Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1006 E. 2026/1060 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1006
Karar No
2026/1060
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/1006 Esas

KARAR NO : 2026/1060 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

NUMARASI : 2026/84 D.İş Esas - 2026/81 D.İş Karar

TARİHİ: 26/01/2026

TALEP: İhtiyati Tedbir

KARAR TARİHİ: 21/05/2026

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin mali müşavirlik yapmakta olduğunu, davalı ...'ün ise eşinin teyzesi ile evli olup eniştesi olduğunu, müvekkilinin 27/09/2003 yılında davalı ... ile biraraya gelerek ortaklık sözleşmesi imzalamış olduklarını ve davalı şirketin kurulmasını kararlaştırmış olduklarını, şirketin nakdi sermayesi olan 40.000.000,00TL'nin müvekkili tarafından karşılanmış olduğunu, ticari sermayesinin ise davalı ... tarafından karşılanmış olduğunu, şirketin mali ve finans organizasyonunun davacı tarafından kalan işlerin ise davalı ... tarafından yerine getirileceğinin de ortaklık sözleşmesine yazılmış olduğunu, bu ortaklık sözleşmesinde ortaklığın isminin ... olmasına da karar verildiğini, davalı ... de yeni şirket kurmaya gerek olmadığını kendisinin ... isminde şirketi olduğunu ve ünvanını ... olarak değiştirmeyi ve bu şekilde ortaklığın devamını teklif ettiğini, taraflar bu konuda da mutabık kaldıklarını, nitekim 04/11/2003 tarihinde şirketin ünvanı ... ..... Ltd. Şti.iken "... .... Ltd. Şti."' olarak değiştirilmiş olduğunu ve 10/11/2003 tarihli 5924 sayılı ticaret sicil gazetesinde ilan edildiğini, müvekkilinin aralarında ortaklığın resmiyet kazanması gerektiğinde ısrar etmiş olduğunu, müvekkilinin bu ısrarı ile ortaklığın resmi hale gelmesi için harekete geçildiğini, davalı ... 01/04/2005 tarihli ortaklar kurulu kararı ile davalı şirketin %50 hissesini müvekkilinin üzerine devredildiğini, "... .... Ltd. Şti."nin %50 hissedarı olduğu hususu 08/04/2005 tarihli 6278 sayılı ticaret sicil gazetesi ile ilan edildiğini, davalı şirket yetkilisi olarak şirketi kötü yönettiğini ve kendisine verilen yetkileri suistimal ettiğini müvekkilinin sürekli olarak nakdi destek sağlamak zorunda kaldığını, davalı şirkete ve davalı ... kefil olması sebebiyle bankaların takibine maruz kalmış olduğunu ve ekte sunmuş oldukları 12/09./006 tarihli ve ... yevmiye nolu ihtarname ile ... Bankası davalının ödemediği borçlar nedeniyle müvekkiline müracaat etmek zorunda kalmış olduğunu, bu tarihe kadar birçok kez borç ödemek zorunda kalan müvekkili bunları davalıdan talep etmiş olduğunu ve kendisine verilen şirket çeklerinin dahi ödenmemiş olduğunu, davalı ... müvekkilini ortak olarak değil de sonsuz finans kaynağı olarak iyi niyetini ve akrabalık bağından gelen temiz duygularını sömürerek sürekli olarak para almış olduğunu, müvekkili devam eden süreçte davalı şirket ile ilgili ortaklar kurulu olarak toplantılar yapılmış olduğunu, kararlar aldığını ve her seferinde müvekkilinden yeniden borç alınmış olduğunu, 2007 yılında müvekkiline borçların ödenmesi için verilen çeklerinde ödenmemesi, davalı ...'ün şirket kasasından aldığı nakit paraların iadesi usulü kararlaştırılmış olduğunu ve 24/01/20007 tarihli karar tutanağının imza altına alınmış olduğunu, 18/04/2008 tarihli toplantı tutanağında sermaye artırımı yapılmasına karar verildiğini ve davalının şirketten çekebileceği azami avans miktarı karar altına alınmış olduğunu, 2009 yılında da müvekkilinden tekrar borç alınmış olduğunu ancak bu borcun da ödenmediğini, 2010 yılına gelindiğinde müvekkilinin davalı şirketten ve davalı ...'den olan alacağının 4.569 gram (dörtbinbeşyüzaltmışdokuz gram altın) altın olduğu ve bu borcun temmuzdan başlayarak yıl sonuna kadar ödeneceği ayrıca müvekkilinin şirkete verdiği hatır çeklerinin de mart ve nisan aylarında ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğunu, verilen tüm sözlere rağmen müvekkiline olan borçların ödenmediği gibi şirket ortağı olarak hiç bir kay payı da verilmediğini, müvekkili mali müşavir olup aktif olarak da mesleğini icra ettiği için mali müşavirler odasından uyarılarak şirket hissedarı olmasının etik olmadığı belirtilerek şirket ortaklığından ayrılmasının istendiğini, müvekkili de şirket ortaklığını emaneten eşi...'ye devrettiğini, ancak şirketin ortağı olarak yapılması gereken tüm işlemleri yapmış olduğunu ve toplantılara katıldığını, 2021 yılına gelindiğinde davalının talebi ve ısrarı ile müvekkili kendisine ait ancak eşi adına kayıtlı hisseleri davalı ...'ün eşi ...'a devrettiğini, bu hisselerin emaneten kendisine devredildiği hususu davalının da bilgisinde olup 22/02/2010 tarihli karar tutanağında da bu hususun belirtildiğini, ...'ın 2020 yılından vefatından sonra davalı ... çocuklarından hisseleri geri alarak şirketin tek hissedarı olduğunu ve bu husus 25/11/2020 tarihli 10210 sayılı ticaret sicil gazetesinde ilan edildiğini, Davalı ... müvekkilinin hak talep etmesinin engellenmesi amacıyla muvazaalı olarak şirket hisselerini yanında çalışan ...'e devrettiğini ve bu husus 14/02/2024 tarihli ve 11022 sayılı ticaret sicil gazetesinde ilan edildiğini, davalı muvazaalı işlemlerine devam ettiğini, tekrar şirket hisselerini üzerine almış olduğunu, geldiğimiz aşamada dükkanın bulunduğu ... ... Sitesinde bulunan dükkanı/işletmeyi ve ... isimli şahsa devretmeye çalıştığını öğrenmiş olduklarını, bu devir işleminin şirketinin içinin boşaltılması veya şirket hisselerinin devri şeklinde olabileceğine dair duyumlar alındığını, şirketin hissesinin devrinin önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini, Şirket hissenin devri yapılması yerine şirket malvarlığının başkasına devri ve şirketin içinin boşaltılması ihtimaline binaen de şirkete kayyum tayin edilerek davalı şirket yetkilisinin yetkilerinin kısıtlanmasını, Şirketin ... ... Sitesindeki üyeliğinin ve üyeliğin getirdiği hakların devrinin önlenmesi için de tedbir kararı verilmesini, davalı şirket yetkilisi ve şirket hakkında dava şartı arabulucuk başvurusu 2026/1025 sayı ile Anadolu Arabuluculuk başvurusu yapılmasının hemen akabinde davalılar şirketi ve şirketin mallarının devir işlemlerine başlamış olduklarını, arabuluculuk sürecinin uzatmaya çalışarak şirketi ve şirketin tüm malvarlığın devretmeyi amaçlayan davalılar hakkında yaptıkları ihtiyati tedbir başvurularının kabulüne karar verilmesini talep ettiklerinden dosya ele alındı, incelendi.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:

İlk Derece Mahkemesi 26/01/2026 tarih ve 2026/84 D.İş Esas - 2026/81 Karar sayılı kararında;

".....Somut uyuşmazlık, yapılan genel açıklamalar ve bahse konu yasa maddeleri ile bir bütün halinde değerlendirildiğinde davacı vekilinin 23/01/2026 tarihli dilekçesi ve ekinde sunduğu belgeler, ticaret sicil kayıtları üzerinde yapılan değerlendirmede; talep eden vekilinin ihtiyati tedbir taleplerinden talebe konu ... .... Ltd. Şti.nin hisselerinin el değiştirmesinin önlenmesi ile sermaye arttırım veya azaltım yapılmasının önlenmesine yönelik taleplerinin takdiren 200.000,00 TL teminat mukabilinde kabulüne, davalı şirkete kayyum atanması ve davalı şirket yetkilisinin yetkilerinin kısıtlanması ve şirketin ... ... Sitesindeki üyeliğinin ve üyeliğin getirdiği hakların devrinin önlenmesine yönelik tedbir taleplerinin ise sunulan belgelerin yaklaşık ispata koşulunu sağlamadığı, ileri sürülen vakaların yargılamayı gerektirmesi nedeniyle reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile,

''1-Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin HMK'nun 389 vd maddeleri gereğince kısmen kabulü ile davacı tarafça asıl dava açılıncaya kadar davalı şirket hisselerinin el değiştirmesinin önlenmesi ile sermaye arttırım veya azaltım yapılması hususunun 200.000,00 TL teminat mukabilinde önlenmesine, 200.000,00 TL nakit yada kesin ve süresiz teminat mektubunun teminat olarak talepte bulunan tarafından mahkememiz veznesine yatırılmasına ve teminat mektubunun ibrazına,

2-Talep sahibinin diğer tedbir taleplerin reddine, '' kabul edilen kısım yönünden itiraz, red edilen talep yönünden istinaf yasa yolu açık olmak üzere karar verilmiş ve kısmen kabul kararına karşı muterizler vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İhtiyati tedbire itiraz eden karşı taraf vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkeme kararının hem maddi gerçeklerle bağdaşmadığını, hem de ihtiyati tedbirin temel prensibi olan "ölçülülük" ve "yaklaşık ispat" şartlarını taşımadığını, davacının 16 yıl önceki, kimin tarafından yazıldığı dahi şüpheli olan el yazısı notlara dayanarak şirketin geleceğini kilitleyen bir tedbir kararı almasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, HMK m. 390/3 uyarınca, ihtiyati tedbir talep eden tarafın davanın esası yönünden haklılığını "yaklaşık olarak" ispat etmesinin zorunlu olduğunu, ancak somut olayda, mahkemenin tedbir kararına dayanak kıldığı 22.02.2010 tarihli el yazısı belgenin ciddi tahrifat ve sonradan ekleme emareleri taşıması nedeniyle delil başlangıcı niteliğinden dahi yoksun olduğunu, söz konusu belge incelendiğinde, özellikle davacının "emanet" iddiasını temellendirmeye çalıştığı "4569 gram altın" alacağına ilişkin kısımların etrafındaki hesaplamaların karalandığı, üzerlerinin çizildiği ve metne sonradan müdahale edildiğinin görüldüğünü, HMK m. 208/1 uyarınca, bir belgedeki yazı veya imzanın inkarı durumunda sahtelik iddiası gündeme geleceği gibi, belgenin bütününe bakıldığında ortaya çıkan maddi tutarsızlıkların, o belgenin ihtiyati tedbir gibi mülkiyet hakkını kısıtlayan ağır bir hukuki mekanizmaya dayanak teşkil etmesini engelleyeceğini, belge üzerindeki rakamsal verilerle oynanmış olması ve "altın" ibaresinin geçtiği bölümlerdeki düzensiz karalamaların, belgenin tek bir irade beyanıyla ve aynı anda oluşturulmadığını, aksine davacı tarafından zaman içerisinde farklı kalem ve el yazısı karakterleriyle doldurularak bugünkü "iddia kurgusuna" uydurulduğunu gösterdiğini, somut olayda da davacının tahrif edilmiş ve matematiksel olarak kendi içinde dahi çelişen bir not kağıdı dışında, müvekkilin "emanet" iradesini yansıtan hiçbir somut veri sunamadığını, belge üzerindeki anlamsız, okunmayan ne anlama geldiği belirsiz ifadeler ve altın miktarlarının üzerindeki karalamaların ve daha sonradan yapılan eklemelerin, bu evrakın yaklaşık ispat eşiğini aşmasına engel teşkil etmekte olduğunu, bu denli şaibeli bir evraka dayanarak, müvekkilin noter huzurunda tesis edilmiş resmi mülkiyet haklarının dondurulmasının mülkiyet hakkının özüne yönelik ağır bir saldırı olduğunu, sıhhati tartışmalı bir kağıt parçasına dayanarak müvekkil şirketin ticari hayatını felç eden bir tedbir kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,

Sermaye işlemlerinin durdurulmasının ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu, yerel mahkeme kararında sadece hisse devirleri değil, aynı zamanda müvekkil şirketin sermaye artırımı veya azaltımı yapmasının da engellendiğini, bu tedbirin uyuşmazlığın konusu olan "pay sahipliği" iddiasını aşan, şirketin ticari varlığını ve finansal yönetimini felç eden bir nitelikte olduğunu, sermaye artırımının bir şirketin borca batıklıktan kurtulması, yeni yatırımlar yapması veya banka kredilerine erişimi için hayati bir araç olduğunu, davacının pay sahipliği iddiası devam ederken, şirketin sermaye yapısının dondurulmasının müvekkil şirketin ticari piyasadaki hareket kabiliyetini yok ettiğini ve telafisi imkânsız zararlara yol açtığını, ihtiyati tedbirin asıl hakkın elde edilmesini güvence altına alması, ancak bunu yaparken karşı tarafı cezalandıracak veya ticari hayatını sona erdirecek seviyeye ulaşmaması gerektiğini, bir şahıs arasındaki pay uyuşmazlığı nedeniyle, tüzel kişiliğin en temel finansal kararlarının engellenmesinin "ölçülülük" ilkesine açıkça aykırı olduğunu,

Davacının 2010 yılında düzenlendiği iddia edilen bir belgeye dayanarak 2026 yılında hak iddia ettiğini, aradan geçen 16 yıl boyunca ne müvekkillere ne de resmi makamlara bir talep iletilmemiş olmasının iddianın ciddiyetini ve doğruluğunu zayıflattığını, TMK 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı uyarınca, bir hakkın uzun süre kullanılmayarak karşı tarafta o hakkın artık ileri sürülmeyeceği güvenini oluşturması ve ardından bu hakkın aniden, özellikle de şirketin ticari başarısının arttığı bir dönemde kullanılmasının hukuk tarafından korunmaması gerektiğini, bu kadar uzun bir süre sessiz kalan davacının, bugün gelinen noktada "hakkını elde etmesinin imkansızlaşacağı" iddiasıyla acil bir tedbir kararı peşinde koşmasının ihtiyati tedbir kurumunun kötüye kullanılması olduğunu, ayrıca TBK m. 146’da öngörülen 10 yıllık hak düşürücü nitelikteki zamanaşımı süresini aştığını, zamanaşımına uğramış bir alacak veya hak iddiasının "yaklaşık ispat" şartını sağlamaktan yoksun olduğunu, zira zamanaşımı def'i, davanın esastan reddine yol açacak güçte bir hukuki engel olduğunu,

Davacı tarafın "emanet hisse" veya "muvazaa" şeklindeki soyut iddialarının, müvekkil şirketin on yıllara sari resmi sicil kayıtları ve noter huzurunda tesis edilmiş kesin devir işlemleri karşısında tamamen mesnetsiz kaldığını, mahkemece verilen tedbir kararının aksine, şirket ortaklık yapısının yasanın öngördüğü resmi şekil şartlarına uygun olarak değiştiğini ve üçüncü kişilere karşı aleni hale getirildiğini, noter senedine bağlanan işlemlerin aksinin ancak aynı güçte yazılı delillerle ispatlanabileceğini, davacının yaklaşık ispat şartını sağlamaktan uzak iddiaları karşısında, resmi kayıtların ispat üstünlüğü gözetilerek ihtiyati tedbir kararının kaldırılması gerektiğini,

Yine TSG kayıtlarında da görüleceği üzere davacı ile davalı müvekkil arasında hiçbir türlü şirket ve hisse devir işlemi yapılmadığını, bu neticeyle huzurdaki davanın dava şartı noksanlığının da mevcut olduğunu, bu sebeple tedbir kararının kaldırılması gerektiğini,

İnançlı işlem iddiasının ciddi bir tahkikat gerektirdiğini, bu iddianın, yazılı bir sözleşme ile desteklenmedikçe ihtiyati tedbir kararına dayanak yapılamayacağını, davacı tarafın sunduğu belgenin, müvekkilin imzasını taşıdığı iddia edilse dahi, içeriğindeki tahrifatlar ve belirsizlikler nedeniyle "inançlı işlemin varlığına delalet eden" bir belge sayılamayacağını, aksine bu belgenin davacının müvekkilden olan şahsi altın alacağı iddiasına yönelik bir karalamadan ibaret olduğunu, şirket hisselerinin mülkiyetine ilişkin hiçbir sarih beyan içermediğini,

Yerel mahkeme kararının çelişkiler içerdiğini, sunulan 2010 tarihli el yazısı notların kayyum atanması için yaklaşık ispat teşkil etmediği kanaatine varıldığını, dolayısıyla şirketin mülkiyet yapısını ve finansal geleceğini etkileyen hisse devri / sermaye işlerinin durdurulması için de yeterli kabul edilmemesi gerektiğini, mahkemenin kendi içinde düştüğü bu çelişkinin müvekkil şirketin aleyhine telafisi güç bir durum yarattığını, tüm iddialar yargılamayı gerektirdiği halde, bir kısım taleplerin kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa re'sen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.

Talep, inançlı işlem ile davalı ...'e devredilen şirket payının üçüncü kişilere devrinin önlenmesi, davalı şirketin ... Oto ... Sitesi üyeliğinin devrinin önlenmesi, davalı şirketin sermaye artırımı veya azaltımı yoluyla haklarına halel gelmesinin önlenmesi, şirketin mal varlığının başkasına devredilerek şirketin içinin boşaltılmasının önüne geçilmesi için şirkete kayyum atanması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi isteline ilişkindir.

Mahkemece, ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulüne, karar verilmiş ve kısmen kabul kararına karşı, muterizler vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

6100 sayılı HMK'nın "İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar" başlıklı 341. maddesine göre, "İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir.” Söz konusu maddenin gerekçesinde de değinildiği üzere, ihtiyati tedbir ve ihtiyati hacze ilişkin geçici hukukî koruma taleplerinin kabulü hâlinde itiraz imkânı bulunduğundan, önce bu yola (itiraz) başvurulması gerekli olup, ancak itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması mümkündür.

Nitekim HMK'nın 389 ve devamı maddelerinde de ihtiyati tedbir konusu düzenlenmiş olup, aynı Kanun' un 394/1. maddesinde "karşı taraf dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilebilir" denilmek suretiyle, bu durumda öncelikle kararı veren mahkemeye itiraz yolu öngörülmüştür.

HMK'nın 394/4. maddesinde, ihtiyati tedbir kararına karşı itiraz başlığı altında, "İtiraz dilekçeyle yapılır. İtiraz eden, itiraz sebeplerini açıkça göstermek ve itirazının dayanağı olan tüm delilleri dilekçesine eklemek zorundadır. Mahkeme, ilgilileri dinlemek üzere davet eder; gelmedikleri takdirde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını verir. İtiraz üzerine mahkeme, tedbir kararını değiştirebilir veya kaldırabilir.", 394/5.maddesinde de, "İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır." düzenlemesi mevcuttur.

Somut olayda; mahkemece verilen 26/01/2026 tarihli kararda kabul edilen kısım yönünden itiraz, red edilen talep yönünden istinaf yasa yolu açık olmak karar verildiği yazılmış, kısmen kabul kararına karşı, kararı veren mahkemeye itiraz yolu açık olup, ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir isteminin kısmen kabulüne ilişkin kararı, istinaf yoluna başvurulabilir nitelikte bir karar değildir. Mahkemece, istinaf dilekçesi itiraz olarak kabul edilip duruşma açılıp itiraz hakkında bir karar verilmeli, bu karar taraflara tebliğ edildikten sonra kanun yoluna başvurulması halinde istinaf incelemesi için dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesi gerekmektedir.

Yukarıda açıklandığı üzere, ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulüne ilişkin karar itiraza tabi olup karşı taraf vekilinin istinaf başvurusunun itiraz olarak kabulü ile öncelikle mahkemenin itirazı değerlendirmesi ve itiraz hakkında bir karar vermesi gerekmektedir. Muteriz vekilinin istinaf dilekçesinin tedbir kararına karşı itiraz olarak değerlendirilip HMK 394/5 madde uyarınca karar verilmeden dosyanın istinaf incelemesine gönderilmesi usul ve yasaya uygun değildir.

Açıklanan nedenlerle; HMK' nın 341/1. maddesinde belirtildiği şekilde itiraz üzerine verilmiş ve istinaf edilebilir mahiyette bir karar bulunmadığından, muterizler vekilince yapılan istinaf başvurusunun HMK' nın 352. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Muterizlerin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 341/1, 352. maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE,

2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,

3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafça peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatıran harcın hazineye gelir kaydına,

4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına,

5-Artan gider avansı bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,

6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 21/05/2026 tarihinde HMK'nın 341. ve 352. maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1006, K. 2026/1060, T. 26.01.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1006-e-2026-1060-k-4001d064e936