Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/517 E. 2026/753 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/517
Karar No
2026/753
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/517 - 2026/753 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/517 KARAR NO : 2026/753 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 21/11/2023 NUMARASI : 2022/431 E. - 2023/181 K.

DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü

Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nce verilen 21/11/2023 tarih ve 2022/431 Esas - 2023/181 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar ... ile ... tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin 1998 yılından beri e-online alışveriş pazarında yer aldığını, sektöründe lider firma olduğunu, "..." ve "..." ibareli markaların müvekkili adına tescilli bulunduğunu, davalı ...'in 2021/076062 sayılı "... ...+şekil" ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın davalı Kurum tarafından reddedildiğini, oysa dava konusu markanın müvekkili markasına benzer şekilde oluşturulduğunu, "..." ibaresini birebir taşıdığını, müvekkili ile özdeşleşmiş "....com" ibaresini birebir içeren dava konusu markanın, müvekkiline ait "....com" markalarını yıllardır bilen tüketiciler için müvekkili markalarının devamı gibi algılanacağını, markanın ön kısmında yer alan “...” ibaresinin uyuşmazlık konusu hizmetler yönünden ayırt edici olmadığını, markada kullanılan renk kombinasyonunun da müvekkili markaları ile benzerlik taşıdığını, bu renk kombinasyonunun müvekkilinin bir kısım markalarında aynen kullanıldığını, müvekkilinin "..." ibareli bir çok markasının bulunduğunu, "..." ibaresinin müvekkili ile özdeş olduğunu ve yanına farklı bir ibare getirilse de markanın müvekkili şirkete ait olduğu yanılgısını doğuracağını, daha evvel kurum tarafından müvekkili lehine verilmiş kararların mevcut olduğunu, dava konusu marka başvurusunun tescili halinde müvekkili markasının piyasadaki konumundan haksız yarar elde etmesinin kaçınılmaz bulunduğunu, taraf markalarının birebir aynı mal ve hizmetleri kapsadıklarını, müvekkiline ait markaların tanınmış marka statüsünde olduğunu, müvekkili markasının bu nedenle daha geniş bir korumadan yararlanması gerektiğini, dava konusu markanın müvekkili markasının ayırt edici karakterine zarar verebilecek nitelikte olduğunu, davalının bu ibareyi tesadüfi bir şekilde tercih ettiği yorumunda bulunulamayacağını, başvurunun kötü niyetli olduğunu, dava konusu markanın tescilinin aynı zamanda haksız rekabete de sebebiyet verdiğini ileri sürerek, YİDK'in 2022-M-11679 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik olmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Diğer davalı, davaya cevap vermemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, "...” ibaresinin marka içinde yer almasının etkisinin her somut olaya göre değerlendirilmesi gereken bir husus olduğu, dava konusu markanın "... ...+şekil", davacı markalarının ise "..." ibaresinden oluştuğu, ... için özellikle "h" ile başlayan "..." ibaresinin bir ön ibare olarak seçilmiş olması, "..." ibaresinin, davacı markalarının genelinde olduğu gibi turuncu renkte oluşturulması, dava konusu markada "..." ibaresinin ayrıca öne çıkarılması ve bunun yine davacının marka ve kullanımlarında dikkat çeken turuncu zemin üzerine yerleştirilmesi, dava konusu markada da davacı markalarında olduğu "mor+turuncu" veya "siyah+turuncu" gibi koyu ve turuncu renklerden oluşan "siyah+turuncu" bir kelime renk kombinasyonunun seçilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde dava konusu markanın bu açıdan öncelikle davacıya ait "..." markalarıyla benzer olduğu, ayrıca dava konusu markanın tescilinin davacının "..." unsurlu markasının tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanması sonucunu doğurduğu, dava konusu markanın tescili ile davacının inşa ettiği ve kullanmak suretiyle tanınmış hale getirdiği "..." esas unsurlu markalarının kazandığı marka imajının dava konusu markaya geçeceği, dava konusu "... ...+şekil" ibareli bir markanın tercih edilip, yazı ve renk açısından da davacı markasını çağrıştıracak şekilde benzer bir markanın oluşturulmasının da bundan başka bir saikle izah edilemeyeceği, böylece dava konusu marka sahibinin, tescil talep ettiği mal ve hizmet sunumu veya satışına fantezi ve tamamen yeni bir marka imajı ile değil, farklı mal ve hizmetlerde tanınmış olsa da hazır bir marka imajı ile girerek bu transferi gerçekleştirdiği gerekçesiyle davanın kabulü ile YİDK'in 16.09.2022 tarih ve 2022-M-11679 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın tüm ürün ve hizmetler bakımından hükümsüzlüğü ve sicilden terkinine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunun da bu yönde olduğunu, taraf markalarında ortak olarak yer alan "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin zayıf bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili, ilk derece mahkemesince dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunun aksine takdir yetkisi kötüye kullanılmak suretiyle hüküm tesis edildiğini, bilirkişi raporundaki çoğunluk görüşüne neden itibar edilmediğinin açıklanmadığını, başka bir rapor da alınmadan takdir yetkisinin kötüye kullanıldığını, ayrıca HMK'nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme haklarının ihlal edildiğini, müvekkili başvurusu kapsamında yer alan 41. sınıftaki eğitim hizmetleri yönünden taraf markalarının benzeşen hiç bir özelliğinin bulunmadığını, müvekkiline ait markadaki ayrışan yazı, renk, amblem, punto gibi hususların göz ardı edildiğini, bütünsel bir yaklaşımla bakıldığında markalar arasında karıştırılma ihtimalinin olmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE : 1-Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu "... ..." ibareli marka başvurusu ile davacının itirazına mesnet "..." ibareli markalar arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, zira her ne kadar taraf markalarında ortak olarak yer alan "..." ibaresinin ayırt ediciliği zayıf ise de dava konusu başvuruda "..." ibaresinin öne çıkarıldığı ve tertip tarzı itibariyle davacı markalarına yanaşıldığı, bu durumun taraf markalarının karıştırılmasına yol açacağı, en azından taraf markalarının ilişkilendirileceği ya da dava konusu başvurunun davacının seri markalarının arasına sızacağı, öte yandan davacı markalarının tanınmışlığının da karıştırılma ihtimalini artırdığı, buna göre SMK'nın 6/1 maddesi koşullarının somut olayda gerçekleştiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve 2014/11 E., 2016/778 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi iltibas değerlendirmesi, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümleneceğinden, davalılar vekillerinin bu yöne ilişkin istinaf itirazlarının da yerinde olmadığı anlaşılmakla, davalılar vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Ancak mahkemece, "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira "Harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir" (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanununda ve bu Kanuna bağlı 1 sayılı Tarifede gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanununun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesi uyarınca "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, müteakip muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". 492 sayılı Harçlar Kanununun Mükerrer Madde 138/2 hükmü uyarınca "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır".

Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harçtır. Dava açarken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı ise nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşittir. Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanununun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 1 sayılı Tarifenin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiş olup, Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davalılar vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Her ne kadar ilk derece mahkemesi kararı, sadece davalılar tarafından istinaf edilmiş ise de yargılama harçları kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, harçlar konusunda kazanılmış haktan söz edilemeyeceği ise tabiidir (Yargıtay 5. HD.'nin 22/01/1982 tarih ve 12534/240).

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin diğer istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 21/11/2023 gün ve 2022/431 Esas - 2023/181 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın KABULÜ ile YİDK'in 16.09.2022 tarih ve 2022-M-11679 sayılı kararının İPTALİNE, 4-Dava konusu 2021/076062 sayılı "... ..." ibareli markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE, 5-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30-TL'nin davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden ve istinaf eden tarafın aleyhine hüküm verilemeyeceğinden, ilk derece mahkemesinin karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen 25,500,00-TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 3.750,00-TL bilirkişi ücreti, 475,50-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 50,00-TL tebligat masrafından oluşan toplam 4.275,50-TL yargılama giderine, 80,70-TL başvurma harcı, 80,70-TL peşin harç tutarı eklenerek oluşan toplam 4.436,90-TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdelerinde bırakılmasına, 9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 10-Davalı ... ile ...'den ayrı ayrı peşin olarak alınan 427,60'ar-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalılara ayrı ayrı iadesine, 11-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 16/04/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 16/04/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/517, K. 2026/753, T. 16.04.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-517-e-2026-753-k-08e157ab56d8