Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/891 E. 2026/1117 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/891
- Karar No
- 2026/1117
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2022/891
KARAR NO: 2026/1117
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 17/01/2022
NUMARASI : 2018/985 Esas - 2022/16 Karar
DAVA: İtirazın İptali
KARAR TARİHİ: 16/09/2026
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin davalı şirket ve dava dışı ... ile ... şirketleri arasında 06.03.2015 tarihinde dağıtım merkezi sözleşmesi yapıldığını, 2016 senesinde, ... Bayiliği projesi oluşturulduğunu, davacı şirketin üstün başarıları nedeniyle bu konuda Türkiye’de seçilen 5 pilot bayiden biri olduğunu, böylece davacı şirket ile davalı ve dava dışı ... ve ... arasında 20.04.2016 tarihinde proaktif iş ortaklığı sözleşmesi yapıldığını, Beşiktaş 6. Noterliği'nin 28.07.2017 tarihli ve ... yevmiye nolu ihbarnamesi ile her iki sözleşmeyi tazminatsız olarak derhal fesettiğini, müvekkili şirketin fesih bildiriminden önce her ay hakediş bedeli olarak kesmiş olduğu fatura bedellerinin ödenmemesi üzerine başlatılan Ankara 28. İcra Dairesi'nin ... E. sayılı dosyasına davalı tarafından haksız itiraz edildiğini beyanla, itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında 06.03.2015 tarihli sabit dağıtım merkezi sözleşmesi ve yine müvekkili ve hatta dava dışı ... A.Ş. ve dava dışı ... A.Ş. ile davacı şirket arasında 20.04.2016 tarihli proaktif iş ortaklığı sözleşmesi imzalandığını, işbu sözleşmeler çerçevesinde taraflar arasında bayilik ilişkisi bulunduğunu, Beşiktaş 6. Noterliği nin 28.07.2017 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacı şirketin sözleşme, ceza sistematiği ve duyurular ile belirlenen yükümlülüklerine, Kişisel Veri Kanununa aykırı hareket etmesi ve grup şirketlerin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından regüle edilen bir kurum olması sebebiyle davacı şirket eylemlerinin telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açması sebebiyle haklı nedenle ve derhal feshedildiğini, davalı şirketin davaya konu faturalar yönünden davacı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığını, kaldı ki taraflar arasındaki sdm sözleşmesinin 22.4 maddesi uyarınca taraf kayıtları arasında farklılık olması halinde davalı şirket kayıtlarının esas alınacağı noktasında tarafların mutabık kaldıklarını, müvekkili şirket kayıtlarında davaya konu alacaklı olunduğu iddia edilen faturaların yer almadığını, haksız, mesnetsiz ve TTK'nın 89. madde hükmüne aykırı talepleri ihtiva eden huzurdaki davanın reddi gerektiğini, alacağın likit olmaması nedeniyle icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini savunarak davanın reddini ve kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, taraflar arasındaki ticari ilişkiye istinaden tanzim olunan faturalara dayanarak başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemlerine ilişkin davada, davacı tarafça Ankara 28. İcra Dairesi'nin ... E. sayılı sayılı icra dosyası üzerinden davalı borçlu aleyhine 21.09.2017 tarihinde, 3 adet faturaya dayalı olarak toplam 15.770,59 TL alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalıya tebliğinin üzerine davalın süresinde asıl alacağa, faize ve tüm ferilerine itiraz ettiği, alacaklı vekilinin yasal süresi içerisinde itirazın iptaline ve davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava ettiği, mahkememizce bilirkişi incelemesine ilişkin ara karar kurulduğu, dosyaya celp olunan kayıtlar ile taraf ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemeleri yaptırıldığı ve raporlar alındığı, davacının kendi ticari kayıtlarında dayanak belgeleri olmadan, sadece fatura düzenlenmiş olmasının tek başına alacağın varlığını kanıtlamayacağı, davacı defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulmuş olması, hukuki ilişkinin varlığını gösterir ise de; alacağın varlığını ispat için tek başına yeterli olmadığı, davacı defterinde kayıtlı faturaların davalı tarafa tebliğ edilmesi, 8 gün içinde itiraz edilmeksizin kesinleşmesi halinde, fatura içeriği kabul edilmiş sayılırsa da; fatura içeriği alacağın varlığını tek başına ispata yeterli olmadığından ve davalı tarafça da alacak iddiası inkar edildiğinden, faturaya konu prim ve hak ediş bedellerini kanıtlama yükümlülüğünün, iddia eden davacı tarafa ait olduğu, bu kapsamda mahkememizce 2. heyetten alınan ve dosya kapsamına uygun, ayrıntılı ve hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşılan ve hükme esas alınan kök raporda yapılan; "28.07.2017 tarihine kadar davacı tarafından davalı adına düzenlenmiş olup, 3 adet fatura dışında fatura bedellerinin davalı tarafından davacıya ödendiği, davacı defterine kayıtlı olan 3 adet Temel Faturanın, davalı tarafından fatura tarihi olan 25.07.2017 tarihinde yasal defterlerine ve cari hesabına davacının alacağı olarak kaydedilmiş olduğunun davalının incelenen muavin defter kayıtlarından görüldüğü, davalının, davacının düzenlediği takip konusu 3 adet faturayı davacının alacağı olarak defterine kaydettikten 3 gün sonra, davacı ile akdettiği sözleşmeleri feshettiğini bildirmiş olup, söz konusu faturaların sözleşmenin feshedildiği tarihten önceki döneme ait Haziran ayı TTsn ve TTbn hakkediş primi olduğunun yine davalının defter kayıtlarından anlaşıldığı, davalı tarafından 25.07.2017 tarihinde kabul edilerek defterlerine kayıt edilen 3 adet faturalara yasal itiraz süresinden itiraz edilmediği, ancak davalı, tebliğ aldığı 3 adet fatura için 17 gün sonra (yasal süresinden 8 gün sonra) 11.08.2017 tarihli 3 adet iade faturası düzenleyerek davacıya iade etmeye çalışmış ise de, takip tarihi olan 21.09.2017 tarihine kadar söz konusu faturaların davacı tarafından iade alınmadığı ve yasal defterlerine kaydedilmediği" şeklindeki tespitler karşısında davacı yanın dava ve takip konusu faturalar kapsamında yer alan prim ve hak ediş bedellerini talep etme hakkının olduğu ve bu haliyle de davacı yanın davalıdan takip tarihi itibariyle 15.770,59 TL alacak talep edebileceği sonuç ve vicdani kanaatine ulaşıldığından davanın kabulüne ve ayrıca, takip konusu alacak likit olduğundan, itirazın iptaline karar verilen alacağın %20'si oranında hesaplanan icra inkar tazminatının da davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerektiği gerekçesiyle ''Davanın KABULÜ ile;
Davalı-Borçlunun, Ankara 28. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına yönelik itirazının İPTALİ ile; takibin takip talebindeki şartlarla aynen DEVAMINA,
Hükmolunan alacağın (15.770,59 TL) %20'si oranında hesaplanan 3.154,11 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE'' dair karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili tarafından süresinde sunulan istinaf dilekçesinde; takibe konu faturaların davacının doğrudan alacağı olmayıp kendisine bağlı noktalara ödemesi gereken prim ve hak edişleri olduğunu, dağıtım merkezinin kendisine ait hak edişleri ile alt bayilerin hak edişlerinin birbirinden kesin bir şekilde ayrıldığını bu hususu detaylı bir şekilde tespit etmeyen bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, alt bayilerin prim ve hak edişlerine ilişkin davaya konu edilen faturaların sözleşmenin 19.2. ve 27.10. maddesi uyarınca davalı şirket tarafından dava dışı yeni dağıtım merkezine ödenmek suretiyle alt bayilere ödenmesinin sağlandığını, davacının kendi çalışanlarına yapması gereken maaş ve prim ödemelerini dahi yapmadığını konusunda şikayet dilekçelerinin sunulduğunu, alt bayilere ilişkin Nisan ayı hak edişlerini ve hatta kendi çalışanlarının ücretlerini dahi ödemeyen davacı şirkete alt bayi hak edişlerinin davacı ile akdedilen sözleşme feshedildikten sonra ödenmesinin ticari hayat gerekliliklerine aykırı olduğunu, davacı tarafından davaya konu edilen alt bayi hak ediş faturalarının yeni dağıtım merkezi dava dışı ... firması aracılığıyla alt bayilere ödendiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 22.4 maddesi uyarınca taraf kayıtları arasında farklılık olması halinde davalı şirket kayıtlarının esas alınacağı noktasında tarafların mutabık kaldığını, sözleşmenin 22. maddesi uyarınca taraflar arasında cari hesap ilişkisi bulunduğundan davaya konu faturaların takibe konu edilmesinin mümkün olmadığını, davacı tarafından davalı şirket aleyhine başlatılan takibin haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek, kararın kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
Dava, bayilik ilişkisinden kaynaklanan fatura alacağının tahsili talebiyle başlatılan icra takibine yapılan itirazın istemine ilişkindir.
Davacı icra takip dosyasındaki borcun sebebi üç ayrı fatura nedeniyle alacaklı olduğunu iddia etmiş, davalı ise davacının yükümlülüklerini yerine getirmediğinden sözleşmesinin fesedildiğini ve borcu olmadığını savunmuş olup İlk Derece Mahkemesince bilirkişi heyetinin 30.09.2021 tarihli raporuna itibar edilerek davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir.
Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir.
Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).
Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 20/02/2017 tarihli 2016/9772 E. 2017/482 K. sayılı ilamında; "...Mahkemece, gerek taraflar arasındaki sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'nın 287. maddesi, gerekse HMK'nın 193. maddesi ile taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olduğunun hüküm altına alındığı, madde hükmünün Yargıtay içtihatlarına bağlı olarak gelişmiş bir hüküm olduğu somut olayda davacı tarafın, sadece kendi defterlerine dayanıp, bunlar dışında herhangi bir delil göstermediği, taraflar arasındaki, sözleşmenin, bir tarafın elinden bütün ispat vasıtalarını alıp, tek yönlü olarak düzenlenen ve karşı tarafın defterleri ile diğer tarafı tümden bağlama sonucunu doğuran maddenin objektif iyiniyet ve hakkaniyet kurallarına aykırı olduğu, bu yöndeki sözleşme hükmünün uygulanmasının hakkaniyete aykırı olacağı, uyuşmazlığın, hizmetin verilip verilmemesi ve yeterli miktarda işin gönderilip gönderilmemesine ilişkin olduğu, bu hususun da davacı tarafça ispatlanamadığı gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş olup, doğru olan hükmün onanması gerekmiştir."
Somut uyuşmazlıkta, taraflar arasında 06.03.2015 tarihli bir dağıtım merkezi sözleşmesi ve 20.04.2016 tarihli bir proaktif iş ortaklığı sözleşmesi akdedildiği, bu sözleşmeler kapsamında davacının sabit dağıtım merkezi olarak davalının bayiliğini üstlendiği, taraflar arasındaki bayilik ilişkisinin 28.07.2017 tarihinde davalı tarafından fesedildiği, takip konusu 25.07.2017 tarihli 414,65 TL, 466,25 ve 14.889,69 TL bedelli üç adet faturanın tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davalı tarafından Beşiktaş 6. Noterliği' nin 28.07.2017 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile taraflar arasındaki 06.03.2015 tarihli sabit dağıtım merkezi sözleşmesi ve 20.04.2016 tarihli proaktif iş ortaklığı sözleşmesinin fesedildiği, davalının 11.08.2017 tarihinde takip konusu defterine kayıtlı faturalar yönünden iade faturası düzenlediği, iade faturalarının davacı tarafından teslim alınmayarak ticari defterlerine işlenmediği, tarafların ticari defter kayıtlarına göre icra takibine konu faturalar dışında ihtilaflı olan herhangi bir alt bayi hak ediş faturasının bulunmadığı tespit edilmiştir. Taraf ticari defterlerinde farklı kayıt bulunması halinde sadece davalı defterindeki kayıtların esas alınacağı hükmünün HMK'nın 193/2. maddesine aykırı olduğu, davalı tarafın TTK'nın 21/2. maddesinde öngörülen 8 günlük itiraz süresinden sonra iade faturasını kestiği ve bu nedenle de dava konusu edilen faturaların davalının ticari defterlerine kayıt edildikten sonra süresi içerisinde itiraz edilmediği dikkate alınarak davalının fatura içeriğini kabul etmiş sayılacağı, davacı tarafın üzerinde bulunan ispat yükünü yerine getirdiği kanaatine varılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince, yargılamanın HMK'da düzenlenen usul kurallarına uygun olarak yapılmış olmasına, kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmamasına, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilip yasal düzenlemelere uygun isabetli, yeterli gerekçeyle karar verilmiş olmasına, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmıştır.
Açıklanan sebeplerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M :Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere,
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı tarafından yatırılan 220,70 TL istinaf başvurma harcının Hazine'ye gelir kaydına,
3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından yatırılan 269,32 TL'nin mahsubu ile bakiye 462,68 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına,
5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iadesine,
6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 16/09/2026