Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1724 E. 2024/2086 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1724
- Karar No
- 2024/2086
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
46. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1724
KARAR NO:2024/2086
KARAR TARİHİ :26/12/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:29/03/2022
NUMARASI:2020/295 Esas - 2022/204 Karar
DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen davanın yapılan yargılaması neticesinde verilen karara ilişkin davacı vekilince süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine, istinaf dilekçesinin esasa kaydı sonrası dosya içerisindeki bütün belge, bilgi ve kağıtlar okundu.
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:Dava; davacı yanın davalı yana, kambiyo senedine dayanarak başlatılan, ... sayılı icra takip dosyasından dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir.Davalı vekili, davacının taleplerinin haksız olduğunu, takibe konulan bononun asıl borçlunun borcu kadar teminat vasfı devam ettiğini, tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla takip yapılmış olduğu gözetilerek davanın açılmasında hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiğini, ayrıca dava dilekçesinde beyan olunan ...'daki dairenin 1/2 hissesinin davacı tarafından değil ... tarafından davalıya devrolunduğunu, işbu dava ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, söz konusu taşınmaz devrinin ...'in babasına yapılan ödeme sonucunda olduğunu, ve taşınmazın o tarihteki değeri için de bedel tespiti yapıldığını, ölçülen değerin tüm daire için 100.000,00 TL çıktığını, dairenin yarısının kendisine ... tarafından devrolunduğunu, davacı tarafın kasıtlı olarak işbu dava için yapılan bir ödeme gibi göstermek suretiyle mahkemeyi yanıltmaya çalıştığını, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, itirazın kabulü ile davacının tahsil sürecini uzatmak maksadıyla açmış olduğu davanın reddini savunmuştur.İlk derece mahkemesince; "...Davalı tarafından davacı aleyhine ... sayılı dosyası ile icra takibi yaptığı ve takibin kesinleştiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davacı ile davalı arasında 12/04/2017 tarihinde sözleşme yapıldığı ve sözleşmeye göre davacının Kocaeli ...'deki 5 numaralı daireyi davalı ...'e 170.000TL karşılığında sattığı ve ...'e tapu verilinceye kadar kendisine 05/05/2017 tarihli 201.000TLlik teminat senedi verildiği, ancak bu yerin tesliminin gerçekleşmediği, bunun yerine davacının alacaklı olduğu ...Şti'ne ait olan Arnavutköy ...'da bulunan gayrimenkulun davalı ...'e devredildiği iddia edilerek, davalı tarafından davacı aleyhine başlatılan icra takibine konu edilen bonolar sebebiyle davalıya borçlu olmadığının tespiti noktasında toplandığı, Arnavutköy Tapu Müdürlüğünden gönderilen tapu kayıtlarının incelenmesinde de, anılan taşınmazın ... Ltd Şti'den davalı ...'e satışının yapıldığı tespit edilmiştir.Davacı tarafça menfi tesbit isteminde bulunulan senedin kambiyo senedi niteliği taşıdıkları ve kambiyo senedi oldukları senet metinlerinden anlaşılmaktadır. Kural olarak menfi tespit davalarında ispat yükü davalı alacaklılarda ise de, kambiyo senetlerine mahsus takiplerde ispat külfeti davacı borçludadır. Söz konusu senetlerin üzerlerindeki ihdas sebepleri nakden olarak belirtilmiştir. Ayrıca dava tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6100 Sayılı HMK.nun 201.maddesi gereğince yazılı bir belgeye (senet) bağlanmış olan iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen hususların yazılı delille ispatlanması gerektiği, bu suretle, davacı tarafından imzalanan senet nedeniyle borçlu olunmadığına yönelik bedelsizlik iddiasının yazılı delille ispatlanması gerekmekte olup, davalıya 1/2 hissesinin devri yapılan taşınmazın devri yapılamayan daireye kaim olmak üzere devredildiği hususunun ıspatını sağlayacak herhangi bir belgenin sunulmadığı, davacının senet bedelini ödediğine ilişkin herhangi bir belge bulunmadığından, davacının borçlu olmadığına ilişkin iddiasını da ispatlamayamadığı anlaşılmakla..." gerekçesi ile;"İspatı olunamayan davanın reddine, şartları oluşmadığından tazminat talebinin reddine..." şeklinde hüküm tesis edilmiştir.İlk derece mahkemesi kararına karşı, davacı yanca istinaf yoluna başvurulmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Taraflar arasında 12/04/2017 tarihinde yapılan sözleşmeye göre Kocaeli Kandıra İlçesi'ndeki daireyi davalı tarafa 170.000,00 TL karşılığı sattığını ve tapu verilinceye kadar kendisine 201.000,00 TL'lik teminat senedi verildiğini, senedin teminat senedi olduğunun sözleşmede de açıkça yer aldığını, ancak bu yerin teslimi gerçekleşmemiş olup müvekkilinin bunun yerine alacaklı olduğu ... firmasına ait olan Arnavutköy'de bulunan gayrimenkulü devrettiğini, ... Firması'yla yapılan sözleşmenin de dosyaya sunulduğunu, buna rağmen davalının kendisine verilen senedi kötü niyetli olarak icraya koyduğunu, defter incelemesi ve bilirkişi incelemesi dahi yapılmadan karar verildiğini, tüm bu sebeplerle; ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi ve gerekçe;Davacı yanın davalı yana, kambiyo senedine dayanarak başlatılan,.... sayılı icra takip dosyasından dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkin eldeki davada, ilk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verildiği, verilen karara ilişkin olarak da davacı yanca, yine az yukarıda yazılı sebeplere dayanarak İstinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341. maddesi gereğince İstinaf Kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada, İstinaf incelemesi, Hukuk Muhakeme Kanunu'nun 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller dışında; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve istinaf dilekçesinde ortaya konulan istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya mündericatında yer alan, ... sayılı icra takip dosyasının incelenmesinde; davalı- alacaklı tarafından davacı-borçlu hakkında, 210.000,00-TL bono, 630,00-TL bono komisyonu, 98.628,09TL işlemiş faiz ve 906,80-TL ihtiyati haciz tutarı olmak üzere toplam 310.164,89-TL alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlattığı, davacı- borçlu yanca icra takibine itiraz edilmediğinden takibinin 03/07/2020 tarihinde kesinleştiği, akabinde de davacı- borçlu tarafından İstinaf incelemesine konu eldeki iş bu menfi tespit davasının açıldığı anlaşılmaktadır.Dava; davacı yanın davalı yana, kambiyo senedine dayanarak başlatılan,... sayılı icra takip dosyasından dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 170/b maddesinin aynı Kanun’un 72 nci maddesine yaptığı yollama gereğince kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte de menfi tespit davası açılabileceği açıkça anlaşılmaktadır. İİK’nin 72/1 nci maddesi; "Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir" hükmünü haizdir. Buna göre borçlu, henüz aleyhine başlatılmış bir icra takibi yokken alacaklıya karşı borçlu bulunmadığının tespiti için menfi tespit davası açabileceği gibi aleyhine icra takibine başlanmasından sonra da menfi tespit davası açması mümkündür.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda kambiyo senetlerine ilişkin hükümler poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m. 778 ve 818).Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez.Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve 2020/11-698 Esas-2022/1545 Karar sayılı kararı).Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir anlatımla borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir.Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s. 16). Başka bir ifadeyle, bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve 2020/11-698 Esas-2022/1545 Karar sayılı kararı).Bedelsizlik iddiası, TTK’nın 687. maddesi anlamında bir kişisel def’îdir. Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir.Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 ve devamındaki maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’îni dermeyan etme hakkını vermektedir (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve 2020/11-698 Esas-2022/1545 Karar sayılı kararı).Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir ifadeyle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmi bedelsizliğe uğrar (Bknz. İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir.Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır (Bknz. Ertekin, Erol/Karataş, İzzet: Uygulamada Ticari Senetler, Ankara, 1998, s. 693). Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir.Temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusudur. Eğer teminat ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacaktır. Bir teminat senedinden söz edilebilmesi için ya senedi düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması, ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile senedi vermiş olması gerekir (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve 2020/11-698 Esas-2022/1545 Karar sayılı kararı).Kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı var ise ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir. Buna karşılık senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Başka bir deyişle kambiyo senedinin teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağı için senet hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; borçlu tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Dolayısıyla senet metninden anlaşılan bu def’î mutlak def'î niteliğinde olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.Senedin teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise; senedin sözleşme ile bağlantısı kanıtlanmalıdır. Sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıf bulunmalıdır. Senede açıkça atıf bulunan sözleşmede senedin teminat amacıyla verilmiş olduğu belirtilmiş olabilir (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 15.09.2020 Tarih ve 2017/12-269 Esas-2020/591 Karar sayılı kararı).Bir kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bedelsizliğine dair iddia ile açılan menfi tespit davasında ispat yükü, genel ispat kurallarına ilişkin olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince, iddia olunan bu vakıadan kendi lehine hak çıkaran senet borçlusuna ait olacaktır.Zira borçlu olunan bir senede ilişkin açılan menfi tespit davasında senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispatı sonucu verilecek olan karar ile sorumluluk ortadan kalkacaktır. Bu tür bir karar ile lehine hak kazanan, dava konusu senet borçlusu olduğundan anılan senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispat yükü de yine senet borçlusu üzerindedir. Ayrıca bir temel alacağın varlığına karine teşkil eden kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bahisle bedelsizliğine dair iddianın ispatı, karinenin aksini iddia eden senet borçlusu tarafından gerçekleştirilmelidir.Menfi tespit davasının konusunu oluşturan senedin bedelsizliğine dair iddiayı ispat yükü üzerinde olan senet borçlusu bu iddiasını, HMK’nın 201. maddesi gereğince ancak yazılı delille/kesin delille ispatlayabilir. Zira bir kambiyo senedine bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, değeri ne olursa olsun tanıkla ispat olunamayacaktır.Senede karşı senetle ispat kuralı olarak adlandırılan bu kuralın karşı tarafın muvafakati ve HMK’nın 202. maddesinde düzenlenen delil başlangıcı olarak adlandırılan iki istisnası mevcut olup anılan iki durumun gerçekleşmesi halinde senede karşı tanıkla ispat mümkündür (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve 2020/11-698 Esas-2022/1545 Karar sayılı kararı).Tüm bu açıklamalar kapsamında somut dava incelendiğinde; davanın, davacı yanın davalı yana, kambiyo senedine dayanarak başlatılan, ... sayılı icra takip dosyasından dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkin olduğu, somut davada, dava ve takip konusu senedin üzerinde teminat olarak verildiğine dair herhangi bir kayıt bulunmadığı, bu durumda, yani senedin teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise; senedin sözleşme ile bağlantısının kanıtlanması ve bunun için de sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarına açık bir şekilde atıf bulunması gerektiği, bu minvalde; bir sureti dosyada yer alan ve davanın tarafları arasında akdedilip, taraflarca da inkar edilmeyen 12/04/2017 tarihli sözleşme incelendiğinde; iş bu senedin davacı borçlu yanca davalı alacaklı yana, davalı- alacaklı yanca bedeli peşin ödenmek suretiyle satışı kararlaştırılan, Kocaeli İli, Kandıra ilçesi, ... deki 5 numaralı dairenin tapu devri yapılıncaya kadar, iş bu sözleşmenin teminatı olarak verildiği, ayrıca sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarına açık bir şekilde atıf yapıldığının anlaşıldığı, hal böyle olunca da; takip dayanağı yapılan senedin teminat senedi olarak kabulünün gerektiği, bu durumda da takip dayanağı senet teminat senedi olduğundan, somut olayda olduğu gibi bedelsizliğine dair iddia ile açılan menfi tespit davasında ispat yükünün, genel ispat kurallarına ilişkin olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince, iddia olunan bu vakıadan kendi lehine hak çıkaran davacı- senet borçlusuna ait olduğu;Ancak davacı- borçlu yanca, sözleşme kapsamında taşınmaz devrine teminat olarak verilen iş bu senedin, teminat olarak verildiği Kocaeli İli, ... deki 5 numaralı dairenin davalı- alacaklı yana devredildiğinin ispatlanamadığı, buna karşılık, yani sözleşmede devri kararlaştırılan taşınmaza karşılık olarak, kendisinin alacaklı olduğu...Şti,'ye ait olan Arnavutköy ... da bulunan gayrimenkulün davalı ...'e devredildiğinin iddia edildiği, ancak davacı- borçlu yanın iş bu iddiasının davalı- alacaklı yanca inkar edildiği ve davacı yanca dava dilekçesinde beyan olunan Arnavutköy ...’daki dairenin ½ hissesi davacı tarafından değil, dava dışı 3. kişi ...ve ...’in babasına yapılan ödeme sonucu devredildiğinin ve işbu dava ile hiçbir ilgisinin bulunmadığının iddia edildiği, bu durumda davacı- borçlu yanın iş bu yöndeki iddiasını ispat ile yükümlü olduğu, ancak davacı- borçlu yanca, davanın niteliği ve miktarı gereği iş bu iddiasını ispata elverişli yazılı bir delil sunulmadığı, bu haliyle de yerel mahkemenin; "...bu suretle, davacı tarafından imzalanan senet nedeniyle borçlu olunmadığına yönelik bedelsizlik iddiasının yazılı delille ispatlanması gerekmekte olup, davalıya 1/2 hissesinin devri yapılan taşınmazın devri yapılamayan daireye kaim olmak üzere devredildiği hususunun ıspatını sağlayacak herhangi bir belgenin sunulmadığı..." şeklindeki tespit ve değerlendirmesinin yerinde ve isabetli olduğu;Yine davacı yanca İstinaf başvuru dilekçesinde, bilirkişi raporu alınmadan hükmedilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu ve kaldırılması gerektiği beyan edilmiş olup; 6100 sayılı HMK'nın 266 ıncı maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunlu olduğu, ancak genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişinin dinlenemeyeceği (Bknz. Yargıtay 3. H.D.'nin, 28.12.2017 Tarih ve 2016/12074 Esas-2017/18411 Karar sayılı kararı);Bu minvalde somut olaya dönüldüğünde ise; her ne kadar davacı yanca yerel mahkemece bilirkişi raporu alınmadan karar verildiği ve kararın da bu haliyle usul ve yasaya aykırı olduğu iddia edilmiş ise de; takip ve dava konusu alacağın dayanağı olan kambiyo senedinin, sözleşme kapsamında verilen teminat senedi olup olmadığının ve senedin bedelsiz kalıp kalmadığının, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği nitelikte bir hadise olduğu ve dolayısıyla da yerel mahkemece bilirkişi raporu alınmaksızın karar verilmiş olmasının somut dava özelinde isabetli ve yerinde olduğu anlaşıldığından, davacı yanın bilirkişi raporu alınmaksızın karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu ilişkin İstinaf isteminin yerinde olmadığı;Ve yine davacı yanca İstinaf başvuru dilekçesinde, yerel mahkemece defter incelemesi yapılmadan hükmedilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu ve kaldırılması gerektiği beyan edilmiş ise de; somut davada davanın taraflarının gerçek kişi olduğu, tacir sıfatlarının olmadığı ve dolayısıyla da defter tutma yükümlülüklerinin bulunmadığı, davacı- borçlu yanın kastının dava dışı şirket olan ... Şti.'ye ait ticari defterler olması halinde ise; davacı- borçlu yanca dava dilekçesinde ve cevaba cevap dilekçesinde açıkça dava dışı şirketin defter ve kayıtlarına delil olarak dayanılmadığı ve dolayısıyla da ilk derece mahkemesinde dayanılmayan bir delile 6100 sayılı HMK'nın 357 nci maddesi gereği İstinaf aşamasında dayanılamayacağı anlaşıldığından, davacı yanın defter incelemesi yapılmaksızın karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu ilişkin İstinaf isteminin de yerinde olmadığı;Sonuç olarak da yerel mahkemece; "...Davacı tarafça menfi tesbit isteminde bulunulan senedin kambiyo senedi niteliği taşıdıkları ve kambiyo senedi oldukları senet metinlerinden anlaşılmaktadır.Kural olarak menfi tespit davalarında ispat yükü davalı alacaklılarda ise de, kambiyo senetlerine mahsus takiplerde ispat külfeti davacı borçludadır. Söz konusu senetlerin üzerlerindeki ihdas sebepleri nakden olarak belirtilmiştir. Ayrıca dava tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6100 Sayılı HMK.nun 201.maddesi gereğince yazılı bir belgeye (senet) bağlanmış olan iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen hususların yazılı delille ispatlanması gerektiği, bu suretle, davacı tarafından imzalanan senet nedeniyle borçlu olunmadığına yönelik bedelsizlik iddiasının yazılı delille ispatlanması gerekmekte olup, davalıya 1/2 hissesinin devri yapılan taşınmazın devri yapılamayan daireye kaim olmak üzere devredildiği hususunun ıspatını sağlayacak herhangi bir belgenin sunulmadığı, davacının senet bedelini ödediğine ilişkin herhangi bir belge bulunmadığından, davacının borçlu olmadığına ilişkin iddiasını da ispatlamayamadığı anlaşılmakla..." şeklindeki gerekçe ile verilen "Davanın reddi" kararının yerinde ve isabetli olduğu anlaşılmıştır.Bu itibarla da; tarafların iddia ve savunmaları ile dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine ve İlk Derece Mahkemesi'nin objektif, mantıksal ve bilimsel veriler ile dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine, davanın vasıf- mahiyetine, ispat hukuku hükümleri çerçevesinde delillerin takdirinde ve hukuki mevzuatın olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ayrıca istinaf talebine konu kararın hukuki güvenlik ve istikrarın temini açısından uygulama hukukuna yönelik istikrar kazanmış yüksek mahkeme kararlarına ile yargısal içtihatlara uygun olarak Dairemiz'ce de benimsenen usule ve maddi hukuka ilişkin yasal ve hukuksal gerekçelere dayandırılarak verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebeplerinin karar yerinde tartışıldığı, bu doğrultuda ortaya konulan gerekçenin isabetli olduğu değerlendirilerek; davacı yanın istinaf talepleri yerinde görülmemiş, açıklanan nedenlerle de, davacı yanın istinaf başvurusunun HMK. 353/1-b.1. maddesi gereğince, esastan reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılmakla, oy birliği ile aşağıdaki hükmün kurulması cihetine gidilmiştir.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1.HMK m.353/1-b.1 gereğince davacının istinaf başvurusunun esastan REDDİNE, 2.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca ücreti vekalet taktirine yer olmadığına,3.Alınması gereken 427,60 TL harçtan yatırılan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 346,90 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK'nın 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına, 5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 26/12/2024 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.