Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1328 E. 2026/1117 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1328
Karar No
2026/1117
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

15.HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2024/1328

KARAR NO: 2026/1117

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : (KAPATILAN)İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 07/05/2024

NUMARASI: 2016/826 Esas, 2024/339 Karar

KARAR TARİHİ: 07/05/2024

Birleşen İstanbul Anadolu 5.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/474 Esas Sayılı Dosyası Yönünden;

DAVA: Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ : 16/09/2026

Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava; eser sözleşmesinden kaynaklı alacak davası olup, davanın kısmen kabulüne dair karar taraflarca ayrı ayrı istinaf edilmiştir.

Davacı vekili; davacının davalı tarafından yürütülen .......inşaatının köprü ve sanat yapı işlerini üstlendiğini, taraflar arasında 25.05.2015 tarihinde alt işveren sözleşmesi imzalandığını, sonrasında 30.07.2015 tarihinde ve 07.12.2015 tarihinde zeyilnameler imzalandığını, müvekkilinin işleri sözleşme şartlarına uygun olarak yaptığını ancak davalının 07.01.2016 tarihinde haksız olarak sözleşmeyi feshettiğini, haksız fesih nedeniyle 10.000,00 TL cari hesaptan kaynaklanan alacağın, 10.000,00 TL köprü kalıp bedelinin ve 10.000,00 TL kar kaybının işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; davacının söz konusu işi süresinde tamamlayacak organizasyon yapısına sahip olmadığını, yapılan işin süresinde yapılmadığını, ayıplı yapıldığını, davacının sözleşmeye aykırı davranışlarda bulunduğunu, işbu nedenle davacı tarafın uyarıldığını, 07.01.2016 tarihli yazı ile sözleşmenin feshedileceğinin kesin hesabın yapılmasını bildirdiklerini ancak davacı tarafça kesin hesap yapılmadığından müvekkili tarafından kesin hesabın yapıldığını, yapılan kesin hesaba göre KDV hariç davacının 209.555,93 USD borçlu olduğunu, kesin hesabın 16.01.2016 tarihinde davacıya gönderildiğini, davacının itirazı üzerine yeniden hesap yapıldığını, itiraz sonucunda yapılan hesapta davacının 204.693,95 USD borçlu çıktığını, davacının hak edişleri düştükten sonra davacının borcunun 1.629,09 TL olduğunu beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.

Davacı vekili birleşen İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/474 Esas sayılı dosyasında; davacının davalı tarafından yürütülen Federal Demokratik Etiyopya Cumhuriyetindeki ...... Demiryolu inşaatının köprü ve sanat yapı işlerini üstlendiğini, taraflar arasında 25.05.2015 tarihinde alt işveren sözleşmesi imzalandığını, sonrasında 30.07.2015 tarihinde ve 07.12.2015 tarihinde zeyilnameler imzalandığını, müvekkilinin işleri sözleşme şartlarına uygun olarak yaptığını ancak davalının 07.01.2016 tarihinde haksız olarak sözleşmeyi feshettiğini, haksız fesih nedeniyle 34.027,78 USD'nin temerrüt tarihi olan 29.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili birleşen dosyada; davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, her ne kadar taraf defterlerinde kayıtlı olmasa da 25.05.2015 tarihinde taraflar arasında sözleşme imzalandığı ve 20.01.2016 tarihinde sözleşmenin tek taraflı olarak fesih edildiği her iki tarafında kabulünde olup bu hususta ihtilaf bulunmadığı, ihtilafın feshin haklı olup olmadığı noktasında toplandığı, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 19.4 maddesinde iş sahibinin feshin yürürlüğe gireceği tarihi de bildiren bir bildirimde bulunarak herhangi bir zamanda herhangi bir nedenle sözleşmeyi feshedebileceğini düzenlenmiş olduğu, davalı yanın işbu düzenleme doğrultusunda fesih tarihini bildirerek sözleşmeyi fesih ettiği, feshin sözleşme şartı gereği haksız olmadığı sabit olduğu gibi, alınan teknik rapor doğrultusunda davalının sözleşmeyi fesih etmesinin haklı olduğunun anlaşıldığı, fesih haklı olduğundan bahisle davacı tarafın fesih nedeniyle meydana gelen kar kaybından kaynaklanan zararını talep etmesi mümkün olmadığından iş bu talep yönünden esas davanın reddine karar verildiği; Diğer yandan davacı beton kalıp bedellerini talep etmiş ise de işbu kalıpların dava dışı şirket tarafından davalı adına fatura edildiği göz önüne alındığında beton kalıplarının davalıya ait olduğu sabit olmakla işbu talep yönünden de esas davanın reddine karar verildiği; Davalının yapmış olduğu fesih işlemi ileriye dönük fesih olduğundan davacı fesih tarihine kadar hak etmiş olduğu alacağı isteyebileceği, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacının talep edebileceği alacak miktarının 38.326,90 USD olduğu anlaşılmakla iş bu bedel yönünden esas ve birleşen davanın kabulüne karar vermek gerektiği, davalı tarafın dava öncesi davalıya temerrüde düşürmediği anlaşılmakla dava tarihinde itibaren faize hükmedildiği belirtilerek hüküm kurulmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Sözleşmenin 13.maddesine göre kalıp bedellerinin yüklenicinin hak edişlerinden kesileceğini ve iş bitiminde kalıpların yüklenicinin uhdesinde kalacağının kararlaştırıldığını, kalıpların bedelinin müvekkilin hak edişlerinden kesildiğini ancak sözleşmenin feshinden sonra müvekkiline iade edilmediğini, bu nedenle kalıp bedellerinin müvekkiline iadesinin gerektiğini; Sözleşmenin feshi noktasında mahkeme her ne kadar haklı fesih kabul etse de 24.02.2022 tarihli bilirkişi raporunda davalı tarafın da müşterek kusurunun olduğunun tespit edildiği, bu nedenle kar mahrumiyetine de karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılması talep edilmiştir.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde; Asıl ve birleşen dava arasında derdestlik ilişkisi bulunduğu, bu itibarla birleşen davanın reddine karar verilmesi gerektiği; asıl davada talebin TL cinsinden istendiği, bu nedenle birleşen davada döviz cinsinden talepte bulunulamayacağını; bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin giderilmesi için yeniden rapor alınmasına yönelik ara karardan rücu kararının hatalı olduğunu; bilirkişi raporlarının çelişkili ve hatalı olduğunu, hükümde hangi rapora itibar edildiğinin belirtilmediğini; davacının kesin hesabı imzaladığını; davacının sözleşmedeki edimlerini uyarılara rağmen yerine getirmediğini ve bu nedenle sözleşmeden kaynaklı olarak alacak talebinde bulunamayacağını; davacı lehine avans faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

DEĞERLENDİRME

Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Asıl ve birleşen davada davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Asıl davada davacı özetle, müvekkili ile davalı arasında eser sözleşmesi bulunduğunu, müvekkilinin edimleri ifa ederken davalının sözleşmeyi haksız olarak feshettiğini, bu nedenle cari hesaptan kaynaklanan alacağı, köprü kalıp bedelini ve kar kaybını talep ve dava etmiştir. Davacı birleşen davada ise, haksız fesih nedeniyle alacak talep etmiştir.

Asıl ve birleşen davalarda davalı özetle, davacının işleri süresinde yapamadığını, işlerin ayıplı yapıldığını, davacı tarafa herhangi bir borçlarının bulunmadığını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece özetle, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 19.4 maddesinde iş sahibinin feshin yürürlüğe gireceği tarihi de bildiren bir bildirimde bulunarak herhangi bir zamanda herhangi bir nedenle sözleşmeyi feshedebileceğini düzenlenmiş olduğu, davalı yanın işbu düzenleme doğrultusunda fesih tarihini bildirerek sözleşmeyi fesih ettiği, feshin sözleşme şartı gereği haksız olmadığı sabit olduğu gibi, alınan teknik rapor doğrultusunda davalının sözleşmeyi fesih etmesinin haklı olduğunun anlaşıldığı, fesih haklı olduğundan bahisle davacı tarafın fesih nedeniyle meydana gelen kar kaybından kaynaklanan zararını talep etmesi mümkün olmadığından iş bu talep yönünden esas davanın reddine karar verildiği; Diğer yandan davacı beton kalıp bedellerini talep etmiş ise de işbu kalıpların dava dışı şirket tarafından davalı adına fatura edildiği göz önüne alındığında beton kalıplarının davalıya ait olduğu sabit olmakla işbu talep yönünden de esas davanın reddine karar verildiği; Davalının yapmış olduğu fesih işlemi ileriye dönük fesih olduğundan davacı fesih tarihine kadar hak etmiş olduğu alacağı isteyebileceği, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacının talep edebileceği alacak miktarının 38.326,90 USD olduğu anlaşılmakla iş bu bedel yönünden esas ve birleşen davanın kabulüne karar vermek gerektiği, davalı tarafın dava öncesi davalıya temerrüde düşürmediği anlaşılmakla dava tarihinde itibaren faize hükmedildiği belirtilerek hüküm kurulmuştur.

Dosyadaki mevcut deliller ele alındığında; Yargılama aşamasında mali müşavir bilirkişilerinden ayrı ayrı raporlarda özetle; davacının defterlerinde davalı ile, davalının defterlerinde ise davalı ile aralarındaki ilişkiye ilişkin hiçbir kayıt bulunamadığını belirtmiştir.İnşaat Mühendisi bilirkişi raporunda özetle; kalıp malzemelerinin dava dışı ... tarafından davalı adına faturalandırıldığını, kalıp malzemelerinin davalıya ait olduğunun kabulü halinde davacının 45.274,61 USD alacaklı olduğunu, ancak davacıya ait olduğunun kabulü halinde 218.477,42 USD borçlu olduğunu, davalının yapılan incelemede feshinin teknik açıdan haklı olduğunu beyan etmiştir. İtirazlar doğrultusunda alınan ek raporda da bilirkişi kök raporundaki kanaatinde değişikliğe gidilmemiştir.

Sözleşme uzmanı ve mali müşavirden oluşan bilirkişi raporunda özetle; davalının sözleşmeyi 19.4 maddesi kapsamında tek taraflı feshedebileceğini, kaldı ki alınan teknik rapor doğrultusunda yine sözleşmenin 19.1 ve 19.2 maddeleri gereğince sözleşmenin feshinin haklı olduğunu, haklı fesih nedeniyle davacının mahrum kaldığı kar nedeniyle uğramış olduğu zararı talep edemeyeceğini, sözleşme ileriye dönük feshedildiğinden fesih tarihine kadar hak kazanmış alacakları talep edebileceğini, teknik bilirkişinin 45.274,61 USD alacak tespit ettiğini ancak söz konusu raporda davacının 6.898,84 USD KDV alacağına ve 48,87 USD stopaj alacağına hak kazandığı kanaatiyle hesap yapıldığını, ancak davacının kesin hesapta bu alacakları talep etmediğini, taleple bağlılık ilkesi gereğince işbu miktar düştükten sonra alacak miktarının 38.326,90 USD olduğu belirtilmiştir. Dosya birleşen dosya yönünden hesap yapmak üzere aynı heyete tevdi edilmiş heyet hazırladığı ek raporda özetle; esas davadaki talep miktarı düştükten sonra birleşen dava yönünden davacının talep edebileceği alacak miktarının 34.027,28 USD olduğunu belirtmiştir. İstinaf incelemesine konu hususlar ele alındığında;

Davacı vekili, Sözleşmenin 13.maddesine göre kalıp bedellerinin yüklenicinin hak edişlerinden kesileceğini ve iş bitiminde kalıpların yüklenicinin uhdesinde kalacağının kararlaştırıldığını, kalıpların bedelinin müvekkilin hak edişlerinden kesildiğini ancak sözleşmenin feshinden sonra müvekkiline iade edilmediğini, bu nedenle kalıp bedellerinin müvekkiline iadesinin gerektiğini iddia etmiş ise de; Taraflar arasında düzenlenen 2 nolu Zeyilname ile davacının hak edişlerinden kalıp bedellerinin kesilmesinden vazgeçildiği, alınan bilirkişi raporlarında da kalıpların yargılama dışı 3.kişi satıcı tarafından davalıya satılarak davalı adına fatura düzenlendiği, bu kalıp bedellerinin davacının hak edişinden mahsup edildiğinin de ortaya konulamadığı anlaşılmakla kalıp bedellerine hükmedilmemesine dair ilk derece mahkeme kararı isabetli olmuştur.

Davacı vekili, Sözleşmenin feshi noktasında mahkeme her ne kadar haklı fesih kabul etse de 24.02.2022 tarihli bilirkişi raporunda davalı tarafın da müşterek kusurunun olduğunun tespit edildiği, bu nedenle kar mahrumiyetine de karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiş ise de; 24.02.2022 tarihli bilirkişi raporu sonrasında düzenlenen diğer raporlarda davalı tarafın sözleşmenin feshinde haklı olduğunun tespit edildiği, bilirkişi raporlarında bu yöndeki tespitin dosya kapsamı ile tutarlı ve denetime elverişli olduğu, bu nedenle sözleşmenin feshinde davalının haklı olduğuna yönelik ilk derece mahkemesi kararının yerinde olduğu anlaşılmıştır. Kaldı ki, davacının kar mahrumiyeti talebinin kabul edilebilmesi için sözleşmenin haksız feshinin gerektiği, 24.02.2022 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınsa dahi söz konusu raporda fesihte müşterek kusura yönelik değerlendirme yapıldığı, müşterek kusurla sözleşmenin feshi halinde yüklenicinin kar kaybı talep etmesinin mümkün olmaması karşısında davacı vekilinin bu istinaf gerekçesi de yerinde görülmemiştir.

Davalı vekili, asıl ve birleşen dava arasında derdestlik ilişkisi bulunduğu, bu itibarla birleşen davanın reddine karar verilmesi gerektiğini iddia etmiş ise de, davalar arasındaki talep konusu ve talep miktarı dikkate alındığında, asıl davada talep edilen kar kaybı miktarından geriye kalan kar kaybının yeni bir dava ile istenmesi derdestlik olarak kabul edilemez. Bu itibarla davalı tarafın derdestlik itirazı yerinde görülmemiştir.

Davalı vekili, asıl davada talebin TL cinsinden istendiği, bu nedenle birleşen davada döviz cinsinden talepte bulunulamayacağını ileri sürmüştür. Alacak davalarında, davacı taraf alacağını TL cinsinden talep etmiş ise, talep tutarının para cinsi yönünden iradesini açıkça ortaya koyduğu için sonradan ıslah ile döviz cinsinden talepte bulunamaz. Buna karşılık, sözleşmede yabancı para ile edimin bedeli belirlendiği durumlarda, bir miktar alacağını TL cinsinden talep eden davacının, kalan kısmını ayrı bir davada -sözleşmede karalaştırıldığı şekliyle- döviz cinsinden talep etmesini engelleyen bir hukuk kuralı bulunmamaktadır. Bu itibarla söz konusu istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Davalı vekili, bilirkişi raporlarının çelişkili ve hatalı olduğunu, hükümde hangi rapora itibar edildiğinin belirtilmediğini, davacının kesin hesabı imzaladığını, davacının sözleşmedeki edimlerini uyarılara rağmen yerine getirmediğini ve bu nedenle sözleşmeden kaynaklı olarak alacak talebinde bulunamayacağını iddia etmiş ise de, rapor içerikleri dikkate alındığında ilk derece mahkemesinin hangi bilirkişi raporu ve ek raporunu hükme esas aldığının açıkça anlaşıldığı, rapor içeriğine göre sözleşmeden kaynaklı bakiye iş bedeli alacağına hükmedilmesinde bir usulsüzlük görülmemiştir.

Davalı vekili, her ne kadar avans faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüş ise de, sözleşmenin taraflarının tacir olmaları ve yapılan işin de ticari faaliyetlerine ilişkin bulunması karşısında bu istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-(KAPATILAN)İSTANBUL.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin .../05/2024 tarih ve 2016/... Esas, 2024/... Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE,

2-Asıl davada davacıdan alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan 427,60 TL'nin mahsubu ile bakiye 304,40 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,

3-Asıl davada davalı tarafça yatırılması gereken 1.024,65 TL nisbi istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 597,05 TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,

4-Birleşen davada davalı tarafça yatırılması gereken 18.332,84 TL nisbi istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 4.583,21 TL harcın mahsubu ile bakiye 13.749,63 TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,

5-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerlerinde BIRAKILMASINA,

6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 16/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1328, K. 2026/1117, T. 07.05.2024, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1328-e-2026-1117-k-83bb8598c567