Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2017/668 E. 2021/306 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2017/668
- Karar No
- 2021/306
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/357 KARAR NO:2024/1363 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARI VEREN MAHKEME:İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:15/04/2021 DOSYA NUMARASI:2017/668 Esas - 2021/306 Karar DAVA: Genel Kurul Kararının İptali KARAR TARİHİ:19/09/2024 İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirket ortağı ve müdürü olan dava dışı .... ile 1991 yılında evlendiğini, müvekkilinin 1992 yılında davalı ... isimli şirketi kurduğunu, davalı şirketin müdürü ...'ın kuruluş sırasında "yabancıların şirket kurmasının zor olduğunu" ileri sürerek davalı şirketi kendi adına kurulmasını sağladığını, ...'ın sadece kağıt üzerinde malik olduğunu, şirketin sevk ve idaresinin her zaman müvekkili tarafından yapıldığını, ....'ın tam ve ağır kusurları nedeniyle müvekkili ile olan evliliğinde sorunlar başladığını, taraflar arasında anlaşmalı boşanmaya yönelik hazırlanan protokolle müvekkilinin eski eşinden ayrılırken davalı şirketin %49,95 hissesinin maliki olduğunu, ancak boşanma sonrasında ...'ın müvekkilini şirketten uzaklaştırdığını, şirkete girmesini gayri ahlaki ve gayri hukuki yollarla yasakladığını, şirket defterlerinin incelenmesine dahi izin verilmediğini, ...'ın müvekkiline ait olan şirket hisselerini 2012 yılındaki TTK değişikliklerinden sonra hisse devir ön sözleşmesi ile devralmayı amaçladığını, ancak bizzat kendisinin sözleşme hükümlerine aykırı hareket etmesi üzerine hisselerinin devrinin gerçekleşmediğini, mezkur sözleşme ile Muğla ili, Bodrum ilçesi, ...'nde yer alan halen ... mülkiyetinde olan gayrimenkulün hisselerinin devri karşılığında tapuda müvekkiline devredileceğinin kararlaştırıldığını, müvekkilinin de güven yaratmak amacıyla devrin gerçekleştirildiğini, bu durumun ...'ın hisseler karşılığında devrini taahhüt ettiği ve devrettiği gayrimenkulün davalı şirket ...'in mülkiyetinde olduğunu, ...'ın şirketi kendi malı olarak gördüğünü, şirket mallarını ile gelirini istediği gibi kullandığının açık kanıtı olduğunu, ...'ı annesi ve babasının sahip olduğu ufak hisselerinde yardımıyla müvekkilinin haklarını yok etmeye çalıştığını, kendi lehine kararlar aldırttığını, iş bu davaya konu genel kurulda ...'ın anne ve babasının oy haklarından faydalanarak müvekkili dışındaki diğer paydaşların oy birliğiyle haksız ve hukuka aykırı bir dizi kararlar aldırttığını, bu kararlara taraflarınca ayrıntılı ve gerekçeli olarak muhalefet edildiğini, davalı şirket müdürü ile müvekkili arasında şirket müdürünün tam ve ağır kusurları sebebiyle görülmekte olan sayısız davaların olduğunu, davalı ... Şti'nin 1.000.000 TL nominal değerde sermayeye sahip lüks mobilya sektöründe faaliyet gösteren bir limited şirketi olduğunu, şirketin 40.000 adet hissesinin 19.980 adetinin müvekkiline, 19.980 adetinin ....'a 20'şer adet hissenin ise ...'ın anne ve babasına ait olduğunu, müvekkilinin %49,95, ... ve ailesinin %50,05 oranda hisseye sahip olduğunu, davaya konu 04/05/2017 tarihli olağan genel kurul toplantısı ve toplantıda alınan kararların usul ve yasaya aykırı olduğunu, daha önceki genel kurul kararının iptalleri ile ilgili başka mahkemelerde açılan davaların dava dilekçesinde belirtildiği, TTK Madde 614 gereğince bilgi alma ve inceleme hakkını kullanmak isteyen müvekkili tarafından Beşiktaş ..... Noterliğinin 09/12/2016 tarih ve .... yevmiye nolu ihtarname keşide edildiğini, İhtarnameye davalı şirket müdürü tarafından Beşiktaş ... Noterliğinin 28/12/2016 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/655 Esasa sayılı dosyasının derdest olması nedeniyle müvekkilinin inceleme ve bilgi alma hakkını kullanmasının şirketin zararına neden olacağını belirterek haksız ve hukuka aykırı bir şekilde davalı şirket müdürünce reddedildiğini, mezkur genel kurulun, çağrı dahil her aşaması büyük usuli eksiklikler ve şirket müdürünün önü alınamaz hukuka aykırı davranışları altında usul ve yasaya aykırı olarak tamamlandığını, 31/03/2017 tarihli olağan genel kurul toplantı çağrı kağıdı ile gündemin; “1.1-Başkanlık divanının teşkili ve genel kurul toplantı tutanağının imzası hususunda başkanlık divanına yetki verilmesi, 1.2 -2016 yılı faaliyet raporu ile bilanço, gelir gider tablosu, kar/zarar hesaplarının ve bağımsız denetim raporunun okunması ve müzakeresi, 1.3- Genel kurulda okunan 2016 yılı faaliyet raporu ile bilanço gelir gider tablosu, kar/zarar hesaplarının ve bağımsız denetim raporunun tasdiki hakkında karar verilmesi, 1.4 – Şirket Müdürünün ibrası, 1.5 – Şirket müdürüne çalışması karşılığı ödenecek ücretin tespiti hakkında karar verilmesi, 1.6- 2016 faaliyet dönemi karının dağıtılıp dağıtılmaması ve varsa geçmiş yıl zararlarının dağıtılmamış karlara mahsubu hususlarının görüşülmesi ve bu konular hakkında karar verilmesi, 1.7 – Şirket hissedarlarından , ...’ın Beşiktaş ... Noterliğinden keşide edilen 09 Aralık 2016 tarih ve ... yevmiye numaralı yazısındaki bilgi alma ve inceleme talebinin, şirket müdürü ... tarafından Beşiktaş .... Noterliğinden keşide edilen 28 Aralık 2016 tarih ve ... yevmiye nolu cevabı ile kabul edilmemesi, bu konuda genel kurulca karar verilmek üzere genel kurul gündemine ekleneceğinin bildirilmesi üzerine, hissedar ...’ın bilgi alma ve inceleme talebinin işbu genel kurulda görüşülüp karara bağlanması, 1.8- ... ’nın -1 (...) kat ... ve -2 (...) kat ... nolu şişli/ İstanbul adresinde bulunan mağazaların- şubenin kapatılması hususunda görüşülmesi ve karara bağlanması ve bu şubenin kapatılmasına, tesciline, bildirimine, ve sair olabilecek formalitelerine ilişkin gerekli her türlü işlemlerin, yürütülmesinin müdürün yetkisinde olduğu hakkında karar verilmesi, 1.9- Dilekler ve kapanış “ şeklinde oluştuğunu, 31/03/2017 tarihli olağan genel kurul toplantısının İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/20 Esas sayılı dosyasında taraflar arasında konuya ilişkin ihtilaf bulunması sebebiyle ertelenmesinin talep edildiği, toplantının 04/05/2017 tarihinde yapılmasına oy birliğiyle karar verildiği, genel kurul öncesinde müvekkili tarafından mail ortamında dava dilekçesinde belirtilen belgelerin incelenmek maksadıyla istenildiğini, ancak söz konusu belgelerin kendilerinde bulunmadığı şeklinde cevap verildiği, bunun üzerine müvekkilince Beşiktaş .... Noterliğinin 26/04/2017 tarih .... yevmiye numaralı ihtarnamesi gönderilerek 04/05/2017 tarihide yapılacak olan genel kurulun sıhhatine gölge düşürülmemesi ve talep edilen belgelerin incelenmesine sunulmasının ihtar edildiğini, 28/04/2017 tarihinde müvekkili , vekili ve mali müşavir tarafından şirket merkezine gidildiğini, istenilen belgelerin sunulmasının talep edildiğini, ancak talep edilen belgelerin sunulmadığını, yalnızca dava dilekçesinde belirtilen birtakım belgelerin onaylı suretlerinin teslim edildiğini, 04/05/2017 tarihli genel kurulunun 7. Maddesi gereği müvekkilinin hissedarı olduğu şirketin belgelerini inceleme hakkını keyfi olarak ortadan kaldırıldığını, yoğun talep ve ısrarlar neticesinde birtakım belgelerin incelenmek üzere taraflarına verildiğini, taraflarına sunulan içeriği kısıtlı belgelerin gerçek şirket kayıtları ile karşılaştırması yapılamadığını, 2016 yılı faaliyet ve denetim raporlarında şirketi işleyişinde usulsüzlükler ve eksiklikler tespit edildiğini, 2 numaralı gündem maddesinin, taraflarınca incelenen kısıtlı belgeleri ile yapılan tespitlerin mezkur genel kurulda dile getirildiğini, şirkete özel denetçi tayini talebi olduğunu, ancak ... Ailesinin oy çokluğu ile talebin reddedildiğini, 3 nolu gündem maddesine ilişkin taraflarınca 2 numaralı gündem maddesinin müzakeresinde belirtilen hususlar gereği olumsuz oy kullanıldığını, 4 nolu gündem maddesinde, şirket müdürünün ibrasının düzenlendiğini, 2 numaralı gündem maddesindeki gerekçelerle yine şirket denetim ve evrak kayıtlarının taraflarınca gereği gibi incelenemediğinden, şirket müdürünün 2016 yılı kapsamında gerçekleştirdiği iş ve işlemlerin usul ve yasaya uygun olup olmadığı ve şirket menfaatlerine uygun hareket edilip edilmediği hususunda gereken bilgilere haiz olmadıklarından, şirket müdürünün taraflarınca ibra edilmediğini, 4 numaralı gündem gereği alınan kararın da usul ve yasaya aykırı olduğunun aşikar olduğunu, 5 nolu gündem maddesi ile şirket müdürü ...’ın müdür maaşının 48.000 TL’ye çıkarılmasının önerildiğini, müvekkilinin olumsuz oyuna karşılık şirket müdürünün annesi ve babasının olumlu oyu ile şirket müdürüne aylık 48.000 TL maaş ödenmesine yönelik karar verildiğini, alınan kararın şirket müdürünün iyi niyet ve dürüstlük kurallarına aykırı davranması sonucu alındığını, 6 numaralı gündem maddesinde, Şirket müdürü ... tarafından , şirketin zararda olduğu, bu sebeple şirket kar payının dağıtılmayıp şirket öz kaynakları içerisinde tutulması önerisine karşı taraflarınca kullanılan olumsuz oya rağmen söz konusu madde haksız ve hukuka aykırı olarak kabul edildiğini, iptali gerektiğini, 7 numaralı gündem maddesinin, ... ailesinin oy çokluğu ile reddedildiğini, bilgi alma ve inceleme taleplerinin reddine ilişkin genel kurul kararının iptali gerektiğini, 8 nolu gündem maddesini de aynı şekilde müvekkilinin olumsuz oyuna rağmen mezkur maddenin usul ve yasaya aykırı olarak kabul edildiğini, davaya konu genel kurulda alınan kararlar sonucu şirketin sermaye şirketi olmaktan çıktığını, şirketin müdürünün şahsi şirketi haline dönüştüğünü, iptali talep edilen kararların ortakların tamamının yararına ya da şirketin menfaatlerine olmadığını, yalnızca şirket müdürünün şahsi menfaatine yönelik kararlar olduğunu, şirket müdürünün görevini kötüye kullanmak suretiyle usulsüz yönetimi neticesinde TTK anlamında sermaye şirketi olma özelliğini yitirmeye başladığını, şirket müdürü ve ortağı, şirkette ailesiyle birlikte sahip olduğu çoğunluk hissesinin yardımıyla, dolaylı yollardan şirket karını kullanmayı ve bunu diğer ortaklara dağıtım yapmamak içni bir bahane olarak öne sürmeyi bir şirket politikası haline getirdiğini, belirterek 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 622. Maddesinin göndermesi ile 445. Madde ve devamı maddeleri gereğince 04/05/2017 tarihli olağan genel kurul toplantısının 2,3,4,5,6,7,8 maddelerinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 23/05/1995 yılında müdürününün ... (800pay), kardeşi .. (100pay), babası ... (50pay) annesi ... (50 pay ) ortaklığında kurulduğunu, şirketin kuruluşundan bu yana ...'ın tek başına müvekkilli şirketi temsil ve izama yetkili olduğunu, şirket müdürü ...'ın ABD vatandaşı ... (....) ... ile 1991 yılında evlendiğini, 2003 yılında çocuklarının olduğunu, davacının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı almak sureti ile çifte vatandaş olduğunu sonrasında .... Sarıyer Aile Mahkemekesinin 2007/634 E, 2007/764 k sayılı ilamı ile anlaşmalı olarak boşandıklarını bu boşanma sonrasında davacının müvekkili şirketin %49,95 oranında hissedarı olduğunu, ... maliki olduğu 10 Milyon TL'yi aşkın değerde kıymetli taşınmazları davacı ve müşterek çocuğa devir ettiğini, şirketi ...'ın kurmadığını yukarıda bahsedilen boşanma sonrasında 2007 yılında şirkete hisselerine sahip olduğunu, ....'ın 1963 doğumlu olduğunu, 7 yaşlarından itibaren babası ...'ın yanında mobilya alımı, satımı ve imalatı konusunda yetiştirildiğini, ... lise yıllarında iken babasına yardım ettiğini, İstanbul ve Ankara'daki mobilya üretilcileri ile babasının nam ve hesabına görüşmelerde bulunduğunu, ...'ın 1981 yılında İstanbul ... Üniversitesinde eğitim gördüğünü, okurken aynı zamanda İstanbul'daki işlerin dışında tatil zamanlarında babasının mobilya işletmelerinde fiilin çalışmalarını sürdürdüğünü, ....'ın yurt dışında eğitim gördüğünü, 1989 yılında....'de ilk dea düzenlenen mobilya fuarı olan ....'ye katıldığını, Türkiye'de ailesi tarafından üretilen mobilyaları yurt dışına ihraç etmeye çalıştığını, müvekkili şirket müdürünün davacı ile tanışmadan önce mobilya konusundaki ulusal ve uluslararası deneyiminin 20 yılı bulduğunu, 1991 yılında Türkiye'ye geri dönen müvekkilinin babasının yanında ...'da çalıştığını, bunun haricinde müvekkilinin ... ile ... Şti'yi kurduğunu bu şirket ile ABD'ye bitkisel çay ithalatı yaptığını sonrasında . ... Şti'nin tasfiye edildiğini ve 1995 yılında... Şirketinin kurulduğunu, ... Şirketinin mobilya alım ve satımı üzerine kurulduğunu, müvekkili şirketin müdürü ... tarafından kurulduğunu, yönetildiğini ve bu zamanlara kadar getirildiğini, davacının bu şirket kurulurken hiçbir sermaye koymadığını, hiçbir idare ve yönetimsel görevde yer almadığını, davacının boşanma sonrasında tarafların geçmişteki evlilik birlikteliğinden doğan uyuşmazlıkları ve sorunları şirketteki ortaklıklarına yansıttığını, 30/03/2016 tarihli 8 numaralı genel kurul kararı ile davacı ...'ın da olumlu oy kullandığını ve kapatılmasına karar verildiğini, ancak kapatılmasına karar verilen şirketin Kanyon (İstanbul Levent) alışveriş merekesinde bulunan ve ...markasını taşıyan mağazasında ve yine aynı markayı taşıyan 24/06/2013 tarihli olağan üstü genel kurulda ortakların oy birliği ile aldığı 13 numaralı kararla kapanan ...(İstanbul-Nişantaşı) adlı AVM de bulunan mağazasanda 2012 yılı başına kadar çalıştığını, davacının görev ve yetkisi olmadığı halde şirketin idare ve ekonomik işlerine müdahale ettiğini, şirket çalışanlarına hakaret vari laflar ettiğini, şirketi müşterilerine karşı zor durumda bıraktığını ve şirkette huzursuzluk çıkarttığını, davacının şirkete ve çalışanlarına yönelik tavır ve davranışlarının şirkete zarar verdiğini, şirketin eski müdürü müvekkilini kastederek ... çalışanlarına "..." , "..." gibi hakaretlerde bulunduğunu bu davranışı ile çalışanlarını aşağıladığını, davacının müvekkilini ve şirketini zor durumda bırakmak için müvekkili hakkında, şirket hisselerini ucuza almak müvekkilinin şirketine tümüyle sahip olmak veya sahip olduğu hisseleri, değerinden çok daha fazla bedeller ile devretmek amacıyla birçok dava açtığını, sonrasında davacının müvekkilinin şirketi ile aynı faaliyeti göstermek üzere . ... Aş'yi 31/03/2014 tarihinde kurduğunu, bu şirketin tek ortağı ve yöneticisinin davacı olduğunu, kin ve kötü niyet ile hareket edenin davacı olduğunu, açlık sınırına mahkum edildiği iddiasının ile doğru olmadığını, müvekkilinin boşanma kararı ile tapuda Sarıyer ....mevkii, ... pafta, ... ada, ... parselde sayılı 407 m2 miktarlı kargir apartmanda 50/100 arsa paylı zemin kat 1nolu mesken ve birinci kat ... nolu meskendeki iki taşınmazı 1/2 hisse davacı ve 1/2 hisse müşterek çocuğa olacak şekilde devir ettiğini, yine müvekkilinin Muğla/Marmaris'te bulunan çok kıymetli bir taşınmazın tamamı davacıya boşanma kararı ile devir edildiğini, devir edilen bu taşınmazın değerinin 10 milyon TL'yi geçtiğini, yine boşanma kararı 1/2 hissesini davacı ...'a 1/2 hissesini müşterek çocuk ... adına tesciline karar verilen İstanbul Sarıyer , .... mevkiindeki zemin kat 1 nolu mesken ve birinci kat ... nolu mesken davacı tarafından dizilere kiralandığını, İstanbul 4 Aile Mahkemesinin 2016/746 esas sayılı dosyasında davacının mali müşaviri ...'ün tanık ifadesinde davacının bu kiralamalar neticesinde vergilerden sonra yaklaşık olarak 95.000TL ek gelir elde ettiğini beyan ettiğini, davacının müşterek çocuğu ...'ın izin ve onayı olmaksızın yurt dışına götürdükten sonra söz konusu evi aylık 10.000ABD dolarında kiraya verdiğinin duyumlarının Ağustos 2017 yılında alındığını, davacı ...'ın yöneticisi ve tek hissedarı olduğu .... şirketinin ... ve ...'nda gerçekleştirilen ".." fuarında ..., ... Aş tarafından sergileneceğinin sosyal medya hesabından paylaşıldığını, bu sergide davacının tasarımlarını sergilediği kişilerin ürünlerinin de satışının yapıldığının haricen öğrenildiğini ve böylece davacının fuarda direktörlük görevinin de yerine getirdiğini, hem şahsen hemde ..... Şirketi üzerinden faaliyette bulunduğunu, Kasım 2016 - Kasım 2017 arası yıllık iştirak nafakası tutarının 258.179,86TL aylık tutarın 21.514,98TL olduğunu, müvekkilinin iştirak nafakası tutarının azaltılması ve çocuğunun gerçek ihtiyaçları gözetilerek yeniden belirlenmesi ve düzenlenmesi amacıyla dava açtığını, davanın derdest olduğunu, boşanma sözleşmesinden sonra davacıya biri ... biri ... olmak üzere iki adet şirket aracı tahsis edildiğini ve araçları davacının kullandığını, bu yüzden davacının açlık sınırına mahkum olduğunu iddia etmesinin doğru olmadığını, davacının boşanma sonrasında da müvekkiline ve şirketine zarar vermek amacıyla bir çok dava açtığını, daha önceki genel kurul kararlarının iptalleri ile ilgili başka mahkemelerde açılan davaların cevap dilekçesinde belirtildiği, davacının bilgi alma ve kullanma hakkının kullandırılmadığı yönündeki iddialarının doğru olmadığını, davacının noter aracılığı ile keşide edilen ihtarnamesine müvekkili tarafından cevap verildiğini, ihtarnameye konu belgelerin davacının genel kurula katılan vekiline teslim edildiğini, davacının yeniden bu belgeleri istemesinin kötü niyetli ve taleplerinin haksız olduğunu ortaya koyduğunu, 31/03/2017 tarihli genel kurula ilişkin çağrı metninde 2016 yılı finansal tabloları , 2016 yılı kararının dağıtılıp dağıtılmayacağı yönündeki önergeyi de içeren yıllık faaliyet raporu, bağımsız denetim firması raporu, genel kurul toplantısından en az onbeş gün önce çağlrı ilanı davacıya 26/01/2017 tarihinde tebliğ edildiğini ancak davacının 31/03/2017 tarihinde şirket merkezinde hazır bulundurulan belgeleri incelemeye gelmediğini sonrasında davacıya genel kurulda temsil eden vekili 31/03/2017 tarihli genel kurulun 2 numaralı gündem maddesi okunduğunda finansal hususlara ilişkin maddelerin okunmasını ve müzakeresinin ertelenmesini talep ettiğini, genel kurulun 4 Mayıs Perşembe günü yapılmasına karar verildiğini, 04/05/2017 tarihli genel kurula ilişkin çağrı davacıya 07/04/2017 tarihinde tebliğ edildiğini, davacının genel kurul toplantısına ilişkin çağrıda belirtilen ve şirket merkezinde hazır bulundurulan belgeleri teslim aldığını, İstanbul 12 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/20 esas sayılı dosyasının genel kuruldan öncesi bir döneme ilişkin olduğunu, müvekkili şirketin genel kurul öncesinde ortakların incelemesi için hazır bulundurması gereken belgeleri hazır bulundurduğunu ve davacının kendi kusuru ile geçte olsa bu belgeleri aldığını, davacının talep etmiş olduğu belgelerin büyük çoğunluğunun davacıya verilmesine karar verildiğini, genel kuruldan sonra davacının talebi üzerine genel kurulda verilmesine karar verilen belgeler davacıya teslim edildiğini ve dava dilekçesinde bu belgelerin alındığının ikrar edildiğini, davacının bilgi alma ve inceleme hakkını kullandığını bu sebeple özel denetçi tayini taleplerinin haksız olduğunu, davacı özetle şirketin 2016 yılı zararlarının gerekçesinin ortaklar cari hesabının kapatılmasından kaynaklanan vergi ödeme olduğunu ancak bu vergi ödemelerinin hangi ortak adına ne kadar yapıldığının belirtilmediğini iddia ettiğini bu iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının bir diğer iddiasının ise yüksek matrah artışına gidilmesinin müvekkili davalı şirketin müdürünün davacıdan mal kaçırmak kastı taşıdığı şeklinde hiçbir dayanağı olmayan beyanda bulunduğunu bu matrah artışının tamamen şirketin menfaati düşünülerek yapıldığını, denetim raporunun şirket ana sözleşmesine uygun olarak yapıldığını, raporda belirtildiğini, muhasebe kayıtları ve finansal tablolar , beyanlar dayanakları ile uyumlu olduğunu, davacının şirket müdürünün ibrası konusundaki 4 numaralı gündem maddesinin iptali talebinin ibra kararı verilmediğinden usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının genel kurulun 5 numaralı gündem maddesinde, şirket müdürüne 48.000TL ücret ödenmesine ilişkin kararının iptalini istemesinin şirket ana sözleşmesinde ve Türk Ticaret Kanununda bir hissedarın yönetimde görev almak istemesi halinde müdüre ücret ödenemeyeceğine dair bir bulunmadığından dolayı yasaya uygun olmadığını, müdüre bağlanan ücretin müdürün yaptığı iş , mesaisi, günün koşulları , emsal ücretler ve sair tüm hususlar dikkate alınarak belirlendiğini, kar payının dağıtılmaması kararınında kanuna uygun olarak şirketin geleceği düşünülerek alındığını, davacının ... ailesinin oy birliği ile somut bir delil , yahut vakaya dayanmayan soyut , afaki ve asılsız iddialarla davacının bilgi alma ve inceleme hak yetkisinin sınırlandırmaya yönelik karar aldığı iddialarının haksız olduğunu, 04/05/2017 tarihli genel kurulun 7 numaralı gündem maddesinde alınan karar ile davacının iddialarının haksız olduğunu, davacının her yıl alınan genel kurul kararlarına ilişkin açmış olduğu iptal davalarının müvekkili şirketin ve yöneticisinin haklarını ihlal edecek nitelikte olduğunu, davacının bu güne kadar açtığı genel kurul kararlarının iptali istemli davalarda uyuşmazlığın esasını halleder şekilde ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceğinden bahisle ihtiyati tedbir taleplerinin red edildiğini, sadece bir dava da yeterli inceleme yapılmadan tedbir taleplerinin kabul edildiğini ancak söz konusu kararın bu aşamada istinaf incelemesinde olduğunu, davacının iddialarının soyut ve kötü niyetli olması nedeni ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 15/04/2021 tarih ve 2017/668 Esas - 2021/306 Karar sayılı kararı ile; " Davalı şirketin merkez adresinin Beşiktaş olması nedeniyle mahkememiz yetkilidir. Dava 24/07/2017 tarihinde açılmış olup, TTK 445. Maddesine göre süresinde açılmıştır. Davalı şirketin yetkilisinin münferiden yetkili ... olduğu, ortaklarının ise ..... ...'dan oluştuğu sicil kaydından anlaşılmaktadır. 04/05/2017 tarihli genel kurul toplantı tutanağı incelendiğinde, toplantıya %49,95 oranında pay sahibi olan ..., %00,05 oranında pay sahibi olan ..., %00,05 oranında pay sahibi olan ... ile %49,95 oranında pay sahibi olan davacı ...'ın katıldığı, buna göre tüm pay sahiplerinin toplantıda hazır olduğu tespit edilmiştir. İptali talep edilen Gündemin 2. Maddesinin konusunun 2016 yılı faaliyet raporu ile bilanço, gelir gider tablosu, kar/ zarar hesaplarının ve bağımsız denetim raporunun okunması ve müzakeresi olduğu, davacının söz alarak müvekkiline incelenmek üzere teslim edilen evrakların kapsamlı olmadığı ve asıl evraklarla karşılaştırılmasının mümkün olmadığını, asıl evraklara erişimine izin verilmediğini, müvekkiline sınırlı evrak teslim edildiğini belirterek davacı vekilince bilanço, gelir gider tablosu, kar/ zarar hesabıyla ilgili olarak raporlardaki tutarsızlıkların, ayrıntılı olarak dile getirilerek 2016 yılı faaliyet raporu, bilanço , gelir gider tablosu, kar zarar hesaplarının ve bağımsız denetim raporunun kabul edilmediği ve onaylanmayacağının bildirildiği, bilgi alma ve inceleme haklarının yasaya uygun şekilde kullandırılmadığını, özel denetçi atanmasını talep ettiklerini, yapılan oylama sonucunda özel denetçi tayin edilmesinin davacının muhalefetine rağmen diğer hissedarların oylarıyla oy çokluğuyla reddine karar verildiği, iptali istenen gündemin 3. Maddesinin konusunun genel kurulda okunan 2016 yılı faaliyet raporu ile bilanço, gelir gider tablosu, kar/ zarar hesaplarının ve bağımsız denetim raporunun tasdiki hakkında karar verilmesi hususuna ilişkin olduğu, davacı vekilinin söz alarak 2. Madde kapsamında dile getirilen tüm beyan ve itirazları çerçevesinde bu raporların tasdik edilip onaylanmasının mümkün olmadığını, bu hususta muhalif olduklarını belirttiği, yapılan oylama sonucunda ...'ın muhalefetine rağmen diğerlerinin oy çokluğuyla kabul ve tasdik edildiği, gündemin 4. Maddesinin şirket müdürünün ibrasıyla ilgili olduğu, yine davacı vekilinin 2. Maddedeki ileri sürdüğü gerekçelerle ibraya onay verilmediğinin bildirilerek olumsuz oy kullanıldığı, yapılan oylama sonucunda davacının olumsuz oyuna karşın ... ve ... vekillerinin olumlu oy kullandığı, buna göre müdürün oy çokluğuyla ibra olunmadığının tespit edildiği, gündemin 5. Maddesinin konusunun şirket müdürünün ücretiyle ilgili olduğu, müdüre aylık 48.000 TL net ücret ödenmesinin görüşüldüğü, davacının bedelin fahiş olduğu gerekçesiyle bu miktara itiraz ettiği, yapılan oylama sonucunda davacının olumsuz oyuna karşılık diğer ortakların olumlu oyları ile oy çokluğuyla aylık 48.000 TL ödenmesinin kabul edildiği, gündemin 6.maddesinin konusunun 2016 faaliyet dönemi karının dağıtılıp dağıtılmaması ve varsa geçmiş yıl zararlarının dağıtılmamış karların mahsubu hususlarının görüşülmesi ve bu konuda karar verilmesine ilişkin olduğu, şirketin zarar ettiği belirtilerek kar dağıtmama kararı alındığı, davacı vekilinin olumsuz oy kullandığı ve muhalefetini yazdırdığı, gündemin 7. Maddesinin konusunun davacının noter ihtarnamesiyle talep ettiği bilgi alma ve inceleme talebinin şirket müdürünün cevabi noter ihtarı ile reddedilmesi üzerine davacının bilgi alma isteminin genel kurulda görüşülüp karara bağlanması olduğu, davacıya gerekli bilgi ve belgeler incelemek üzere sunulduğu gerekçe gösterilerek bu talebin oy çokluğuyla reddedildiği, gündemin 8 .maddesinin adresi genel kurul tutanağında yazılı mağazaların - şubenin kapatılmasını görüşülerek karara bağlanması ve bu hususta şirket müdürünün yetkili olduğu hususunda karar verilmesi olduğu, yapılan oylama sonucunda davacının olumsuz oyuna karşılık diğerlerinin olumlu oyuyla oy çokluğuyla kabulüne karar verildiği görülmüştür. TTK 445. Maddesinde "446 ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler." denilmektedir. TTK 446. Maddesinde " Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, Yönetim kurulu, Kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri, iptal davası açabilir." denilmektedir. Taraflarca gösterilen tüm deliller toplanarak dosya içerisine bırakılmış ve davalı şirketin ticari defteri ve belgeleri üzerinde inceleme yetkisi de verilerek uyuşmazlık noktaları olarak belirlenen hususlarda rapor tanzim edilmesi için dosya bilirkişi heyetine tevdi edilmiştir. 09/04/2018 tarihli birinci heyet raporu incelendiğinde, davalı şirketin ticari defter ve belgelerin incelendiği, ticari defter ve kayıtlara göre davalı şirketin özellikle 2016 yılında net çalışma sermayesinde azalış olduğu, açık oluştuğu, bu nedenle ortaklara kar dağıtımı yapılmasının açığın boyutlarını arttıracağı bu nedenle ana faaliyetlerde aksama olacağını tutanakta yer aldığını ancak bu azalışın tek nedeninin aktifte dönem varlıklar kalemi içerisindeki ortaklardan alacaklar hesabında meydana gelen azalıştan (beyan edilen 2.922.057,60 TL ) ile pasifte alınan avanslar hesabında meydana gelen 4.353.489,00 TL artıştan oluştuğunun tespit edildiğini, beyan edilen ve aktifte duran varlıkların alt hesabı olan geçici hesaplarda takip edilen 2.922.057,60 TL'nin , aktifte dönem varlıkların alt hesabı olan ortaklardan alacaklar hesabına aktarılması, usulsüz yapılan işlemler, kayıt dışı satışlar ile bilanço dışı bırakılan ve ortaklar cari hesabına aktarılması gereken 5.677.799,20 TL'nin dönem varlıklar arasına aktarılması; şirketin dönem varlıklarında 8.589.856,80 TL (5.677.799,20 + 2.922.057,60) kadar bir artış, şirketin pasifinde yer alan öz kaynaklarda ise 5.677.799,20 TL tutarında artış meydana getireceğini, KDV matrah arttırımına konu edilen 2.395.294,59 TL, diğer olağan dışı gider ve zararlar hesabına aktarılan ve ortaklardan alacaklar olarak beyan edilen 3.272.549,61 TL düzeltmeler sonrası şirketin finansal ve mali yapısında ciddi oranda düzelmeler meydana geleceğini ve şirketin kar dağıtabilir hale geleceğini belirtilerek yapılan hesaplamada şirketin en az 2.395.249,59 TL kayıt dışı beyan edilmeyen satış gelirinin olduğu bu tutarın şirket hesapları içerisinde yer almadığının görüldüğünü, şirket kayıtlarındaki tespit edilen bu hususların düzeltilmesi halinde şirketin kar dağıtabilir duruma gelebileceğini, gündemin 2. Maddesiyle ilgili olarak özel denetçi talebinin reddi ile ilgili kararlara karşı iptal davası açılamayacağı, TTK 439'a istinaden mahkemeye müracaatla taleple bulunabileceği, bu nedenle bu maddenin iptaline gerek olmadığı, gündemin 3. Maddesinde 2016 yılı faaliyet raporu ile bilanço, gelir / gider tablosu, kar zarar hesaplarının ve bağımsız denetim raporunun tasdiki ile ilgili kararın, bilançoların ve hesapların gerçeği yansıtmadığının tespit edilmesi nedeniyle iptali koşullarının oluştuğu, gündemin 4. Maddesinde zaten müdürün ibra edilmediği bu nedenle ibra kararı olmadığından davacının bu maddeyle ilgili davayı sehven talep etmediyse , ibra edilmeme kararının iptalinin hukuken kabul edilir olmadığını, 5. Maddede müdüre aylık 48.000 TL ücret takdir edildiğini, söz konusu miktarın fahiş olup olmadığının irdelenirken aynı iş kolunda aynı görevi yapan yönetim kurulu üyelerinin aldığı ücret ile karşılaştırma yapılması gerektiğini, gündemin 6. Maddesinde kar dağıtmama kararı verildiğini, ancak şirketin kar etmesi halinde kar dağıtılabileceğini, gündemin 7. Maddesinde bilgi alma ve inceleme hakkının reddedildiğini, bu durumunda davacının TTK 437/5 gereğince bilgi alma hakkını mahkemeye müracaat ederek kullanması gerektiğini, bu nedenle iptal koşulunun oluşmadığını, gündemin 8. maddesinde bazı mağaza ve şubelerin kapatılmasını müdürün yetkisine bırakıldığını, genel kurulun devredilemez görev ve yetkilerinin TTK 616. Maddesinde sayıldığını, müdüre şube kapatma işlemleri konusunda yetki verilmesinin bu madde kapsamında değerlendirilemeyeceğini ve iptali koşullarının oluşmadığının belirtildiği görülmüştür. Rapora davacı tarafından itiraz edilmesi ve uzman görüş raporu sunulması nedeniyle 2.bilirkişi heyetinden rapor alınmış, 20/02/2019 tarihli rapor incelendiğinde, denetçi tayini talebinin reddedilmesi üzerine mahkemeye müracaat edilmesi gerektiği, bu nedenle iptali koşulunun oluşmadığı, yine bilgi edilme hakkının reddiyle ilgili olarak da mahkemeye müracaatla bu hakkın kullanılabileceği, bu nedenle bu maddenin iptali koşullarının oluşmadığı, ibra edilmeme kararının iptalinin talep edilemeyeceği , müdüre tayin edilen ücretin aynı iş kolunda yapılan diğer şirketler bazında karşılaştırma yapılarak değerlendirilmesi gerektiği, yapılan karşılaştırma neticesinde fahiş olmadığının anlaşıldığını bu nedenle iptalinin mümkün olmadığını, şirketin kar etmediği belirtilerek kar dağıtmama kararının alındığını, kar dağıtılabilmesi için kar edilmesi gerektiğini, mağaza ve şubelerin kapatılması konusunda müdüre yetki verilmesine yönelik kararın iptali şartlarının oluşmadığı, finansal tablolarla ilgili olarak yer alan hatalar raporda yer almıştır. 10/09/2020 tarihinde duruşmada alınan ara karar ile; Mahkememizce alınan 1. Rapor ile 2.raporun çelişkili olduğu, 1.raporda bilirkişilerin müdür ücreti ile ilgili olarak mahkemece benzer nitelikli şirketleri inceleme görevi verilmdiği için inceleme yapmadıklarını bildirmeleri yine 1 nolu raporda finansal tablo gelir gider hesapları ile ilglii gerçeğe uygun olmadığı yönünde mali müşavirin tespit yapmasına rağmen kar payı ile ilgili madde yönünden bu hususun değerlendirilmediği görüldüğünden dosyanın daha önceki bilirkişiler dışında seçilecek , 1 mali müşavir , 1 finans uzmanı, 1 de genel kararları konusunda uzman bilirlişiye tevdi sureti ile ; Davalı tarafa ait tüm ticari defter ve belgeler HMK 218 maddesine göre yerinde incelenerek iptali istenen genel kurul maddelerinin tek tek değerlendirilerek iptale tabi olup olmadıklarının irdelenmesine ayrıca bir sureti dosyaya sunulan Yargıtay 11 Hukuk dairesinin 2019/1419 esas 2020/164 karar nolu ilamında belirtildiği üzere müdür maaşı ile alınan karar incelenirken " yönetim kurulu üyeleri için belirlenen ücretlerin faiş olup olmadığı değerlendirilirken genel kurulun yapıldığı dönemde şirketin ortaklık yapısı, finansal durumu, şirketin geçmiş uygulamaları, maddi durum açısından davacı şirket ile aynı - benzer durumda bulunan şirketlerin yöneticilerinin aldığı emsal ücretler göz önünde bulundurulup karşılaştırılarak ayrıca yönetim kurulunun harcadığı emek ve mesai ile orantılı, pay sahiplerinin vageçilmez nitelikteki kardan pay alma haklarını ihlal etmeyecek şekilde tespiti gerekmektedir." denildiğinden bu hususlarada dikkat edilerek iptali istenen tüm maddeler yönünden iptalinin mümkün olup olmadığı konusunda ayrıntılı ve gerekçeli çelişkiliyi giderir rapor tanzim edilmesinin istenilmiştir. 3. Heyet raporu incelendiğinde, davalı şirketin ticari defter ve belgeleri üzerinde detaylı ve kapsamlı şekilde inceleme yapılarak ve yer alan hatalar ayrıtınlı olarak raporda belirtilerek davalı şirketin bilanço ve gelir tablolarının gerçeği yansıtmadığı kanaatine varıldığı, benzer nitelikteki şirketlerde müdürlere verilen ücretlerin karşılaştırıldığında piyasa koşullarına göre müdür ücretinin yerinde olduğu, gündemin 2. Maddesindeki özel denetçi atanmasının reddi yönünden iptal talebinin yerinde olmadığı, TTK 439'a istinaden bu konuda dava açılması gerektiği, davalı şirketin gelir tablosu, ortaklar cari hesapları, 6552 sayılı yasa gereği ve 6736 sayılı yasa gereği yapmış olduğu işlemlerde eksik beyanlarda bulunulduğu, ortakların şirketin kaynaklarını kullanarak şahsi giderlerinin davalı şirketten karşılandığı, ortaklar cari hesabından ortaklarca kullanılan kaynaklar ile ilgili olarak TTK'nın 166. Maddesi gereği faiz uygulanarak ortaklara rücu edilmediği, davalı şirketçe faturalandırmadan kayıt dışı satışlar yapıldığı, bilanço gelir gider tablolarının gerçeği yansıtmadığı, davacının finansal tablolarla ilgili maddeyi olumsuz oy kullanması nedeniyle iddia etmediğini, davacının bu konuda dava açma hakkı olduğunu, 3.maddenin iptalinin gerekli olmadığını, hukuki değerlendirmenin mahkemeye ait olduğunu, 4. Maddede zaten müdürün ibra edilmediğini, müdüre ödenecek ücretin ortalama 40.000 TL olabileceğini, kar dağıtımıyla ilgili kararın genel kurulun vazgeçilmez yetkilerinden olduğunu, 7. ve 8. Maddenin iptali koşullarının oluşmadığını raporda belirtildiği görülmüştür. Davacının denetçi talebinin reddine ilişkin 2.maddenin iptali koşulları oluşmamıştır. Çünkü denetçi talebinin reddedilmesi üzerine davacının TTK 439.maddesi gereğince Asliye Ticaret Mahkemesinde denetçi tayin edilmesi için ayrıca dava açması gerekmektedir. Bu nedenle bu maddenin iptalinde davacının hukuki yararı bulunmamaktadır. Genel kuruldaki 4. Maddede zaten şirketin müdürü ibra edilmemiştir. Davacının bu maddenin iptaliyle ilgili açtığı davada hukuki yararı yoktur. Alınan 1.ve 3.heyet raporlarında davalı şirketin finansal tablolarının, gelir gider tablosu,kar zarar hesaplarının usulüne uygun tutulmadığı, özellikle birinci bilirkişi raporunda yer alan usulsüzlükler giderildiğinde şirketin zarar etmeyip kara geçtiğini belirtilmesi nedeniyle finansal tabloların doğru tutulmadığının subut bulması nedeniyle 3.maddenin iptali koşulu oluştuğu tespit edilmiştir. Bu maddeyle bağlantılı olarak 6 nolu gündem maddesinde şirketin zarar ettiği belirtilerek kar dağıtmama yönünde karar alınmış ise de, finansal tabloların usulüne uygun tutulmadığı, doğru tutulması halinde şirketin zarar etmediği, kara geçtiği bilirkişi raporlarıyla subut bulduğundan, 3. Maddenin iptal edilip 6. İptal edilmemesinin çelişkili olacağı, bu nedenle 6.maddenin de iptali koşullarının oluştuğu, son bilirkişi raporunda benzer nitelikteki şirketlerde ödenen müdür ücretlerin karşılaştırıldığı ve davalı şirket müdürüne ödenmesine karar verilen ücretin benzer nitelikteki şirketlerle kıyaslandığında fahiş olmadığı sonucuna varıldığından 5. Maddenin iptali şartlarının oluşmadığı, gündemin 7. Maddesinde bilgi edinme hakkının usulünce kullandırılmadığı iddia edilmiş ise de bu durumda davacının TTK 437. Maddesinde yer alan mahkemeye müracaatla bilgi edinme hakkının kullanılması için dava açması gerektiğinden bu maddenin de iptali koşullarının oluşmadığı, gündemin 8. Maddesinde bazı mağaza ve şubelerin kapatılması konusunda müdüre yetki verilmesi hususunda alınan kararların TTK 616 maddesi kapsamında sayılan kararlar kapsamında kalmaması nedeniyle iptali koşulları oluşmadığından Davacının davasının kısmen kabulü kısmen reddi ile; Davacının, davalı şirketin 04/05/2017 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 2 ve 4 nolu gündem maddelerinin iptali ile ilgili açmış olduğu davasının hukuki yarar yokluğundan usulden reddine, Davacının, davalı şirketin 04/05/2017 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 3 ve 6 nolu kararların iptali talebinin kabulü ile 3 ve 6 nolu gündem maddeleri ile alınan kararların iptaline, Davacının, davalı şirketin 04/05/2017 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 5,7 ve 8 nolu gündem maddelerinin iptali için açmış olduğu davasının reddine aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. " gerekçeleri ile; " 1-Davacının davasının kısmen kabulü kısmen reddi ile; A-Davacının, davalı şirketin 04/05/2017 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 2 ve 4 nolu gündem maddelerinin iptali ile ilgili açmış olduğu davasının hukuki yarar yokluğundan usulden reddine,B-Davacının, davalı şirketin 04/05/2017 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 3 ve 6 nolu kararların iptali talebinin kabulü ile 3 ve 6 nolu gündem maddeleri ile alınan kararların iptaline, C-Davacının, davalı şirketin 04/05/2017 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 5,7 ve 8 nolu gündem maddelerinin iptali için açmış olduğu davasının reddine, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;Davalı şirketin 04.05.2017 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısında alınan 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8. maddelerin iptaline karar verilmesi talebiyle açılan davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile sonuçlandığı, 2 ve 4 no’lu gündem maddelerinin iptaline ilişkin talebin hukuki yarar yokluğundan usulden reddedildiği, 5, 7 ve 8 no’lu gündem maddelerinin iptaline ilişkin davanın ise reddine karar verildiği, bu red kararının hukuka aykırı olduğunu ve istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması gerektiğini, 15.04.2021 tarihli gerekçeli kararda, gündemin 2. maddesiyle ilgili olarak özel denetçi talebinin reddine ilişkin kararlara karşı iptal davası açılamayacağı, TTK 439’a istinaden mahkemeden özel denetçi talep edilebileceğini, ancak, usul ekonomisi ilkesi gereği, aynı davaya veya ayrıca bir davaya gerek olmaksızın mahkeme tarafından davanın tefrik edilerek bu hususun karara bağlanabileceğini, özel denetçi talebinin reddine ilişkin gündem maddesinin iptali talebiyle açılan davada, alternatif olarak sunulan özel denetçi talebiyle aynı amaç güdüldüğünü, dolayısıyla bu talebin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu,5 no’lu gündem maddesinin iptali talebinin reddine ilişkin gerekçede, mahkemenin, bilirkişi raporunda şirket müdürüne ödenen ücretin fahiş olmadığına ilişkin değerlendirmeye işaret etmişse de, şirketin öz kaynaklarında azalma olduğu halde benzer nitelikteki şirketlerle kıyaslama yapılmasının yanlış olduğunu, aylık 48.000 TL tutarındaki ücretin makul olmadığını ve hakkaniyete aykırı olduğunu, bu nedenle, ilgili maddenin iptaline ilişkin talebin reddi kararının da kaldırılması gerektiğini, 7 no’lu gündem maddesine ilişkin kararın gerekçesinde, bilgi edinme hakkının kullanılabilmesi için TTK 437 gereği dava açılması gerektiği ifade edilmişse de, bu maddenin lafzi yorumunun ve uygulamadaki örneklerin dava açmanın bir zorunluluk olmadığını, seçimlik bir hak olduğunu gösterdiğini, kanun metninde bilgi alamayan pay sahibine dava açma hakkı tanındığını, bu hakkın seçimlik olduğunu, dolayısıyla bilirkişi raporunda yer alan değerlendirmeler neticesinde mahkemenin dava zorunluluğu olduğu gerekçesiyle iptal talebini reddetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu kararın kaldırılması gerektiğini beyanla, İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/668 E., 2021/306 K. sayılı 15.04.2021 tarihli gerekçeli kararı ile 2, 4, 5, 7 ve 8 no’lu gündem maddelerinin iptali talebinin reddine ilişkin kısmi red kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasını, tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 09.04.2018 tarihli birinci heyet raporuna karşı itiraz ve beyanlarımız dikkate alınmadan karar verildiğini, Mahkemenin gerekçesinin yanlış ve hatalı olup itirazlarının dikkate alınmadan karar verildiğini, bilirkişi tarafından kesinleşmiş geçmiş dönemlere ilişkin inceleme yapılmasını gerektirecek hiçbir sebep olmadığını, 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporunun 5. sayfasında aynen "…dava dilekçesinde yer verilen hususların 2014 ve 2015 yıllarından devrederek gelmesi nedeniyle mali konulara ilişkin inceleme, davacının ortağı olduğu … Ltd. Şti nin 2014, 2015 ve 2016 yılları yasal ticari defterleri üzerinde yapılmıştır…" denilmiştir. Bilirkişilerin, davacı ve diğer hissedarlar tarafından itiraz edilmeyerek kesinleşmiş geçmiş dönemler için farazi açıklamalar yaparak subjektif açıklamalar yapmasını gerektirecek hiçbir sebep olmadığını, Nitekim, davacı tarafından 2014 yılına ilişkin 11.03.2015 ve 08.04.2015 tarihli genel kurul kararlarının iptali istemiyle İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi nin 2015/588 E. sayılı dosyasından dava açıdığını ve finansal tablolar dava konusu edilmediğini, davacı tarafından, yine usulsüz bilirkişi raporu dikkate alınarak, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesine 09.11.2017 tarihli ıslah dilekçesi sunulmuş ve "08.04.2015 tarihli Olağan Genel Kurulun 2 numaralı gündem maddesine ilişkin 2014 yılı faaliyet raporu, bağımsız denetim raporu, kar / zarar hesapları ve bilançonun onaylanması kararlarının batıl olduğunun tespit edilerek iptali" talep edilmiştir. İncelemeyi yapan İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2015/588 E., 2017/1081 K. sayılı 28.12.2017 tarihli kararıyla davacının bu isteminin reddine karar verildiğini, Davacı tarafından 2015 yılına ilişkin 30.03.2016 tarihli genel kurul kararlarının iptali istemiyle İstanbul 15. Asliye ticaret Mahkemesinin 2016/739 E. sayılı dosyasından dava açıldığını ve finansal tablolar dava konusu edilmediğini, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi davanın kabulüne karar vermiş yapılan istinaf incelemesi neticesinde ise davanın tümüyle reddine karar verilmiştir. (Bknz: 04.12.2017 tarihli dilekçenin 1 numaralı eki İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi nin 2017/ 459 E., 2017/507 K. sayılı 18.09.2017 tarihli ilamı) Yargıtay tarafından onanan ... kararı ile kesinleştiğini, Görüleceği üzere geçmiş dönem finansal tablolar davacı ve diğer hissedarlar tarafından itiraza uğramayarak kesinleştiğini, bu davalara ilişkin açıklamaların 24.08.2017 tarihli cevap dilekçesinin 7 ile 12. Sayfaları arasında ve yukarıda ayrıntılı olarak yer aldığını, ancak bilirkişilerin savunmalarını ve maddi gerçeği incelemeksizin adeta davalı şirketi haksız yere kötülemek amacıyla zorlama bir bilirkişi raporu oluşturulduğunu,Kesinlikle kabul etmemekle birlikte geçmiş yıllar üzerinden bir inceleme yapılacak ise 2016 yılından 2014 yılına gitmek yeterli olmayıp, şirketin kuruluşundan itibaren bilanço incelemesi yapılması gerektiğini, ancak bilirkişiler vergi affı yasasından yararlanılan yıllar kadar geriye gidip yasal olan işlemlere bir takım öznel ve hiçbir dayanağı olmayan açıklamaları üstelik savunmalarımızı da dikkate almadan yapmayı kendilerince (!) yeterli bulduğunu, Geçmiş yıllara ilişkin kesinleşmiş finansal tablolar üzerinde bilirkişiler tarafından yapılan farazi hesaplamalar ve haksız, mesnetsiz ve yanlı olup bu itirazlarımız dikkate alınmadan karar verilmesi hukuka ve yasaya aykırı olduğunu,09.04.2018 tarihli bilirkişi raporunda şirketin net çalışma sermayesinde azalma olduğuna ilişkin açıklamaları ve bu azalma yönündeki beyanlarına dayanak yaptığı açıklamalar yine subjektif olup dayanaksız olduğunu,Bilirkişi raporunun 6. sayfasında farazi olarak "Ticari defter kayıtlarına göre davalı şirketin özellikle 2016 yılı net çalışma sermayesinde çok ciddi manada bir azalış olduğu, şirketin net çalışma sermayesi açığının oluştuğu, ortaklara kar dağıtımı yapılmasının, açığın boyutlarını artıracağı, bu durumun şirketin ana faaliyetlerinde aksamalara neden olacağı" şeklinde bir açıklama yapıldığını,Aşağıda ayrıntılı olarak açıklanacağı üzere yapılan işlemler usul ve yasaya uygun olarak ve şirketin daha büyük zararlara uğramasının önüne geçilmek için yapıldığını, Bununla birlikte 2017 yılı ve 2018 yılının ilk çeyreğinde şirketin mali tablo verilerinde önceki yıllara göre iyileşmeler olduğunu,Bilirkişi raporunun 6. sayfasında devam eden bölümde "davalı şirketin 2016 yılı çalışma sermayesinde meydana gelen azalışın yegane kaynağının, Aktifte dönen varlıklar kalemi içerisindeki ortaklardan alacaklar hesabında meydana gelen azalıştan (beyan edilen 2.922.057,60 TL) ile Pasifte Alınan Avanslar Hesabında meydana gelen 4.353.489 TL artıştan oluştuğunu ifade etmek gerekir" şeklinde açıklamaya yer verildiğini, Pasifteki alınan avans tutarlarında ki artış, alınan siparişlerle ilgili olup mallar teslim edildikçe müşterilere faturaları kesilmekte olup bilanço aktifine dahil edilmediğini, Bu hususun net çalışma sermayesinin azalmasıyla ilgisi yoktur. Ancak bilirkişiler bu hususu tamamen göz ardı ederek haksız bir sonuç yaratmaya çalışıldığını,Bilirkişi raporunun 6. ve 7. sayfasında "Aşağıda detaylı olarak açıklanan ve kanaatimize göre şirket usulsüz yapılan işlemler ve kayıtdışı satışlar ile bilanço dışı bırakılan ve Ortaklar Cari hesabına Aktarılması gereken 5.677.799,20 nin dönen varlıklar arasına aktarılması; Şirketin dönen varlıklarında 8.589.856,80 tl ( 5.677.799,20 + 2.922.057,60) kadar bir artış, şirketin pasifinde yer alan Özkaynaklarda ise 5.677.799,20 TL tutarında bir artış meydan getirecektir…" denildiğini, Bilirkişilerin adeta yasal düzenlemelerden habersizmişçesine ya da bu konuda gerçekten yetersiz olarak, soyut varsayımlardan hareketle 6736 ve 6552 sayılı yasal düzenlemelerden yararlanılmasını, şirketin usulsüz işlem yaptığı ve kayıt dışı satış yapıldığı yönündeki haksız mesnetsiz iddiasına gerekçe yapmıştır. Bilirkişilerin bu iddiasını kesinlikle kabul etmemekle birlikte, bilirkişi raporunda bu konuda tek bir somut veri ve dayanak sunulamadığını Raporda sadece ve sadece kanaatimizce denilerek yapılan bu farazi iddianın dayanağı olarak bilirkişiler kendilerini gösterdiğini, Şirketçe yapılan tüm bu işlemler şirketin menfaati düşünülerek yapılmış olup, yasal düzenlemelere uygun olduğunu, Matrah artırımı ve ortaklar cari hesaplarının kapatılmasından böyle bir sonuca varmak son derece ön yargılı ve taraflı iddiada bulunarak hem şirket müdürü ve hissedarlarını hem de şirketi zor durumda bırakmaya yönelik olduğunu, 6552 ve 6736 sayılı yasadan yararlanmanın şirkete ve ortaklara faydası asgari olarak stopaj yönünden 3 milyon TL olduğunu, Bu yasadan yararlanılmaması halinde olası bir vergi incelemesinden vergi müfettişleri şirketten hissedarlar tarafından çekilen bu tutarları kar dağıtımı olarak kabul ederek, hem şirkete hem de hissedarlara cezalı, gecikme faizli stopaj tarhında bulunabilirlerdi. Şirket müdürü basiretli ve şirketin menfaatine davranarak yasal düzenlemelerden yararlanılması için müracaatta bulunduğunu, Yine bilirkişiler, ortakların borçları konusunda yasal düzenlemeden yararlanmayı ve kendince KDV matrah artırımı yapılmasından bahisle belirlemiş olduğu kayıt dışı satış tutarı gibi fiktif rakamları şirket bilançosunun aktif kısmına ilave ederek özkaynaklarda bir artışın meydana geleceğini iddia edildiğini, Ancak belirtmiş olduğumuz üzere müvekkil şirkette yapılan işlemler usul ve yasaya uygun olup bilirkişilerin tespitleri somut ve objektif olmaktan çok uzak olduğunu, 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporunda bilirkişiler tarafından dava konusu olmamasına ve bilirkişinin görev alanında da olmamasına rağmen tamamen kendi haksız mesnetsiz varsayımlarına dayalı olarak davalı şirketin borçlarını yönetme imkanının olmadığı yönünde açıklamalar yapıldığını,, tek başına bu açıklamalar bile ilgili raporun mahkeme kararına dayanak olamayacak kadar kötüniyetli ve yanlı olduğunun göstergesi olduğunu, Bilirkişi raporunun 8. sayfasında aynen "Gerçekleşen gider ve kar marjları ile davalı şirketin kısa süreli borçlarını yönetme imkanının olmadığı, davalı şirketin net çalışma sermayesine ihtiyacının oluştuğu, faaliyet giderlerinin çok yüksek olduğu ve gider kontrolünün yapılmasının zorunlu hale geldiği, düşük kar marjı olan ürünler yerine yüksek marjlı ürünlerin satışının yapılmasının zorunlu hale geldiği görülmüştür…" denildiğini, Yukarıda belirtildiği üzere, bilirkişi raporunda bu açıklamamın yer almasını gerektirecek hiçbir sebep olmadığını, huzurdaki davanın genel kurul kararların iptali istemiyle açılan bir dava olduğunu, bilirkişinin somut veriye dayanmayan, kendi farazi düşünceleri çerçevesindeki şirketi ve yönetimini kötülemesinin, bilirkişilerin tarafsız olmadığının delili olmaktan öte hiçbir mantıklı izahı bulunmadığını, Kaldı ki davalı şirketin, sektördeki firmalarla büyük ve zor bir rekabet içinde olduğunu, kar marjları maalesef yüksek olmadığını, ülkenin ekonomik durumu ve kurların yüksekliği ortadadır, binlerce firma bu ortamda iflas ettiğini ve etmeye de devam ettiğini, buna karşın müvekkil şirket her yıl kurum matrahı üzerinden kar elde etmekte ve vergi ödemekte olup, bu hususlar incelenmeksizin bilirkişiler tarafından yıpratıcı ve şirketi ve müdürünü töhmet altında bırakmak istercesine haksız mesnetsiz iddialarda bulunulduğunu, Davalı şirketiin alınan önlemler sayesinde nakit akışında zorluk çekmeyen, bankalardan istemesi halinde kolay kredi alma ihtimali olan, ödenmeyen çeki olmayan, ödenmeyen ssk, vergi ve tedarikçi borcu olmayan, maaşlarını zamanında ödeyen, ithalatçı firmalara peşin ödemeler yapan, alınan siparişlerin büyük bölümünü avans olarak alan bir şirket olduğunu, bu tür somut veriler ortadayken, bilirkişilerin bu sonuçları çıkarması görevleri ile bağdaşmadığı gibi bir dizi yasanın da ihlali olduğunu, Şirket müdürü ... 5 yıl önceden geleceği görerek, 2013 yılından itibaren diğer hissedar olan davacı .....nın muhalefetine rağmen faaliyet giderlerini azaltma anlamında önlemlerini alıp zarar eden şubelerini kapattığını, kendi kişisel gayreti ile aydınlatma bölümünün merkezi olan ...mağazasının kirasının ödenmemesini ve Ortaköy mağazanın kirasında çok büyük bir indirime gidilmesini sağlamıştır. Faaliyet giderleri 2013 ile 2017 yılları arasında alınan önlemler sonrası TL ve döviz bazında ciddi oranda düşürüldüğünü, ancak bilirkişiler dava konusu olan ya da olmayan tüm konularda görüş beyan etmesine rağmen, somut verilere dayalı bu hususları araştırmamış ve farazi haksız mesnetsiz iddialarına yer verilmediğini, Davanın konusu ve davada bir iddia da olmadan, bilirkişi tarafından görevleri dışında olan konuda, üstelik hiçbir somut veri ileri sürülmeksizin ve denetime elverişli bir inceleme yapılmaksızın, tamamen yanlı olarak, müvekkil şirketten kayıt dışı satış yapıldığı iddiasının doğru olmadığını, 09.04.2018 Tarihli Birinci Bilirkişi raporunun 9. sayfasında aynen " Beyan Edilen Hesaplanan KDV üzerinden belirlenen oranlarda artırılan KDV tutarlarının; aksi açıklanmadığı sürece, beyanda bulunan yıllarda davalı şirketin KDV beyanlarının doğru olarak verilmediği, satılan malların kayıt dışı satıldığı, satış bedellerinin beyan edilmediği, yine satış bedellerinin şirket dışına çıkartıldığı şekilde okunması gerekir" şeklinde bilirkişilik göreviyle bağdaşmayan, somut veriye dayanmayan ve yanlı bir açıklamada bulunduğunu, 10.02.2021 Tarihli Üçüncü Bilirkişi raporunun 30. sayfasında son paragrafta da benzer olarak aynen şu soyut ve mesnetsiz açıklamaya yer verilmiştir. "Bunun yanı sıra Kurumlar Vergisi KDV Matrah Artırımlarında ve Ortaklardan Alacaklar ile ilgili Bildirimde Bulunmasının, aksi ispat edilmediği sürece beyanda bulunulan yılarda davalının KDV beyanlarının eksik verdiği bunun nedeninin de fatura düzenlenmeden kayıt dışı satışların yapıldığı, kayıt dışı yapılan satışların ticari defter kayıtlarında dolayısı ile Gelir Tablosunda yer almadığı, davalı şirketin mali tablolarının gelir ve gider kalemlerinin anılan yıllarda gerçeği yansıtmadığı, 6736 sayılı yasadan yararlanılarak şirket kayıtlarının fiili durumlarına uygun hale getirildiği kanaatine varıldı."Bilirkişilerin böyle bir sonuca nasıl ulaşıldığını, stok sayımı yapılmadığını, şirket dışına çıkarıldığını düşündüğü tutarı somut olarak tespit edilmediğini, hangi müşteriye ne zaman kayıt dışı satış yapıldığının tespit edilmediğini, bilirkişiler aksi açıklanmadığı sürece deyip varsayıma dayalı bir sonuç ileri sürerek, yukarıda da açıklandığı üzere 25 yılı aşkın temiz mazisi olan, piyasada iyi tanınan davalı şirketi, hiçbir somut delil ortaya koymadan, şirket merkezine gelerek 1 saatte yaptığı inceleme ile şirketi ve şirket müdürünü karalamaya yönelmiştir, gerçekten bu soyut iddialar çok düşündürücü olduğunu, Bilirkişilerin yasal düzenlemelerin özünü ve mantığını anlamaksızın ve soyut varsayımlardan hareketle 6736 ve 6552 sayılı yasal düzenlemelerden yararlanılmayı, şirketin usulsüz işlem ve kayıt dışı satış yaptığı haksız iddiasına gerekçe yaptığını, şirketçe yapılan tüm bu işlemler şirketin menfaati düşünülerek yapılmış olup, yasal düzenlemelere uygun olduğunu, kaldı ki müvekkil şirket,... Şirketi ve ... tarafından ayrı ayrı denetimden geçmekte, tüm belge ve kayıtların birbiri ile uyumlu olup olmadığı tespit edilmektedir. 31.12.2016 tarihli Denetim raporu 24.07.2017 tarihli dava dilekçesi ekinde dosyaya sunulmuş olup, ...05.06.2017 tarihli, 2016 yılına ilişkin Yeminli Mali Müşavirlik Kurumlar Vergisi Beyannamesi Tasdik Raporu 19.04.2018 tarihli dilekçemiz ekinde dosyaya sunulduğunu, yapılan incelemelerde, gelir tablosu ve bilançonun gerçeği yansıtmadığı şeklinde bir rapor bulunmadığını, matrah artırımı ve ortaklar cari hesaplarının kapatılmasından böyle bir sonuca varılması son derece ön yargılı ve taraflı olup hem şirket hissedarlarını hem de şirketi zor durumda bırakmaya yönelik olduğunu, Bilirkişiler aksi açıklanmadığı sürece KDV ve kurumlar vergisi matrah artırımından yararlanmayı kayıt dışı satış olarak tanımladığını ve ... Bakanlığının belirlemiş olduğu oranlar üzerinden 2.395.249,59 TLlik soyut satış tutarı olduğunu haksız iddia edildiğini, Kaldı ki bu matrah artırımında bulunulmasının sebepleri, çeşitli kereler vergi dairelerinden tedarikçi firmaların karşıt incelemelerinden kaynaklanan sıkıntılarından dolayı, bu firmaların faturalarının kayıtlarımızdan çıkarılmasının şirkete verdiği zararlardan kurtulmak ve yasal düzenleme ile getirilen bu imkân ile şirketin önceki 5 yıl için olası vergi incelemelerinin önüne geçilmesi olduğunu, 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporunda 6736 sayılı yasadan yararlanılmasına ilişkin yanlı ve mesnetsiz olarak açıklamalar yapıldığını, 09.04.2018 tarihli Bilirkişi raporunun 11. sayfasında aynen " ….şirket müdürü tarafından kendi hesabının 31.12.2015 tarihli bakiyesi olan 1.268.299,97 TL nın tamamının, diğer ortaklar ( annesi ve babası) hesabının 31.12.2015 tarihli bakiyesi olan 234.119,30 TL nın tamamının beyan edilmesine rağmen, davacı ... a ait hesabın 31.12.2015 tarihindeki bakiyesi olan 2.249.382,03 TL nın sadece 1.419.638,33 TL nın beyan kapsamına dahil edildiği, ... için farklı beyanda bulunulmasının nedeni anlaşılamamış olup…." denildiğini, ilgili yasadan yararlanılırken en çok davacı ... borçları için yararlanıldığını, Bilirkişi raporunda davacı ... ın borçlarının tamamı için neden yararlanılamadığının anlaşılamadığı yönünde bir açıklama yapılmışsa bu husus bilirkişilerce yeterli incelemenin yapılmadığının göstergesi olduğunu,Şöyle ki aşağıda detaylı açıklanacağı üzere bilirkişi raporunun 13. Sayfasında, 849.743,29 TL farkın, bodrumda bulunan ve şirket adına kayıtlı olan taşınmazın ... adına tescil edilme bedelinden oluştuğu ifade edildiğini, İlgili konuda derdest dava bulunduğunu, görüleceği üzere bilirkişiye ... için farklı beyanda bulunulmasının sebebi anlatılmış olmasına rağmen, bilirkişiler raporlarında açıkça çelişkide bulunmak pahasına davacı lehine haksız sonuç çıkarma odaklı açıklamalarda bulunduklarını, 09.04.2018 tarihli Bilirkişi raporunda 6552 sayılı yasadan yararlanılmasına ilişkin yanlı ve mesnetsiz olarak açıklamalar yapıldığını, ayrıca ilgili dönem huzurdaki davanın konusu olmadığını, 09.04.2018 tarihli Bilirkişi raporunun 13. sayfasında aynen "beyan edilen tutar ile hesaptan düşen tutar arasındaki 849.743,29 TL farkın, Bodrumda bulunan ve şirket adına kayıtlı olan taşınmazın ... adına tescil edilme bedelinden oluştuğu, davalı şirket yetkilileri tarafından beyan edilmiştir. Konuya ilişkin olarak davacı vekili tarafından İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi nin 2015/1221 E. sayılı dosyasında verilen karar sunulmuş olup, ilgili dosyada davacılar ... ve .... Şti tarafından davalı ... aleyhine tapu iptali davası açıldığı….. görülmüştür. Verilen bu karardan dolayı ... hesabına yazılmış olan borç kaydının iptal edilmesi gerektiği, davalının borçtan düşülmeme gerekçesinin yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.." Denilmiştir. Bilirkişi raporundaki bu açıklamayı kabul etmemekle birlikte bu açıklama bu konudaki kayıtların doğruluğunu da ortaya koyduğunu, zira bilirkişinin verilen bu karardan (İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 15.11.2017 tarihli kararı) dolayı davacı hesabına yazılan borç kaydının iptali gerektiğini ileri sürdüğünü, bunun da karar aşamasına kadar borç kaydının ... hesaplarında kalmasının doğru olduğunu açıkça gösterdiğini, Ancak bilirkişi raporunda davacı ... lehine menfaat çıkarmaya o kadar acele edilmiştir ki kararın kesinleşip kesinleşmediğine dahi dikkat edilmediğini, bahse konu İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/1221 E. sayılı dosyasından verilen kararın, rapor tarihinde istinaf incelemesinde olup, kesinleşmediğini, tapu iptal tescil davaları kesinleşmeden infaz edilemeyeceklerini, bu sebeple şu aşamada ... hesabında görünen taşınmaz bedelinin iptal edilmesine yönelik yapılan açıklamaların doğru olmadığını, ayrıca davanın reddine ilişkin karar kesinleşse dahi, bu şirket defterlerinde yazılı taşınmaz bedelinin haksız olduğu anlamına gelmeyeceğini,6552 sayılı yasadan yararlanma dönemi 2015 yılı olup, davacı tarafından ilgili yıla ilişkin açılan davaya konu edilmeyen hususların yeniden adeta bu dava konusu döneme ilişkinmişçesine açıklama yapılmasını gerektirecek hiçbir sebep olmadığını, Sonuç olarak, bilirkişiler raporlarını tamamen 6552 ve 6736 sayılı yasal düzenlemelere dayandırdığını, ödenen vergileri hissedarlar açısından değerlendirdiğini, yasadan yararlanarak silinen ve matrah artırımları ile ilgili şirketin olası vergi incelemelerini kesen beyanlarını kayıt dışı satışları olduğunu iddia ettiğini ve bunları şirket müdürünün lehine yapıldığı sonucuna vararak, şirket bilançosunun ve mali verilerinin gerçeği yansıtmadığını iddia ettiğini, Yukarıda da izah edilmeye çalışıldığı üzere, yasal düzenleme ile ortakların şirkete olan borçları silindiğini, hem şirket hem ortaklar ana para olarak en az 3 milyon TL lik stopaj yükünden kurtulduğunu, ayrıca geri ödenmesi mümkün olmayan (ki davacı ... ın da çok yüksek tutarda borç için de bu yasalardan yararlanılmıştır) bu borç tutarları ile şirket bilançosu bilirkişilerin aksine fiktif alacaklardan sıyrıldığını ve daha şeffaf hale geldiğini, ayrıca yasal düzenleme ile yararlanılan matrah artırımı ile tedarikçi firmalardan kaynaklanabilecek vergi incelemeleri bertaraf edildiğini, Yine 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporunda aynen "… şirket müdürünün oturduğu evin kirasının şirket tarafından karşılanmasına ilişkin olarak alınan karar olduğu, ilgili kararın İstanbul 4 ATM 2014/509 dosyasından iptaline karar verildiği, iptal kararı sonrası toplam tutarı 1.075.121,50 TL nın ... ın ür ... ... nolu hesabına borç kaydı yapıldığı, ...ın şirkete olan bu borcunun beyan edilen 3.272.549,61 TL nin içerisinde yer aldığı görülmüştür." şeklinde açıklamaya yer verildiğini, oysaki bu açıklamanın da eksi0 olduğunu, şöyle ki ; bahse konu edilen İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi nin 2014/ 509 E. sayılı dosyasından verilen iptal kararı temyiz incelemesi neticesinde bozulduğunu, bozmaya ilişkin Yargıtay 11. Hukuk Dairesi nin 2016/3991 E., 2017/2650 K. sayılı 04.05.2017 tarihli ilamı 24.08.2017 tarihli cevap dilekçesinin 12 numaralı ekinde dosyaya sunulduğunu, söz konusu bozma kararı dosyada bulunmasına rağmen hiç dikkate alınmadan açıklamada bulunulduğunu, bu durumun bilirkişilerin dosyayı incelemeksizin, davacı lehine haksız sonuç çıkarma gayesinin göstergesi olduğunu, Bununla birlikte davacı ..., 2012 yılından itibaren bilirkişilerin dava konusu dışında haksız yere incelemeyi taşırdıkları 2014 ve 2015 yılları da dahil müvekkil şirketten yaklaşık aylık 25.000 Euro tutarında haksız menfaat sağlamış olup bu hususa bilirkişi raporunda hiç değinilmediğini, müvekkil şirketin bu konudaki her türlü hakkının saklı olduğunu, işlemlerin hep tek taraflı yapılmış gibi dikkate alındığını, şirket müdürü ...ın cari hesabının yüksek görünmesinin sebeplerinin ise hiç incelenmediğini, şirket müdürü ve ortağı olan ... 2007 yılında davacı ... dan boşandıktan sonra tüm malvarlığını ... ve oğlu ... a devrettiğini, evi arabası hiçbir malvarlığı kalmadığını, bununla birlikte her iki ortağın mutabakatı ile müşterek çocuk Kaan ın okul, sağlık, seyahat, sigorta ve özel öğretmen ödemeleri şirket hesaplarından yapılıp, akabinde ... ın hesaplarına aktarıldığını, davacı ...'ın bu ödemeleri çok iyi bildiğini, hatta şirket çalışanlarına ödemelerin yapılması konusunda talimatları olduğunu ( BKNZ 19.04.2018 tarihli dilekçenin 2 numaralı eki) Davacı ... tarafından şirket çalışanlarına müşterek çocuğun ödemelerinin yapılması talimatını içeren 2016 yılına ilişkin mailler). Ayrıca yukarıda belirtilen ve genel kurul kararıyla yapılan kira ödemeleri de ... cari hesabına eklendiğinde tutarın çok yükseldiğinin açık olduğunu, ancak bu hususların hiç incelenmediğini, Tüm bunlarla birlikte bilirkişi raporundaki zarar iddiaların dikkate alınabilmesi için öncelikle dayanaklarının somut olarak ortaya konulması gerektiğini, ayrıca bilirkişilerin, müvekkil şirketin ilgili kanun düzenlemelerinden yararlanmasaydı oluşabilecek riskleri de dikkate alarak bir hesap yapması, ödemeye maruz kalınacak stopajları, vergi incelemesine maruz kalınması halinde doğacak cezalı vergileri ve sair tüm değişkenleri dikkate alıp bir tablo oluşturması ve zarar oluşup oluşmadığını ortaya koyması gerektiğini, 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporunun 14. sayfasında aynen "ilgili kanunlar kapsamında yapılacak işlemler, kayıtlar, düzeltmeler; ortakların izni olmaksızın ortakların haklarına halel getirecek nitelikte taşıyamaz" denildiğini, bu açıklamanın Türk Ticaret Kanunu kapsamında hiçbir karşılığı olmadığını, zira genel kurulun devredilmez yetkileri 616 da sayılmış olup, vergi affına ilişkin yasalardan yararlanıp yararlanılmamasına karar verme yetkisi bu kapsamda değildir. Dolayısıyla bu hususta ortakların mutabakatının aranmayacağı açık olduğunu, bilakis Türk Ticaret Kanunu nun 623. Maddesinin 3. Fıkrası "Müdürler, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler." düzenlemesi olup, şirketin ilgili birimlerince şirket menfaatine olarak ilgili yasal düzenlemelerden yararlanıldığını,Yukarıda yapılan tüm açıklamalar çerçevesinde bilirkişi raporunda somut veriye dayanmayan, denetime elverişli olmayan, farazi düşünceye (iddiaya) dayalı ve yanlı olarak yapılmış açıklamalara dayanarak karar verilmesinin kabul edilemez olduğunu, Bilirkişi Raporunda Gündemin 3. Maddesinin İptali Konusundaki Görüş Muhasip Bilirkişi Tarafından Yapılan Ve Diğer Bilirkişi Tarafından Denetimden Geçmeyerek Kabul Gören Soyut İddialara Dayanmakta Olup İtiraz Ettiklerini, 09.04.2018 tarihli Bilirkişi raporunun 18. sayfasında aynen "Gündemin 3. Sırasında 2016 yılı faaliyet raporu ile bilanço, gelir/gider tablosu, kar / zarar hesaplarının ve bağımsız denetim raporunun tasdiki hakkında karar verilmesi yer almakta olup, heyetimizde yer alan muhasip bilirkişi tarafından faaliyet raporu ve bilançoların gerçeği yansıtmadığı tespit edilmiş olduğundan anılan her iki gündem maddesi bakımından iptal koşulunun oluştuğu görülmektedir." denildiğini, Yukarıda detaylı olarak izah edildiği üzere bu görüş muhasip bilirkişi tarafından yapılan ve diğer bilirkişi tarafından denetimden geçmeyerek kabul gören soyut iddialara dayandığını, bilirkişi raporunda bilanço ve faaliyet raporları konusunda yapılan açıklamalar farazi ve mesnetsiz olduğunu, hiçbir somut veri ortaya konulamadığını, Yargıtayın emsal kararlarında ise bilirkişi raporlarının somut tespite dayalı ve denetime elverişli olarak düzenlenmesi gerektiğinin açıkça belirtildiğini, bu halde usul ve yasaya aykırı bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının hukuka ve yasaya aykırı olduğunu, Tüm bu yukarıda açıklanan itirazlar ile birlikte 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporundaki açıklamaların gerçeğe aykırı olduğu, bu şekilde somut veri olmaksızın varsayıma dayalı tespitler yapılamayacağına ilişkin ayrıntılı açıklamalar içeren İstanbul Bilirkişilik Bölge Kurulunun,.../ olarak kayıtlı internet sitesinde yer alan 2018 yılına ilişkin İstanbul Bilirkişilik Bölge Kurulu Listesinde de adı bulunan 1119 sicil numaralı ... tarafından HMK 293. Maddesi kapsamında kaleme alınan 14.05.2018 tarihli Uzman Görüşü, 17.05.2018 tarihli dilekçemiz ekinde dosyaya sunulduğunu, 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporundaki;"-Beyanda bulunulan yıllarda davalı şirketin KDV beyanlarının doğru olarak verilmediği -Satılan malların kayıt dışı satıldığı, satış bedellerinin beyan edilmediği, - Şirketin en az 2.395.249,59 TL (İKİ MİLYON ÜÇ YÜZ DOKSAN BEŞ BİN İKİ YÜZ KIRK DOKUZ TL ELLİ DOKUZ KURUŞ) KAYIT DIŞI BEYAN EDİLMEYEN GELİRİNİN OLDUĞU" Şeklindeki gerçeğe aykırı açıklamalara karşı uzman görüşünün 12. Sayfasında 2.b bölümünde aynen şu açıklamaya yer verildiğini,"Şirketin 6736 sayılı yasa hükümlerinden yararlanmasından hareketle kayıt dışı mal satışları olabileceği varsayımı ile 2.395.249,59 TL kayıt dışı beyan edilmeyen satış geliri olduğunu tahmin etmenin hiçbir nesnel ölçütünün olamayacağı, söz konusu tahminin yasanın vergi hesaplama verileri toplanarak bulunmasının ise kabul edilemeyecek bir tahmin olduğu, bu tutarın vergi hesaplamak üzere şirketin cirosu üzerinden hesaplandığı, vergi hesaplama dışında başka bir şey ifade etmediği dolayısıyla yapılan tahminin bile dayanaksız olduğu,"Yine 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporundaki;"- Şirketin 2014, 2015 ve 2016 yılı finansal tablolarının, GERÇEK DURUMU YANSITMADIĞI, -2012, 2013, 2014 ve 2015 yılları açısından, şirketin ilgili yıllar için elde ettiği kazançların, maliyetlerin ve kar ve zararlarının doğru değerler içermediği, gerçekleşen değerlerden oluşmadığı, kayıt dışı satışlar yapıldığı, işletmenin ana faaliyetleri kapsamında elde ettiği GELİRLERİN, GİDERLERİN DOĞRU OLMADIĞI" Şeklindeki gerçeğe aykırı açıklamalara karşı uzman görüşünün 6. Sayfasında 3.1.a bölümünde aynen şu açıklamaya yer verildiğini,"2015 yılı ve önceki yıllara göre açık olmadığı, 2015 ve önceki yıllarda Ortaklardan Alacaklar hesabındaki fiktif tutarlardan kaynaklandığı finansal tablolardan ve ticari defterlerden anlaşılmaktadır. Nitekim cari oranları da incelendiğine 2015 ve 2016 yılları arasındaki finansal tablolarda yer alan tek değişikliğin fiktif olan "Ortaklardan Alacaklar" hesabı ile 2016 yılında Alınan avanslarla stok alımlarının gerçekleşmesi olmuştur. Bunların elimine dilmesi halinde Cari Oranın 2016 yılında 2015 yılına göre yükselmiş olduğu görülecektir. Kaldı ki önceki yıllara göre 2017 yılında ve 2018 yılı ilk çeyreğinde artış olduğu da görülmüştür. Bu açıklamaların aksi olarak bilirkişi raporundaki açıklamaların doğru olmadığı kanaatindeyim…"Yine kayıt dışı satış yapıldığı iddiasıyla ilgili olarak uzman görüşünün 6. Sayfasında 3.1.c bölümünde aynen şu açıklamaya yer verildiğini,"Yapılan bir tahminden hareketle bilanço oluşturup, sonrada kayıt dışı satışlardan bahsedilmesi hiçbir şekilde uygun bulunamaz. Kayıt dışı satış yapılmışsa; kime yapılmış, tahsil edilmiş mi, tahsil edilmişse nasıl edilmiş, bütün bunların tespit edilmesi gerekir. Kaldı ki ticari defterler incelendiğinde fatura düzenlenen firmalara bakıldığında 2.922.057,60 TLlik faturasız mal veya hizmet satışı yapılacak müşteri bulunmamaktadır. Öte yandan faturasız mal ve hizmet satışları, bir işletmenin maliyetlerinden de anlaşılır ki orada bir inceleme yapılmamış, yapılmış olsaydı da bu inceleme yöntemi bile kayıt dışı alış/satış olmadığını göstermeye yetecekti." 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporundaki; "Davalı Şirket Müdürünün şirket yönetiminde basiretli bir tacir gibi davranmadığı ek beyanlar nedeniyle TAHAKKUK EDEN VE ÖDENEN VERGİLER KADAR ŞİRKET VARLIĞINDA AZALMAYA NEDEN OLDUĞU" Şeklindeki gerçeğe aykırı açıklamalara karşı uzman görüşünün 6. Sayfasında 3.1.a bölümünde aynen şu açıklamaya yer verildiğini,"Bu kapsamda 2.922.057,60 TL tutar için 87.661,73 TL vergi tahakkuk ettirilmiş ve ödenmiştir. Bilirkişi, ödenen bu vergiden dolayı şirketin 87.661,73 TL zarara uğratılmış olduğunu düşünmektedir. Halbuki 6736 sayılı yasa çıkmasa temel niteliği kar dağıtımı olan bu tutardan dolayı şirket 438.308,64 TL ( beyan edilen tutarın %15i) kar payı stopajı ödemek zorunda olacak idi. Ayrıca menkul sermaye iradı olarak beyan edilerek ödenecek olan Gelir Vergisi tutarı da dahil edildiğinde neredeyse 1.000.000 TLye yakın bir ödeme gerçekleşecekken yasa sayesinde 87.661,73 TL ödeme ile kurtarmışlardır. Bu durumda şirket zarar uğratılmamış çok ciddi bir kara kavuşturulmuştur." Denilerek 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporundaki açıklamaların gerçeği yansıtmadığının ortaya konulduğunu, 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporu hakkındaki tüm açıklamalar ve.... tarafından HMK 293. Maddesi kapsamında kaleme alınan 14.05.2018 tarihli Uzman Görüşüne rağmen 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alınması hukuka ve yasaya aykırı olup, istinaf incelemesi neticesinde ilk derece mahkemesi kararının aleyhe olan kısmının kaldırılarak davanın tümüyle reddine karar verilmesi gerektiği, 10.02.2021 tarihli üçüncü heyet raporuna karşı itiraz ve beyanların dikkate alınmadan karar verildiğini, Dosyaya sunulan 10.02.2021 tarihli bilirkişi raporunda 28. sayfada aynen şu açıklamaya yer verildiğini,"Davacının kendisini de olumlu ve/veya olumsuz etkileyecek olan Ortaklar Cari Hesaplarını, 6736 Sayılı Kanun kapsamında beyannamelerini, hangi ortaktan ne oranda ne oranda ve miktarda ödemenin düşüldüğüne dair listenin, 2016 yılı Kurumlar Vergisi Beyannamesi tahakkuk fişi ve Kurumlar Vergisine esas ayrıntılı mizanın şirket sırlarını içeren 120 ve 320 hesaplar dışındaki ayrıntılı mizanlarının istenmesinin haklı nedenlere dayandığı kanaatine varıldı." Bu açıklamanın, raporun 42. sayfasında sonuç ve kanaat bölümünde 1 numaralı paragrafta aynen tekrarlandığını, dava konusu 04.05.2017 tarihli olağan Genel Kurul Toplantısının 2 numaralı gündem maddesinin görüşülmesi aşamasında zapta geçen beyanlarda aynen şöyle denildiğini, "... söz alarak; "Hissedar ... ertelenmesine karar verilen 31 Mart 2017 tarihinden on beş gün öncesinden itibaren şirket merkezinde incelemeye açık tutulan yukarıda sayılan belgeleri incelememiş ve söz konusu 2016 yılı faaliyet raporu, 2016 Aralık sonu bilgilerini içeren 10.03.2017 tarihli ... ve ... A.Ş. tarafından hazırlanmış olan bağımsız denetim raporu, 2016 Yılı bilanço, gelir gider tablosunun imzalı birer örneği hissedarlardan ...ın bizzat kendisine 28 Nisan 2017 Cuma günü şirket merkezine gelip talep ettiğinde teslim edilmiştir." dediğini, Yine toplantıya katılan ... ve ... vekillerinin söz alarak " ... vekiline ertelenmesine karar verilen 31 Mart 2017 tarihli genel kurul esnasında 2016 yılı faaliyet raporu, 2016 Aralık sonu bilgilerini içeren 10.03.2017 tarihli ...ve... A.Ş. tarafından hazırlanmış olan bağımsız denetim raporu, 2016 Yılı bilanço, gelir gider tablosunun imzalı birer örneği verilmek istenmiş, ancak toplantıda bizzat hazır bulunan ... ve vekili ilgili belgeleri teslim almaktan imtina etmiştir. " dediğini, Kaldı ki genel kuruldan sonra davacı ...nın talebi üzerine genel kurulda verilmesine karar verilen belgelerin de davacıya teslim edildiğini, davacının bu belgeleri aldığını dava dilekçesinin 15. sayfasında 8 numaralı bölümde ikrar ettiğini, Tüm bu gerçekler varken bilirkişilerin yaptığı açıklamaların hiçbir gereği ve mantığı olmadığını, Bilirkişi raporunun 34. sayfasında 2. paragrafta aynen şu soyut ve mesnetsiz açıklamaya yer verildiğini,"Davalı şirketin 131, 136 nolu hesaplarının incelenmesi sonucunda ortakların şirket kaynaklarını kullanarak özel harcamalarını karşıladığı, paralar çektiği, 6736 Sayılı Yasadan faydalanılırken şirket müdürünün TTK nun 627. Maddesi "Müdürler ortaklara eşit şartlar altında eşit işlem yaparlar" hükmü gereği Ortaklar arasında eşit davranmadığı, hem 6552 sayılı yasadan yararlanırken hem de 6736 Sayılı Yasadan faydalanırken ... ın eksik yararlandırıldığı, TTK nun 166 maddesi gereği ortakların her birine şirkete olan borçlarından dolayı adat uygulayarak faiz tahakkuk ettirilmediği tespit edildi."bu mesnetsiz açıklama ile ilgili raporun sonuç ve kanaat bölümümde 4 numaralı paragrafta aynen şu haksız açıklamaya yer verildiğini,"Davalı şirketin Gelir Tablosu, Ortaklar Cari Hesapları, 6552 Sayılı Yasa gereği ve 6736 Sayılı Yasa gereği yapmış olduğu işlemlerde davacı aleyhine eksik beyanda bulunduğu, Ortakların şirketin kaynaklarını kullanarak şahsi giderlerinin davalı şirketten karşılandığı, Ortaklar Cari Hesabından ortaklarca kullanılan kaynaklar ile ilgili olarak TTK nun 166. Maddesi gereği faiz uygulanarak ortaklara rücu edilmediği, davalı şirketçe faturalandırmadan kayıt dışı satışlar yapıldığı, davalı şirketin Bilanço ve gelir tablolarının aksi ispat edilmediği sürece gerçeği yansıtmadığı,"Rapordaki "ortakların her birine şirkete olan borçlarından dolayı adat uygulayarak faiz tahakkuk ettirilmediği" açıklamasının hatalı olup, şirket ortaklarının şirket kaynaklarından çektiği tutarlara uygulanan faiz faturaları cari hesaplarına borç olarak kaydedildiğini, bu işlemin her yıl ve her geçici vergi döneminde yapıldığını, şirket belgelerini inceleyen bilirkişi incelemesini tam olarak yapmış olsaydı, ortaklar adına düzenlenen faturaları ve cari hesaptaki adat kayıtlarını görmüş olacağını, ortaklara ilişkin adat faturaları 22.03.2021 tarihli dilekçemizin 2 numaralı ekinde dosyaya sunulduğunu, Bilirkişi raporunun bu yönüyle de haksız ve mesnetsiz olduğunu, Rapordaki "6736 Sayılı Yasa gereği yapmış olduğu işlemlerde davacı aleyhine eksik beyanda bulunduğu" iddiasına ilişkin olarak bilirkişiler raporlarında 33. Sayfada "... cari hesabından 829.743,70 TL eksik beyanda bulunulduğu" iddiasına dayandıklarını, oysaki bilirkişilerin bu açıklamasının da hatalı ve yanlış olduğunu, bilirkişiye şirket incelemesinde izah edildiği ve dosyaya sunulan dilekçelerde açıklandığı üzere 829.743,70 TL lik tutar davacı ile davalı müvekkil şirket arasındaki derdest tapu iptal tescil davasına konu olan gayrimenkulden kaynaklandığını, nitekim taşınmaza ilişkin davada Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2018/2023 E. 2019/ 7639 K. sayılı, 28.11.2019 tarihli ilamında (BKNZ 22.03.2021 tarihli dilekçenin 3 numaralı eki) aynen ;" Somut olayda, davaya dayanak yapılan hisse devir ön protokolünün anılan yasa hükmüne uygun şekilde düzenlenmediği sabit olup, geçerli olmayan sözleşmeler ile bir kısım edimlerde bulunulmuş ise verilenlerin 818 sayılı BK'nın 61.maddesi uyarınca sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri istenebileceği nazara alınarak karar verilmesi gerekirken anılan husus gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir." Denilerek yerel mahkeme kararının bozulduğunu, ... tarafından karar düzeltme talebinde bulunulmuş olup, dosya karar düzeltme incelemesinde olduğunu, yararlanma tarihinde, ihtilafa konu olan tutar için 6736 sayılı yasadan yararlanmanın mümkün olmadığını, tüm bu hususlar dikkate alınmadan bilirkişi raporunda yapılan açıklamaların haksız ve mesnetsiz olduğunu,6736 sayılı yasadan davacı ... eksik değil diğer ortaklara göre çok daha fazla yararlandırılmış olup bu durum bilirkişi raporunun 33. Sayfasında aynen "beyannamenin incelenmesi sonucunda beyan edilen tutarlarının %43,40 kadarının .... a, %48,58 kadarının ... a ait olduğu, göreceli olarak ... adına yapılan beyanın daha fazla olduğu," denilerek ortaya konulduğunu, bilirkişilerin bu tespiti yapmış olmalarına rağmen halen bir kısım açıklamalar ile şirket aleyhine açıklamalarda bulunmalarının yanlı düşüncelerinin tezahürü olarak yorumladıklarını, Görüleceği üzere gerekçeli karara dayanak alınan bilirkişi raporlarında denetime elverişli olmayan, soyut açıklamalara yer verildiğini, herhangi bir yasal veriye dayanmayan bu açıklamaların yerel mahkemece verilen karara esas alınması usul ve yasaya aykırı olduğunu, Emsal Yargıtay kararı uyarınca başkaca bir inceleme yapılmaksızın davanın reddi gerekirken kısmen kabul kısmen red kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Davacı ... tarafından davalı ... Şirketine 2014 yılı genel kurul kararının iptali istemiyle açılan davada Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2019/2293 E., 2021/275 K. sayılı dosyasından tesis edilen 21.01.2021 tarihli emsal kararında belirtildiği üzere ynı taraflar arasında 2014 yılı genel kurulda alınan bir kısım kararların iptali istemiyle açılan davada verilen emsal kararın, yargılamaya konu huzurdaki dosya bakımından da geçerli olacağını ve işbu davada iptali talep edilen genel kurulda da muhalefet şerhinin şekle uygun olarak sunulmadığının açık olup, başkaca bir inceleme yapılmaksızın davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabul kısmen red kararı verilmesinin doğru olmadığını, istinaf incelemesi neticesinde ilk derece mahkemesi kararının aleyhe olan kısmının kaldırılarak davanın tümüyle reddine karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; yasal dayanağını 6102 Sayılı TTK'nın 622/1 maddesi delaletiyle aynı Kanunun 445 ve devamı maddeleri uyarınca davalı limited şirketinin 04/05/2017 tarihli 2016 faaliyet yılına ilişkin olağan genel kurulunda alınan 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8 nolu kararların iptali talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davacının davasının kısmen kabulü kısmen reddi ile davacının, davalı şirketin 04/05/2017 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 2 ve 4 nolu gündem maddelerinin iptali ile ilgili açmış olduğu davasının hukuki yarar yokluğundan usulden reddine, davacının, davalı şirketin 04/05/2017 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 3 ve 6 nolu kararların iptali talebinin kabulü ile 3 ve 6 nolu gündem maddeleri ile alınan kararların iptaline, davacının, davalı şirketin 04/05/2017 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 5, 7 ve 8 nolu gündem maddelerinin iptali için açmış olduğu davasının reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili, davacının davalı şirkette % 49,95 oranında, dava dışı yönetim kurulu başkanı ... ve bu şahsın anne ve babasının toplam 50,05 oranında hisseye sahip olduğunu, ...'ın davacının eski eşi olduğunu, ...'ın anne ve babasının sahip olduğu hisse ile birlikte çoğunluğa sahip olduğundan davacıyı yönetimden ve şirketten uzaklaştırmak suretiyle kararlar aldığını, şirketin kötü yönetildiğini ve zarara uğratıldığını, davacının bilgi alma ve inceleme hakkının ihlal edildiğini, genel kurulda alınan kararlara ilişkin davacı tarafından iptal davaları açıldığını, bir kısmının derdest, bir kısmının davacı lehine neticelendiğini, dava konusu kararlarında kanun, ana sözleşme ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, davacının bilgi alma ve inceleme hakkının ihlal edilmesi sebebiyle şirketin kayıtlarına vakıf olunmaması sebebiyle özel denetçi talebinde bulunulduğunu, ancak talebin haksız olarak genel kurulda reddedildiğini, şirket kayıtlarının ve talep edilen belgelerin detaylı olarak incelenmesine izin verilmediği ve yeterli açıklıkta olmaması ve özel denetçi talebinin reddedilmesi sebebiyle genel kurulda mali konulara ilişkin alınan kararların da iptal edilmesi gerektiğini, genel kurulda bilgi alma ve inceleme talebinin reddine ilişkin verilen kararla da bu hakkında açıkça ihlal edildiğinin ortada olduğu ve alınan tüm kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının dava dilekçesinde belirtilen tüm iddiaların gerçeği yansıtmadığını, davacının tavır ve davranışları ile davalı şirkete zarar verdiğini, dava konusu genel kurula ilişkin yasal olarak incelemeye hazır bulundurulması gereken belgeler ortakların incelenmesine hazır bulundurulduğu ve bilgi alma ve inceleme hakkının ihlal edilmediğini, davacının özel denetçi talep edebilmesi için bilgi alma ve inceleme hakkının kullanılmış olması ve özel denetçi tayinini istediği hususların belirli olması gerekirken davacının soyut özel denetçi talebinin usulüne uygun olarak reddine karar verildiği, şirketin muhasebe kayıtlarının ve denetim raporlarının usulüne uygun olarak düzenlendiğini, bu sebeple 2016 yılı faaliyet raporu ile bilanço, gelir / gider tablosu, kar zarar hesaplarının ve bağımsız denetim raporunun tasdiki ile ilgili kararında yerinde olduğunu, ibraya ilişkin bir karar alınmadığından bu karara ilişkin açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, yönetim kuruluna ücret takdirinin genel kurulun devredilmez yetkilerinden olduğunu ve ücretin fahiş olmadığını, şirketin 2016 yılını zarar ile kapatması sebebiyle karın ödenmemesi kararın da şirketin menfaatine olduğunu, davacının talep ettiği belgelerin kendisine verildiği ve bu sebeple bu yönde alınan kararın da yerinde olduğu, sekiz nolu kararda belirtilen mağazaların kapatılması ve işlemlerin yerine getirilmesine ilişkin kararında iptali talebinin yerinde olmadığı, alınan kararların yasaya, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı olmadığı ve davacının kötü niyetli olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir TTK’nın 622. maddesi atfıyla TTK'nın 446/1 maddesi uyarınca iptal davası açabileceklerden birinin de toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten pay sahipleri olduğu sayılmıştır. Davalı vekili davacının alınan ve iptali talep edilen kararlara ilişkin usulüne uygun muhalefet şerhi olmadığını istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Genel kurul kararlarının yasa, ana sözleşme ve iyi niyet kurallarına aykırılık halleri ileri sürülerek iptali isteminde bulunabilmek TTK'nın 446. maddesi gereğince toplantıya katılan üyenin karara ret oyu kullanarak muhalif kalması ve bu keyfiyeti zapta geçirmesi gerekmektedir. Oylama öncesi yapılan görüşme sırasında bir öneriye karşı olunduğunun belirtilmesi veya ret oyu kullanılması alınan karara muhalif olunduğu anlamını taşımamaktadır. Yargıtay'ın yerleşmiş kararlarında da oylama öncesi peşin muhalefetin olmayacağı istikrarlı bir şekilde kabul edilmiştir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/2293 esas ve 2021/275 karar sayılı ilamı) Somut olayda, davacı dava konusu genel kurul kararlarına, gerekçelerini de açıklayarak karşı olduğunu ifade etmiş ve oylama öncesinde ''...'ın muhalefetiyle'' ibaresi tutanağa yazılmış ise de, oylamadan sonra alınan kararın veya toplantı tutanağının altına karara muhalefetini yazdırtmamıştır. Bu durumda, dava şartı sayılan muhalefet şerhinin şekle uygun olarak sunulmadığı, davacının kararlara olumsuz oy vermesine rağmen karara muhalefetini tutanağa geçirtmediği ve bu haliyle kanunun aradığı toplantıya katılan üyenin karara ret oyu kullanarak muhalif kalması ve bu keyfiyeti zapta geçirmesi şartının sağlanmadığı hususu gözetilerek davanın dava şartı eksikliği sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, Mahkemece yukarıda belirtildiği şekilde karar verilmesi isabetli olmamış ve davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür.Bunun yanında dava konusu yönetim kurulu üyesinin ibra edilmemesine ilişkin 4 nolu karara ilişkin olarak ise yönetim kurulu davacının olumsuz oyu ile zaten ibra edilmemiş olup, davacının bu karara ilişkin iptal davası açmasında dava şartı olan hukuki yararı da bulunmamaktadır.Açıklanan nedenlerle; davalının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına, kaldırma sebebine göre davacının tüm, davalının sair istinaf sebeplerinin incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi 15/04/2021 tarih ve 2017/668 Esas - 2021/306 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; Davanın dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE, 2-Davalının sair istinaf taleplerinin ve davacının istinaf taleplerinin karar sonucuna göre incelenmesine yer olmadığına, İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 3-Dairemiz karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL harçtan, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 31,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 396,20-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davalı tarafından sarf edildiği anlaşılan 100,00 TL tebligat/ posta giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 6-Davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca takdir olunan 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 7-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, İSTİNAF YÖNÜNDEN:8-Taraflarca yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 9-Dairemiz karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince taraflarca yatırılan istinaf karar harçlarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde kendilerine iadesine, 11-Davalı tarafından yatırılan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 75,60 TL posta masrafı olmak üzere; toplam 237,7 TL' nin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 10-Davacı tarafından istinaf aşamasında yatırılan başvurma harcının davacı üzerinde bırakılmasına, 11-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 19/09/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.