Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1466 E. 2025/134 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/1466
Karar No
2025/134
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2022/1466

KARAR NO: 2025/134

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 04/02/2022

NUMARASI: 2014/433 Esas - 2022/126 Karar

DAVA: Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ:30/01/2025

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirket ile müvekkili arasında; Niğde ...Noterliğinin 15 Kasım 2010 tarihli ve ... Yevmiye numaralı Bayilik sözleşmesi akdedildiğini, işbu bayilik sözleşmesi ile müvekkiline münhasır satıcı yetkisi tanındığını, bayilik yetkisi verilen gerçek ve tüzel kişileri gösteren internette yayınlanan ve bu suretle ilan edilen bayi listesinden müvekkilinin çıkarılması ve müvekkiline mal teslimine son verilmesi suretiyle münhasır satıcı bayi sözleşmesi 2012 yılı Şubat ayı sonu itibariyle fiilen ve haksız bir biçimde feshedildiğini, sözleşme hükümlerine rağmen, davalı şirketin Bayilik Bölgesinde başka bayiler ihdas ettiğini ve bayii dışında satış yaptığını, bu suretle davalı şirketin, hem maddi olarak men-fi ve müspet biçimde zarar gördüğünü hem de bu sözleşmeye aykırı davranış nedeniyle şahsında manevi nitelikte bir zarar oluştuğunu, oysa müvekkilinin bu sözleşmedeki münhasır bayilik sözleşmesine güvenerek, söz konusu markanm tanıtımında önemli ve yetkin bir rol aldığını, "...” markalı gazlı içeceklerin tüm İstanbul ilinde pazarlanmasında, dağıtımında ve satışa arzında tek yetkili ve satıcı olarak büyük başarılar elde ettiğini, müvekkilinin görüş ve onayını almaksızın İstanbul il sınırları içerisinde birden fazla bayilikler ihdas ettiği, müvekkili ile bu bayiler arasında herhangi bir ilişki ve irtibat kurulmasına imkan verilmeksizin bu bayilere de müvekkili ile aynı kapsamda satış, pazarlama ve dağıtım yetkileri verdiğini, bu nedenle müvekkilinin cirosunun her geçen gün düşmeye başladığını, müvekkilinin davacı şirketin haksız ve kötü niyetli davranışı nedeniyle ciddi oranda zarar gördüğünü, davalı şirketin sözleşmeye ve rekabet hukukuna aykırı biçimde, müvekkilinin görüş ve onayını almaksızın İstanbul ili Avrupa yakasında, ... Nak. Ltd. Sti. ... San. Tic. A,Ş, ... San. Tic, Ltd, ... Pazarlama ve Dış Tic, Ltd, Şti. ... inş. San. Tic., ... Ticaret Ltd. Şti., ve Anadolu yakasında ... Sanayi Ticaret Ltd. ... Pazarlama adındaki gerçek kişi ve ticari şirketlere bayilik yetkisi verildiğini, müvekkilinin, ... kamyoneti davalı şirkete rehin ettiğini, ayrıca biri ... diğeri ... marka araçları işbu münhasır sözleşmeye güvenerek temin ettiğini, bu araçların davalı şirket tarafından reklam amacıyla giydirilmesine imkan tanındığını, bu suretle hem davalı üreticinin tanıtımını yaptığını hem de münhasır satıcı ve bayilik sözleşmesine dayanarak bu araçları satın aldığını, araçları İstanbul ili sınırları dahilinde dolaştırdığını, mazot giderlerini karşıladığını, satış ve pazarlama yaptığını, üreticinin marka ve ürünlerinin tanıtımı amacıyla bu araçları kullandığını, bu maliyetlerin büyümesi nedeniyle müvekkilinin bu araçları satmak zorunda kaldığını ve bu suretle zarara uğradığını, müvekkilinin tüzel kişi niteliğinde olmayıp, haksız fesihten, müşterilerinin gözünde itibar kaybetmiş olmasından, ticari ve mali kayıplardan dolayı büyük bir manevi ıstırap ve üzüntü duyduğunu, Davalı şirketin müvekkiline münhasır yetki verilen bölge olan İstanbul ilinde bayiler eliyle yaptığı satışların öncelikle ihtiyati tedbir kararı verilerek durdurulmasına, müvekkilinin yatırımlarının ve devam eden masraf ve maliyetlerinin maddi olarak tazmin edilmesine, hakkaniyet gereği maddi tazminat ödenmesine, bayilik sözleşmesinin haksız nedenle feshi nedeniyle belirsiz alacak davasının kabulüne, davalı şirketin müvekkiline 10.000 TL maddi, 40.000 TL manevi tazminat ödemesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının müvekkili şirket ile çalıştığı dönemde usulsüz işlemler yaptığını, müvekkiline borçlandığını ve bu borçlarını uzun süre ödemediğini, yaptığı usulsüz işlemlerin yeminli mali müşavir tarafından bir rapor ile tespit edilmesi üzerine; davacı hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, davacının, müvekkili şirkete olan borcunu ödememesi sebebi ile Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ve ... Esas Sayılı dosyası ile ayrı ayrı takip başlatıldığını, davacının ... Esas sayılı dosyası ile yapılan 223.075,24 TL miktarlı takibin 64.159,78 TL miktarına itiraz ettiğini, itiraz edilmeyen kısmın tahsili için yapılan icrai işlemlerde davacının mal kaçırdığını, bu sebeple Bakırköy 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/361 Esas sayılı dosyası ile satışın iptali/alacak miktarı için satış izni talebi ile açılan davada, mahkemece "davacının mal kaçırdığı ve tazminat ödenmesi gerektiğine" karar verildiğini, ancak kaçırılan taşınmazın tekrar 4.kişiye satıldığından müvekkilinin alacağının tahsil etmesine davacı tarafından engel olunduğunu, davacının itiraz ettiği ve müvekkili şirket adına şikayette bulundukları 64.159,78 TL miktarı için Bakırköy 5.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/385 Esas Sayılı dosyası ile itirazın iptali davası açıldığını ve müvekkili şirket lehine alacağın varlığına, itirazın iptaline karar verildiğini, Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2013/99 Esas sayılı dosyası ile "taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesi gereğince, mal dağıtımı yaptıklarında 2010 yılında 21.370 koli mal dağıtımı yaptıkları halde 27.187 koli dağıtmış gibi fazladan fatura düzenleyerek 2011 yılında 3398 koli gazoz bedelini fazla göstererek, toplamda 104.998,79 TL sı cari hesabın aşağı çekilmek suretiyle dolandırıcılık suçunun işlendiği iddia edilmişse de iddia edilen işlemin ticari faaliyet niteliğinde basit yada kasıtlı işlem hatası niteliğinde olduğu, tacirin basiretli iş adamı gibi davranması gerektiği, hile ve desise unsuru olmadığından" beraatlerine karar verildiğini, Yargıtay tarafından da onaylandığını, her ne kadar, ceza dosyasında davacının beraatine karar verilmişse de davacının, iddia edilen olayı gerçekleştirdiğini, kasıt ya da dikkatsizlikle yapılmış olsa da durumun telafisi yoluna gidilip, müvekkiline olan borç ödenmeye çalışılmadan, taraflar arasında güven sağlanmadan yeniden ticari iş yapılmak istenildiğini, bu talebin hakkaniyete aykırı olduğunu, davacının müvekkili şirketin güvenini sarsmış olduğundan, müvekkilime olan borcunu ödemediğinden, ödeyene kadar ticari mal göndermemeyi tercih ettiğini, müvekkili şirketin ticari hayatının devamlılığı için başka bayiliklerle çalışmasının zorunlu hale geldiğini, davacının taleplerinde haksız olduğunu, davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 04/02/2022 Tarih ve 2014/433 Esas - 2022/126 Karar Sayılı kararında; "...Dava bayilik sözleşmesinin haksız feshi nedeni ile maddi ve manevi tazminat davasıdır. Bir davada çekişmeli olguların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği konusuna, ispat yükü denir. İspat yükü ve kuralları TMK'nun 6. ve 7. maddelerinde düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunun 6. maddesine göre "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." HMK'nın 190. Maddesinde ise ispat yükü düzenlenmiştir. Maddeye göre;"1- İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.2- Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnaların dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." TBK. m. 112 hükmü: Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür”. şeklindedir. TBK. m. 114 hükmü : “Borçlu, genel olarak her türlü kusurdan sorumludur. Borçlunun sorumluluğumun kapsamı, işin özel niteliğine göre belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa, sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir. Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır". şeklindedir. Menfi zarar, uyulacağına ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifa etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması nedeniyle uğranılanı zarardır. Başka bir anlatımla, sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarar olup, menfi zarar borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar (Y. 15. HD.nin E. 2004/1210, K, 2004/2834 sayı ve 24.5.2004 tarihli kararı). Müspet zarar (olumlu zarar); sözleşme nedeniyle mal varlığında artışı beklenen meblağın, sözleşmenin haksız feshinden ötürü mai varlığına girmemesinden kaynaklanan zarardır. Müspet zarar; alacaklının gereği gibi ve vaktinde olan ifaya taalluk eden menfaatine tekabül eder. Yani borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne vaziyette bulunacak idi ise bu vaziyetle mamelekin hali hazır vaziyeti arasındaki fark, müspet zararı oluşturur. Dosya tüm deliller ile birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında yapılan 15.11.2010 tarihli bayilik sözleşmesi yapıldığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu sözleşme uyarınca davacının davalının İstanbul bayiliğini üstlendiği, davalımın davacıya mal vermemek suretiyle 2012 yılı Şubat ayı sonu itibariyle fiilen sona erdirildiği de sabittir. Taraflar arasında ihtilaf konusu davalının yapmış olduğu feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığı, feshin haksız olması durumundan davacının buna bağlı olarak zararların tazmini talebinin yerinde olup olmadığıdır. Feshin haksız olup olmadığının tespiti bakımından yaptırılan bilirkişi incelemesinde davacının dağıtım yaptığı koli adedinden daha fazla olacak şekilde davalıya fatura kestiği de tespit edildiği, bir diğer ifade ile davacının haksız olarak davalıya fazla fatura kestiği de tespit edilmiştir. Her ne kadar bu yönde Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesi 2013/99 Esas Sayılı dosyada dolandırıcılık suçundan yapılan yargılamada iddia ve eylemin ticari faaliyet nteliğinde basit işlem hatası yada kasten işlem hatası niteliğinde olduğu tacir sıfatı taşıyan kişilerin basiretli davranma yükümlülüğü gözetildiğinde olayda suçun hile ve desise unsurunun oluşmayacağı, olayın hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğu dolayısı ile sanıkların üzerlerine atılı suçun asal unsurlarının oluşmadığından bahisle beraat kararı verilmiş ise de, belirtilen eylemin yapılmadığı yönünde bir vakıa tespiti yapılmamış olup TBK 74 uyarınca ceza mahkemesinin kararı mahkememizce bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Mahkememiz dosyasında yapılan mali tespit ile ceza dosyasındaki tespitler dikkate alındığında davalının sözleşmenin feshinde haksız olmadığı, haklı feshin var olduğu bu nedenle de davacının maddi veya manevi tazminat talebinde bulunamayacağı anlaşılmakla ispatlanamayan davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. ...."gerekçesi ile, ''AÇILAN DAVANIN REDDİNE '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; "Yerel Mahkeme huzurunda ikâme ettiğimiz "bayilik sözleşmesinin haksız feshine" dayalı tazminat davasında, Mahkemece aldırılan bilirkişi raporlarında feshin haksızlığı saptanmış; ancak tazminat hesabında hata yapılmıştır. Rapora itirazlarımız üzerine tabiri caizse "alınganlık" gösteren bilirkişi heyeti, bu defa feshin haklı olduğuna dair kök raporla taban tabana çelişen bir ek rapor sunmuşlardır. Oysaki çelişkiye neden olan hususta Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan bir yargılama vardır ve bu yargılama davacı lehine sonuçlanmıştır. Bu nedenle görüşlerinden dönen bilirkişi heyetinin raporuna tarafımızca itiraz edilerek çelişkinin giderilmesi talep edilmiş, Mahkeme ise 13.10.2021 tarihli duruşmada aynen şu şekilde bir ara kararı oluşturmuştur: "... Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyası da dikkate alınarak, özellikle davacı vekilinin mali yöndeki incelemeler bakımından itirazlarının karşılanması için dosyanın bilirkişi heyetine 2. Kez ek rapor alınmak üzere tevdiine," Görüldüğü üzere Mahkeme de ek rapordaki fahiş hata noktasında bilirkişilere norm tayin etmiş, bu konuda ceza mahkemesi dosyasının olduğunu işaret etmiş ve incelemenin "mali yönden" olması konusunda bir ara kararı oluşturmuştur. Buna karşılık ikinci ek raporda bilirkişi görüşlerini korumuş, Mahkeme ise tarafımız için sürpriz niteliğinde bir kararla raporlar arasında çelişkiyi gidermeden, bilirkişi ek raporuna dayalı olarak davayı reddetmiştir. Davanın reddi kararı ek rapora dayanmaktadır ve bu gerekçeli kararda aynen şöyle ifade edilmiştir: "Feshin haksız olup olmadığının tespiti bakımından yaptırılan bilirkişi incelemesinde".. Oysaki Mahkemenin salt hukuki bir konuda rapor aldırarak HMK. m. 266'ya aykırı davranmış olması, raporlar arasındaki çelişkiyi gidermemiş olması, feshin haklı olduğuna dair gerekçesinin dosyadaki delillere ve de HMK m 222/4'e aykırı bulunması karşısında, verilen bu ret kararı hukuka tamamen aykırıdır. Bu nedenle usul ve yasaya açıkça aykırı kararın Yüksek Mahkemece kaldırılmasını talep ederiz. şöyle ki: Maddi vakıaların özeti ve yargılama süreci Yüksek Mahkemenizin huzurundaki işbû dava, taraflar arasındaki 10.11.2010 tarihli bayilik sözleşmesinin davalı tarafça haksız feshi nedeniyle uğranılan maddî ve manevi zararların tazmini ve de TTK. m. 122 uyarınca portföy tazminatı istemini konu almaktadır. Detaylarını dava dilekçemizde arz ettiğimiz üzere, müvekkil ile davalı arasında Niğde ... Noterliği'nin 15.11.2010 tarihli ve ... Yevmiye numaralı Bayilik sözleşmesi akdedilmiştir. Bayilik konusu ürün "..."dır. Müvekkil İstanbul ilinin tamamında "münhasır satıcı" konumundadır. Davacı müvekkil, söz konusu münhasır yetkisine istinaden, bayilik sözleşmesi kapsamında birçok başarı elde etmiş, bu başarıyı ise olağanüstü reklam ve pazarlama giderleri yaparak sağlamıştır. Bayilik ilişkisi boyunca müvekkil davalının pazar payını daima artırmış ve davalı nezdinde yerleşik bir müşteri portföyü oluşturmuştur. Gerçekten müvekkil, yerleşik bir müşteri çevresinin oluşması için bankalardan kredi kullanarak TV reklamları vermiş, gazoz kapağı ürettirmiş, araçlar satın alarak dağıtım ağını genişletmiş, geniş bir depo ve iş yeri kiralamış, çalışan sayısını artırmış ve kısa süre içerisinde bayilik sözleşmesinin devamına duyduğu güvenle, adeta gelirinden fazla bir giderde bulunmuştur. Ancak ilerleyen zamanda davalı taraf, sözleşmedeki münhasırlık yetkisini yok sayarak (madde 8) müvekkile münhasır yetkili bayilik verilen bölgede başkaca bayilikler oluşturmuştur. Bizzat davalı, bayilik yetkisi verilen gerçek ve tüzel kişileri gösteren bir liste yayınlayarak, yeni bayilere müvekkil ile aynı bölgede satış, pazarlama ve dağıtım yetkileri vermiş, onlara müvekkilin aksine vadeli satış ve ciroda kolaylıklar sağlamış, bu işlemde muvafakati aranacak olan (Sözleşme m.8) müvekkilin ise hiçbir şekilde onayı alınmamıştır. Bu menfi durum sonucunda müvekkilin cirosu ise her geçen gün düşmeye başlamıştır. Davalı şirketin sözleşmeye ve rekabet hukukuna aykırı biçimde, müvekkilin görüş ve onayını almaksızın İstanbul ili Avrupa yakasında onlarca gerçek kişi ve ticari şirketlere bayilik yetkisi verdiği Yerel Mahkemece celbedilen Kurumlar Vergisi kayıtları ve o dönemde bayilik alan firmalardan gelen yazı cevapları ile sabit olmuştur.Bayilik sözleşmesi feshedilmiş olmamasına ve bizzat davalı tarafça ihlale uğramasına rağmen, davalı taraf ihlalinde durmak bilmemiş, müvekkile mal teslim etme borcunu da yerine getirmemiştir. Ocak 2012 tarihinden sonra müvekkile tek bir mal teslim etmeyen davalı müvekkili ciddi zararlara uğratmıştır. Bu dönemde müvekkil davalıya verdiği çekler de dahil olmak üzere ödemelerini yapamaz hâle gelmiştir. Bu noktada hemen arz edelim ki davalı taraf da, cevap dilekçesinde mal teslim etme borcunu yerine getirmediğini ve yenilik bayilikler ihdas ettiğini ikrar etmiştir. Neticede müvekkilin bayilik ilişkisi davalının fiili uygulaması ile sona ermiş, davalı ekonomik mahva uğrattığı müvekkil hakkında icra takiplerine başlamış ve "gerçek satış miktarından fazla koli dağıtımı yaptığı - fazla fatura kestiği" iddiası ile suç duyurusunda bulunmuştur. Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2013/99 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda müvekkil hakkında beraat kararı verilmiş ve bu karar Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleşmiştir. Başka bir deyişle, davalının en temel savunmasının haksız ve gerçek dışı olduğu ilâma bağlanmıştır. Yerel Mahkeme nezdinde yapılan yargılama neticesinde ise birden çok kez gerek talimat ve gerekse esas mahkemesince bilirkişi raporları aldırılmıştır. 13.05.2020 havale tarihli Bilirkişi Raporu’nun 6. sayfasında davalı üretici şirketin, bayii destekleme yükümlüsü olduğu ve yeteri kadar mal verilmemesi durumunda Sözleşmenin ihlal edilmiş sayılacağı ifade edilmiş ve bu konudaki müspet zararı talep edebileceği açıkça ortaya konmuştur. Yine raporun 9.sayfasında yeni bayilik ihdasının müvekkilin onayına tabi olduğu saptanmıştır (ki müvekkilin böyle bir onayı bulunmamaktadır). Neticede bilirkişi kök raporunda feshin haksız olduğu ifade edilmiş ve müvekkilin tazminat talep edebileceği ortaya konarak tazminat hesabı yapılmıştır. Ancak rapordaki tazminat hesabının ciddi bir biçimde eksik - hatalı olması nedeniyle tarafımızca rapora itiraz edilmiş, Mahkemeden bazı delillerin celbi istenilmiş, mahkemece bu talep kabul edilerek, tazminat hesabına esas olmak üzere dava dışı üçüncü şahıslara müzekkere yazılarak mali belgelerin dosyaya celbi sağlanmıştır. Akabinde itirazlar üzerine görevlendirilen aynı heyet, itiraz dilekçemizi şahsi bir husumet gibi ele alıp, kök raporları ile çelişerek, Niğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce aldırılan talimat bilirkişi raporundaki hatalı bir ifadeye dayanıp, bu defa feshin haksız olduğunu ifade etmiştir. Bu rapora şiddetle karşı çıkılmış, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi istenilmiştir. Ayrıca Yerel Mahkemeye Niğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce aldırılan talimat bilirkişi raporundaki hatadan dönüldüğü, nitekim yine bizzat yerel mahkemenin ara kararı uyarınca Niğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2019/101 Tal. sayılı dosyasından alınan raporda "eksik - fazla ürün teslimi konusunda bir tespit yapılmadığı"nın ifade edildiği, dolayısıyla ek raporun tanzim tarihinde aslında haklı fesih görüşünün dayanağının kalmadığı arz edilmiştir. Keza bu konuda Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen karar da Mahkemeye sunulmuştur. Mahkeme ise bu itirazlarımızı haklı görerek, Ceza Mahkemesi dosyasının da dikkate alınması ve mali konularda detaylı rapor verilmesi hususunda yine aynı bilirkişileri görevlendirmiş, ancak aynı heyet, kendi görüşlerinden bir kez daha dönmeyi göze alamayıp, bir önceki raporlarını aynen tekrar etmişlerdir. Gelinen aşamada raporlardaki açık çelişkinin giderilmesi yine talep edilmesine rağmen Mahkeme rapor almayıp davayı reddetmiş ve ret kararı için tek bir gerekçe oluşturmuştur: "davacının davalıya dağıtım yaptığı koliden fazla fatura kesmiş olması". İstinaf talebimizin hukuki dayanakları A- Yerel Mahkemenin Tek Ret Gerekçesi Hatalıdır ve Buna Dair Alınan Rapor Vardır. Yukarıda değindiğimiz üzere, Mahkeme ret gerekçesini müvekkilin dağıtım yaptığı koliden daha fazla olacak şekilde davalıya fatura kesmiş olması gibi asla gerçek olmayan bir olguya dayandırmıştır. Mahkemenin bu ret gerekçesi, bilirkişi ek raporlarına dayanmaktadır. Ek raporlar ise Niğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/20 Tal. Sayılı dosyasında düzenlenen 23.05.2018 tarihli rapora dayalı olarak oluşturulmuştur. Oysaki bu talimat raporunda varılan sonuçtan dönülmüştür ve bu bizzat Yerel Mahkemenin ara kararı üzerine gerçeklemiştir. Mahkeme kendi ara kararı üzerine oluşan durumu yok saymıştır. Gerçekten söz konusu talimat raporuna bakıldığında görüleceği üzere, dava konusu döneme ait, Davalının ticari defterlerinin kapanış tasdikinin yapılmadığı, defterlerin usulsüz olduğu sabittir. buna göre, davalının ticari defterlerinin lehine delil gücü yoktur ve talimat bilirkişi raporunda sadece bu defterler incelenmiştir.Hâl böyle iken, delil gücü dahi olmayan bir defter kaydına istinaden yazılan bu "fazla fatura" ifadesi, hiçbir maddi ve hukuki geçerliliği olmayan, eksik ve hatalı bir değerlendirme sonucudur. Nitekim o rapora tarafımızca itiraz edilmiş ve bilirkişinin iade faturalarını dikkate almadığı,VUK. m. 230 uyarınca işletmede mal teslimi hâlinde sevk irsaliyesi düzenlenmesi zorunluluğu olmadığı, Bu tespitin kapanış tasdiki bile olmayan davalı kayıtlarına göre yapılmasının geçersiz olduğu detayları ile arz olunmuştur. Yerel Mahkeme ise itirazlarımız uyarınca talimat mahkemesinden ek rapor alınması cihetine gitmiş ve aynı bilirkişi tarafından düzenlenen 18.09.2019 tarihli ek raporda, fazla fatura iddialarının ancak müvekkile ait kayıtlar üzerinde yapılacak bir inceleme ile tespit edileceği, davalı defterlerinde stoklarla ilgili bir kaydın olmadığı, bu konuda İstanbul'da bir inceleme yapılması gerektiği ifade edilerek kök raporundaki hata düzeltilmiştir. Bu tespitten sonra Mahkeme kendi atadığı üç kişilik heyetle yeniden rapor aldırmış ve dosyaya sunulan 22.04.2020 tarihli kök raporda bilirkişiler kendi mali incelemeleri de yaparak feshin haksız olduğunu hiçbir tereddüt duymadan net olarak ifade etmişlerdir. Özetle, İstanbul'da yapılan incelemede fazla fatura iddiasının geçersiz olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak mali ve hukuki açıdan itirazlar üzerine ek rapor veren heyet, bu defa kendi tespitlerini yok sayarak Niğde'deki ilk talimat raporuna göre görüşlerinden dönmüş ve fesih haklı demişlerdir. Sonraki ikinci ek raporda da aynı şekilde ilk talimat raporu referans alınmıştır. Oysaki Niğde'deki ilk raporu veren bilirkişi zaten kendi hatasını ikinci raporunda düzeltmiş ve İstanbul'daki incelemeye atıf yapmıştır. İstanbul'daki inceleme ise feshin haksızlığını saptamıştır. Artık tekrar Niğde'den alınan ilk raporun nazara alınması mümkün değildir. Tekrar arz edelim ki, hükme esas alınan raporu sunan bilirkişilerce "fazla fatura" kesildiği tespiti yapılmamıştır. Ek raporun 6. sayfasında açıkça "davalı ticari defter incelemelerine ilişkin alınan bilirkişi raporunda" denilerek fazla fatura tespitini konusunda sadece talimat raporunun esas alındığı ikrar edilmiştir. Bu talimat raporundaki tespit de, yukarıda arz ettiğimiz gibi, ortadan kalkmıştır. Buna göre müvekkilin hesaplarda yaptığı hiçbir usulsüzlük yoktur, usulüne uygun tutulmayan davalı yan ticari defterlerine dayanılarak koli adedinden daha fazla fatura kesildiği yönündeki iddianın geçerliliği bulunmamaktadır. Esasen aynı bilirkişiler kök raporda bu konuda bir ihlâl de görememişlerdir! Bu konuda rapor veren talimat bilirkişisi tarafından da hata düzeltilmiştir. Buna göre Yerel Mahkemenin usulüne uygun tutulmadığı için delil gücü olmayan davalı yan ticari defter kayıtlarına dayalı olarak, üstelik talimat ek raporu ile dönülen hatalı - gerçek dışı bir iddiaya dayanarak feshi haklı görmesi ve davayı reddetmesi usul ve yasaya tamamen aykırıdır. Ortada adeta bir karmaşa söz konusudur ve Mahkeme bu durumu izale etmemiştir.B- Raporlar Arasında Çelişkinin Giderilmemiş Olması Bozma Nedenidir. Dosya içeriği ile sabit olduğu üzere, talimat bilirkişisinin ilk raporunda hatalı bir tespit yapılmış, daha sonra bundan dönülmüştür. Artık talimat raporunda varılan bir "fazla fatura" sonucu yoktur. Ardından İstanbul'da atanan üç kişilik heyet, isâbetli bir biçimde feshin haksızlığını saptamıştır. Ancak akabinde bu heyet de görüşlerinden dönmüş, gerekçe olarak talimat bilirkişinin ilk hatalı raporu gösterilmiştir. Oysaki o sonuç artık ortadan kalkmıştır. Görüldüğü üzere Mahkemece atanan bütün bilirkişilerin raporları kendi içerisinde çelişkili ve uyumsuzdur. Tüm rapora itirazlarımızda ısrarla çelişkinin yeni bir heyet vasıtasıyla giderilmesi talep edilmesine rağmen bu yapılmamıştır. Raporlar arasındaki çelişkinin giderilmemiş olması mutlak bir bozma nedeni olup (bkz. Yarg. 10. HD.17.09.2018 tarih 2015/24732 Esas 2018/6624 K.; Yarg. 20. HD., 08.05.2017 tarih, 2017/2003 - 4073) kararın bu nedenle kaldırılmasını talep ederiz. C- Sahibi Lehine Delil Niteliği Olmayan Bir Defterden "Lehe" Sonuç Çıkarılamaz. Mahkemenin tek ret gerekçesi olan "fazla fatura" iddiası, davalının ticari defter ve kayıtları üzerinden tetkik edilmiştir. Talimat bilirkişi raporunda da saptandığı üzere davalı tacirin ticari defter ve kayıtları usulüne uygun değildir; zira kapanış tasdikleri yapılmamıştır.Bu durumda uygulanması gereken müeyyide HMK. m. 222/4'te açıkça düzenlenmiştir: bu defterler davalının lehine değil, aleyhine bir kanıt olarak değerlendirilmelidir. Mahkemenin gerekçesine bakıldığında ise, usulüne uygun tutulmayan defter kayıtları davalı lehine yorumlanmış ve feshin davalı lehine haklı olduğu sonucuna bu şekilde varılmıştır. Ancak bu kabul HMK m 222/4'e açıkça aykırıdır. Bu nedenle Kanun hükmünü açıkça hatalı yorumlayan Mahkeme kararının kaldırılması gerekmektedir.D- Ceza mahkemesi kararının bağlayıcı etkisi de hatalı yorumlanmıştır. Gerçekten kesinleşen Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesi kararında, fazla fatura kesildiği yönündeki iddianın sabit olmadığı, müvekkilin hileli ya da desiseli bir eyleminin de bulunmadığı, tacir olan davalının aldatıldığı ya da zarara uğratıldığı iddiasının sabit olmadığı saptanarak beraat kararı verilmiştir. Mahkemenin gerekçesinin aksine, burada bir maddi vakıa tespiti vardır ve TBK m 74 uyarınca bu tespit Yerel Mahkeme için bağlayıcıdır. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde suç teşkil edici bir eylemin olmadığından bahisle verilen bu karar, menfi bir vakıa tespitini içermektedir. Dolayısıyla bu tespit, huzurdaki dava için bağlayıcılığı bulunan bir maddi vakıa tespiti olup, Mahkemenin TBK m 74 bağlamında yapmış olduğu hukuki değerlendirme de hatalıdır. Görüldüğü üzere Yerel Mahkemenin 8 yıllık yargılama sonucunda verdiği, adeta sürpriz niteliğindeki karar tüm dosya kapsamına, Mahkemenin kendi ara kararlarına aykırıdır. Mahkeme yıllarca feshin haksızlığı üzerine mali yönden rapor aldırmış iken, bir anda kendi ara kararlarını da görmezden gelerek, hatalı bir gerekçe ile davayı reddetmiştir. Müvekkil tarafından fazla fatura kesildiği iddiası geçersizdir. Bu konuda yapılan bir tespit yoktur. Davalının kayıtlarına usulüne uygun tutulmadığından lehine delil gücü de yoktur. Bu konuda alınan raporlar arasında ise çelişki vardır ve Mahkemece bu çelişki de giderilmemiştir. Arz ettiğimiz bu nedenle Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak, çelişkinin giderilmesi amacıyla yeniden rapor alınmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep ederiz," şeklinde istinaf sebeplerini ileri sürerek, İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; Davalı şirketin, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesine aykırı olarak yeni bayiler oluşturduğu ve taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı olup, yatımları ve devam eden masraf ve maliyetlerinin tazmini, denkleştirme tazminatı ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı taraf dava dilekçesi ile; Davalı şirket ile arasında; Niğde ...Noterliğinin 15 Kasım 2010 tarihli ve ... Yevmiye numaralı bayilik sözleşmesi akdedilmiş olup, işbu bayilik sözleşmesi ile kendisine münhasır satıcı yetkisi tanındığını, bayilik yetkisi verilen gerçek ve tüzel kişileri gösteren internette yayınlanan ve bu suretle ilan edilen bayi listesinden çıkarılması ve mal teslimine son verilmesi suretiyle münhasır satıcı bayi sözleşmesi 2012 yılı Şubat ayı sonu itibariyle fiilen ve haksız bir. biçimde feshedildiğini, Bayilik Sözleşmesinin konusunun; Sözleşme metninde düzenmiş olan 1. Maddeye göre, “...'ça üretilen gazlı meşrubat'ın İstanbul Dahilinde Satılmasıdır”. “Bayilik bölgesinde ... San. Tic. Ltd. Şti. başka bayiler ihdas edemez. Bayi dışında satış yapamaz.” Hükmünün olduğu, davalı şirketin 2011 yılı Mayıs ayından itibaren İstanbul İlinde başkaca bayilikler vermeye başlandığı ve bu bayilere vade opsiyonlu satış yapma yetkisi verilerek, davacı yana mal vermeyerek, davacı tarafın satış cirosunun düşmesine sebep olduğu, davalı tarafın 2012 yılı Ocak ayından itibaren hiçbir mal vermeyerek, mal teslimi yapmayarak bu tarihten itibaren davalının davacı aleyhine icra takibi başlatarak ticari itibarını da tehlikeye soktuğunu ve bu suretle borç ödemelerini yapamadığını, iş bu bayilik sözleşmesine güvenerek yatırımlar yaptığını ve ürünlerin daha iyi pazarlanması, dağıtımının sağlanması için araçlar aldığını, reklam ve promosyon gibi bazı maliyetler, masraflar yaptığını, cirosunun düşmesi neticesinde hem maddi hem manevi olarak zarara uğratıldığını ileri sürerek yatımları ve devam eden masraf ve maliyetlerinin tazmini, denkleştirme tazminatı ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Davalı taraf cevap dilekçesi ile; Davacı tarafın, davalı ile çalıştığı dönemde hesaplarda usulsüzlük yaparak kendi lehine haksız kazançlar sağladığı ve ödemelerini zamanında ödemeyerek borcunu ödenmekten imtina ederek davalıyı oyaladığı, davacının bu davranışları nedeniyle ticaret etiğine uygun davranmadığını, davacının hem güveni kötüye kullandığını hemde davalıyı zarara uğrattığını, davacıya bayilik sözleşmesi gereği mal vermemiş olması haksız değil haklı sebebe dayandığını, davacı yanın kötü niyetli davranarak davalı yandan kazanç sağlamaya çalıştığı ve kendi kötü çalışma düzeninin faturasını davalıya ödetmeye çalışmakta olduğunu, davacı tarafa verildiği iddia edilen başarı belgelerinin davalı şirket tarafından verilmediği ve şirketin böyle bir uygulamasının olmadığını, bunların davalı şirket tarafından verildiğinin ispat edilmesi gerektiğini, haklı sebeplerle davalı tarafla ticari ilişkisine fiilen son vermiş olması sebebiyle davacı tarafın haksız taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ve davacı arasında yapılan bayilik sözleşmesinin 15.11.2010 tarihinde Niğde ... Noterliği'nin ... numarası ile yapıldığı, sözleşmenin1. Maddesinde;'' Bayi, ...'ça üretilen gazlı meşrubatın İstanbul İli Hudutları dahilinde satmayı taahhüt eder, mamül satışları fabrika teslimidir,'' hükmünün düzenlendiği, sözleşmenin 8. Maddesinde ise;'' Bayilik bölgesinde ... Gıda San. Tic. Ltd. Şti. başka bayiler ihdas edemez. Bayi dışında satış yapamaz, bu hüküm şişeli mamüllere münhasır olup, açık mamülleri ve ihracat kaydıyla yapılacak satışları kapsamaz,'' hükmünün düzenlendiği, dava konusu sözleşmede sözleşmenin süresi ve sözleşmenin feshine ilişkin bir düzenleme olmadığı görülmüştür. Taraflar arasında yapılan bayilik sözleşmesi uyarınca davacının, davalının İstanbul bayiliğini üstlendiği, yaklaşık 15-16 ay gibi bir süre sözleşmenin ve ticari ilişkilerinin devam ettiği, davalının davacıya mal vermemek suretiyle 2012 yılı Şubat ayı sonu itibariyle fiilen bayilik sözleşmesinin sona erdirildiği, davalı tarafından sözleşmenin feshedildiğine ilişkin 6762 sayılı TTK nun 20/3 maddesi uyarınca ( 6102 sayılı TTK nun 18/3 ) davacı tarafa gönderilmiş bir ihtarname olmadığı, sözleşmenin fiili olarak 2012 yılı Şubat ayında fiilen sona erdirildiği ve bu yönde taraflar arasında uyuşmazlık olmadığı anlaşılmıştır. Davalı taraf, davacı ile çalıştığı dönemde davacı tarafın hesaplarda usulsüzlük yaparak kendi lehine haksız kazançlar sağladığı ve ödemelerini zamanında ödemeyerek borcunu ödenmekten imtina ederek davalıyı oyaladığı, davacının bu davranışları nedeniyle ticaret etiğine uygun davranmadığını, davacının hem güveni kötüye kullandığını hemde davalıyı zarara uğrattığını, davacıya bayilik sözleşmesi gereği mal vermemiş olması haksız değil haklı sebebe dayandığını ileri sürmüştür. Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/10/2013 Tarih ve 2013/99 Esas - 2013/348 Karar sayılı kararı incelendiğinde; Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 19/03/2013 tarih ve 2013/13049 Esas sayılı iddianamesi ile; Şüpheliler ... ile ...'ın birlikte ticaretle uğraştıkları ve “... Cad. ... Sokak No: ... Bahçelievler -İSTANBUL” adresinde ... adına ... isimli şahıs işletmesini faaliyete geçirdikleri, müşteki ... San. Ve Tic. LTD.ŞTİ ile ... GIDA ... firması arasında bayiilik sözleşmesi yapılarak NİĞDE ... Noterliğinin 15/11/2010 tarih ve ... yevmiye numaralı evrakı ile onandığı, söz konusu sözleşme gereği şüphelilerin müştekiye ait malların dağıtımını yapmaya başladıkları, şüphelilerin 2010 yılında gerçekte 21.370 KOLİ mal dağıtımı yaptıkları halde , 27.187 KOLİ dağıtmış gibi fazladan fazladan fatura düzenleyerek 5.817 koli gazoz bedeli kadar 2011 yılındada gerçekte 20.439 koli dağıtım yaptıkları halde 23.837 KOLİ dağıtımı yapmış gibi gösterip 3.398 koli gazoz bedeli almak üzere toplamda 104.998,79 TL cari hesabın aşağıya çekilmesine sebebiyet verdikleri iddiasıyla eylemlerine uyan TCK nun 158/1-h , 43/1 maddeleri gereği cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açıldığı, Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 30/10/2013 Tarih ve 2013/99 Esas - 2013/348 Karar sayılı kararı; '' Sanıklar hakkında Katılan ile imzaladıkları bayilik sözleşmesi gereği mal dağıtımı yaptıklarında 2010 yılında 21.370 koli mal dağıtımı yaptıkları halde 27.187 koli dağıtmış gibi fazladan fatura düzenleyerek 2011 yılında 3398 koli gazoz bedelini fazla göstererek ,toplamda 104.998,79 TL.cari hesabın aşağı çekilmek suretiyle dolandırıcılık suçu işledikleri iddia edilmişse de , iddia ve eylemin ticari faaliyet niteliğinde basit işlem hatası yada kasten işlem hatası niteliğinde olduğu tacir sıfatı taşıyan kişilerin basiretli davranma yükümlülüğü gözetildiğinde olayda suçun hile ve desise unsurunun oluşmayacağı olayın hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğu bu noktada taraflar arasında Bakırköy 20.Asliye ticaret mahkemesinde hukuk davasının bulunduğu , dolayısı ile sanıkların üzerlerine atılı suçun yasal unsurları oluşmadığı ve müsnet suçtan dolayı sanıkların ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi gerektiği,'' gerekçesiyle sanıkların CMK nun 223/2-a madde gereği ayrı ayrı beraatlerine, karar verildiği, verilen kararın temyiz edilmesi üzerine dosyanın Yargıtay'a gönderildiği, Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 03/10/2018 Tarih ve 2015/12319Esas - 2018/6228 Karar sayılı kararı ile; katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükümlerin ONANMASINA, karar verildiği ve verilen beraat kararının kesinleştiği anlaşılmıştır. Dosya arasında karar örneği bulunan Bakırköy 5 ATM.'nin 02/06/2015 Tarih ve 2014/385 Esas - 2015/429 Karar sayılı kararı incelendiğinde; Davacı ...Şirketi tarafından davalı ... hakkında taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı cari hesap alacağının tahsili talebiyle Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyası ile 223.075,24 TL. Alacağın tahsili talebiyle başlatılan icra takibine borçlunun 64.159,27 TL. Miktara ilişkin kısmen itiraz etmesi üzerine 30/07/2012 tarihinde itirazın iptali davasının açıldığı, yargılama sırasında davalı ... Üstündağ'ın davaya cevap vermediği, bilirkişi incelemesine ticari defter ve belgelerini ibraz etmediği, mahkemece yapılan yargılama sonucunda; Davalının davacı adına düzenlediği, 64.159,27 TL. Tutarındaki faturalar nedeniyle davacıya borcu bulunmadığını belirterek icra takibine itiraz etmiş ise de, davalı tarafın bu faturaların mesnedi ile içeriğinin davacıya teslimi veyahut faturaların tebliğine ilişkin herhangi bir belge sunulmadığı ve davalının düzenlediği 5 adet faturanın davacı şirketin BA formlarında yer almadığı , davalının itirazlarını ispat edemediği gerekçesi ile ; Davanın kabulü ile davanın Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takibine yaptığı kısmi itirazın iptali ile takibin itirazı iptal edilen 64.159,78 TL. Üzerinden devamına karar verildiği anlaşılmıştır. Davalının ticari defterlerinin talimat mahkemesince mali müşavir bilirkişiye inceletilmek suretiyle alınan kök raporda; Davacı taraf davalı ile 15.11.2010 yılında bayilik sözleşmesi yaptığı, Bayilik sözleşmesine binaen, İstanbul bölgesinde 1 - davalı adına ve 2— kendi adına satışlar yaptığı, Davalı adına yaptığı ürün satışlarının tesliminde : kendisine ait, kendi ünvanının yazılı olduğu sevk irsaliyeleri düzenlediği, irsaliyenin altına “... San. Tic. Iltd.Şti. adına düzenlenmiştir, yazılarak davalı taraf adına ürünlerin teslim edildiği, Davacının, davalı tarafa yapılan bu teslimler kadar fatura düzenlediği ve sonucunda ürünlerinin bedellerinin alınması şekliyle çalışıldığı tespit edildiğini, davalının iddiası olan ; “davacı tarafın satışı yapılmamış olan ürünlerin, satış yapılmış gibi fatura kesilmesi” durumunun değerlendirilmesi için ,davacının düzenlediği ; 2010, 2011 ve 2012 yılı sevk irsaliyelerinde belirtilen ... koli miktarları ile , 2010 , 2011 ve 2012 yılı faturalarında satışı belirtilen ... koli miktarlarının karşılaştırıldığını, dosyada bulunan sevk irsaliyelerine göre 2010 yılında 80 adet , 2011 yılında 98 adet, 2012 yılında 12 adet sevk irsaliyesi düzenlendiğini, buna göre 2010, 2011,2012 yılı sevk irsaliyesinde belirtilen teslim edilen mallar ile, faturada belirtilen teslim edilen malların miktarlarının uyuşmadığını, düzenlenen faturalarda belirtilen ürün miktarları sevk irsaliyelerindeki toplam koli miktarlarından daha fazla olduğu belirtilmiştir. Davalının ticari defterlerinin talimat mahkemesince mali müşavir bilirkişiye inceletilmek suretiyle alınan ek raporda; Fesih tarihinden önce davalının başka şirketlere bayilik verilip verilmediğinin tespitinin yapılmasının istendiğini, Davalı tarafça tarafına , başka hiç bir firma ile bayilik sözleşmesi yapmadıklarını belirttiğini, davalı ve davacı tarafın defter kayıtlarına göre, kayıtlarda sadece fatura tutarları ve ödeme bilgileri yer aldığından davalının eksik ürün gönderip göndermediğinin tespiti yapılamadığı belirtilmiştir. Mahkemece davacının ticari defter ve kayıtları inceletilmek suretiyme mali müşavir bilirkişiden alınan raporda; Davacı firmanın 2011 ve 2012 yıllarına ait ticari defterleri 213. Sayılı VUK.nun 221 maddesi ve TTK. Madde 64 göre kapanış tasdikinin zorunlu olduğu halde davacı firmanın kapanış tasdiklerini yaptırmadığı ve ticari defterlerin usulüne uygun tutulmadığı, Bu ticari ilişki süresince; dosyaya sunulan 23/05/2018 tarihli önceki bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere 2010 yılında 80 adet, 2011 yılında 98 adet, 2012 yılında 12 adet sevk irsaliye düzenlendiği ve bu irsaliyelerde belirtilen koli adetleri ile faturalarda belirtilen koli adetlerinin birbirlerini tutmadığı, ancak irsaliye üzerinden muhasebe kayıtları yapılmayacağından kesilen faturaların kayıtlara tam işlenip, işlenmediğinin tespitinin yapılamadığı, 2012 yılı toplam giderlerin tamamının bu sözleşmeden kaynaklı gider ve davalı şirketin mallarının satışından dolayı gider olmadığı, başka firmalarında mallarını alıp sattığı ve sadece davalının mallarının satışını yapmadığı, 2012 yılı Satış Pazarlama ve Dağıtım Gideri 1.010,95 TL., 2012 yılı Genel Yönetim Giderleri 24.110,03 TL., Kısa Vadeli borçlanma (Faiz Gideri) 7.388,93 TL. Olmak üzere 2012 yılı Toplam Giderlerin 32.515,91 TL olduğunun tespit edildiği ancak bu giderlerin hangilerinin ve ne kadarının davalı şirketin sözleşmeyi fesh etmesinden, vazgeçtiğinden olduğunun tespitinin mümkün olamayacağı, davacının alacağının bulunup bulunmadığı hususunda gerekli kanaatin oluşmadığı belirtilmiştir. Mahkemece bilirkişi heyetinden alınan kök raporda; Davalı taraf, davacının cari hesaptan kaynaklanan borçlarını ödemesi gereken tarihlerde ödemediğini ve hesaplarda usulsüzlükler yaptığını gerekçe göstererek yapılan feshin haklı nedene dayandığını iddia ettiğini, ispat kuralına ilişkin MK. m. 6 göre, geçerli delillerle kanıtlaması gerektiğini, davalı taraf, iddiasını ispata yönelik olarak herhangi bir geçerli delil sunmadığını, talimat yoluyla davalının ticari defterleri incelenmek suretiyle hazırlanan bilirkişi raporunda da davalının davacıdan bir alacağının bulunduğuna ilişkin herhangi bir tespite yer verilmediğini, bu durumda davalının iddiasının yerinde olmadığı dolayısıyla yapılan feshin haksız olduğu sonucuna varıldığını, Somut olayda, davacı tarafından çekilen krediler, yapılan yatırımlar, istihdam edilen işçiler ve diğer giderler nedeniyle uğranılan bütün zararların dikkate alınarak tazminat hesabının yapılması gerektiğinin ileri sürüldüğünü ancak davalı tarafından sözleşmenin mutlak surette belli bir tarihe kadar devam edeceğine ilişkin bir taahhüt verilmediğinden, belirli bir yatırım yapılmadan herhangi bir kazanç elde edilmesi mümkün olmadığından, davacının, maddi tazminat olarak yapmış olduğu bütün giderlerin karşılığı değil, uğramış olduğu kar kaybının hesaplanması gerektiğini, somut olayda, davacının aynı şartlarla yeni bir iş bulunması için geçmesi gereken makul sürenin, Yargıtay içtihatları ve yine üç aylık mehil süresi verilmesi halinde sözleşmenin her zaman feshedilebeleceği hususu da dikkate alınarak, üç ay olarak takdir edilmesi gerektiğini, Sonuç olarak; Taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği, davacının müsbet zarar kapsamında üç aylık kar kaybının tazminini talep edebileceği, buna göre talep edilebilecek kar kaybı tazminatının 2.312,25 TL olduğu, davacının maddi zarar kapsamında portföy tazminatı talep etme şartlarının oluşmadığı, davacının manevi tazminat talebinin de yerinde olmadığı belirtilmiştir. Mahkemece bilirkişi heyetinden alınan 1. ek raporda; Kök raporda davalı tarafın, anılan iddiasını ispata yönelik olarak herhangi bir geçerli delil sunmadığı gerekçe gösterilerek, yapılan feshin haksız olduğunun değerlendirildiğini, ancak yukarıda, mali inceleme bölümünde, yer alan “davalı ticari defter incelemelerine ilişkin alınan bilirkişi raporunda, davacının dağıtım yaptığı koli adedinden daha fazla olacak şekilde davalıya fatura kestiği de tespit edilmiş olmakla, bir diğer ifade ile davacının haksız olarak davalıya fazla fatura kestiğinin tespit edildiği yönündeki tespit dikkate alındığında, davalının iddia ettiği gibi davacının hesaplarda usulsüzlükler yaptığının görüldüğünü, bu bakımdan davalı tarafından yapılan fesih bildiriminin haklı ve dolayısıyla da tazminat taleplerinin yersiz olduğu belirtilmiştir. Mahkemece bilirkişi heyetinden alınan 2. ek raporda; TBK. m. 74 hükmünde yer alan “Hâkim, ... ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir” yönündeki hüküm dikkate alındığında, verilen beraat kararının sözleşmenin haklı nedenle feshedilmesine delil oluşturduğuna ilişkin iddia da yerinde olmadığını, bilirkişi kurulunun ek rapordaki görüş ve kanaatinde herhangi bir değişiklik oluşmadığı belirtilmiştir. Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 15.11.2010 yılında imzalandığı, başladığı ve 2012 yılı Şubat ayında fiilen sona erdiği çekişme konusu olmayıp, uyuşmazlığa 6762 sayılı Kanun uygulanmak durumundadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/11-116 esas ve 2018/1794 karar sayılı ilamında da işaret edildiği üzere; genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişkinin devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden müvekkilinin hâlen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesinde açıkça "denkleştirme istemi" olarak tanımlanan, doktrinde de "müşteri tazminatı", "portföy tazminatı", "portföy akçesi" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, fesih tarihinde yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda açıkça düzenlenmemiştir. Ancak, fesih tarihinde yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 134. maddesinde fesihten sonraki komisyon alacağı, tazminat borcu başlığı altında düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan maddenin ilk fıkrasına göre, acente ancak, sözleşmenin haksız olarak feshedilmesi veya ihbar süresine uyulmadan sözleşmenin feshi hâlinde, başlanmış işlerin tamamlanmamasından dolayı uğradığı zararın tazminini isteyebilmesi mümkündür.Somut olayda, taraflar arasında imzalanan 15/11/2010 tarihli bayilik sözleşmesinin belirsiz süreli olarak düzenlendiği ve davalı tarafça davacıya davacıya herhangi bir süre vermeden fiili olarak 2012 yılı Şubat ayında sözleşmeyi sona erdirdiği anlaşılmıştır.4721 Sayılı TMK'nun 6 maddesi uyarınca sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini ve haklı fesih nedeni olduğu ileri sürülen olguların gerçekleştiğini ispat yükü davalı yan üzerindedir. Davacı vekili bilirkişinin iade faturalarını dikkate almadığı ileri sürmüş ise de, yukarıda açık olarak yazıldığı üzere taraflar arasında görülen Bakırköy 5 ATM.'nin 02/06/2015 Tarih ve 2014/385 Esas - 2015/429 Karar sayılı itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sırasında, davalının (iş bu davanın davacısı) davacı adına düzenlediği, 64.159,27 TL. Tutarındaki faturalar nedeniyle davacıya borcu bulunmadığını belirterek icra takibine itiraz etmiş ise de, davalı tarafın bu faturaların mesnedi ile içeriğinin davacıya teslimi veyahut faturaların tebliğine ilişkin herhangi bir belge sunulmadığı ve davalının düzenlediği 5 adet faturanın davacı şirketin BA formlarında yer almadığı , davalının itirazlarını ispat edemediği gerekçesi ile; Davanın kabulüne karar verildiği, ayrıca iş bu davada da iade faturalarının dayanaklarının da ibraz edilmediği görülmekle iade faturalarının dikkate alınmadığına yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. 6100 Sayılı HMK'nun 266. maddesi uyarınca, mahkemece çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerin mevcudiyeti nedeniyle bilirkişi raporu alınmasından sonra, raporun hüküm kurmaya elverişli olmaması veya yeterince açık olmaması sebebiyle denetlenememesi ya da tarafların rapora itiraz etmeleri halinde HMK'nın 281. maddesi uyarınca bilirkişiden ek rapor alınması veya yeni bir bilirkişi aracılığıyla incelemenin tekrarlanması mümkün olup, kaldı ki HMK 282 mad. uyarınca "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir," düzenlemesi uyarınca ve somut dosyada sözleşmenin haklı nedenle feshedilip edilmediğine yönelik tespit hakimin görev alanına girdiği hukuki değerlendirmeye yönelik olduğu gözetildiğinde davacı vekilinin bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. HMK'nın 146. maddesine göre hakim delillerden davanın yeterince aydınlandığı kanaatine varırsa tahkikatı bitirebilir. Bu hükümle birlikte yukarıdaki tesbitler ve ilk derece mahkemesince gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu da gözetildiğinde; mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davacı vekilinin eksik inceleme ile karar verildiğine yönelik istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. 6098 sayılı TBK’nın 74. maddesinde; “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz” hükmü yer almaktadır. Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, hukuk hâkiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.1.975 tarihli, 1971/T-406 E. ve 1975/1 K; 23.1.1985 tarihli, 1983/10-372 E. ve 1985/21 K.; 27.04.2011 tarihli, 2011/17-50 E. ve 2011/231 K.; 03.04.2013 tarihli, 2012/19-873 E.,2013/433 K. sayılı kararları). Somut uyuşmazlıkta; Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/10/2013 Tarih ve 2013/99 Esas - 2013/348 Karar sayılı kararı ile davacı hakkında verilen beraat kararının, tek başına hukuk hakimini bağlayıcı niteliğinin olmadığı, mahkemece de bu husus nazara alınarak, dava dosyasına sunulan deliller, bilirkişi raporlarındaki tespitler ışığında davalının sözleşmenin feshinde haksız olmadığı, davalı tarafından sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği, bu nedenle davacının davalıdan kar mahrumiyeti, haksız fesih nedeniyle maddi tazminat, denkleştirme tazminatı ve manevi tazminat talep edemeyeceği gerekçesi ile davanın reddedilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, davacı yanın aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı; kamu düzenine aykırılık da mevcut olmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,7 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 30/01/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2022/1466, K. 2025/134, T. 30.01.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-1466-e-2025-134-k-3246a8a7d0a4