Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/139 E. 2026/1038 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/139
- Karar No
- 2026/1038
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 31. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31.HUKUK DAİRESİ (İnceleme aşamasında / Duruşmasız) (Başvurunun esastan reddi /HMK m.353/1-b-1)
DOSYA NO : 2025/139 Esas KARAR NO : 2026/1038
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12/06/2024 NUMARASI : 2022/831 Esas- 2024/365 Karar
DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ADRES : VEKİLİ : Av. ...
DAVANIN KONUSU : Eser Sözleşmesine Dayalı Tazminat KARAR TARİHİ : 20/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 27/10/2026
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, dairemize gönderilen dosyanın yapılan istinaf incelemesi sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İSTEM; Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın daha evvel Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/309 Esasına kayden açıldığını ve yapılan yargılama sonunda bu mahkemenin 13.07.2021 tarih ve 2021/636 Karar sayılı kararı ile davalarının kısmen kabulü ile, davalı aleyhine 150.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiğini, taraflarca istinaf edilen kararın Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31.Hukuk Dairesi'nin 30.12.2021Tarih, 2021/902 E. ve 2021/1253 K. sayılı kararı ile görevsizlik sebebiyle ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına karar verildiğini, istinaf mahkemesinin bu kaldırma kararı sonrasında Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 28.01.2022 Tarih, 2022/24 E. ve 2022/40 K. sayılı kararı ile görevli mahkemenin Ankara Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi olduğundan bahisle görevsizlik kararı verildiğini, dosyanın Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/141 Esasına kayden görülmüş ise de bu mahkemenin 06.06.2022 Tarih ve 2022/362 Esas sayılı kararı ile Arabulucuya başvurulmadan dava açılmış olması sebebiyle Arabuluculuk Kanunu'nun md.18/A-f.2 hükmü gereğince davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verildiğini, kararın 30.11.2022 tarihinde kesinleştiğini, Ankara Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından arabulucuya başvurulmaksızın dava açılmış olması dolayısıyla dava şartı yokluğu gerekçesiyle davanın usulden reddine dair karar sebebiyle davanın yeniden açılması gerektiğini, Ankara Arabuluculuk Bürosu'nun 2022/6685 no.lu dosyasıyla dava şartı arabuluculuk yoluna başvurulmuş ise de anlaşma sağlanamadığını, davacı yüklenici müvekkili ile arsa sahibi davalı kooperatif arasında ... parsel sayılı taşınmazları konu alan Ankara 46. Noterliği'nin 09.10.1998 tarih ve 41713 yevmiye sayılı “Arsa Payı Karşılığı İnşaat Yapım ve Satış Vaadi Sözleşmesi'ni ve gelişen süreç içerisinde de ana sözleşmeye ek protokoller imzalandığını, sözleşmede ve eki protokollerde davalı Kooperatif” in, davacı yüklenici firmanın inşaatları hangi aşamalara getirdiğinde aidiyeti yüklenici firmaya ait olan bağımsız bölümlerin satış ve devir yetkisini vereceği tek tek düzenlendiğini, müvekkilinin ana sözleşme ve eki protokollere uygun olarak inşaat imalatları yaptığını, davalının davacı yüklenici firmaya işin başlangıcında bir süre sözleşmede belirlendiği şekilde peyder pey hak edişlerinin tapu devir/satış yetkilerini verdiğini, davacının gelmiş olduğu inşaat seviyesine göre kendisine hak edişi karşılığında tapu devir/ferağ yetkisi verilen bağımsız bölümleri ya tapuda kendi adına devir aldığını ya da üçüncü kişilere satış işleminden devir ettiğini, durum bu iken arsa sahibi Kooperatif, yüklenici firmanın geldiği inşaat seviyesine ve taraflar arasındaki yazılı kararlaştırmaya uygun şekilde Ankara 18. Noterliği 'nin 20.07.2007 tarih ve 25386 nolu vekaletnamesi ile 43592 ada 5 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ...ve 30 numaralı dükkan niteliğindeki bağımsız bölümlerin tapu ferağ yetkisini yükleniciye vermiş olduğu halde bu kez müvekkili yüklenici firma aleyhine Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/259 Esas sayılı dosyasıyla açmış olduğu davada, müvekkili yüklenicinin söz konusu bu 23 adet bağımsız bölümün %50 payının mülkiyetini alması gerekirken yolsuz tescil ile bağımsız bölümlerin tamamını kendi adına devri aldığını iddia etmiş ve yolsuz tescil nedeniyle tapu iptal ve tescil davası açtığını, bu dava ile konu edilen 23 adet bağımsız bölümün tapuda firmaları adına yapılan devir işleminin hem taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine hem tapu mevzuatına hem de arsa sahibi Kooperatif Yönetim Kurulu tarafından verilen vekalet ve tapu ferağ yetkisine uygun olarak yapıldığını, herhangi bir usulsüz ve yolsuz tescil işleminin söz konusu olmadığını, yapılan yargılama sonucunda bu davanın reddine karar verildiğini, karar düzeltme aşamalarından geçen yerel mahkeme kararıırı 31.10.2019 tarihinde kesinleştiğini, davacı ve ilişki içinde olduğu grup firmalarının Ankara'da birçok alanda faaliyet gösteren tanınmış marka bir firma olduğunu, taraflar arasında halen devam eden bir kısım başka hukuki ihtilaflar ve derdest davalarının olduğunu, davalı Kooperatif Yönetim Kurulu Üyelerinin Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki davayı da hiçbir hukuki dayanağı olmaksızın kişisel hırs ve husumet nedeniyle açtığını, dava devam ederken de Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne konu ettikleri 23 adet bağımsız bölümün kiracılarına/işletme yetkililerine ve hatta ... üyelerine, dava sonunda kendilerinin tüm dükkanların sahibi olacakları şeklinde söylentiler yayılmasına sebep olduklarını, bu söylentilerin Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülen dava neticeleninceye kadar da devam ettiğini ve haksız, yersiz ve son derece kötü niyetli davayı, müvekkili firmanın bağımsız bölümleri sözleşmeye ve hukuka uygun iktisap tarihinden 6 yılı aşkın bir süre sonra açmış olup esas gayesi müvekkil firmayı zor durumda bırakmak, manevi olarak yıpratmak olduğunu, dava süresince taşınmazların tapu kayıtlarına "davalıdır” şerhi konulduğunu, gerçekten de müvekkili aleyhine açılan haksız ve yersiz bu dava sebebiyle kredi veren bankaların ve birçok ünlü marka ve işletmenin sorularına ve güven kaybına yol açtığını, kamuoyu nezdinde firma aleyhine son derece olumsuz sonuçlar doğurduğunu, dava sebebiyle firmalarının uluslararası ve ulusal marka sahibi kiracıları nezdindeki ticari itibarının sarsıldığını, Kooperatif üyeleri nezdinde de kötülediğini ve üyelerin firmalarına duyduğu güveni ve üyeler nezdindeki itibarını ve saygınlığını sarstığından manevi tazminatın koşullarının oluştuğunu ileri sürerek, 250.000,00 TL manevi tazminatın işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, yargılama giderinin ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. YANIT: Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; müvekkili kooperatif tarafından 26. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın sözleşme ihtilafı sebebiyle açıldığını ve bu davanın kooperatif açısından haklı nedenlere dayandığından hak arama hürriyetinin kullanılmasından ibaret olduğunu, işbu dava kapsamında manevi tazminatın talep şartlarının oluşmadığını, öncelikle manevi tazminatın duyulan elem, üzüntü veya bedensel bütünlüğün zedelenmesi durumunda istenebilecek bir tazminat oluşu düşünüldüğünde ticari şirket olan davacının ancak ve ancak maddi bir zarara uğraması halinde üzüntü-elem duyacağını, davacı yanın hiçbir maddi zararı bulunmadığından üzüntü-elem duyduğundan bahisle manevi tazminata hükmedilmesinin de mümkün olmadığını, hiçbir şekilde dava dilekçesinde belirtilen tarzda davacının ticari itibarını sarsıcı söylentiler çıktığını kabul etmemekle birlikte şayet o tarzda söylentiler çıkmış ise de bu söylentilerin müvekkili kooperatif ile illiyet bağı bulunmadığını, illiyet bağı kurulmadan müvekkili kooperatif aleyhine tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, manevi tazminat istemi ile açılan davada davacı tarafın tazminat talep etmek için hukuken geçerli şartların oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, talep edilen tazminat miktarının fahiş olduğunu, hukuktaki temel kurallarandan olan hiçkimse kendi kusurundan yararlanamaz kuralı gereğince davanın reddinin gerektiğini, davacı yanın bizzat kendi kusuru ile sözleşme ve ek protokollerin uygulanmasında sorunlar çıkmasına davalar açılmasına sebep olduğunu, hal böyle iken davacının bizzat sebep olduğu davalardan birinde müvekkili kooperatif ile hiçbir illiyeti kurulamayan söylentiler çıktı iddiası ile davacının tazminat talebinin açıkça kötüniyetli olduğunu, davacının kötüniyetinin hukuk düzenince korunmaması gerektiğini savunarak, davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12/06/2024 tarih, 2022/831 Esas, 2024/365 Karar sayılı kararında; "Taraflar arasındaki ihtilafın; davalı tarafından Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/259 Esas sayılı sırasına kayden açılan ve reddedilerek kesinleşen dava ile bu davaya bağlı olarak gerçekleştiği iddia edilen söylentiler/eylemler nedeniyle davacı şirketin kişilik haklarının ihlal edilip edilmediği, edilmiş ise manevi bir zarar oluşup oluşmadığı ve oluşmuş olması halinde bu manevi zararın giderilmesi istemine ilişkin olduğu tespit edilmiştir. "Hak arama özgürlüğü kapsamında bulunan şikayet hakkı ve kişilik hakları anayasal güvence altındadır. Bu iki hakkın karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin her iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemeyeceğinden, daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, belirli koşullar çerçevesinde, korumasız kalması söz konusu olabilecektir. Zira, hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde de olduğu gibi sınırsız olmayıp, kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, hak arama özgürlüğünün sınırlarının aşılmaması, başkalarının kişilik değerlerine saldırı oluşturmaması gerekir."(Yargıtay HGK’nun 07.07.2010 tarih 2010/4-364 E. 2010/374 K.). Yapılan yargılama sonucunda; davacı tarafça, davalı kooperatif yönetim kurulu üyelerinin Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki davayı da hiçbir hukuki dayanağı olmaksızın kişisel hırs ve husumet ile açarak dava devam ederken de Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne konu ettikleri 23 adet bağımsız bölümün kiracılarına/işletme yetkililerine ve hatta ... üyelerine, dava sonunda kendilerinin tüm dükkanların sahibi olacakları şeklinde söylentiler yayılmasına sebep oldukları, haksız, yersiz, kötü niyetli dava açıldığı, asıl amacın davacı firmayı zor durumda bırakmak, manevi olarak yıpratmak olduğu, dava süresince taşınmazların tapu kayıtlarına "davalıdır” şerhi konulduğu, bu dava sebebiyle güven kaybının oluştuğu, ticari itibarının sarsıldığı iddiası ile davalıdan manevi tazminat talep edilmiştir. Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/259 esas, 2016/268 karar sayılı dosyasında davacısı... Kooperatifi tarafından davalısı ... A.Ş. aleyhinde 02/06/2014 tarihinde tapu iptali ve tescil davası açıldığı, 16/06/2016 tarihinde davanın reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği görülmüştür. Dinlenen tanıkların doğrudan görgüye dayalı bilgilerinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Dava açılması, kanuni hak kullanılması niteliğini taşır. Açılan bir davanın sonuçta reddine karar verilmiş olması, o davanın başlangıçta haksız açıldığını göstermez. Davacının, kendisi hakkında haksız yere dava açıldığı iddiasını somutlaştırmadığı gibi ispatlayamadığı da anlaşıldığından davalı tarafından açılan davanın kanuni hak arama sınırları içerisinde kaldığı, dava nedeniyle davacının kişilik haklarının zedelenmediği" gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili tarafından verilen 06/09/2024 tarihli istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı kooperatifin aynı AVM’de halen kendi adına olan tapu kayıtlarının yanı sıra, müvekkiline hak edişi karşılığı tescil tarihinden yıllar sonra sırf taraflar arasında süre gelen ve arsa sahibi Kooperatif aleyhine sonuçlanan davalardan duyduğu kızgınlık ve müvekkiline beslediği husumet sebebiyle, müvekkilinin ticari itibarına zarar vermek ve AVM’de bulunan tüm dükkanların kendisinin olacağı, yüklenici müvekkilinin taşınmazlarda hakkının olmadığına yönelik söylentiler çıkardığını, tapu kaydı müvekkili adına olan 23 adet bağımsız bölümün tapularının iptali talebiyle dava açtığını, bu davanın reddedilmesine rağmen, karar kesinleşinceye kadar da bu söylentileri AVM’de dalga dalga yaymak suretiyle müvekkilinin kişilik haklarına zarar verdiğini, yerel mahkemenin gerekçesinde dinlenen tanıkların görgüye dayalı bilgilerinin bulunmadığına ilişkin tespitin hatalı olduğunu, davalının yaydığı söylentilerden dolayı işletme çalışanlarının tedirginlik yaşadığını ve iş aramaya başladığını, üye sayısının azaldığını ve işletmenin marka değerinin zarar gördüğünü, tanıklardan ...’ın beyanları ise diğer tanık ...'ın beyanlarıyla birlikte değerlendirildiğinde somut olayın gerçekliğine aykırı olmadığını, davaya esas 23 adet bağımsız bölümün yer aldığı AVM’de işletme açması muhtemel olası müşterilerin, mülkiyeti ve sahipliği hususunda ihtilaf olan ticari alanları kiralamakta çekinceli davranmasının hayatın olağan akışına uygun olduğunu, davalı kooperatifin kötüniyetle hareket ettiğini, davalının asıl gayesinin hak aramak değil, müvekkilini zor duruma sokmak kastı taşıdığını, yine dava süresince müvekkiline ait taşınmazlar üzerine davalıdır şerhi konulmasından dolayı müvekkilinin kredi veren bankaların ve birçok ünlü marka ve işletmenin sorularına ve şüphelerine muhatap olmak zorunda kaldığını, spor kompleksi üye ve çalışanları da benzer soruları sormuş ve tesisin kapanacağı endişesine yol açtığını, bu durumun üyeler ve kamuoyu nezdinde firma aleyhine olumsuz sonuçlar doğurduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2011/4-687 K. 2012/26 T. 1.2.2012 sayılı kararında; “Tüzel kişiler insanlar gibi maddi- organik bir yapıya sahip olmadıklarından dolayı onların bedensel bütünlüğü, yaşamı, sağlığı gibi, maddi bedensel değerler üzerinde kişilik haklarının varlığı tabi olarak söz konusu olmamakla birlikte saygınlık, onur, sır çevresi gibi manevi nitelikteki kişisel değerlerle, mesleki ve ekonomik kişisel değerlere gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de sahip olduğu söylenilebilir. Tüzel kişilerin kişisel değerler üzerindeki kişilik haklarının korunması gerekir.’ (Alim Taşkın, "Tüzel Kişilerin Kişilik Haklarının Korunması", AÜHFD., 1991, C. 42, s. 1- 4, s. 208- 230). ‘Bu sebeple tüzel kişinin ekonomik faaliyetini yürütürken kazandığı saygınlık, onun kişisel değerleri içinde yer alır. Ticari şeref ve haysiyetin çiğnenmesi, onun ekonomik yaşam içindeki yerini ve durumunu sarsabilir." yine ekonomik itibarın tüzel kişinin şeref ve haysiyetinin bir görüntüsü olduğunu, tüzel kişinin ekonomik faaliyetlerinin de toplum tarafından değerlendirildiğini, tüzel kişiliğe sahip bir şirketin ödeme gücüne dair değerlendirmeler, o tüzel kişinin toplumsal şeref ve haysiyetiyle yakından ilgili olduğunu, kredinin toplum tarafından ödeme gücüyle ilgili olarak izafe edilen bir değer olması nedeniyle, bu değeri azaltan veya ortadan kaldıran kişiliği ihlale yönelik açıklamaların şeref ve haysiyete tecavüz niteliği taşıyacağını, uygulamada da Yargıtay H.G.K., 15.12.2004 gün ve 2004/4-709 E-2004/720 K.; 31.5.2000 gün ve 2000/4-900 E- 2000/935 K. sayılı ilamlarında tüzel kişilerin de kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat davası açabileceklerinin kabul edildiğini, yerel mahkeme kararının yerleşik Yargıtay kararlarına, toplanan delillere, usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, yapılacak istinaf incelemesi neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda; Mahkemece de dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli gerekçeyle karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin bu karara karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/06/2024 tarihli 2022/831 Esas 2024/365 Karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin bu karara karşı yapmış olduğu istinaf kanun yoluna başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353(1)-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olduğundan alınması gerekli 732,00 TL istinaf karar ve ilam harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 427,60 TL harç bedelinin mahsubu ile kalan 304,40 TL istinaf karar ve ilam harç bedelinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yatırılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından, taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın dairemizce taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 20/10/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan ... E-imzalıdır
Üye ... E-imzalıdır
Üye ... E-imzalıdır
Katip ... E-imzalıdır