Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1570 E. 2026/908 K. – Tazminat (Acentelik
Konu: Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1570
- Karar No
- 2026/908
- Karar Tarihi
- Konu
- Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1570
KARAR NO: 2026/908
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 21/04/2022
NUMARASI: 2018/775 Esas - 2022/354 Karar
DAVA: Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/04/2026
Taraflar arasındaki Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin, 2006 yılında ...'un fatura tahsilat bayisi olarak çalışmaya başladığını, Sonrasında bu bayiliğin kapatılması koşulu ile müvekkili şirket ile davalı ..., ... ve ... arasında, 10.03.2015 tarihinde " Proaktif İş Ortaklığı Sözleşmesi" yapıldığını, Sözleşmenin "İş Ortağı Esasları'nın 1. maddesinde, "iş ortağının, sahaya hakim, tercihen telekomünikasyon tecrübesi olan, finansalyeterliliğe sahip, nitelikli satış-yönetim tecrübesi olan, ticari itibar sahibi işletmeciler arasından seçileceği"nin belirtildiğini, buna göre, müvekkili şirketin karşı taraftaki Şirketlerce iş ortağı olarak seçilmiş olması, müvekkili şirketin başarılı bir bayi olduğunun, Sözleşme ile de kabul edildiği anlamına geldiğini, Müvekkili şirketin proaktif bayisi olarak, ..., tüm mobil işlemleri, telefon ve internet vs... hizmetlerinin tanıtım, satış ve pazarlamasını gerçekleştirdiğini, Proaktif bayi olarak çalıştığı süre içinde de, 20.000'in üzerinde servis hizmetini başarıyla tamamladığını, hem satış hem de kurulum bakımından hep üst sıralarda olduğunu, Müvekkili şirketin bu başarılı çalışmalarına ve anılan Sözleşmelerden ve mevzuattan doğan tüm yükümlülüklerini basiretli bir tacir olarak gereği gibi yerine getirmesine rağmen, ...'un üst yönetimindeki değişikliklerden sonra, davalı Şirketlerin, sözleşmeyi .... Noterliği'nin ... Ocak 2018 tarihli, ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile feshettiklerini, sözleşme ilişkisi sona erdirilmesine rağmen, davalıların ... tarafından düzenlenmiş 30/03/2017 tarihli ... seri numaralı 262.100467.227 sayılı, 45.000 TL miktarlı kesin teminat mektubunu ve yine... tarafından düzenlenmiş 02/03/2015 tarihli ... sayılı, 55.000 TL miktarlı teminat mektuplarını iade etmediğini, Bayiliğinin sonlandırılması için hiçbir haklı gerekçe bulunmadığını, Bayilik sözleşmeleri nitelikleri gereği büyük yatırımlar yapılması gereken sözleşmeler olduğunu, Fesih süresinin de makul bir süre olarak belirlenmesi gerektiğini, Bu sebeple, işin, büyüklüğü ve yapılan yatırımlar nazara alındığında fesih geçerli kabul edilemeyeceğini, Sözleşmenin toplamda 3 yıl sürdüğünü, müvekkilinin bu süre içerisinde yapmış olduğu yatırımları bile amorti edemediğini, Bu sebeple önce taraflar arasındaki sözleşmenin davalı şirketler tarafından haksız olarak feshedildiğinin tespit edilmesi gerektiğini, davalıların fiili eylem ve tutumlarıyla sözleşmenin en az 10 yıl süreceği konusunda güven yarattıklarını, davalı şirketler, dava konusu bayilik de verilirken davalı şirketler uzunca bir zaman çalışacağı konusunda taahhüt de bulunduklarını, bu konuda güven yarattıklarını, yapılan işin büyüklüğü, müvekkili şirket tarafından yatırım harcamalarının tutarı, kalan süre içerisinde bu masrafların amorti edilemeyeceği hususu nazara alındığında sözleşme süresinin 10 yıl olarak belirlenmesi gerektiğini, Bu durumda davalı şirketlerin fiili olarak bayilik sözleşmelerini geçmişte ne kadar ayakta tuttuğuna bakılarak, sözleşme süresinin fiili uygulamaya göre belirlenmesi gerektiğini, bu nedenle, davalılar sözleşmeleri sonlandırmasaydı, müvekkili şirket ile davalılar arasındaki iş ilişkisinin, (en azından 10 yıla tamamlanacak şekilde) 2025 yılına kadar sürebileceğini, müvekkili şirketin aylık hakediş primlerinin ne kadar yüksek olduğu da ticari defter ve kayıtların incelenmesi sırasında görüleceğini, 10.03.2015 tarihli Proaktif İş Ortaklığı Sözleşmesi"nin haksız olarak feshedildiği 10.03.2018 tarihinden 10.03.2025 tarihine kadar 7 yıllık süreç için kârdan yoksun kalındığını, TTK'nun 122. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında "sözleşme sona ermesinden sonra; müvekkilinin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da davalıların önemli menfaatler elde ettiğini, acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybettiğini ve somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebileceğini", düzenlediğini, somut olayda da, müvekkili şirketin hizmet verdiği bölgelerde yaptığı özverili çalışmaları ve başarılı pazarlama faaliyetleri sonucunda, davalılara çok sayıda abone kazandırdığını, davalıların müşteri çevresini arttırdığını, Davalılar, müvekkil şirket ile aralarındaki sözleşme ilişkisi sona erdikten sonra da, bu abonelerden, aylık faturalar ve aboneliklerin dönem sonunda yenilenmeleri suretiyle, yıllar boyunca önemli miktarda gelir elde etmeye devam edeceklerini, Somut olayın bu özellik ve şartları değerlendirildiğinde, TTK m. 122 uyarınca, davalılarca denkleştirme (portföy) tazminatı ödenmesini de gerektirdiğini, Müvekkil şirketin davalı şirketlere herhangi bir borcu olmadığı açık ve seçik bir şekilde ikrar edilmiş olmasına rağmen teminat mektuplarının iade edilmediğini, belirterek: Taraflar arasındaki 10.03.2015 tarihli Proaktif İş Ortaklığı Sözleşmesi'nin davalılarca haksız olarak feshedildiğinin tespiti ile fesih sebebiyle 10.03.2015 fesih tarihinden 10.03.2025 tarihine kadar 7 yıllık süreç için 1.000TL maddî tazminatın (yoksun kaldığı kârın), dava tarihinden itibaren işleyecek ticarî faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, TTK'nın 122. maddesi uyarınca, 1.000,00TL denkleştirme tazminatının, dava tarihinden itibaren işleyecek ticarî faizi ile birlikte tahsiline, ceza faturalarından dolayı davalı şirketlere herhangi bir borcun olmadığının tespitine, ... A.Ş tarafından düzenlenmiş 30/03/2017 tarihli ... seri numaralı 262.100467.227 sayılı, 45.000 TL miktarlı kesin teminat mektubunun ve yine... tarafından düzenlenmiş 02/03/2015 tarihli ... sayılı, 55.000 TL miktarlı teminat mektuplarından dolayı müvekkil şirketin borçlu olmadığının tespiti, teminat mektubunun iptali ve davacı şirkete iadesine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 10/11/2021 tarihli ıslah dilekçesinde talebini ;yoksun kalınan kâr olarak, maddî tazminat talepleri HMK m.107/2 uyarınca daha önce 1.000 TL. olarak talep edildiğinden, talebini 1.188.417,33 TL. daha artırarak yoksun kalınan kara ilişkin 1.189.417,33 TL. tutarındaki alacağın tamamını, haksız fesih tarihi olan 10.03.2018 tarihinden itibaren işleyecek ticarî temerrüt (avans) faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Usulen davanın reddi gerektiğini, davalının belirsiz alacak şeklinde davayı açmış olmasının mümkün olamayacağını, teminat mektuplarının iade edilmiş olduğunu, davanın teminat mektubu yönünden anlam ifade etmediğini, davacı ile 10.03.2015 tarihli proaktif iş ortaklığı sözleşmelerinin olduğunu, sözleşme süresinin 2 yıl olduğunu, sözleşmenin birer yıllık periyodlarla en fazla 5 yıla kadar uzayabileceğini, sözleşmede yazılı usullere göre sözleşmeyi feshettiklerini, davalı ile aralarındaki sözleşmenin yasalara aykırı olmadığını, kâr mahrumiyeti tazminatını gerektirir bir durumun söz konusu olmadığını, sözleşme kapsamında uygulanan cezaların haklı olduğunu, cezalara davacının süresi içerisinde itiraz etmediğini itiraz edebileceklerini, cezaların davacıya fatura edildiğini ve faturaya itiraz süresinin 8 gün olduğunu, davacının bu süre içerisinde cezalara itiraz etmediğini, Davacının denkleştirme tazminatını usulen ve kanunen isteyemeyeceğini, aralarındaki sözleşmenin böyle bir hak vermediğini, denkleştirme tazminatı için gerekli şartların oluşmadığını, davacıya gelir paylaşımı primi ödenmiş olması halinde denkleştirme priminden bahsedilemeyeceği, davacıya gelir paylaşımı primi ödendiğini belirterek ; davanın reddine,yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "... ,Mahkememizce yapılan 06/03/2019 tarihli duruşmada taraflar arasındaki uyuşmazlık; Taraflar arasındaki sözleşmenin haksız feshedilip edilmediği ve bundan kaynaklı teminat mektubunun iadesi, ceza faturaları yönünden borçlu olunmadığının tespiti, yoksul kalınan kar ve denkleştirme tazminatı talebine ilişkin olduğu tespit edilmiştir. Dosya içine alınan İstanbul 4 Asliye Ticaret mahkemesi 2018/849 D. İş sayılı dosyasında , tedbir isteyen ... ŞTİ lehine 07/08/2018 tarihinde %15 teminat ile ... tarafından düzenlenmiş 30/03/2017 tarihli ... seri numaralı, 262.100467.227 sayılı, 45.000,00 TL miktarlı kesin teminat mektunun ve yine... tarafından düzenlenmiş 02/03/2015 tarihli ... mektup numaralı, 55.000,00 TL miktarlı kesin teminat mektuplarının nakde çevrilmelerinin önlenmesi bakımından ihtiyati tedbir kararı verildiği görülmüştür. Davacının davalıdan alacağı olup olmadığı varsa miktarının ve faizinin belirlenmesi bakımından bilirkişi ...'ın 01/07/2019 tarihli bilirkişi raporu alınmıştır. Tarafların bilirkişi raporuna itirazları bakımından Prof Dr. ... , ... ve ...'ın 05/06/2020 tarihli heyet raporu alınmıştır. Alınan rapor hüküm vermeye yeterli olmadığından ve tarafların yeni bir heyetten rapor alınması talepleri üzerine bilirkişi ..., ... ve Prof. Dr. ...'ın 23/08/2021 tarihli heyet raporu alınmıştır. Taraflar arasında 10.03.2015 tarihli "Proaktif İş Ortaklığı Sözleşmesi" akdedilmiştir.Sözleşmenin 4.2. maddesi " Sözleşme'nin yürürlüğe giriş ve süresi; ....bu sözleşmenin süresi sözleşmenin imza edildiği tarihten itibaren 2 (iki) yıldır. Sözleşme süresi taraflardan herhangi birinin sözleşme süresinin sona ermesinden 1 (bir) ay önce yazılı bildirimi ile sona erdirilmediği takdirde, bir yıl uzamış sayılacaktır. İşbu sözleşme'nin süresinin bu şekilde devam eden yıllarda uzaması halinde sözleşme süresi hiçbir şekilde 5 (beş) yıldan fazla olamayacak ve taraflar 5 (beş) yılın sonunda sözleşme konusu işe devam etmek istedikleri takdirde aralarında anlaşarak yeni bir iş ortaklığı sözleşmesi imzalayacaklardır." Sözleşmenin 5.1 maddesi " ...sözleşme faaliyetleri kapsamında yer bölge zaman ve/veya satış faaliyetleri vb hususlarda iş ortağı tek yetkili değildir kendisine tekel hakkı tanınmamıştır ...." hükmünü içermektedir.Davalı şirketlerin 10.03.2015 tarihinde 2 yıl için yapılan sözleşmeyi 10.03.2017 tarihinden önce 1 ay kala yazılı fesih beyanında bulunmayarak 10.03.2018 tarihine kadar 1 yıl süre ile uzattıkları, ardından .... Noterliği'nin ... Ocak 2018 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnameyi davacıya tebliğ ederek 09.03.2018 itibariyle sözleşmeyi sona erdirdikleri sabittir.Davacı taraf, aradaki ticari ilişkinin çok daha uzun süreceği inancıyla yatırım yapıldığını ve sözleşmenin en az 10 yıl süreceği inancıyla hareket edildiğini savunmaktadır. Ancak sözleşmenin 4.2 maddesinde sözleşmenin en fazla 5 yıl olacağı açık şekilde kararlaştırılmıştır. Davalılar yine sözleşmenin 4.2 maddesinde açıklanan şekil şartına uyarak davacı bayiinin 1 ay önce elinde olacak şekilde yazılı bildirim ile sözleşmeyi sonlandırmıştır. Davalıların sözleşme ile elde ettiği tek taraflı fesih hakkını kullandığı, sözleşmeyi fesihte haksız ve kötü niyetli olmadığı anlaşılmıştır. Sözleşme gereğince davacı acente değil bayiidir. Ayrıca sözleşmenin 5.1 maddesinde davacı bayinin tekel hakkı bulunmadığı açıkca belirlenmiştir.TTK 122 maddesi gereğince ancak tekel hakkı bulunan bayii denkleştirme tazminatı talebinde bulunabilecektir.Davacı bu yasal koşulu sağlayamamıştır. Davacının tekel hakkı bulunan bayii olmadığı, sözleşmenin süresinden önce haksız olarak fesih edildiği sabit olmakla kar mahrumiyeti ve denkleştirme tazminatı talepleri ile diğer tüm taleplerinin reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın, fesih hakınının kötüye kullandığı iddiasına yönelik olup, mahkemece bu hususun hiç değerlendirilmeyerek salt olağan fesih yoluyla sözleşmenin sona erdirildiği gerekçesiyle davanın reddinin hukuka uygun olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin süre maddesinin genel işlem koşulu olduğu bilirkişi raporu ile sabit olup, mahkemece bu yönden bir değerlendirme yapılmaksızın hüküm kurulduğunu, müvekkili şirket nezdinde sözleşmenin en az 5 yıl devam edeceği yönünde haklı güven oluşturulduğunu ve yatırımların da 5 yıla göre yaptırıldığını, dosya kapsamındaki tanık ifadeleri nazara alınmaksızın hüküm kurulduğunu, dosya kapsamında alınan 23.08.2021 tarihli bilirkişi raporunun adeta yok sayıldığını, yapılan yatırım masrafları amorti edilmediği için fesih olağan fesih olarak nitelendirilse bile her durumda yatırım zararlarının tazmin edilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin bayi değil acente olduğunu, tüm bu hususlar değerlendirildiğinde müvekkili şirketin acente olduğu ve dekleştirme tazminatına hak kazandığının açık olduğunu, mahkeme kararının bu açıdan da ortadan kaldırılması gerektiğini, istinaf başvurularının kabulü ile İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/775 E. 2022/354 K. Sayılı ilamının istinaf incelemesi sonucu ortadan kaldırılmasına, davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :Dava, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin davacı tarafça haksız olarak feshedildiğinin tespiti, sözleşmeden kaynaklanan maddi tazminat (yoksun kalınan kâr) istemi, teminat mektuplarından dolayı borçlu olunmadığının tespiti, teminat mektubunun iptali ve iadesi, davacı hakkında düzenlenen ceza faturalarının haksız ve hukuka aykırı olduğunun tespiti ile ödenen ve hakedişlerden kesilen bedellerin iadesi, ceza faturalarından dolayı borçlu olunmadığının tespiti , denkleştirme tazminatı istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davacının teminat mektupları nedeniyle borçlu olmadığının tespiti isteminin, yargılamanın devamı sırasında teminat mektupları iade edildiğinden istem konusuz kalmakla esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacının diğer taleplerinin reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
Taraflar arasında 10.03.2015 tarihli "Proaktif İş Ortaklığı Sözleşmesi" akdedilmiş, sözleşmenin 4.2. maddesinde sözleşmenin süresinin sözleşmenin imza edildiği tarihten itibaren iki yıl olduğu, sözleşme süresinin taraflardan herhangi birinin sözleşme süresinin sona ermesinden bir ay önce yazılı bildirimi ile sona erdirilmediği takdirde bir yıl uzamış sayılacağı, sözleşmenin süresinin bu şekilde devam eden yıllarda uzaması halinde sözleşme süresinin hiçbir şekilde beş yıldan fazla olamayacağı ve tarafların beş yılın sonunda sözleşme konusu işe devam etmek istedikleri takdirde aralarında anlaşarak yeni bir iş ortaklığı sözleşmesi imzalayacakları kararlaştırılmıştır.
Somut olayda taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 10.03.2017 tarihinden önce bir ay önce yazılı bildirimde bulunulmayarak sözleşme 10.03.2018 tarihine kadar bir yıl süre ile uzamış olup, davalı tarafça keşide edilen .... Noterliği'nin 29.01.2018 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmenin 10.03.2018 itibariyle sona erdirildiği ihtilafsızdır.
Davacı vekili tarafından, dava konusu sözleşme hükümlerinin ve özellikle ihbar süresine ilişkin düzenlemenin genel işlem koşullarına aykırı olduğu iddia edilmiştir. Türk Borçlar Kanunu'nun 20.maddesinde genel işlem koşulları, bir sözleşmeye yapılırken düzenleyenin ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleri olduğuna yer verilmiştir. Maddenin devamında bu koşulların sözleşme metninde veya ekinde yer alması kapsamı, yazı türü ve şeklinin nitelendirmede önem taşımayacağı ve diğer hususlara yer verilmiştir. Kural olarak genel işlem koşulları içeren sözleşmelerin düzenlenmesi, yasal sınırlar içinde hukuken mümkündür. Ancak, Yasanın 25. maddesine göre, “Genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz”. Genel işlem koşulu içeren sözleşmeler, dürüstlük kuralına aykırı ve karşı tarafın aleyhine olacak hükümler varsa, bu hükümler hiç yazılmamış (hükümsüz) sayılacaktır.
Somut olayda taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümleri, imzalayanlar tarafından kolayca anlayabileceği bir içerikte olup, sözleşme yürürlükte iken davacı tarafın sözleşmelere karşı herhangi bir çekincesine rastlanılmamıştır.Davacı taraf tacir olup, imzalanan sözleşme nedeniyle basiretli bir tacir durumunda olduğu gözetildiğinde davacı vekilinin dava konusu sözleşme hükümlerinin haksız işlem şartı niteliğinde genel işlem koşulu olduğu yönündeki istinaf nedeni yerinde değildir. (Yargıtay 19. HD'nin 14.01.2019 tarihli ,2017/987 Esas,2019/67 Karar sayılı kararı)
Taraflar arasında imzalanan sözleşmeye göre davalı taraf, herhangi bir neden göstermeksizin bir ay önceden ihbarda bulunmak kaydıyla tek taraflı olarak dilediği zaman sonlandırma hakkına sahiptir. Davacı tarafça, sözleşmenin haklı neden olmaksızın davalı tarafça feshedildiği, fesih hakkının kötüye kullanıldığı, davalının sözleşmenin uzun yıllar süreceği konusunda haklı güven oluşturmak suretiyle davacıyı zarara uğrattığı ileri sürülmüş; davalı tarafça sözleşmenin kendilerine olağan fesih hakkı tanıdığı, bu hakka dayanarak yapılan feshin haksız olmadığı savunulmuştur.
Kural olarak belirli süreli sözleşmeler, olağan fesih yoluyla sona erdirilememekte ise de sözleşmede aksinin kararlaştırılması mümkün olup, somut olayda da belirli süreli her iki sözleşme için taraflara olağan fesih hakkı tanınmıştır. Olağan fesihte taraflarca kararlaştırılan ihbar süresinin amacı, sözleşmenin tasfiyesinin sağlanabilmesi, sona erme hazırlıklarının yapılması, karşı tarafa işletmesini benzer bir sözleşme kapsamında veya başka bir şekilde değerlendirmek için gereken imkanın sağlanmasıdır. Olağan fesih hakkının kullanımı için her hangi bir sebep göstermek gerekmez ise de her hakkın kullanımında olduğu gibi bu hakkın kullanımında da sınır dürüstlük kuralıdır.
Bu genel açıklamadan sonra somut olaya dönüldüğünde; her hak gibi fesih hakkı da Türk Medeni Kanunu'nun 2.maddesi uyarınca dürüstlük kurallarına uyarak kullanılmak zorundadır. Davalı tarafça yapılan fesih bildiriminde her ne kadar bir gerekçe bildirilmemiş ise de taraflar arasında akdedilen sözleşmenin yukarıda metni verilen maddesindeki açık düzenleme gereği herhangi bir gerekçenin davacıya bildirilme zorunluluğu bulunmadığı, sözleşmenin imza tarihinin 10.03.2015 olup, sözleşmenin bir yıl süre ile uzamasından sonra davalı tarafça 29.01.2018 tarihli ihtarname ile 10.03.2018 tarihi itibariyle sözleşmeye uygun şekilde sona erdirildiği, basiretli davranması gereken davacı tacirin sözleşme hükümlerine uymak zorunda olduğu, bu durumda fesih hakkının dürüstlük kurallarına aykırı kullanıldığından bahsetme imkanı bulunmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince sözleşmenin davalı tarafça feshinin haksız olmadığının kabulü yerindedir.
Davacı tarafça istinaf dilekçesinde, benzer sözleşmelerin uygulamada en az 5 yıl sürdüğü yönünde teamül oluştuğu ve davacının yatırımlarını amorti edip kâr aşamasına geçmesi için sözleşme süresinin toplamda en az 5 yıl devam etmesi gerektiği yönünde bir tespit içeren 23.08.2021 tarihli bilirkişi raporuna ve alınan tanık beyanlarına dayanılarak, yapılan yatırım masrafları amorti edilmediği için her durumda yatırım zararlarının tazmin edilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de dava dilekçesinde talep edilen maddi tazminat kalemleri içerisinde yatırım masraflarına yer verilmediği gibi davalı tarafça sözleşmede tanınan fesih hakkını kullanmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmamasına göre davacının sözleşmeden kaynaklanan ve feshe bağlı maddi tazminat talep etme koşulları da oluşmamıştır. Bu nedenle mahkemece davacının, teminat mektupları nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemi dışında kalan taleplerinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.
Diğer yandan acentelik sözleşmesine ilişkin Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 102. maddesindeki düzenleme: “… (1) Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir. (2) Bu Kısımda hüküm bulunmayan hâllerde aracılık eden acentelere Türk Borçlar Kanununun simsarlık sözleşmesi hükümleri, sözleşme yapan acentelere komisyon hükümleri ve bunlarda da hüküm bulunmayan hâllerde vekâlet hükümleri uygulanır.(3) Taşıma, deniz ticareti, sigorta, turizm gibi alanlara ilişkin özel düzenlemeler saklıdır…” şeklindedir.
Somut olayda taraflar arasında akdedilen sözleşmenin “yetkilendirme ve kapsamı” başlıklı 5. Maddesinin 5.1.bendi sözleşme konusu faaliyetler kapsamında yer, bölge, zaman ve/veya satış faaliyetleri vb. hususlarda iş ortağının (davacı) tek yetkili olmadığı, kendisine tekel hakkı tanınmadığı, şirketlerin, sözleşme ile iş ortağına tanıdığı tüm hak ve yetkileri her zaman, kısmen veya tamamen dilediği yer veya bölgede iş ortağından başka kişilere ve kuruluşlara da tanıyabileceği düzenlemesini içermektedir.Aynı sözleşmenin 5.3. maddesinde iş ortağının, işbu sözleşme ve eklerinde belirtilen konular ve/veya kendisine yazılı olarak izin verilen hususlar dışında şirketler adına ve hesabına ve/veya kendi adına şirketler hesabına hiçbir işlem yapamayacağı, herhangi bir sözleşme akdedemeyeceği, şirketlere her ne nam altında olursa olsun borç veya mükellefiyet yükleyemeyeceği, 6.1.maddesinde bu sözleşme ile iş ortağına “...”, “...”, “...” markaları altında şirketlerin ürün ve hizmetlerinin sahayla sınırlı olmak üzere bu sözleşmede yazılı usul ve esaslar kapsamında olmak üzere satışına veya sonlandırılmasına aracılık edilmesi ve abonelik sözleşmelerinin kurulması işlemleri ile ilgili belge ve dokümanın temin edilerek şirketler ile müşteriler/aboneler arasında gerçekleşecek olan abonelik sözleşmesinin kurulmasına aracılık etme hak ve yetkisi tanımak konusunda münhasır olmayan yetki verildiği, şirketlerin iş ortağına iş ortaklığı yanında veya ayrıca klasik satış (mağaza bayiliği) verip vermeme hususunda da mutlak hak ve yetki sahibi olduğu hususları hüküm altına alınmıştır. Taraflar arasındaki sözleşme maddeleri açık ve belirli olup, sözleşmenin niteliği ile tarafların hak ve yükümlülüklerinin sözleşme kapsamına göre belirlenmesi gerekir. Bu durumda taraflar arasındaki sözleşmenin, acentelik sözleşmesi niteliğinde olmadığı, davacıya münhasır tek satıcılık yetkisi vermeyen bayilik sözleşmesi niteliğinde olduğu anlaşılmakla davacının taleplerinin bu sözleşme niteliğine göre değerlendirilmesi gerekmekte olup, davacının bu yönlere ilişen istinaf istemi yerinde görülmemiştir.
Denkleştirme tazminatı talebi yönünden yapılan değerlendirmede; denkleştirme tazminatı (portföy tazminatı), TTK'nın 122 maddesinde acentelik sözleşmelerinden kaynaklanan portföy oluşturma karşılığı olarak düzenlenmiş olup, maddenin 5. fıkrası "Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır." düzenlemesini içermektedir. Somut olayda davacı, acente olmadığı gibi taraflar arasında imzalanan sözleşmenin TTK'nın 122/5 anlamında tek satıcılık veya benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme niteliğinde bulunmadığı anlaşılmakla mahkemece denkleştirme tazminatına ilişkin talep yönünden verilen red kararında bir isabetsizlik yoktur.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 30/04/2026