Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/18 E. 2026/936 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/18
Karar No
2026/936
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2024/18 KARAR NO : 2026/936

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12/10/2023 NUMARASI : 2023/112 E. 2023/804 K. DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 03.06.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 03.06.2026

İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.10.2023 tarih 2023/112 E. 2023/804 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA :Davacı vekili, İzmir 27. İcra Dairesinin 2019/6667 Esas sayılı icra dosyası ile müvekkili ve eski ortakları hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldığını, yasal süresi içinde İzmir 9. İcra Hukuk Mahkemesinin 2022/297 esas sayılı dosyasıyla açılan davanın reddedildiğini, müvekkili ve eski ortakları adına başlatılan icra takibinde müvekkilinin işbu borçtan sorumluluğunun bulunmadığını, davalı banka tarafından takibe konulan senedin ... tarafından 2012 tarihinde çekilen ticari kredi için müvekkili ve grup firmaları adına imzalanmış olup bu senede müteselsil kefil sıfatı ile müvekkilinin imza attığını, takibe konu senet borcunun bankadan 19/01/2012-24/03/2015 döneminde müvekkilin ortaklığı süresince kullanılan krediye teminat olarak verildiğini, kredinin 10 Ocak 2012 tarihinde çekildiğini, kredi sözleşmesine müvekkilinin imzasının nedeninin o dönemde.... firmasına ortak olmasından kaynaklandığını, müvekkilinin firmaya ortak olduğu süreçte işbu kredi sözleşmelerinin ödemelerinin düzenli olarak yapıldığını, müvekkilinin 2012'de çekilen kredi limitine bağlı olarak kredi sözleşmesine müteselsil kefil sıfatı ile imza attığını, sorumluluğunun üst sınırının belli olduğunu, ancak davalı bankanın ve diğer ortaklar tarafından devam eden ilişkilerde sürekli kredi limitlerinin arttırıldığını ve bu durumun müvekkilinin ortaklıktan ayrıldıktan sonra meydana geldiğini ve artan riskler bakımından müvekkilin onayının alınmadığını, takibe konu senedin diğer müşterek/esas borçlu ....A.Ş. tarafından kullanılan krediler için çekilmiş ve müvekkilin ortaklığı döneminde ödendiğini, müvekkilinin 24/03/2015 tarihinde diğer ortaklarla anlaşamaması sebebi ile ortaklıktan ayrıldığını, ortaklıktan ayrıldıktan sonra birçok bankaya bu durumu bildirdiğini ve var olan senetlerini de talep ettiğini, davalı bankadan da senedinin iadesini talep etmiş ise de devam eden krediler olması sebebi ile senedin müvekkiline iade edilmediğini, takibe konu senedin diğer müşterek borçlu ..... A.Ş. Tarafından kullanılmış krediler için tanzim edildiğini, senedin senet üzerindeki borçlularla müvekkilinin ortak olması nedeiyle 19/01/2012 yılında müvekkilince imzalandığını ancak 24/01/2015 tarihinde ortaklıktan ayrıldığını ve devam eden kredilerden sorumluluğunun bulunmadığını, davacı ortaklıktan ayrıldıktan sonra bankanın devrettiği firmanın kredi limitini artırarak defalarca sözleşme yenilediğini ve 2017 yılında da esas borçluya kgf kullandırıldığını, diğer ortakları kredileri ödemeyince krediler üzerinde yapılandırmalar yapılarak risklerin artırıldığını, bankanın bu riski de müteselsil kefillere rücu etmeye çalıştığını, senet konusu borcun 2015 tarihi sonuna kadar ödendiğini ancak senedin müvekkiline iade edilmediğini, asıl borç bittiğinden 2012 tarihinde düzenlenen senede 2019 vade tarihi yazılarak ödenmesi talep edilen senedin mevcut ve asıl geçerli bir borcun bulunmadığı, kefalet sözleşmesinin geçerlilik koşullarından birinin de eşin yazılı rızasının olduğunu, eşin yazılı rızasının bulunmadığından kefalet sözleşmesinin de geçerli olmadığını bildirerek öncelikle teminatsız veya uygun görülecek bir teminat karşılığında İzmir 27. İcra Dairesi 2019/6667 E. sayılı takibinin müvekkili açısından durdurulmasını talep ettiklerini, İzmir 27. İcra Dairesi 2019/6667 E. sayılı icra takibinin iptaline, alacağın %20'sinden az olmamak kaydıyla davalının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili, Davacı tarafın 2012 yılında kullandırılan kredi nedeni ile İzmir 27. lcra Müdürlüğü' nün 2019/ 6667 Esas sayılı takibe dayanak olan bonoyu imzaladığını, 2015 yılında ise şirket ortaklığından ayrıldığını, geçerli bir kefalet sözleşmesi olmadan, mevcut bir asıl borca dayanmadan, eşin rızası alınmadan doldurulan bonoya dayanan icra takibine itiraz ettiğini, takip nedeni ile borçlu olmadığını iddia ettiğini, öncelikle takibe dayanak bono incelendiğinde davacının hem şahsı adına hem de aval veren diğer şirketleri temsilen imza atarak avalist olduğunun görüleceğini, davacının şirketten ayrılmasıyla bonodaki aval sorumluluğunun sona ermeyeceğini, davacının itirazına konu takip dayanağının bono olduğunu, TTK'da taahhüt altına girmek için eşin rızası koşulunun düzenlenmediğini, davacının ibraname veya sorumluluktan beri kılındığına dair bir belge sunmadığı gibi dava dışı borçlu şirketlerdeki hisselerini devir ettikten sonra devir ile ilgili müvekkili bankaya bildirimde bulunduğunu bahsedemediğini, bonoyu düzenleyen ve onun lehine aval verenin, kabul eden kişi konumunda bulunduğunu, ödememe protestosu çekmesine gerek bulunmadığını, takibe konu bononun geçersiz ve sonradan doldurulduğu iddiasının hukuki dayanağının bulunmadığını, TTK' nun 680. Maddesi açık hükmü ve Yargıtay'ın yerleşik hale gelmiş kararları doğrultusunda senedin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunun yazılı bir delil ile ibraz edilmedikte geçerli sayılacağını, takibe konu bononun teminat bonosu olmadığını bildirerek davacının tedbir talebinin ve davanın reddine, davacı aleyhine alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı banka ile dava dışı .... A.Ş. Arasında imzalanan 24/02/2011 ve 01/01/2012 tarihli genel kredi sözleşmelerinin toplam kefalet limitinin toplam 3.500.000,00 TL olduğu, davacının söz konusu sözleşmelerde müteselsil kefil ve davaya konu 19/01/2012 düzenleme tarihli 29/04/2019 vade tarihli senette davacının müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğu, kredi ödemelerindeki aksamalar nedeniyle kredi hesaplarının kat edilerek ihtarname keşide edildiği, davacı ile dava dışı senet borçluları aleyhine İzmir 27. İcra Dairesinin 2019/6667 sayılı dosyası üzerinden alacağın tahsiline yönelik takip yapıldığı, takibe konu senedin ön yüzünde davacının müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzasının bulunduğu nazara alındığında senedin avalist sıfatı ile imzalandığı, dava konusu senedin, davalı banka ile dava dışı şirket arasında imzalanan genel kredi sözleşmelerinin geri ödemesi kapsamında alındığı, bu nedenle genel kredi sözleşmeleri kapsamında dava dışı şirket tarafından kullanılan ve ödenmeyen kredi borcunun olup olmadığının tespiti yönünden alınan bilirkişi raporu ile davalı bankanın takip tarihi itibariyle 524.000,67 TL asıl alacak, 2.791,01 TL işlemiş faiz, 139,55 TL %5 gider vergisi toplamı 526.931,23 TL alacağının bulunduğu tespit edilmekle davanın kısmen kabulüne, davacının şirket ortaklığından ayrılmasının sözleşmedeki kefalet sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı, şirket ortaklığından ayrıldıktan sonra davalı tarafa kefaletin son bulması yönünde herhangi bir bildiriminin bulunmadığı, senedin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunun yazılı delil ile ispatlanmasının gerektiği, senedin düzenleme tarihinin 19/01/2012 olduğu ve senedin ön yüzünde davacının müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzasının bulunduğu nazara alındığında davacının aval veren konumunda olduğu tüm dosya kapsamıyla anlaşılmakla birlikte talep üzerine verilen ihtiyati tedbir kararında belirtilen teminat depo edilip uygulamadığından ve ihtiyati tedbir kendiliğinden kalkmış olduğundan davalı tarafın tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, mahkemece verilen kararın eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye neden olduğu gibi hukuki niteleme ve mukayeseden yoksun nitelikteki gerekçesiz hükmün usul ve yasaya aykırı olduğu, mahkemece hüküm hukuki tasniften yoksun olduğu, esasa ilişkin hiç bir değerlendirme yapılmadan karar verildiği, davalının davacıdan aldığı senedin teminat senedi olduğu, her ne kadar üzerinde teminat ibaresi bulunmasa da 2012 tarihli GKS sözleşmesine karşılık teminat olarak alındığı, davacının ortağı olduğu şirkete kredi verilmesinden hemen sonra şirket ortaklarından açık senet aldığı, başkaca hukuki münasebetin olmadığı, hükme esas alınan rapora yapılan itirazların karşılanmadığı zira GKS sözleşmesinin ne kadarının ödendiğinin raporda hesaplanmadığı, kaldı ki davacının ortaklıktan sonradan ayrıldığı ve ayrılma tarihinden sonra oluşan borçlardan sorumlu olmayacağı çünkü ortak olduğu döenmde tüm borçların ödendiği, esasen taraflar arasındaki ilişkinin 818 sayılı BK mevzuatı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, ortak olunan döneme ilişkin bilirkişi incelemesi talep edilmiş ise de bu hususun eksik bırakıldığı, tek bir bilirkişi raporu alınarak iş bu uyuşmazlık yönünden hüküm kurulmasının doğru olmadığı hususları istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE : Dava, menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Somut olayda, davalı yanca davacının da içinde olduğu şekilde İzmir 27. İcra Müdürlüğünün 2019/6667 esas sayılı dosyası üzerinden takibe konulan senedin davalı bankadan 2012 yılında çekilen krediden kaynaklı verildiği, davacının ortaklığının sona ermesine kadar kredi ödemelerinin düzenli olarak yapıldığı, davacının ortaklıktan ayrılmasından sonra banka ile kredi ilişkisi devam ettiği gibi kredi limitlerinin de artırıldığı ancak kendisinin bilgisi ve ilgisinin olmadığı, davalı bankadan ortaklıktan ayrılmış olması nedeniyle senedin iadesinin istenildiği ancak devam eden krediler sebebiyle talebin kabul edilmediği, davalının sonraki riskler sebebiyle senede 2019 vade tarihi yazıp takibe koyduğu ancak mevcut ve geçerli bir borcun bulunmadığı, davacı yan kefaletin geçerlilik şartlarını taşımadığı belirtilerek açılan iş bu davada mahkemece takip tarihi itibariyle dava dışı asıl borçlu şirketin davalıya ne miktarda borcunun olduğunun tespitine yönelik alınan rapor hükme elverişli bulunarak davacı ortaklığının sona ermesinin borcu da sona erdirmeyeceği gibi kefaletin kendiliğinden sona ermesi sonucunu da doğurmayacağı gerekçesiyle takip tarihi itibariyle asıl alacak, faiz ve gider vergisi olmak üzere davacı yan borç miktarı ile takip çıkış tutarı arasındaki fark yönünden davacının borçlu olmadığına dair davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. Her ne kadar davacı yanca takip konusu senedin teminat senedi olduğu, GKS'den kaynaklanan borcun davacının ortaklıktan ayrılması dönemine kadarki kısmının ödendiği, borcun sonraki iş ve işlemlerden kaynaklandığı dolayısı ile senet konusu borcun mevcut ve geçerli olmayan borç için olduğu, bu konuda mahkemenin hukuken hatalı değerlendirme yaptığını belirtmiş ise de dosya kapsamına kazandırılan bilgi ve belgelere ve kazandırılan bilirkişi raporuna göre senedin asıl kredi borçlusunun borcunun teminatı için verildiğinde bir tereddüt olmamakla bu kapsamda senedin illeten mücerret olmadığı ve takip konusu borcun bulunup bulunmadığı yönünde mahkemece inceleme yapılması yerinde olduğu gibi, davacı kefaletinin yasal şartları taşıdığı anlaşılmakla davacının ortaklıktan ayrılmış olmasının davalı banka ile imzalanan GKS'den kaynaklı borcu sona erdirmeyeceği, iş bu GKS'nin 818 sayılı yasa döneminde imzalandığı anlaşılmakla davacı yanca davalıya gönderilen noter ihtarı, banka kayıtlarına girmiş yazılı talebi, risk kapatma talebi gibi kefaleti sona erdirme amaçlı bir bildirim yapılmadığından davacı yanın kefaletinin son bulduğunun söylenemeyeceğinden mahkemece aksi değerlendirme ile davacı yanın GKS'den kaynaklı borçtan müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu olunduğu yönündeki değerlendirmesinin de yerinde olduğu anlaşılmıştır. Davacı yanca senet borcunun varlığı yönünden alınan bilirkişi raporunda senedin 2012 tarihli GKS kapsamında verildiği, senedin tanziminden evvelki imzalanan GKS borcu ile sonraki imzalanan GKS borcunun bu anlamda ayrı hesaplanması gerektiği belirtilmekle bu kapsamda yapılan inceleme neticesinde, asıl borçlu şirket ile davalı banka arasında 2011 tarihininde imzalanan 500.000,00 TL'lik ve 2012 tarihinde imzalanan 3.000.000,00 TL'lik GKS olmak üzere 3.500.000,00 TL'lik GKS imzalandığı, esasen 2012 tarihli GKS ile asıl borçlu şirketin önceki belirlenen kredi limitinin artırıldığı, her iki sözleşmede davacının müteselsil kefil sıfatıyla imzasının olduğu, ikinci GKS imzalanmadan evvel kullanılan kredinin görülmediği ve senedin tanzim tarihi göz önüne alındığında iddianın aksine her bir GKS yönünden borç miktarının tespitine gerek olmadığından bilirkişi tarafından yapılan hesaplama yönteminin yerinde olduğu kabul edilmiştir. Toplanan tüm deliller ile hukuki ve maddi vakıalar karşısında; dava dışı asıl borçlu . ......A.Ş. arasında imzalanan GKS'ye davacı yanın müteselsil kefil sıfatıyla imza atmış olmasına, davacıdan alınan kefaletin yasal şartları taşımasına, İzmir 27 İcra Müdürlüğünün 2019/6667 esas sayılı dosya konusu bononun kredi asıl muhatabının borcunun teminatına yönelik verilmesine, söz konusu bonoda davacının aval veren sıfatıyla imzasının olmasına, davacı yanın ortaklıktan 2015 yılında ayrılmış olmasına rağmen müteselsil kefaletin kendisi yönünden son bulduğu yönünde davalı bankaya herhangi bir bildirim yapılmamış olması karşısında davacının kefaletinin ortaklıktan ayrılmakla son bulmamasına, söz konusu GKS'den kaynaklı olarak davalı bankadan kredi kullanılmış olmasına, söz konusu kredi borcunun ödenmemesi üzerine kredi muhatabı/kefiller yönünden usulüne uygun şekilde kat ihtarında bulunulmuş olmasına, dosyaya kazandırılan raporun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına, raporda yapılan hesaplama ve değerlendirmelerin dosya kapsamı ile uyumlu olmasına, bu kapsamda senet bedeli borcun varlığı yönünden takip tarihi itibariyle GKS'den kaynaklı borcun mevcut olup olmadığına yönelik incelemenin yerinde ve isabetli görülmesine, davacının GKS'den kaynaklı borçtan sorumlu olduğunun anlaşılmasına, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, davacı yanın istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 732,00-TL'den peşin alınan 269,85-TL'nin mahsubu ile bakiye 462,15-TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacının yaptığı giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 03.06.2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/18, K. 2026/936, T. 03.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-18-e-2026-936-k-8cd936367940