kendisine yönelik tacir kaydının bulunmadığı, davanın nisbi ticari dava niteliği taşımadığı, bir kişinin şirket ortağı veya yetkilisi olmasının tek başına tacir olmasını gerektirmediği, taraflar arasında TTK hükümleri veya özel kanun hükümlerinin uygulanmasını gerektirir bir ticari uyuşmazlığın bulunmadığı, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu" gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Karşılıklı iki mahkemenin aynı dava hakkında göreve veya yetkiye ilişkin olarak verdikleri kararlar, kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleştiği takdirde görevli veya yetkili mahkeme, ilgisine göre bölge adliye mahkemesince veya Yargıtayca belirlenir (HMK md.22/2). Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir. Bunlardan ilki; tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1. maddesinin (a) ve (f) bentlerinde sayılmıştır. İkincisi ise; yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. Türk Ticaret Kanunu 4/1. maddesi son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması Türk Ticaret Kanunu’nda gerekli ve yeterli görülmüştür. Üçüncü grup ise; nispî ticarî davalar olup, Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1. maddesi hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. Türk Ticaret Kanunu’nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira Türk Ticaret Kanunu, ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 3. maddesine göre “esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler” olarak belirtilmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nun 15. maddesinde "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, Türk Ticaret Kanunu yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. Somut olayda ise; Diyarbakır Ticaret Sicil Müdürlüğünün cevabi yazısına göre davacının ... sicil numaralı ... ortağı ve aynı zamanda yetkilisi olduğu, ... Mal Müdürlüğünün cevabi yazısında davacının tacir olduğunun açıkça belirtildiği, bu haliyle davanın tacir olan tarafların ticari işletmeleri ile ilgili olması sebebiyle nispi ticari dava olduğu, uyuşmazlığın çözümünde Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmıştır. Bu sebeple, Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan sebeplerle, 1-Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 21. ve 22. maddeleri gereğince Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 2-Dosyanın merci tayini isteminde bulunan mahkemeye gönderilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 22/2 ve 362/1-c maddeleri gereğince KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1343, K. 2026/1394, T. 25.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1343-e-2026-1394-k-25aeef284b48