Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/2124 E. 2026/982 K. – İtirazın İptali

Konu: İtirazın İptali

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/2124
Karar No
2026/982
Karar Tarihi
Konu
İtirazın İptali

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2022/2124

KARAR NO:2026/982

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:16/07/2020

NUMARASI:2018/423 E. - 2020/412 K.

DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... Yetkili satıcısı, ... Sertifikalı Bayii, ... Partneri ve yetkili bayisi olduğunu, davacının davalıya, sipariş kabul formundan anlaşılacağı üzere 20 adet ''...'' aboneliği sattığını, davalıya satılan abonelik tesisi ve satışı konusunda mutabık olunması üzerine davacı tarafından 09/03/2018 tarih, ... numaralı 5,569,96 TL'lik e-fatura tanzim edilerek davalıya elektronik ortamda teslim edildiğini, davalı borçlunun faturaya karşı herhangi bir itirazı olmadığını, davalının, davacının onayı ile aboneliği kullanmaya başladığını, hizmetin kullanıma açılmasının yani ifanın davacının işlemi ile gerçekleştirildiğini, faturayı alan ve abonelikleri kullanan davalı borçlunun faturanın ödeme vadesi olan 08/04/2018 tarihinde ve daha sonra borcunu ödemediğini, borcun ödenmemesi üzerine İstanbul Anadolu 11. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve % 20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davalının yerleşim yerinin Kartepe/Kocaeli adresinde olması sebebiyle Kocaeli icra dairelerinin yetkili olduğunu, ancak bilirkişi incelemesi ve ticari yargılama sonucu ortaya çıkacak bir alacak-borç ilişkisi mevcut olmasına rağmen, davalının doğrudan ilamsız icra takibine giriştiğini, bu sebeple itiraz etmek zorunda kaldıklarını, alacak iddiasının aydınlanmasının ancak taraf ticari defter ve belgelerinin incelenmesi ile ortaya çıkacağından yani ortada likit, belirlenebilir ve muaccel bir alacak söz konusu olmadığından davacının icra-inkar tazminatının yasal dayanağı olmadığını, takipte borca itiraz dilekçesinde de üzerinde durdukları gibi taraflar arasında vade anlaşması yapıldığını, borcun henüz vadesinin gelmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 6. maddesi uyarınca kural olarak, aksi kanunca belirlenmedikçe iki taraftan her biri iddiasını ispata mecburdur. Bu hüküm, kaynak İsviçre Medeni Kanunu’ndaki şekli gibi, “bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran taraf, o vakıayı ispat etmelidir” şeklinde anlaşılmalıdır.Davacı taraf bedeli ödenmeyen faturalardan kaynaklanan açık hesap ilişkisine dayalı alacak talebinde bulunmaktadır.Buna göre öncelikli incelenmesi gerek husus faturanın ispat gücüdür.6102 sayılı TTK'nın 21/2.maddesi şu şekildedir: ''Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır''.TTK'nın 21/2.(6762 sayılı TTK'nın 23/2.) maddesi ile faturanın tacirler arasında ifaya yönelik ispat aracı olduğu,süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine,adına fatura düzenlenen aleyhine bir karine getirilmiştir.Bu karine faturanın ispat gücünü ortaya koymaktadır.Fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle,adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması,faturanın akdin ifasıyla ilgili düzenlenmesi gerekir.Fatura sözleşmenin kurulma safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir.Her iki tarafın ticari defterlerinde de uyuşmazlığa konu faturanın kayıtlı olduğu ve celp edilen BA/BS formlarında da yer aldığı, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davalı tarafından uyuşmazlığa konu faturanın vergi dairesine bildirildiği ,davalı tarafın ödemeye ilişkin herhangi bir delil sunmadığı görülmekle davacının davasını ispat ettiği kanaatine varılarak birbiriyle uyumlu davacı-davalı ticari defterleri,davalı tarafın BA formlarında yer alan kayıtlar doğrultusunda davanın asıl alacak yönünden kabulüne karar verilmiştir.İşlemiş faiz yönünden ise davacı tarafından sunulan sipariş formunda belirtilen vadenin kesin vade olmadığı ve takip öncesinde davalıya yönelik ihtarname bulunmadığı görülmekle temerrüdün oluşmadığı,temerrüd tarihinin takip tarihi olduğu görülmekle işlemiş faiz yönünden davanın reddine karar verilmiştir.Alacağın likid ve belirlenebilir olduğu gözetilerek icra-inkar tazminatına hükmedilmiştir.Yukarıda belirtilen gerekçeler ışığında Davanın KISMEN KABULÜ ile İstanbul Anadolu 11. İcra Müdürlüğü'nün .... Sayılı icra dosyasına yapılan itirazın 35.569,96 TL asıl alacak üzerinden İPTALİNE,fazlaya ilişkin talebin reddine,Kabul edilen asıl alacak miktarı olan 35.569,96 TL üzerinden hesaplanacak %20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine kanaatine varılmakla davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile İstanbul Anadolu 11. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı icra dosyasına yapılan itirazın 35.569,96 TL asıl alacak üzerinden iptaline, fazlaya ilişkin talebine reddine, kabul edilen asıl alacak miktarı olan 35.569,96 TL üzerinden hesaplanacak %20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemenin 35.569,96-TL alacak bakımından davanın kabulünün hukuka uygun olduğunu, ancak işlemiş faiz taleplerinin reddinin hatalı olduğunu, taraflarca imzalı sipariş formunda vadenin açıkça belirtildiğini, faturada da vade tarihinin belirtildiğini, sipariş formu ve faturaya göre de faiz başlangıç tarihinin hesaplandığını, sipariş formunda "Fatura +30. gün KDV dahil TL bedelin 1/2 tutarı ödenmesi gerekir. Fatura + 60. gün KDV dahil TL bedelin 1/2 tutarı ödenmesi gerekir." şeklinde vade tarihlerinin belirlenebilir şekilde ifade edildiğini, bilirkişi raporunda da faiz hesabının buna göre yapılacağının ifade edildiğini, nitekim faiz hesaplaması sonucu 2.992,98 TL faiz alacağı bulunduğunun tespit edildiğini, ancak mahkemece dayanaklı belgeli rapora rağmen faiz alacağının reddedildiğini,e-faturanın ödeme vadesinin de sipariş formu uyarınca belirtilen 08/04/2018 tarihi olarak düzenlendiğini, faturaya da itiraz edilmediğini, TTK m.1530/2 ''Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde, alacaklı, kanundan veya sözleşmeden doğan tedarik borcunu yerine getirmiş olmasına rağmen, borçlu, gecikmeden sorumlu tutulamayacağı hâller hariç, sözleşmede öngörülmüş bulunan tarihte veya belirtilen ödeme süresinde borcunu ödemezse, ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer." şeklindeki düzenlemede tacirlerin ödeme süresi belirlemesi temerrüt için yeterli olacağını gösterdiğini, bu sebeplerle sipariş formundaki vade düzenlemesine uygun faturada belirtilen vade tarihi itibariyle 08/04/2018 tarihinde temerrüt şartlarının oluştuğunu, davalının temerrüte düştüğü ve dava konusu icra takibinin asıl alacak ve işlemiş faiz açısından haklı olduğunu, bilirkişi raporuna göre; takip tarihi itibariyle 35.569,96 TL asıl alacak ve 2.992,98 TL işlemiş faiz alacağı bulunduğunu, yani taleplerinden dahi fazla faiz alacağı olduğunun tespit edildiğini, takip talebinde işlemiş faizin başlangıç tarihinin faturada belirtilen 08/04/2018 vade tarihi olup takip tarihine kadar olan kısım olduğunu, dava konusu edilen takibin davalı tarafından imzalanmış ve kabul edilmiş sipariş formuna uygun bir şekilde düzenlendiğinin açık olduğunu, mahkemenin "faiz başlangıç tarihinin temerrütün şartları oluşmadığı" şeklindeki gerekçesini kabul manasına gelmemek kaydıyla sipariş formunda ve fatura üzerinde vade tarihi açıkça belirtilmiş ve davalı taraf kendisine tanınan sürede ekte bulunan faturaya ve vade tarihine itiraz etmemiş olduğundan alacağın kesinleştiğini, TTK m.1530/4'de "Sözleşmede ödeme günü veya süresi belirtilmemişse veya belirtilen süre beşinci fıkraya aykırı ise, borçlu aşağıdaki sürelerin sonunda ihtara gerek kalmaksızın mütemerrit sayılır ve alacaklı faize hak kazanır.Faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda." faize hak kazanılacağının belirtildiğini, faturanın düzenlendiği tarih ile vade tarihi arasında 30 gün olduğu görülmekle birlikte söz konusu vade tarihi yazmasa dahi faizin 04/08/2018 tarihinden itibaren işletilebileceğinin aşikar olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tam kabulüne karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, ticari satıma ilişkin faturaya bağlanmış alacağın tahsili için İİK'nın 67. maddesi uyarınca başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkâr tazminatının tahsili taleplerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekilince; davacının davalıya 20 adet ''...'' aboneliği sattığını, fatura düzenlediğini, onay verilmesi ile davalının aboneliği kullanıma başladığını, ancak düzenlenen fatura bedelini ödemediğini ileri sürerek takip başlatmış, davalının itirazı üzerine eldeki davayı açmış, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı sadece davacı vekilince, işlemiş faiz talebinin reddinin yerinde olmadığı gerekçesiyle istinaf isteminde bulunulmuştur. Dosya kapsamında bulunan İstanbul Anadolu 11.İcra Müdürlüğünün ... sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 35.569,96 TL asıl alacak, 2.831,46 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 38.401,42 TL alacak yönünden 19.10.2018 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak fatura ve cari hesap bakiyesinin gösterildiği, ödeme emrinin 22.10.2018 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından 24.10.2018 tarihinde süresinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporları ile dava ve takip konusu faturanın taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, davalı yanca BA bildiriminin yapıldığı tespit edilmiş, mahkemece, davalının temerrüte düşürülmediği gerekçesiyle takipteki işlemiş faiz miktarının reddine karar verilmiştir. Davacı vekili, sipariş formu ile kesin vadenin belirtildiğini, ayrıca TTK'nın 1530/4 maddesine göre ödeme süresi sonundan itibaren faiz istenebileceğini, davalıyı temerrüte düşürmeye gerek olmadığını istinaf sebebi olarak ileri sürülmüştür.Temerrüt, en kısa tanımıyla, alacaklı tarafından talep edilebilir (muaccel) hale gelmiş bir borcun ifasındaki gecikmedir ve kural olarak, bu tür (muaccel) bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile temerrüde düşer. Temerrüt için aranan ihtar hukuki işlem benzeri fiil mahiyetinde olup, alacaklının alacak miktarını belirterek borçludan borcun ifasını istemesi, ifayı kabule hazır olduğunu bildirmesi anlamına gelir. İhtar kural olarak şekle tabi olmayıp, yapılmadığı itirazı vaki olursa aksinin ispatı, niteliği gereği alacaklıdan beklenir.TBK nın 117. madde hükmünce muaccel bir alacağın borçlusu alacaklının yöntemine uygun ihtarıyla temerrüte düşer. Vadenin kesin olarak kararlaştırıldığı veya saklı tutulan bir hakka dayanarak iki taraftan birinin usulen ihbarda bulunarak kesin vadeyi tesbit ettiği hallerde sadece bu günün geçmesiyle borçlu temerrüte düşmüş olur. Buna göre bir alacağa temerrüt faizi uygulanabilmesi için alacağın istenebilir olması yeterli olmayıp alacaklının miktar da belirterek ödeme talebini içeren ihtarıyla borçlunun temerrüte düşürülmesi ya da sözleşmede kesin vadenin kararlaştırılmış ya da saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan birisinin usulen bir ihbarıyla kesin vadenin tayin edilebilir olması zorunludur.Alacağın muaccel olması ile temerrüt birbirinden farklı olgulardır. Fatura üzerinde yazılı olan ödeme tarihleri temerrüt tarihi olarak kabul edilemez. VUK hükümlerince faturanın muhteviyatı belirlenmiş olup, fatura üzerinde yazılı bulunan vadenin alacağın muaccel olduğu tarihi göstermesi ve salt faturaya itiraz edilmemesi sebebiyle taraflarca kararlaştırılmış kesin vade olarak kabul edilemeyecektir (Yargıtay 19 HD. 2017/3266-2018/4228 Esas, Karar sayılı kararı). Bu sebeple somut olayda, fatura üzerinde gösterilen ödeme tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü mümkün değildir.Yine davacı yanca sunulan, davalı imzasını taşıyan 07.03.2018 tarihli sipariş formunun incelenmesinde; fatura tarihinden itibaren 30 gün sonra bedelin yarısının, 60 gün sonra ise kalan kısmının ödenmesinin kararlaştırıldığı, sipariş formundaki bu ibarelerin TBK 117/2'de yer verilen kesin vade niteliğini taşımadığı, fatura tarihinin mi faturanın tebliğ tarihinin mi kastedildiğinin tespit edilemediği anlaşılmış olup bu sürelere göre hesaplanan temerrüt faizi istemi yerinde görülmemiştir. Öte yandan, davacı vekilince her ne kadar TTK'nın 1530. maddesinin uygulanması gerektiği ve işlemiş faize hükmedilmesi gerektiği iddia edilmiş ise de, TTK'nın anılan maddesinde, ticari hükümlerle yasaklanmış işlemler ile mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçları düzenlenmiştir. TTK'nın 1530. maddesi, tedarik sözleşmelerine ilişkin olup taraflar arasında tedarik sözleşmesi ilişkisi bulunmadığından bu hükmün somut olayda uygulama yeri bulunmadığı anlaşılmış ve davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,

2- Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,

3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,

5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 21.05.2026

KANUN YOLU:HMK'nın 362/1.a. maddesi uyarınca, dava konusunun miktarına göre karar kesindir.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/2124, K. 2026/982, T. 21.05.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-2124-e-2026-982-k-1900e4a46a97