Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/228 E. 2026/1200 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/228
- Karar No
- 2026/1200
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/228 KARAR NO : 2026/1200
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/306 KARAR NO : 2023/729 DAVA TARİHİ : 24.07.2019 KARAR TARİHİ : 21.09.2023 DAVA : Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 11.09.2026 KARARIN YAZ. TARİH: 11.09.2026
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21.09.2023 tarih ve 2023/306 Esas, 2023/729 Karar sayılı kararının istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı alacaklının İzmir 18.İcra Müd.nün 2019/3378 Esas sayılı takip dosyası ile müvekkillerinin murisi ... aleyhine takip yaptığını,takibin kesinleştiğini, takip konusunun 47.000,00 TL bedelli bir senet olduğunu, icra takibinden sonra 01.06.2019 tarihinde borçlu ...'nin vefat ettiğini, takibe konu senedin esasen teminat senedi olduğunu,zira müvekkilerinin murisi ile davalı arasında 02.04.2018 tarihinde murise ait iki adet dairenin tadilatı için sözleşme imzalandığını, buna göre yapılacak işler için 65.000,00 TL bedel kararlaştırılrdığını,davacıların murisinin kararlaştırılan bu bedelin 18.000,00 TL sini nakit olarak davalıya ödediğini, kalan 47.000,00 TL için iş bu senedin düzenlendiğini ve paranın tahsilinden sonra senedin iade edileceğinin sözleşmede belirtildiğini, bu senedin sözleşme bedelinin ödenmesini garanti altına almak için teminat amaçlı düzenlendiğini, toplam 65.000,00 TL bedelli işin 18.000,00 TL sinin ödenmesinden sonra 40.000,00 TL sinin murise ait aracın satılarak ödeneceğinin kararlaştırıldığını, murise ait olup davacı ... adına kayıtlı olan .... plakalı aracın İzmir 13.Noterliğinin 25.04.2018 tarihli araç satış sözleşmesi ile davalıya devredildiğini, davalının bizzat üzerine devraldığını, araç satış bedelinin 39.269,00 TL olduğunu,davalının buna göre toplam 57.269,00 TL tahsil ettiğini, davacıların davalıya toplam 7.731,00 TL borcunun kaldığını, ancak davalının buna rağmen 47.000,00 TL lik senedi icraya koyarak alacağını 2.kez tahsil etme yoluna gittiğini, müvekkillerinin bu bonodan dolayı davalıya bir borçlarının bulunmadığını, bu nedenlerle öncelikle İzmir 18.İcra Müd.nün 2019/3378 Esas sayılı dosyaya yatacak paranın davalıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesine, takibe konu senedin teminat senedi olarak kabulü ile müvekkillerinin davalıya borçlu olmadıklarının tespitine,senedi teminat senedi olduğu kabul edilmez ise, davalıya yapılan 39.269,00 TL ayni ödemenin senet bedelinden mahsubu ile asıl alacağının 39.269,00 TL lik kısmından borçlu olmadıklarının tespitine ,davalının %20 den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. YANIT: Davalı vekili yanıt dilekçesinde özetle; Müvekkili tarafından sözleşme kapsamında yüklenilen tüm işler yapıldığını ve hatta ilave işler yapılarak (kalorifer tesisatı) bedeli tahsil olunamadığını, ancak murisin sözleşme uyarınca ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, murisin sözleşmenin düzenlenmesi ve işin devamı sırasında iş bedelinin tamamını nakden ödeyemeyeceği için 18.000,00 TL peşin ödeme yaptığını ve bakiye için de senet düzenlediğini, burada senedin teminat senedi değil ödeme aracı olduğunu,davacı yanın dava dilekçesinde bahsettiği ve müvekkilinin alacağından mahsubunu talep ettiği araç murise değil davacı ... ye ait olup müvekkili tarafından bedeli ödenmek suretiyle ve muris ile akdedilen sözleşmeden hariç olarak satın alındığını, murise yapılan ödeme emri tebliği sonrasında murisin takibe bir itirazının olmadığını, takibe konu senedin teminat senedi olmadığını, üzerinde böyle bir ibare geçmediğini, bu nedenlerle davanın reddine ve davalılar aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 17.09.2020 tarih ve 2019/381 Esas, 2020/490 Karar sayılı kararı ile özetle; "...Tüm dosya kapsamına göre; davacıların murisi ve davalı arasında, davalının yüklenici olduğu, davacıya ait dairelerin tadilatı işini yüklendiği, toplam iş bedelinin 65.000,00 TL olarak belirlendiği, işi yapacak yüklenicinin davalı ... olduğu, iş bedelinden 18.000,00 TL sinin nakit alındığı, 7.000,00 TL sinin salı günü nakit alınacağı, 40.000,00 TL nin ise iş ortasında müşteri ...'nin aracının rayiç değerden tahsil edileceği veya dairenin yüklenici ... tarafından satılıp kalan paranın tahsil edileceği, 1 adet senet düzenlenip para tahsilinden sonra senedin iade verileceği belirtilmiş, ancak sözleşmede senedin hangi senet olduğu açıkça belirtilmediği, takibin muris aleyhine açıldığı,murisin takibe konu 47.000,00 TL lik senetle ilgili bir borca itirazının bulunmadığı,senette teminat ibaresi bulunmadığı, tam tersine malen kaydının bulunduğu, sözleşmede açıkça takibe konu senetten bahsedilmediği, sözleşmede müşteri aracının satılarak parasının yükleniciye verileceği ihtimalli olarak belirtildiği, ancak murisin değil, murisin kızının aracının satıldığı, dolayası ile davacının da bu durumu bildiği, sözleşmede tadil veya değişiklik yapılmış ise yine bu hususların sözleşme ile belirlenmesi gerektiğinden, davalının da zaten savunmalarında murisin aracını değil kızının aracını sözleşme dışı satın aldığını savunduğu, dolayısı ile senedin teminat senedi olarak kabulü mümkün olmadığından davacının da delilerinde yemin deliline başvurmadığı anlaşıldığından ispatlanamayan davanın reddine" dair karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararının davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 05.04.2023 tarih ve 2021/307 Esas, 2023/521 Karar sayılı kaldırma kararı ile özetle; ''...davacıların murisi ... ile davalı arasında 02/04/2018 tarihli eser sözleşmesi imzalandığı hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davalının cevap dilekçesinde takip dayanağı senedin 02/04/2018 tarihli sözleşme nedeniyle verildiği kabul edilmiştir. Sözleşme hükümleri incelendiğinde, toplam 65.000-TL üzerinden anlaşma yapıldığı, 18.000-TL.nin peşin ödendiği, 7.000,00-TL daha nakit ödeme yapılacağı, kalan 40.000-TL.nin ise müşteri aracının satılması suretiyle ödeneceği, ödemeler yapıldıktan sonra senedin iade edileceği konusunda tarafların anlaştığı görülmektedir. Davacı vekili 27/02/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile davasını ıslah etmiş ve yemin deliline dayanmıştır. 6100 sayılı HMK’nın 176. ve 177/1. maddelerinde, davanın her iki tarafının da, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen ıslah edebileceği ve ıslahın tahkikata tabi olan davalarda tahkikatın bitimine kadar yapılabileceği belirtilmiştir. Dava dilekçesinin sunulması işlemi de yargılama usulüyle ilgili bir işlem olup ıslah ile değiştirilmesi mümkündür. Diğer bir söyleyişle ıslah, iyiniyetli tarafın, davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıkları düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur. (YİBK, 04.02.1948 gün ve E:1944/10, K:1948/3) Davacı taraf temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun 7.731,00-TL dışında kalan kısmının ödendiğini iddia etmektedir. Bu durumda mahkemece, davacı vekilinin yemin deliline dayanması nedeniyle yemin teklifi hususunun hatırlatılarak istek halinde HMK. 228. madde hükümlerinin uygulanması gerekirken, söz edilen gerekliliğe uyulmaksızın yazılı olduğu şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun değildir. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli olmadığından davacılar vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına'' dair karar verilmiştir. Dairemiz kaldırma kararından sonra ilk derece mahkemesinin 21.09.2023 tarih ve 2023/306 Esas, 2023/729 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...mahkememizce kaldırma ilamı öncesi verilen davanın reddine ilişkin karara karşı başvurulan istinaf kanun yolu sonucu BAM 14.HD .2021/307 esas 2023/521 Karar sayılı ilamında davacı vekiline yemin delilinin hatırlatılması gerektiğini belirttiğinden eksiklikler giderilerek yemin eda edilmiş ve davalı asil 21/09/2023 tarihli celse "Davacı ...'ye ait olan .... plakalı .... marka aracı 25.04.2018 tarihinde alıp araç satış bedeli olan 39.269,00 TL'yi ...'ye tamamen elden ödediğime, ...'nin bana imzalayıp verdiği 47.000,00 TL senetten kaynaklanan alacağımı tahsil etmediğime, Halen 47.000,00 TL'lik senet alacağımdan dolayı gerçekten davacılardan alacaklı olduğuma, dair namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum, " şeklinde yeminli beyanda bulunmuştur. Her ne kadar yeminin eda edileceği 11/07/2023 tarihli celse davalı asil hazır bulunmamış ve davalı vekili müvekkilinin şehir dışında bulunduğunu bu sebeple celseye katılmadığını beyan etmiş ve mahkememizce HMK' nun 228/2. Maddesi gereği verilen dilekçeye göre davalı asil yeminin eda edileceği celse İzmir ilinde bulunduğu ancak rahatsızlığı sebebiyle katılamadığına ilişkin dilekçe sunulduğu ve sunulan dilekçeye karşılık davacı vekili davalının şehir dışında olduğuna dair mazeretini tevsik etmesi gerektiğini ayrıca sunulan raporun gelip yemin edilmesini engelleyecek mahiyette olup olmadığının araştırılmasını talep etmiş ise de, mahkememizce davalı asilin şehir dışında bulunmayıp İzmir ilinde Hastaneden alınmış olduğu rapor sonucu 11/07/2023 tarihli celseye katılmamaya yönelik mazereti HMK' nun 228/2. maddesi gereği kabul edilmiş, ayrıca sunulan raporun gelinip yemin edilmesini engelleyecek mahiyette olup olmadığına yönelik araştırma yapılması istemi ise TMK' nun 3. Maddesi gereği asıl olan iyinetin varlığı olduğundan raporun sahteliği de ileri sürülmediğinden başkaca araştırma yapılmasına gerek görülmeyerek kazanılmış haklarda nazara alınarak davanın reddine, İİK' nun 72/4. maddesi gereği mahkememizce tedbir kararı verilmiş olduğundan davalı yararına tazminata karar vermek gerekmiştir." şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF EDEN: Davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacılar vekili tarafından verilen 10.01.2024 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; Davalının yemin etmesi için tayin edilen duruşma günü mahkemeye gelmediğini, davalı vekilinin ise davalının şehir dışında olduğu mazeretini bildirdiğini, yani davalının mazeretinin artık İzmir şehri dışında olması olduğunu, mahkemenin de davalıya, bu mazeretini tevsik etmesi için süre verdiğini, ancak davalının sınırlandırmış olduğu bu mazeretini tevsik edemediğini, tamamen ayrı yeni bir mazeret icat ettiğini ve dosyaya hastane raporu sunduğunu, dolayısı ile davalının yeminden kaçındığı kabul edilip bu yönde karar verilmesi gerekirken yerel mahkemenin hastane raporuna dayanarak davalıya yeniden yemin için davetiye göndermesinin usul ve esasa aykırı olduğunu, avukatların gerçeği söyleme yükümlülüklerinin Avukatlık Kanunu’nun 34, 62, 134, 171 maddelerinde de düzenlendiğini, olayda, avukatın duruşmadaki beyanının "Müvekkilinin şehir dışında olduğu" şeklinde olduğunu, bu beyanın gerçek olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, nitekim mahkemenin de bu durumu tevsik etmesi için davalı vekiline süre verdiğini, ancak sonradan avukatın gerçeği söylemediği, davalının şehir dışında olmadığı, İzmir de olduğunun anlaşıldığını, çünkü o gün davalının İzmir'deki bir hastaneden rapor aldığını ve şehir dışında olmadığını mahkemeye gösterdiğini, davalı vekilinin belirttiği mazeret dışında sıfırdan yeni bir mazeret icat eden davalının mahkemeye bu kez rapor sunduğunu, doğruyu ve gerçeği söylemekle mükellef olan davalı vekili ve davalının, mahkeme huzurunda gerçeğe aykırı beyan vermekten dolayı hiçbir yaptırımla karşılaşmadığını, vekil ile davalının birbirini tutmayan gerçeğe aykırı mazeret beyanlarının yerel mahkemece kabul gördüğünü, hatta, raporu kabul anlamına gelmemek kaydı ile, davalının dosyaya sunduğu işgöremezlik raporunun, davalının mahkemeye gelip yemin etmesini engelleyecek mahiyette bir hastalığı olduğunu belirtir bir rapor da olmadığını, mahkemenin bu konunun araştırılmasına dair taleplerini de kabul etmediğini, davalının sunduğu raporda teşhis, tedavi, hastaneye başvuru saati gibi önemli hususların belli olmadığını, davalının, yemin etmekten kaçındığı duruşmanın bitim saatinden sonra hastaneye gittiğini ve rapor aldığını düşündüklerini, bu iddialarının araştırılması amacı ile yerel mahkemeden, ilgili hastaneye müzekkere yazılarak davalının hastaneye başvuru saatini gösterir hastane kayıt ve evrakının istenilmesini talep ettiklerini, ancak mahkemece bu taleplerinin kabul edilmediğini, bu yöndeki taleplerinin incelenmemiş olmasının da yerel mahkeme kararını usul ve yasaya aykırı kıldığını, diğer istinaf sebeplerinin de kötüniyet tazminatına karar verildiğini, müvekkillerinin icra takibine karşı kötüniyetle ve haksız olarak dava açmadığını, dolayısı ile kötüniyet tazminatı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yukarıda arz ve izâh olunan sebepler ile re'sen tespit edilecek sebeplere binâen, yerel mahkemenin 2023/306 E. - 2023/729 K. sayılı kararının kaldırılmasına, İzmir 18. İcra Müd.nün 2019/3378 Esas sayılı takip dosyasından dolayı müvekkillerinin davalıya borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep ederek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda, Taraflar arasındaki uyuşmazlık, menfi tespit istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince asıl davanın ve birleşen davaların ayrı ayrı reddine karar verilmiş, hüküm davacı ve birleşen dosya davacıları vekilleri tarafından istinaf edilmiştir. 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenen menfi tespit davası yönünden; borçlu, anılan maddeye göre, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Diğer bir deyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir. (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233) Menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. 6100 sayılı HMK’nın “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinde, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” düzenlemesi yer almaktadır. Somut olayda, davacıların murisi iş sahibi, davalı ise yüklenicidir. Davacıların murisi ... ile davalı arasında 02/04/2018 tarihli eser sözleşmesi imzalandığı hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı taraf, sözleşme gereğince davalıya 18.000,00-TL nakit ödeme yapıldığını, 39.269,00-TL değerinde araç devri yapıldığını, 7.731,00-TL borcu kaldığını , davalıya verilen bononun sözleşme gereğince teminat senedi olarak verildiğini, bononun geçerlilik şartlarını taşımadığını ileri sürerek icra takip dosyasında borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talebi ile eldeki davayı açmıştır. Davalı ise, aracın bedeli ödenerek satın alındığını, takip dayanağı senedin 02/04/2018 tarihli sözleşme nedeniyle verildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Sözleşme hükümleri incelendiğinde, toplam 65.000-TL üzerinden anlaşma yapıldığı, 18.000-TL.nin peşin ödendiği, 7.000,00-TL daha nakit ödeme yapılacağı, kalan 40.000-TL.nin ise müşteri aracının satılması suretiyle ödeneceği konusunda tarafların anlaştığı görülmektedir. Dairemizin kaldırma ilamı gereğince, davacı vekiline yemin teklif metnini sunmak üzere kesin süre verildiği, süresinde sunulan yemin metninin davalı asile tebliğ edildiği, 21/09/2023 tarihli celsede yeminin eda edildiği, Mahkemece HMK 228/2. maddesi gereğince davalının mazeretinin kabul edilmesinde yasaya aykırı bir durum bulunmadığı, davacının ödeme iddialarını kanıtlayamadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olup, davacılar vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21.09.2023 tarih ve 2023/306 Esas, 2023/729 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacılar vekilinin bu karara karşı yapmış olduğu istinaf kanun yoluna başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olması nedeniyle, alınması gerekli 732,00 TL istinaf karar ve ilam harcından, peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile kalan 304,40 TL harç bedelinin davacılardan alınarak, Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davacılar tarafından yatırılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca dava değeri itibarıyla kesin olmak üzere 11.09.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.