Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/309 E. 2026/1256 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/309
Karar No
2026/1256
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2024/309 Esas 2026/1256 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/309 KARAR NO : 2026/1256

TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR

İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 21/12/2023 NUMARASI : 2022/719 Esas 2023/795 Karar

DAVA : Tazminat( Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 26/10/2022 KARAR TARİHİ : 29/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 29/09/2026

Taraflar arasındaki tazminat istemine ilişkin davanın yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı, taraflarca süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı dava dilekçesinde özetle; Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1999/399 Esas sayılı (yeni 2010/4 E.) dosyası üzerinden şufa davası açtığını, 22/12/2004 tarihli ara karar ile 203.066,00 TL şufa bedelinin depo edilmesine karar verildiğini, davalı bankaya gönderilen 03/02/2005 tarihli yazı ile 203.066,00 TL'nin birer veya 31-32 günlük vadeli mevduatlardan en yüksek faizli olarak vadeli mevduat açılmasını ve vadeleri geldiğinde en yüksek faizli olanı ile uzatılmasını istediklerini, 03/02/2005 tarihinde davalı bankanın ... Şubesine 203.066,00 TL yatırıldığını, ... hesap numarası ile %20 faiz ile 32 günlük vadeli hesap açıldığını, mahkemenin müzekkeresine istinaden davalı bankanın 32 günlük vadeli hesap açmayı ve vadeleri geldiğinde en yüksek faiz oranı ile uzatılmasını kabul ettiğini, davanın reddi neticesinde Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/4 Esas 16/02/2015 tarihli yazısı ile yatırılan 203.066,00 TL'nin faizi ile birlikte yatıran davacı vekiline ödenmesinin istendiğini, bankada son vadelide %4,5 faiz uygulanarak toplam 473.708,00 TL olduğunun görüldüğünü, 18/02/2015 tarihinde faize itiraz edildiğini, aynı tarihte ihtirazı kayıtla 473.708,99-TL tahsil edildiğini, davalı banka tarafından cevaben gönderilen 26/12/2015 tarihli yazıda yer alan hesap özetine göre mahkeme kararına karşın en yüksek mevduat faizinin uygulanmadığını, davalının kamu bankası olduğu düşünüldüğünde dahi TL üzerinden açılan mevduata kamu bankalarınca uygulanan azami yıllık faiz dikkate alındığında 03/02/2005-18/02/2015 tarihleri arasında 31-32 günlük vadeli mevduata uygulanan en yüksek faizden vergi ve stopaj düşürüldüğünde faizli bakiyenin 808.430,19-TL olması gerektiğini, 334.721,00 TL'nin eksik ödendiğini bu sebeple 04/03/2015 tarihinde dava açıldığını, Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/116 Esas sayılı dosyada daha sonra Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/06/2018 tarih 2017/274 Esas 2018/537 Karar sayılı ilamı ile 329.855,88-TL tazminatın 04/03/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar verildiğini, Ankara 11. İcra Müdürlüğü 2017/988 Esas sayılı dosyası ile 29/09/2018 tarihinde 329.855,88-TL alacak ve 105.734,62-TL faiz için icra takibi başlatıldığını, icra dosyası kapsamında ihtirazı kayıtla 18/06/2021 tarihinde 329.855,88-TL alacak ve 194.668,01-TL faiz olmak üzere tahsilin gerçekleştiğini, davalının mahkeme ilamı ile borçlu olduğunun bilinmesine karşın kanun yollarına başvurarak ödemeyi geciktirdiğini, 04/03/2015 tarihinden ödeme tarihine kadar cumhuriyet altınına göre munzam zararın 1.178.352-TL olduğunu, 04/03/2015 tarihinden ödeme tarihine kadar USD'ye göre munzam zararın 607.360-TL olduğunu, EURO'a göre munzam zararın 683.653-TL olduğunu, 31-32 günlük faize göre munzam zararın 523.573-TL olduğunu, yatırımın doğası gereği gerçek munzam zararın 1.178.352-TL olduğunu, aksi kanaat halinde yatırım araçlarının ortalaması esas alındığında 748.234-TL munzam zararın olduğunu, ödemenin yapıldığı 18/06/2021 tarihinden dava tarihine kadar cumhuriyet altınına göre munzam zararın 1.514.362-TL olduğunu, USD' ye göre munzam zararın 1.802.390-TL olduğunu, EURO'a göre munzam zararın 1.589.861-TL olduğunu, 31-32 günlük faize göre göre munzam zararın 898.234-TL olduğunu, yatırımın doğası gereği gerçek munzam zararın 1.802.390-TL olduğunu, aksi kanaat halinde yatırım araçlarının ortalaması esas alındığında 1.451.250 -TL munzam zararın olduğunu, bu hususta yargıtay ilamları bulunduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 26/10/2022 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek avans faizi ile birlikte şimdilik 150.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacı 27/10/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 150.000,00 TL'den 670.022,70-TL'ye çıkarmıştır. CEVAP Davalı cevap dilekçesinde özetle; işbu davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, dava dilekçesinde davaya konu olaylar nedeni ile doğan zararını yatırım araçlarına göre örneklerle net olarak hesaplanarak belirtmiş olduğunu, munzam zarara ilişkin işbu davada davacı tarafın zararı ve zararının doğumunun bankanın kusuru olduğunu ispatlaması gerektiğini, TBK. 122. md gereğince zarar/alacak tahsili talebi olduğunu, hükme göre zararın ispat yükünün davacıya ait olduğunu, davalının ise borcun geç ödenmesinde kusurunun bulunmadığını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, davacı tarafın iddialarının genel ve soyut nitelikteki enflasyonun ya da bankalarda mevduat için ödenen faizin ya da altın fiyatlarındaki artışın temerrüt faizinden yüksek olmasına dair olduğunu, munzam zararın gerçekleştiğini kanıtlar nitelikte olmadığını, davacının geç ödemeden kaynaklanan zararı somut olgularla ispat etmesi gerektiğini, genel ekonomik sebeplerin munzam zararın tazminini gerektirmediğini, alacaklı olduğunu iddia edenin somut olarak herhangi bir zarara uğradığını kanıtlamaksızın salt enflasyon oranında bir zarara uğradığını varsaymanın yasal faiz oranını enflasyon oranı şeklinde esas almak anlamına geleceğini, kanun koyucunun düzenlediği hükümlerde bu amacı taşımadığını, ekonomik olumsuzluklar değerlendirilerek tazminat oranını belirlenmesine karşın yasal düzenleme gözardı edilip tazmin edilecek zararın -temerrüt faizinden- daha fazla olduğunun kabul edilemeyeceğini, temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olmasının şart olmadığını ancak munzam zararda sorumluluğun kusura dayandığını, munzam zararaın temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dayanan bir zarar olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; Ülkemizde yaşanan ve herkes tarafından bilinen enflasyon, artan fiyatlar, döviz artışı vs. gibi olgular nedeniyle her zaman alacaklıların zararının temerrüt faizi ile karşılanması mümkün olmayacağından öncelikle munzam zarar talep edilen alacakla ilgili temerrüt tarihinden tahsil tarihine kadar geçen süredeki enflasyon verilerini gösterir TEFE, TÜFE-ÜFE oranları, banka vadeli mevzuat faiz oranları, döviz kurları, devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri ve diğer yatırım araçları ile ilgili getiri bilgilerinin resmi kurumlardan sorulup tesbit edildikten sonra munzam zarar hesabı yapılması gerekmekte olup bu kapsamda yapılan ve usul ve yasaya uygun görülerek hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre davacının munzam zararı 670.022,70 TL olarak tespit edildiği, enflasyon, artan fiyatlar, döviz artışı vs. gibi olgular nedeniyle paranın alım gücünün ve değerinin düşmesi karşısında hak sahibinin hakkının zamanında ödeme yapmayan borçlulara karşı korunması gerekliği kapsamında davacının 670.022,70-TL zararını davalıdan talep edebileceği anlaşıldığından davanın kabulü ile 10.663,18-TL'nin 05/11/2021 tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi gerektiği gerekçeleriyle; "davacının davasının kabulü ile, 670.022,70 TL 'nin 26.10.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" dair karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı istinaf dilekçesinde özetle; raporda yapılan hesaplamaların 18/06/2021 tarihinden 16/10/2022 tarihine kadar yapılaması gerektiğini, eksik hesaplama yapıldığını ileri sürmüştür. Davalı istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını, ek bilirkişi raporu alınmadığını, dava tarihine göre değil, kısmi ödeme tarihine göre munzam zararın hatalı olduğunu, eksik inceleme ile verilen kararın doğru olmadığını, bankanın kusuru bulunmayıp munzam zarar koşullarının oluşmadığını, somut olarak zararın varlığının ispatlanamadığını ileri sürmüştür. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; munzam zarar istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek yapılan incelemede; HMK’nın hüküm, hükmün verilmesi ve tefhimi başlıklı 294. maddesine göre mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK’nın hükmün kapsamı başlıklı 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK’nın hükmün yazılması başlıklı 298/2. maddesi gereğince de, gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Ayrıca kararın gerekçesi ile hükmün birbiri ile uyumlu olması, çelişkili olmaması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun 10/04/1992 tarih ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim ettiği kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Davacı yanca, mahkeme ilamına dayalı alacağının davalı bankaca geç ödenmesi nedenine dayalı olarak munzam zarar istemiyle açılan davada, mahkemece, davanın kabulü ile, 670.022,70 TL'nin 26/10/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Ne var ki mahkemece hükmün gerekçe bölümünde davacı yanın, davalı bankadan talep edebileceği munzam zarar miktarının bilirkişi raporu kapsamında 670.022,70-TL olarak tespit edildiği belirtilmesinden sonra davacının alacaklı olduğu tutar, gerekçede hem 670.022,70-TL olarak hem de 10.663,18-TL olarak gösterildiği gibi davacının, davasının kabulü ile 10.663,18-TL'nin 05/11/2021 tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi gerektiğine işaret edildikten sonra hüküm bölümüne gelindiğinde "davacının davasının kabulü ile, 670.022,70 TL 'nin 26/10/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" dair karar verilerek hüküm altına alınan alacak tutarları ile faiz başlangıç tarihleri yönünden gerekçe ve hüküm çelişkisi oluşturulmuştur. Hal böyle olunca mahkemece, hükmün gerekçe bölümünde yer verilerek davalı yandan tahsili ile davacıya verilmesi gerektiğine işaret edilen alacak miktarı ile faiz başlangıç tarihi, gerekçeli kararın hüküm bölümünde hüküm altına alınan alacak miktarı ve faiz başlangıç tarihinden farklı yazılmak suretiyle yukarıda açıklanan ilke ve emredici hükümlere aykırılık oluşturacak şekilde verilen kararın, sair hususlar incelenmeksizin öncelikle kamu düzeni gözetilerek kaldırılması gerekmiştir. Tüm bu nedenlerle kamu düzeni gözetilerek 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6.maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi gereğince KABULÜNE, 2-Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/12/2023 tarih 2022/719 Esas 2023/795 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 4-Davacı tarafından yatırılan 427,60-TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 5-Davalı tarafından yatırılan 427,60-TL istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 6-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 7-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6.maddesi uyarıca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 29/09/2026

Başkan- ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi -... ... ... ... ...

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/309, K. 2026/1256, T. 29.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-309-e-2026-1256-k-b5b301c3b4c0