Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/592 E. 2026/769 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/592
- Karar No
- 2026/769
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DOSYA NO:2025/592 Esas
KARAR NO:2026/769 Karar
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:22/10/2024
NUMARASI:2024/27 E. - 2024/824 K.
DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:13/05/2026
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından İstanbul Anadolu 6. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile takibe konu edilmiş olan bononun 1995 yılında müvekkilinin davalıdan almış olduğu borç nedeniyle kendisine teminat olarak verilmiş olup, işbu bono davalıya verilmiş olduğu sırada kendisince boş olarak imzalandığını ve teslim edildiğini, müvekkili tarafından davalıya olan borç ödenmiş olmasına karşın davalının bonoyu kayıp etmiş olduğu gerekçesiyle iade etmediğini ve yaklaşık 16 yıl bekledikten sonra iş bu bonoyu gerçeğe aykırı doldurmak suretiyle takibe koyduğunu, kambiyo senetlerine ilişkin zamanaşımının, keşideci için üç yıl olup, iş bu davaya konu bononun resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğu gibi, senet vasfını haiz olmayacağının da açık olduğunu, müvekkili tarafından açılan davanın yapılan yargılaması sonucunda Mahkemenin 09/02/2016 tarihli, ..., 2016/80 Karar sayılı kararı ile "Kanıtlanamayan ve yerinde görülmeyen davanın reddine" karar verildiğini, kararın Yargıtay denetiminden geçtiğini, 11. Hukuk Dairesi'nde üye ...'ın haricindeki tüm üyeler ve başkan tarafından karar düzeltme taleplerinin reddedildiğini, daha sonra İstanbul Anadolu C. Başsavcılığınca 2019/57597 Soruşturma numaralı soruşturması ile soruşturma başlatıldığını, senette sahtecilik bulunduğuna dair 29/07/2019 tarihli bilirkişi raporu alınması üzerine davalı hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan iddianame düzenlenerek İstanbul Anadolu 35. Asliye Ceza Mahkemesine 2019/743 Esas sayılı davanın açıldığını, bu nedenle yargılamanın iadesi talebinde bulunmak zorunda kaldıklarını, HMK'nun 374/1-d maddesi uyarınca "Karara esas alınan senedin sahteliğine karar verilmiş olması veya senedin sahte olduğunun mahkeme veya resmi makam önünde ikrar edilmiş olması" halinin yargılamanın yenilenmesi sebeplerinden olduğunu belirterek, öncelikle İstanbul Anadolu C. Başsavcılığınca 2019/57597 sor. sayılı dosyası üzerinden alınan bilirkişi raporu ve İstanbul Anadolu 35. Asliye Ceza Mahkemesinde 2019/743 Esas sayılı dosyası üzerinden açılan ceza davası kapsamında yargılamanın yenilenmesi taleplerinin kabulüne ve bu bağlamda Mahkemece 09/02/2016 tarihinde verilen ..., 2016/80 Karar sayılı kararının iptaline, İstanbul Anadolu 6. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası üzerinden ... adına yapılan satış ile ilgili henüz tescil işlemi yapılmadığından müvekkilinin herhangi bir hak kaybına uğramaması adına tensip ile yargılama sonuna kadar bu taşınmaz üzerinde tedbir taleplerinin kabulüne, yeniden yapılacak olan yargılama neticesinde haklı davalarının kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde; HMK'nun 375/1-d maddesi uyarınca yargılamanın iadesinin talep edilebilmesi için Mahkemece senedin sahte olduğuna karar verilmiş olması veya sahteliğin lehine hüküm verilen kişi tarafından resmi makam veya mahkeme önünde ikrar edilmiş olması gerektiğini, İstanbul Anadolu C. Başsavcılığınca alınan bilirkişi raporunun bu nitelikte bir belge olmadığını, bu nedenle yargılamanın iadesi talebinin reddi gerektiğini, müvekkilinin ceza soruşturmasındaki beyanının önceki savunmaları ile çelişkili olmadığını, senedin sahte olmadığı, tahrifat bulunmadığı ve davacı tarafından düzenlenerek kendisine verildiğini beyan ettiği, davalının borcunu ödemesine rağmen senedi geri alamadığına dair iddiasının gerçeğe uygun olmadığını, bu durumda yazılı bir belge veya makbuz alması gerektiğini, borcu ödemediği için elinde buna ilişkin bir belge veya makbuz bulunmadığını, dava konusu 55.000,00 USD bedelli senedin davacı tarafından düzenlenerek müvekkiline verildiğini, senedin üzerine eski tarihli pul yapıştırmasının davacının senedi sakatlamak amacıyla davrandığını gösterdiğini, ancak senedin esaslı unsurlarında herhangi bir eksiklik veya boşluk bulunmadığını, davacının borcunu ödememek veya borçtan tamamıyla kurtulmak amacıyla hareket ettiğini, davacının açtığı davanın reddedildiğini, kararın kesinleştiğini, davalının Gebze İcra Hukuk Mahkemesinde ihalenin feshi için açtığı 2018/364 Esas sayılı davanın da reddedildiğini, davacıya para cezası verildiğini, İstanbul Anadolu 35. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan 2019/743 Esas sayılı davanın halen derdest olduğunu belirterek, davacının HMK'nun 375. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan, yasal dayanaktan yoksun, haksız ve kötüniyetli yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
MAHKEMENİN İLK KARARI:İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/01/2023 tarihli 2020/7 E. - 2023/27 K. sayılı kararıyla; "...tüm dosya kapsamında yapılan değerlendirme sonucunda; davanın HMK 375.maddesine göre hükmün iptali istemine ilişkin olduğu, hükmün iptalini isteyen ... ...'nın iddiasını kanıtlayamadığı, bu nedenle davanın sübut bulmadığı…" gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
DAİREMİZİN KALDIRMA KARARI:Dairemizin 27/12/2023 tarihli, 2023/1603 Esas, 2023/1996 Karar sayılı kararı ile; "…davacı vekilinin 17/01/2023 tarihli duruşmadan bir gün önce başka bir mahkemedeki duruşması nedeniyle mazeret dilekçesi sunarak duruşmanın başka bir güne ertelenmesini talep ettiği, Mahkemece bu mazeret dilekçesiyle ilgili olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeden ve mazeret dilekçesi incelenmeksizin davacı vekilinin yokluğunda duruşma yapılarak hükmün iptalinin reddine karar verildiği tespit edilmiştir. Bu durumun davacı tarafın hukuki dinlenilme hakkını ihlal ettiği kanaatine varılmakla, davacı vekilinin diğer istinaf talepleri incelenmeksizin buna ilişkin istinaf talebinin kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, yargılamaya devam olunmak üzere dosyanın mahkemesine iadesine…" karar verilmiştir.
MAHKEME KARARI:İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 22/10/2024 tarihli, 2024/27 Esas, 2024/824 Karar sayılı kararı ile "...Mahkememizce tüm dosya kapsamında yapılan değerlendirme sonucunda; davanın HMK 375.maddesine göre hükmün iptali istemine ilişkin olduğu, hükmün iptalini isteyen ... ...'nın iddiasını kanıtlayamadığı, bu nedenle davanın subut bulmadığı…" gerekçesiyle talebin reddine karar verildiği görülmüştür.
İSTİNAF BAŞVURUSU:Davacı vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; yargılamanın yenilenmesi bağımsız bir dava olduğu halde, Mahkemenin gerekçeli kararında önceki davanın dava ve cevap dilekçeleri ile gerekçeli karar özetlenerek, gerekçe bildirilmeksizin karar verildiğini, bu durumun hukuki güven ilkesini zedelediğini,HMK’nın 27. maddesindeki hukuki dinlenilme hakkının kurala bağlandığını, Anayasa’nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkının adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olduğunu, kararların somut ve gerekçeli olması gerektiğini,Dava konusu senedin 1995 yılında müvekkili tarafından boş olarak davalıdan aldığı borç karşılığında teminat olarak davalıya verildiğini, borcunu ödediğinde senedi istemesine rağmen davalının senedi kaybettiğini beyan ettiğini, müvekkilinin davalıya güvenerek senedin peşine düşmediğini, ancak davalının yaklaşık 16 yıl sonra senedi doldurarak icra takibine konu ettiğini, davalı hakkındaki şikayetleri üzerine soruşturma başlatıldığını, ceza davası açıldığını, davalının soruşturma sırasında verdiği çelişkili savunması ile kısmi de olsa ikrarda bulunduğunu, buna rağmen davanın reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu,Bononun üzerinde 1995 yılına ait damga pulunun bulunduğunu, üst kısmında yer alan tarihin yıl kısmının da "19…" şeklinde başladığının açık olduğunu, ancak davalı tarafından bononun tarih kısmına "2011" yazılarak boş senedin gerçeğe aykırı şekilde doldurulduğunu, üzerinde oynama yapılan bononun fotokopisinin dilekçe ekinde sunulduğunu,Ceza soruşturması sırasında alınan bilirkişi raporu ile bononun sahte olarak doldurulduğunun tespit edildiğini, ceza mahkemesinde şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca sanığın beraatine karar verildiğini, kesin olarak suçun işlenmediğine dair bir karar verilmediğini,Davalının soruşturma dosyasında tevilli ikrarı bulunduğunu, mürekkep yaşı tayini için inceleme yapılması gerektiği halde, bu konuda dosyaya sunulan mütalaanın Mahkemece dikkate alınmadığını, neden dikkate alınmadığına dair bir gerekçeye de yer verilmediğini,Davalının dava devam ederken icra kanalıyla müvekkilinin zararına olacak şekilde satış işlemleri gerçekleştirdiğini, kendisinin ise haksız olarak maddi menfaat sağladığını, Hükmün iptali talebinin reddine dair karar hukuka aykırı olduğundan, red kararı dolayısıyla davalı lehine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin hukuka aykırı olduğunu ve kaldırılması gerektiğini belirterek, istinaf taleplerinin kabulüne, İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 22/1072024 tarihli, 2024/27 Esas, 2024/824 Karar sayılı dosyasından verilen hukuka ve hakkaniyete aykırı kararın kaldırılmasına, yeniden yapılacak yargılama neticesinde İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından 09/02/2016 tarihinde verilen ..., 2016/80 Karar sayılı kararın iptaline ve yargılamanın yenilenmesi taleplerinin kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:Davaya konu bono örneği incelendiğinde; 05/12/2010 düzenleme tarihli, 55.000,00 ABD Doları bedelli bono olduğu, ödeme gününün 01/02/2011 şeklinde el yazısıyla yazıldığı, ancak yıl hanesinde matbu olarak 19 rakamının mevcut olduğu, borçlunun ... ..., alacaklının ... olduğu, bedelinin nakden ahzolunduğunun yazılı olduğu, düzenleme tarihinin altına pul yapıştırılmış olduğu tespit edilmiştir.Davalı ...’un soruşturma aşamasında alınan savunmasında; "…Müsned suçlamayı kabul etmiyorum. Şu an bana fotokopisini göstermiş olduğunuz 05/12/2010 tanzim 01/02/2011 vade tarihli, 55000 USD meblağlı, borçlusunun ... ..., alacaklısının ... göründüğü bono gerçek olup herhangi bir sahtecilik ve tahrifat yoktur. Bu bonoyu müşteki ... bana tam tarihini hatırlayamamakla birlikte 2002 ya da 2003'te bizzat kendisi tanzim edip imzalayıp verdi. Ben kendisine 2000 yılı içerisinde şu an hatırlayamadığım ancak yüksek miktarda TL cinsinden borç vermiştim. Ödeyemedi, bunun üzerine borcunu o zaman ki kurdan ABD dolarına çevirerek soruşturma konusu senedi tanzim edip bana verdi. Verdiği tarihten itibaren 8-10 yıllık vadeli olarak bu senedi kabul etmemin sebebi tanıdığım olması ve borcunu ödeyeceğine olan inancımdır. Ayrıca Gebze'de arsalarda vermişti. Bu arsaları noterden satış vaadi sözleşmesiyle vermişti. Sonradan arsaların hazineye ait olduğu ve başkalarına da bu şekilde satış yaptığı ortaya çıktı. Ne oradan ne de bu senetten alacağımı tahsil edemedim. Bunun üzerine bende İstanbul Anadolu 6. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyasında 22/10/2013 tarihinde icra takibi başlattım. Takibe itiraz ettiler ve İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesin'de vade tarihine ve borca itiraz davası açtılar. Yapılan yargılama sonunda 09/02/2016 gün ve 2014/1598 E, 2016/80 K sayılı kararla davayı kaybettiler. Kararı temyiz ettiler Yargıtay 11.HD'nin 07/02/2018 gün ve 2016/6672 E, 2018/862 K. sayılı kararla onu da kaybettiler karar kesinleşti. Şu an alacağın tahsili aşamasındayız. Müşteki bir kısım arsalarını sattı. Sonuç itibariyle müştekinin şikayeti asılsızdır. Bono da herhangi bir tahrifat ve sahtecilik yoktur…" şeklinde ifade verdiği tespit edilmiştir.Davalı ... ceza davasında yaptığı savunmasında; "…Ben bu senedi müştekiden hangi yıl aldığımı hatırlamıyorum ancak senedin ödeme tarihini müştekinin kendisi yazdı. Benim yıllarca alacağımı vermeyince ben de senedi takibe koydum. Beni yıllarca süründürdü. Müşteki bu senedi benim gözümün önünde yazdı. Tarihini de kendisi yazdı. Kesinlikle bu senede tarihi ben yazmadım. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Beraatimi talep ederim…" şeklinde beyanda bulunduğu tespit edilmiştir.Mahkemenin ..., 2016/80 karar sayılı ilamı incelendiğinde; davacı tarafından davalı aleyhine İstanbul Anadolu 6. İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyasında takibe konu edilen bononun müvekkili tarafından davalı alacaklıya aldığı borç karşılığında 1995 yılında boş olarak verildiği, borcunu ödediği halde davalı tarafça bononun kaybolduğu iddiasıyla iade edilmediği, daha sonra davacının iradesine aykırı olarak bilgisi dışında doldurularak icra takibine konu edildiği iddiasıyla borçlu olmadığının tespiti, bononun zamanaşımına uğramış olması ve davacının bilgisi dışında doldurulmuş olması nedeniyle takibin iptaline karar verilmesi talebiyle dava açıldığı, yapılan yargılama sonucunda; "…Davacının takip konusu bono senedinin üzerindeki yazı ve diğer unsurlar itibarıyla davacı tarafın iddia ettiği gibi icra takibinden 16 yıl önce yazılmış ve imzalanmış olduğu yönünde iddialarının, talebine göre Adli Tıp Kurumundan rapor almak üzere araştırılması için dava dosyası, takip dosyası ve takip konusu bono senedi aslı, adli tıp kurumuna gönderilmiş, kurumun fizik ihtisas dairesinin 15/07/2015 günlü 2015/63197 sayılı "Yazı Yaşı Tayini" hakkında ki görüşü "Yazı yaşı tayinine yarayan ve halen kullanılagelen bilimsel bir metod bulunmadığı, dolayısıyla kurumun fizik ihtisas dairesinde istenilen konuda inceleme yapılamadığı" belirtilerek iade edilmiştir. Davacı, menfi tespit talebi ile ilgili davasında ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasını talep etmiş,mahkememizce davacının ihtiyati tedbir talebi tensiple reddedilmiştir. Davacı dava dilekçesinde delil olarak İst. Anadolu 6. İcra Md. .... sayılı takip dosyası, İstanbul Anadolu 2. İcra Hukuk Mahkemesi 2014/267 E. 446 K. sayılı kararını göstermiş ve cevaba cevap dilekçesinde de davalının cevap dilekçesindeki iddialarının gerçek dışı ve uydurulmuş senaryo olduğunu, takibe konu senet üzerindeki pulun 15 yıl öncesine ait 1995 tarihli olduğunu, bundan da senedin 2011 yılında düzenlenerek verildiği yönündeki savunmanın gerçek dışı olduğunu, dava dilekçesindeki iddialarını tekrarlayarak son celsede senet üzerindeki yazı ve diğer unsurların yaşının tayini için İstanbul Adliyesinde bilirkişilik yapan bir uzman ismi vererek bundan rapor alınmasını talep etmiş, davalı taraf bu talebi kabul etmemiş, mahkemece gerek görülürse yeniden Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini beyan etmiş, davacı tarafın son celsedeki, bu talebi Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin uzmanlarından oluşan heyetin uzman kurul olup, görüş ve mütealaları doğrultusunda yeniden uzman ihtisas kurulu dışında bir bilirkişiden raporu alınması yönündeki talep yerinde görülmeyerek reddedilmiş ve kanıtlanamayan ve yerinde görülmeyen davanın reddine, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir istemi reddedilmiş olmakla, davalının yerinde görülmeyen tazminat talebinin reddine…" karar verildiği, kararın davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 07/02/2018 tarihli, 2016/6672 Esas, 2018/862 Karar sayılı kararı ile onandığı, davacının bu kez karar düzeltme talebinde bulunduğu ve 16/12/2019 tarihli, 2018/3288 Esas, 2019/8192 Karar sayılı karar düzeltme talebinin reddi kararı ile kesinleştiği görülmüştür.İstanbul Anadolu C. Başsavcılığının 2019/57597 sor. Sayılı soruşturma dosyasında adli bilimler uzmanı ...’tan alınan 29/07/2019 tarihli bilirkişi raporu incelendiğinde; "…a-) Senet üzerindeki; "55.000$" yazan kısımdan (... olarak kodlandı),”Ellibeşbin ABD Doları” yazan kısımdan (... olarak kodlandı), İmzadan (... olarak kodlandı) ve ... ...yazan kısımdan (... olarak kodlandı) yazan kısmadan alınan örneklerde elde edilen boya oranlarının sırasıyla 0.64, 0.56, 0.51 ve 0.57 olduğu belgenin aynı mürekkep formülasyon yapısında kalemle ve aynı zaman aralığında oluşturulduğu;
b-) Senet üzerindeki “01/02/2011”? yazan kısımdan (... olarak kodlandı) ve“05.12.2010” yazan kısımdan(... olarak kodlandı) yazan kısmadan alınan örneklerde elde edilen boya oranlarının sırasıyla 0.98 ve 1.04 olduğu belgenin aynı mürekkep formülasyon yapısında kalemle ve aynı zaman aralığında oluşturulduğu;
3-) 2. madde ki analiz sonuçları toplu olarak değerlendirildiğinde a paragrafında belirtilen yazılarla b paragrafında belirtilen yazıların aynı zaman aralığında oluşturulmadığı ve kesin olmamakla beraber aralarında en az 3 yıl veya daha fazla zaman farkı olabileceği,
4-) 4962 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Kanun (RG. 07.08.2003, 25192)MADDE 12 İLE - 1.7.1964 tarihli ve 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa ekli (2) sayılı tabloda değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklik ile de Bono'lardaki damga vergisi ortadan kaldırılmış olmaktadır. Başka bir ifade ile 4962 sayılı Yasaya göre; 7 Ağustos 2003'den itibaren, düzenlenen (imzalanan) senetlere pul yapıştırılmamaktadır. Bu açıdan senet değerlendirildiğinde düzenlenme tarihi 05.12.2010 olan senet üzerinde 1998 yılına ait damga pulu bulunması senedin daha eski tarihli olma olasılığı sonuç ve kanaatine varıldığı…" yönünde görüş bildirildiği tespit edilmiştir.İstanbul Anadolu 35. Asliye Ceza Mahkemesinin 2021/201 Esas sayılı dosyasından alınan 14/12/2021 tarihli İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi’nin raporu incelendiğinde; "…6.1. İnceleme konusu senette borçlu isim yazısı ve imzaları ile miktar belirtir bölümlerin bir kalem diğer yazıların ise farklı fiziki evsafta 2. bir kalem ile yazılmış olduğu,
6.2. İnceleme konusu senette " Adres " bölümündeki "... " ibaresinin soldaki imzadan kaçınma arazı gösterdiği saptandığından, söz konusu ibarenin imzadan sonra yazılmış olduğu, ancak mürekkeplerde yazı yaşı tayinine yarayan ve halen kullanılagelen bilimsel herhangi bir yöntem bulunmadığından, söz konusu senette yer alan yazıların ve imzanın yaşı yada " ... " ibaresi dışında hangi bölümlerin önce hangi bölümlerin sonra oluşturulmuş olduğu hakkında zaman birimleri açısından bir tespite gidilemediği…" yönünde görüş bildirildiği tespit edilmiştir.İstanbul Anadolu 35. ASCM'nin 2021/201 Esas (Eski esas numarası 2019/743) , 2022/262 Karar sayılı ilamı incelendiğinde; "…Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” kuralı gereğince, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel şartı, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesi olduğundan gerçekleşme şekli şüpheli ve tam aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirilme biçimi konusunda kuşku belirmesi halinde uygulanacağı gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkumiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı göz ardı edilerek ulaşılan ihtimal dayalı kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır.Yukarıdaki açıklamalar ışığında sanık savunmaları, katılan beyanları, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde, Adli Tıp Kurumundan alınan raporda "mürekkeplerde yazı yaşı tayinine yarayan ve halen kullanılagelen bilimsel herhangi bir yöntem bulunmadığından, söz konusu senette yer alan yazıların ve imzanın yaşı yada "..." ibaresi dışında hangi bölümlerin önce hangi bölümlerin sonra oluşturulmuş olduğu hakkında zaman birimleri açısından bir tespite gidilemediği" yönündeki kanaat dikkate alındığında, sanığın iddianamede belirtildiği şekilde resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğine dair sanık savunmalarının aksini gösterir her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediğinden, amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden olan ''şüpheden sanık yararlanır'' ilkesi uyarınca 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilmiştir…" gerekçesiyle beraat kararı verildiği görülmüştür.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Ceza Dairesi 29/06/2022 tarihli, 2022/1462 esas, 2022/2319 karar sayılı ilamı ile; 35. ASCM'nin 2021/201 Esas, 2022/262 Karar sayılı ilamına yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verildiği, kararın 29/06/2022 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
G E R E K Ç E :Dava, davacının borçlu olmadığının tespiti ve takibin iptali davasıyla ilgili yargılamanın iadesi ve davanın reddine dair verilen kararın iptali davasıdır.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda hükmün iptali talebinin reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yargı yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya incelendiğinde; Mahkeme kararının yeterli gerekçeyi içerdiği, bono üzerindeki yazıların mürekkep yaşlarının tespiti için bilirkişi incelemesi talebinin kesinleşen önceki kararda tartışıldığı ve reddedildiği, yargılamanın iadesi davasında yeniden bu konuda talepte bulunulamayacağı, bu nedenle mahkemece mürekkep yaşıyla ilgili rapor alınmamasında hukuka aykırılık bulunmadığı, davalının ceza davasında sahte bono düzenlediği ispat edilemediğinden beraatine karar verildiği, kararın denetimden geçerek kesinleştiği, kaldı ki kambiyo senedindeki imzasını inkar etmeyen davacının bononun teminat senedi olarak verildiğini ya da boş olarak verildiğini ve iradesine aykırı olarak doldurulduğunu yazılı delille ispatlaması gerektiği, bu iddiaların da yapılan ilk yargılama sırasında değerlendirilerek reddedildiği, davaya konu bononun sahte olarak düzenlendiğinin yargılamanın iadesi davasında davacı tarafça ispatlanamadığı, davalının gerek C. Başsavcılığındaki gerek ceza mahkemesindeki savunmalarında bu konuda bir ikrarının da bulunmadığı, HMK'nun 374/1-d maddesindeki "Karara esas alınan senedin sahteliğine karar verilmiş olması veya senedin sahte olduğunun mahkeme veya resmi makam önünde ikrar edilmiş olması" koşulunun gerçekleşmediği, yargılamanın iadesi ve hükmün iptali koşullarının mevcut olmadığı anlaşılmakla, Mahkemece davanın reddine karar verilmesi yerindedir.Tüm bu nedenlerle, davacı vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.
H Ü K Ü M:Yukarıda açıklanan gerekçe ile:
1-6100 sayılı HMK.'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gereken 732,00 TL maktu harçtan, peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL eksik harcın davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
3-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,
4-İstinaf yargılama giderleri olarak; davacı tarafça yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda iş bu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere 13/05/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.