Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/259 E. 2026/1240 K. – Alacak
Konu: Alacak
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/259
- Karar No
- 2026/1240
- Karar Tarihi
- Konu
- Alacak
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2024/259
KARAR NO:2026/1240
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:28/03/2023
NUMARASI:2019/533 Esas, 2023/268 Karar
DAVANIN KONUSU:Alacak
Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı,davacı vekilince istinaf yoluna, davalı şirket vekilince katılma yoluyla istinaf başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Avrupadaki çeşitli ülkelerde tırlara kredili yakıt temin eden bir Avusturya firması olduğunu, davalı tarafın fatura içeriğinden de belli olan muhtelif tarihlerde müvekkilinden yakıt ikmali yaptığını ve icra takibi yapılan faturalar bakiyesi için 3 adet fatura ile toplam 7.964,32 Euro tutarında borç oluştuğunu, faturaların usulünce tebliğ edilerek, borcun kesinleştiğini, davalı tarafın faturaların ödendiği yönünde beyanının olduğunu, bakiye olan borcun muhtelif tarihlerde vekil sıfatıyla ödenmesini talep ettiklerini, bu borcun daha önce ödenmiş olduğu ve ibraname düzenlenmiş olduğu gerekçesiyle taleplerinin reddedildiğini, bunun üzerine 7.964,32 Euro nun tahsili için Ankara 24. İcra Müdürlüğü'nün ...nolu dosyası ile icra takibine geçildiğini, borçlunun itiraz etmesi neticesinde takibin durduğunu beyan ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 7.964,32 Euro alacağın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin yabancı bir şirket olduğunu ve bulunduğu ülkedeki yerel mahkeme kararı ile şirketin iflasına ve kapatılmasına karar verildiğini, davacı şirketin iflas ettiğini dolayısı ile müflis şirketin davayı takip yetkisinin bulunmadığını beyan ederek davanın usulden reddini, esasa ilişkin itirazlarında davacı yanın iddialarını kabul etmediklerini, davacı şirketin yetkilisi tarafından ibraname verildiğini ve ilgili noterce gerçek olduğunun teyit edildiğini, dava dilekçesinde davalı ...'in yetkisi olmadığı halde yapılan ödemeyi çekle kabul ettiğine, ödeme yeri ve ödeme biçiminin değiştirildiğine, çek bedellerinin davalının uhdesinde kaldığına veya bu çeklerin başka işlerde kullanıldığına dair iddialarını kabul etmediğini,Türkiye ofisi yetkilisi olması sıfatıyla davacı şirket adına elde ettiği kazançların tamamını davacı şirkete veya şirket yetkilisi ...'e ödediğini, davacının iddialarının dayalı olduğunu ve hiçbir somut gerekçeye dayanmadığını, davanın reddi ile haksız ve kötü niyetli olarak aleyhinde icra takibi başlatan davacı şirketin %20 oranında kötü niyet tazminatına mahküm edilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... A.Ş. Vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının davayı iki farklı nedene dayandırdığını, davalılar arasında müteselsil sorumluluk bulunduğunu beyan etmişse de, birbirine zıt iki iddiada bulunulmayacağını, dolayısıyla sadece tek bir davalıya karşı dava açması gerektiğini, müvekkilinin yetki itirazında bulunarak, yetkili mahkemenin Ankara mahkemeleri olduğunu beyan ederek, yetki itirazlarının kabulüne, olmadığı takdirde açılan davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;"Tüm dosya kapsamı, tarafların ticari kayıtları ve denetime ve hüküm tesisine elverişli rapor içeriği birlikte değerlendirildiğinde delil vasfını haiz davalı ... AŞ ne ait ticari defter ve kayıtları tetkikine göre, takibe dayanak üç adet faturanın davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, 2013 takvim yılından itibaren taraflar arasında bir hareketin bulunmadığı, 1/1/2013 tarihinde geçmiş yıldan devreden 4607,63 TL bakiyenin "hesap kapama" açıklamasıyla 100-kasa hesabı kullanılarak nakit ödeme ile kapatıldığı, ... bürosu kaşeli ve imzalı 30/9/2012 tarihli ibranamede de başlangıç tarihinden bugüne dek ... AŞ nden hiçbir hak ve alacaklarının kalmadığı hususunun yazılı olduğu; davalı ...'in merkezi Avusturya'da bulunan davacı şirketin ... Bürosu'na şirketi yetkili makamlarda temsil edip, şirket adına gerekli tüm imzaları atmak üzere şirket müdürü tarafından noterde düzenlenen belge ile müdür olarak tayin edilip yönetici olarak imza sirkülerini beyan ettiği, bu şekilde davalının en geniş manada davacı şirketi Türkiye'de temsil etmek üzere yetkilendirildiği, bu kapsamda davalının ... Bankası'nın ... şubesinde açılan hesaplarda şirket adına para çekme ve havale işlemleri yaptığı, bu hesaba şirketin yurtdışındaki merkezinden Türkiyede'ki personel ödemeleri için sürekli olarak para aktarımı yapıldığı, dolayısıyla şirketin sözkonusu hesaplardan haberdar olduğu, ...'in görev süresi sona erdikten sonra da şirket müdürü tarafından en geniş anlamda ibra edildiği, davaya konu faturaların da ibra tarihinden önceki döneme ilişkin oldukları anlaşıldığından davanın her iki davalı bakımından da reddine " gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İrtibat ofisinin şube olarak değerlendirilemeyeceğini, irtibat ofisi çalışanın müvekkili şirket adına nakden tahsilat yapmasının sözkonusu olamayacağını, müvekkili adına ibraname düzenleyemeyeceğini, İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/44 E. sayılı dosyasında davalı yana makbuz karşılığında yapılan ödemeler ve davalı yanca tanzim edilen ibraname geçersiz sayılarak davanın kabulüne karar verildiğini, İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1118 E 2016/545 K sayılı ilamında açıkça; “…davalı yanın, …Euro tutarında ödemeyi ...’e yaptığı, tediye makbuzunun bulunduğu ancak bu şahsın davacının ... ya tabi çalışanı olup, ödemeleri kabul etme yetkisi bulunmadığı tespit edilmiş olmakla davacının akaryakıt alımından dolayı …Euro alacağı bulunduğu” ifadelerine yer verildiğini ve kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, Bakırköy 2 Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/531 E 2023/314 K sayılı kararında da yukarıda anılı karara atıf yapılmak suretiyle “…davalı yanın …Euro tutarında ödemeyi ...’e yaptığı, tediye makbuzunun bulunduğu ancak bu şahsın davacının ... ya tabi çalışanı olup, ödemeleri kabul etme yetkisinin bulunmadığı” hususuna yer verilmiş, verilen bu kararın Yargıtay 11 HD 2020/7905 E 2021/3031 K sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiğini, İzmir 5 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/426 E 2021/934 K sayılı ilamında da; “…davalının, davalı şirketi 30.09.2012 tarihinde ibra ettiği savunulmuş ise de, dosyaya sunulan ibranamede imzası bulunan davalı ... in görevinin ibraname tarihinden önce 13.9.2012 tarihinde davacı şirketteki görevinin sona erdiği, davalı ...’in ticari mümessil ya da vekil safatıyla hareket ettiğine dair özel yetki içeren bir belge sunulmadığı gibi, ibranamenin borç alacak ilişkisini gösteren rakamsal olarak hesap özetini içermediği ve dayanaklarının belirtilmediği anlaşılmakla ibranameye itibar edilmemiş” şeklinde hüküm tesis edildiğini,tacir olan taraflar arasında ödeme şekli banka havalesi şeklinde iken, yetkisiz kişiye teamüle de ayrıkı olarak ödeme yapılması/yapıldığı iddiasının kabul edilemeyeceğini, müvekkili şirketin fatura tanzim ettiğini ve karşılığı ödemelerin müvekkili şirket tarafından bildirilen banka hesabına yapıldığını, nakit ödeme yönünde herhangi bir teamül veya anlaşma bulunmadığını, 2012 yılından gelen müvekkili alacağının, 2013 yılında nakit karşılığı ile makbuza dayanarak kapatılmış olmasının, tek başina ödemenin ispatı sayılamayacağını tacir olan taraflar arasında banka ödemesi kararlaştırılmış iken belge ile tevsik edilmeyen nakit ödeme kaydının borcu sona erdirmeyeceğini, davalı ...’in ibra edilmiş olduğundan bahsedilemeyeceğini, noterliğe yazılan müzekkereye verilen cevapta da açıkça “belgenin ibraname niteliği taşımayan imzasız ve adi nitelikli bir çeviri olduğuna” işaret edildiğini, İstanbul Anadolu 2 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/1495 E sayılı dosya üzerinde yapılan yargılamada; “..İzmir ... Noterliğinin 13.9.2012 tarih ve ... yevmiyeli ibranamede, ... ın ... Bürosu olarak faaliyet gösteren ... in 6098 Sayılı TBK nın 132. Maddesinde yer aldığı şekilde en geniş şekilde ibra edildiğinin yazılı olduğunu, ibranamenin Türkçe metin şekli ile imzasız olduğunu, belgenin düzenlenme tarihi itibariyle ... temsile yetkisi sona ermiş olan önceki yetkili müdür adıyla imzalanmış olduğunun tespit edildiğini, ibranamenin ekinde bir imza sirküleri dahi bulunmadığını, 13.09.2012 tarihinde çevirisi yapıldığı anlaşılan belgenin Almanca nüshasındaki imzanın şirketi temsile yetkili kişi tarafından verilmediğini, şirkete 04.06.2012 tarihinde kayyum sıfatıyla Dr. ... in atandığının da dosya münderecatı ile sabit olduğunu, belgenin ibraname niteliği taşımadığını, adı geçen şahsın da müvekkili şirket adına işlem yapmaya yetkili bir şahıs olduğundan bahsedilemeyeceğini, mahkemece, davalı ... ..., müvekkili şirkete ait ... Bankası ... şubesinden para çektiği bu bağlamda şirketin bu hesaplardan ve işlemlerden haberdar olduğu noktasında bir gerekçelendirme yapılmış ise de, ... Bankasında yapılan işlemlerin usulsüz olması, davalı ... müvekkili şirket adına işlem tesisine yetkisinin bulunmaması sebebiyle ... Bankası aleyhine istanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2023/645 E. sayılı dosya üzerinden görülen davanın derdest olduğunu, davalı defter ve belgelerinin gerekli onayı taşımamakla sahibi lehine delil teşkil etme özelliği bulunmadığını, mahkemece, müvekkili şirket kayıtları ile davalı kayıtları arasındaki farkın sebebi irdelenmeksizin hüküm tesis edildiğini, bilirkişi incelemesinde, müvekkili şirketin 7.964,32.-euro tutarında alacaklı olduğunun, davalı kayıtlarında da müvekkili şirkete olan borç tutarının 1.959.42.-euro tutarında olduğunun anlaşıldığını, aradaki 6.000.-euro tutarındaki farkın, davalı kayıtlarında mevcut olup, müvekkili şirket kayıtlarına alınmamış olan 6000.-euro tutarlı çekten kaynaklandığının anlaşıldığını, ancak çek tutarının müvekkili şirkete ödenip ödenmediğinin tespit edilmediğini, çekin akıbetinin araştırılması gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davalı ... AŞ. vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; Davacının 11.03.2014 tarihinde İstanbul Anadolu 20. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/87 Esas sayılı dosyası ile davasını ikame ettiğini, davanın 01.07.2014 tarih 2014/279 karar sayılı ilam ile reddedildiğini, red kararının Yargıtay19. Hukuk Dairesi tarafından 01/11/2017 tarih 2017/3467 Esas, 2017/7497 Karar sayılı ilamı ile onandığını, davacının karar düzeltme talebi doğrultusunda Yargıtay 19. Hukuk Dairesince 07/05/2019 tarih 2018/373 Esas, 2019/2972 Karar sayılı ilamı ile kaldırarak Yerel Mahkemenin kararının bozulmasına karar verildiğini, görülmekte olan dosyada, Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nin bozma kararına uyulması neticesinde yeni bir hüküm tesis edildiğini, daha önce Yargıtay denetiminden geçmiş hükmün davacı yan tarafından istinafa konu edildiğini, Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmi Gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında yapılan temyiz başvuruları, kesinleşinceye kadar Yargıtay tarafından sonuçlandırılır şeklinde olduğunu, bu düzenleme ile, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlara karşı Yargıtay yoluna başvurulmasını ve karar kesinleşinceye kadar kanun yolu denetiminin Yargıtay tarafından yapılmasını sağlanmak istendiğini, Yargıtay tarafından verilen bozma kararları üzerine verilen kararların tekrar Yargıtay denetiminden geçmesi için Yerel Mahkeme tarafından istinaf kanun yolu başvuru yerine temyiz kanun yoluna başvuru şeklinde hüküm kurulması gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kısmen kaldırılarak usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, Yargıtay denetiminden geçmiş dosyanın temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar verilmesine, yargılama gideri ve ücreti vekaletin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, ticari satıma ilişkin faturaya bağlanmış bakiye alacağın tahsili istemiyle açılmış bir alacak davasıdır. alacak davasıdır.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davalı şirketin katılma yolu ile istinaf başvurusunun incelenmesinde; İstanbul Anadolu 20.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/87 E. Sayılı dosyasında; 01.07.2014 tarihinde davacı şirket hakkında iflas kararı verilmesi nedeniyle ndava açma yetkisi bulunmadığından davanın usulden reddine karar verilmiş, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 01.11.2017 tarihli 2017/3467 E. 2017/ 7497 K. Sayılı ilamı ile hükmün onanmasına, davacı vekilinin karar düzeltme başvurusu üzerine; Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2018/373 E. 2019/2972 K. 07/05/2019 tarihli ilamı ile; davacının aktif dava ehliyeti bulunup bulunmadığı hususunda Avusturya yetkili adli makamı istinabe edilerek aktif dava ehliyeti yoksa ve dava davacı iflas idaresi tarafından açılmışsa davanın reddine iflas idaresi tarafından açılmışsa esasına girilerek varılacak uygun sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle onama kararının kaldırılmasına mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay tarafından yapılan inceleme usule ilişkin olup, Mahkemenin davanın esası hakkında vermiş olduğu kararın Bölge Adliye Mahkemesince incelenmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.Davacı vekili, müvekkilinin tırlara kredili yakıt temin eden bir Avusturya firması olduğunu,davalı tarafın fatura içeriğinden de belli olan muhtelif tarihlerde müvekkilinden yakıt ikmali yaptığını ve icra takibine konu edilen 3 adet fatura toplamı 7.964,32 Euro tutarında alacaklı olduğunu ileri sürmektedir.Davalı ... vekili, davacı şirketin yetkilisi tarafından ibraname verildiğini ve ilgili noterce gerçek olduğunun teyit edildiğini, Türkiye ofisi yetkilisi olması sıfatıyla davacı şirket adına elde ettiği kazançların tamamını davacı şirkete veya şirket yetkilisi ...'e ödediğini, davalı .... A.Ş. vekili, müvekkilinin fatura bedellerini ödediğini, davacı şirket tarafından ibraname düzenlendiğini savunmaktadır.Dosya kapsamından, ... tarafından 05.10.2009 tarihinde davacı şirketin Türkiye'de irtibat bürosu açmasına 3 yıl süre ile izin verildiğine ve davalı ... davacı şirket şubenin yöneticisi olarak tayin edildiğine ilişkin çevirisi yapılmış belgeye istinaden yetkili olduğuna ilişkin imza sirkülerinin noterlik tarafından tasdik edildiği, İzmir 10.Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/570 E. Sayılı dosyasında sanık ... ile birlikte diğer sanıkların yargılandığı davada ibranamenin sahte olduğunun sabit olmadığı gerekçesiyle sahtecilik ve dolandırıcılık suçundan beraatlerine karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır.İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/436 E. Sayılı dosyasında Beyoğlu ... Noterliğince düzenlenen 30.10.2019 tarih ... yevmiye nolu vekaletnamede sanığın İstanbul'da kurulacak şubenin yöneticisi olduğu, şirket adına temsil yetkisinin bulunduğuna ilişkin vekaletnamenin Bakırköy 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1020 E. 2018/564 K. sayılı kararında da kabul edilmiş olması ibranamenin sahte olduğunun sabit olmaması gerekçesiyle nitelikli, dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçundan davalı ...'in beraatine karar verildiği ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 2019/1104 E. 2020/807 K. sayılı kararıyla 05.06.2020 tarihinde istinaf başvurularının esastan reddine kesin olmak üzere karar verildiği, yine taraflar arasında çekle ödemelere ve tahsilat makbuzlarına ilişkin e-posta yazışmalarının bulunduğu, bu yazışmalara ve dosyada mübrez tahsilat makbuzlarına göre davalı ...'in ... Bankası'nın ... şubesinde açılan hesaplarda şirket adına para çekme ve havale işlemleri yaptığı anlaşılmaktadır. Davalı ... ... davacı şirket şubenin yöneticisi olarak tayin edildiğine ilişkin çevirisi yapılmış belgede ''İstanbulda yeni kuracağımız şubemizin yöneticisi olarak tayin ediyoruz'' ibaresi yer almaktadır.Dosya kapsamında davalı şirketin ibra edildiğine ilişkin 30.09.2012 tarihli, davalı ...'in ibra edildiğine ilişkin İzmir ... Noterliğinin 13 Eylül 2012 tarihli ... yevmiye numaralı ... imzalı ibraname mevcuttur. Davalı... AŞ' nin 2009 - 2014 yıllarına ait ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemede "Davalı şirketin 2009-2010-2011-2012-2013 Yıllarına ait ticari defterleri incelenmiş olup,Davalı şirketin ticari defterlerinde cari hesap şeklinde çalışıldığı, davacının alacak dayanağı olan faturaların davalı şirkette kayıtlı olduğu, 2013 takvim yılında herhangi bir hareket olmadığı ve 01.01.2013 tarihinde geçmiş yıldan devir eden 4.607,63-TL(1.959,42 euro) bakiyenin hesap kapama açıklamasıyla 100-kasa hesabı kullanılarak nakit ödeme kaydı ile kapatıldığı söz konusu nakit ödemenin dayanak belgesi olarak tarafların, aralarında düzenlediği ibraname dikkate alınarak davalı şirket tarafından borcun sıfırlandığı, söz konusu davacı ... Bürosu kaşeli ve imzalı 30.09.2012 tarihli ibranamenin kabul edilip edilmeyeceğinin takdiri mahkemenize aittir.Mahkemenizce ibranamenin kabul edilmediği takdirde yukarıda belirtildiği üzere, Davalı şirketin ticari defterlerinde 2012 takvim yılından devir eden 4.607,63-TL (1.959,42 euro) davalı şirketin, davacıya borcu kaldığı sonucuna ulaşmak gerekecek olup..." tespitinde bulunulmuştur.TBK'nın "Borçların sona erme halleri" ana başlıklı bölümünde "İbra" alt başlıklı 132. maddesi; "Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir." şeklindedir. Anılan yasa hükmü karşısında taraflar arasında tanzim edilen ibra sözleşmesi ile borç ilişkisinin sona erdiği, davacı tarafın davalı ...'i 13.09.2012 tarihinden evvelki borçları nedeniyle ibra ettiği açıktır. Davalı şirketin de ibra edildiğine ilişkin 30.09.2012 tarihli ibraname mevcuttur. İbra tasarrufi bir işlemdir ve aksine hüküm yoksa asıl borç ile birlikte tüm fer'ileri açısından sonuç doğurur. Davacı taraf da davalıları ibra ederek, açıkça davalıdan bir hak ve alacak talebinde bulunmayacağını taahhüt etmiştir.TBK'nın 551. maddesinde "Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir." olarak tanımlanmıştır. Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar. İstanbul Anadolu 22. iş mahkemesi'nde 2016/ 520 E. sayılı dosyasında davalı ...'in davacı şirkette sigortalı çalıştığı tespit edilmiş ve aleyhine açılan davanın reddine karar verilmiştir. Sigortalı şirket çalışanları da bu kapsamda olup davacı şirket adına çekle yapılan ödemeleri tahsil yetkisi bulunmaktadır. Şirket adına görülen her işin şirket yetkilisi tarafından yapılması mümkün olmayıp, olağan işler ticari vekiller aracılığıyla yürütülür. Kaldı ki davacı şirket yukarıda anılan belge ile ...'i yönetici tayin etmiştir.Davacı, müvekkili şirket kayıtları ile davalı kayıtları arasındaki farkın sebebi irdelenmeksizin hüküm tesis edildiğini, bilirkişi incelemesinde, müvekkili şirketin 7.964,32.-euro tutarında alacaklı olduğunun, davalı kayıtlarında da müvekkili şirkete olan borç tutarının 1.959.42.-euro tutarında olduğunun anlaşıldığını, aradaki 6.000.-euro tutarındaki farkın, davalı kayıtlarında mevcut olup, müvekkili şirket kayıtlarına alınmamış olan 6000.-euro tutarlı çekten kaynaklandığının anlaşıldığını, ancak çek tutarının müvekkili şirkete ödenip ödenmediğinin tespit edilmediğini ileri sürmüş ise de; imzalanan ibranameler karşısında bu husustaki istinaf nedeni sonuca etkili görülmemiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin ve davalı şirket vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin ve davalı ... AŞ vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 304,40 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,
3-Alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcının davalı ... AŞ'den tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 25.06.2026
KANUN YOLU:HMK'nın 362/1.a. maddesi uyarınca, dava konusunun miktarına göre karar kesindir.