İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi

Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/210 E. 2024/1093 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2023/210
Karar No
2024/1093
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/210 Esas KARAR NO : 2024/1093 DAVA : Ticari Şirket (Fesih İstemli) DAVA TARİHİ : 07/03/2023 KARAR TARİHİ : 07/11/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 07/12/2024 Yukarıda isim ve adresleri yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın açık yargılaması ve dosyanın tetkiki sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: davacı vekili özetle; ... ile diğer hissedar olan ...'ın 18/03/2016 tarihinde, 24/03/2016 tarihli .... Sistemleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.'yi kurduklarını, davacının kuruluş tarihinde davalı şirkette %50 oranında, 25.000,00 TL sermayeye karşılık 500 adet hisseye sahip olduğunu, diğer hissedar ... da yine aynı şekilde davalı şirkette %50 oranında 25.000TL sermayeye karşılık 500 adet hisseye sahip olduğunu, Beyoğlu ... Noterliği'nin 04.03.2016 tarih ve .. yevmiye no ile tasdikli şirkete ait karar defterinin 1. Sayfasında 1. Karar sıra numaralı toplantıda yer almış olan kararlar gereğince, davacı ve diğer hissedar ...'ın kuruluştan itibaren üç yıllık süre ile yönetim kurulu üyeleri olarak seçildiklerini, diğer hissedar ...'ın aynı zamanda kuruluştan itibaren üç yıllık süre ile yönetim kurulu başkanı olarak seçildiğini, davalı şirketin 17.02.2020 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında; davacının üç yıl süre ile şirketi münferiden temsile yetkili olmak üzere yönetim kurulu üyesi olarak seçildiğini, diğer hissedar ...'ın üç yıl süre ile şirketi münferiden temsile yetkili olmak üzere yönetim kurulu üyesi ve aynı zamanda yönetim kurulu başkanı olarak seçildiğini, davalı şirketin kuruluşundan bu yana; 2017, 2018, 2019, 2020, 2021 yıllarına ait kanunen her yıl zorunlu olarak yapılması gereken olağan genel kurul toplantıları yapılmadığını, bununla birlikte 17.02.2020 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında üç yıl süre ile yönetim kurulu üyeleri olarak seçilen davacının ve şirketin diğer hissedarının görevinin 17.02.2023 tarihinde sona erdiğini, yeni yönetim kurulu seçilemediğinden davalı şirketin sorumluluk alacak bir yönetim kurulu bulunmadığını, davacı tarafından davalı şirketin diğer hissedarı ...'a gönderilen Bakırköy .... Noterliği'nin 19.01.2023 tarihli ....02 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile .... San. Ve Tic. A.Ş.'nin 2023 yılı olağan genel kurulunun yapılabilmesi için 28.01.2023 günü saat 14.00'da şirketin merkez adresi olan ... Mah. ... Sk. No:45/A Bağcılar/İstanbul adresinde yönetim kurulu toplantısı yapmak üzere toplanılması talep edilerek aksi takdirde şirketin organsız kalmasının hukuksal sonuçlarına katlanılması gerektiğinin ihtar edildiğini, tarafların bu tarihte toplantıda hazır bulunduklarını, alınan yönetim kurulu kararı gereği şirketin 2022 yılı olağan genel kurulunun 03.02.2023 tarihinde saat 14.00'da şirketin yukarıda yazılı merkez adresinde toplanılmasına karar verildiğini, 03.02.2023 tarihinde şirketin merkez adresinde yapılan 2022 yılı olağan genel kurul toplantısında taraflar aralarındaki uyuşmazlıklar sebebiyle yeni yönetim kurulunun seçilmesi hususunda bir karar alamadıklarını, yapılan toplantıda şirketin tasfiyesi gündem konusu haline geldiğini, ancak bu hususta da ortak bir karara varılamadığını, davalı şirketin, yönetim kurulu üyelerinin görevlerinin son bulduğu 17.02.2023 tarihinden bu yana gerçek anlamda organsız durumda olduğunu, ancak belirtmek gerekir ki; davalı şirketin bu tarihten önce şeklen bir yönetim kurulu bulunmakta ise de işbu yönetim kurulu işlevselliğini kaybettiğini, kilitlenmiş durumda olduğunu, 2017, 2018, 2019, 2020, 2021 yıllarına ait kanunen her yıl zorunlu olarak yapılması gereken olağan genel kurullarının yapılamama nedeni davalı şirketin yönetim kurulunun şeklen var olsa da fiilen karar alamaz halde ve kilitlenmiş olduğunu, %50'şer oranda iki ortaklı davalı şirketin uzun yıllardır yönetim kurulunun fiilen işlevsiz ve kilitlenmiş vaziyette oluşunun sebebinin hissedarlar arasındaki yıllardır çözümlenemeyen şahsi ilişkilere ve ihtilaflara dayandığını, bu durumun taraflar arasında çekilmez bir hal aldığını, 17.02.2023 tarihine kadar şeklen var olan yönetim kurulu hiçbir konuda karar alamadığını, ayrıca bu tarihten beri yeni yönetim kurulu da seçilemediğinden şirket tam anlamıyla organsız kaldığını, Türk Ticaret Kanunu'nun 530. Maddesi gereği davalı ... San. ve Tic. A.Ş.'nin olağan genel kurullarının yapılabilmesi ve yönetim kurulunun seçilebilmesi için uygun bir süre verilmesine, bu süre zarfında eksikliğin giderilememesi halinde TTK.'nın 530. Maddesi gereğince şirketin feshine ve tasfiyesine karar verilmesini talep etme zaruretlerinin hasıl olduğunu, konuya ilişkin emsal niteliğindeki yerleşik Yargıtay içtihatları bulunduğunu, davalı şirketin kurulduğu tarihten bu yana yıllardır olağan genel kurullarının yapılmaması, 17.02.2023 tarihine kadar şeklen var olan yönetim kurulunun hiçbir konuda karar alamaz ve kilitlenmiş vaziyette olması, bu tarihten sonra da yeni yönetim kurulunun seçilememesi, şeklen dahi olsa şirketin sorumluluk alacak bir yönetim kurulu bulunmadığı, şirketin yıllardır organsız olduğu, şirket ortakları arasındaki çözümlenemeyen şahsi ilişki ve ihtilafların çekilmez bir hal alması sebebiyle davalı şirketin organlarının yasa ve ana sözleşme gereğince fonksiyonlarını icra edemez duruma gelişi göz önüne alındığında, .... San. Ve Tic. A.Ş.'nin olağan genel kurullarının yapılabilmesi ve yönetim kurulunun seçilebilmesi için uygun bir süre verilmesine, bu süre zarfında eksikliğin giderilememesi halinde TTK.'nın 530. Maddesi gereğince şirketin feshine ve tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalı şirket tarafından usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davaya cevap verilmemiştir. Müdahil ... vekili 25/05/2024 tarihli dilekçesiyle davaya müdahale talebinde bulunmuş olup dilekçesinde özetle; Davadan, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ....soruşturma sayılı dosyası için karakolda verilen 10/10/2023 tarihli ifadeyi öğrendiklerinde haberdar olduklarını, davacının şirket işle ilgili olarak yaptığı usulsüzlükler sebebiyle kendilerin tarafından yapılan şikayet üzerine açıldığını, müvekkilinin davalı şirketin %50 hissesine sahip ortak ve münferit yetkilisi olduğunu, dava sonucunun doğrudan ilgilendirdiğini, davacının bilinçli ve kötü niyetli olarak müvekkilini hasım göstermediklerini, sadece şirketi hasım gösterdiklerini, bunun da haklılıklarını gösterdiklerini, davacının dosyaya sunduğu 17/02/2020 tarihli olağanüstü genel kurul kararındaki imzanın kendisine ait olmadığını, davacının yetkisi olmadığı halde tek taraflı olarak şirketin kira sözleşmesini feshettiğini, aynı adreste ev hanımı olan annesi .... adına kurdurduğu .... San ve. Tic. AŞ. Unvanlı şirketi faaliyete geçirdiğini, buna dair imza sirküleri örneğini sunduklarını beyan etmiştir. DELİLLER: Ticaret Sicil Kayıtları, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... soruşturma sayılı dosyası, genel kurul toplantı tutanağı ve müzakere defteri, mahkememizce aldırılan 22/08/2024 tarihli bilirkişi raporu, tanık ve müdahil beyanları, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava TTK 530.maddesi gereği şirketin feshi ve tasfiyesine ilişkin yasal şartların oluşup oluşmadığının tespiti isteminden ibarettir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Müdahil ...'ın müdahale talebi mahkememizin 30/05/2024 tarihli celsesinde değerlendirilerek kabulüne karar verilmiş olduğu görülmüştür. 6102 sayılı TTK. Madde 530- (1) Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli olan organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, pay sahipleri, şirket alacaklıları veya Gümrük ve Ticaret Bakanlığının istemi üzerine, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, yönetim kurulunu da dinleyerek şirketin durumunu kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler. Bu süre içinde durum düzeltilmezse, mahkeme şirketin feshine karar verir. (2) Dava açıldığında mahkeme, taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir. 6102 sayılı TTK. Madde 531- (1) Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.” Görüldüğü üzere, Kanun Koyucu çok açık bir şekilde haklı sebeple fesih davasının halka açık anonim ortaklıklar da dahil olmak üzere tüm anonim ortaklıklarda açılabileceğini kabul etmiştir. Hükümde, halka açık anonim ortaklıklarda azınlık olarak yüzde beş oranının yeterli olacağı ve sermayenin yüzde beşini temsil eden payların sahiplerinin fesih davasını açabileceği ifade edilmiştir. Mahkemece feshe ya da başkaca alternatif bir çözüme hüküm verilebilmesinin mümkün olması, bir başka deyişle, bir haklı sebebin varlığının tespiti halinde, mahkemece diğer alternatif çözümlerin somut olaydaki sorunu çözmeye elverişli olup olmadığı da göz önünde bulundurularak son çare olarak ortaklığın feshi ve tasfiyesine hükmedilebilecektir. TTK.'nun 529’uncu maddesi uyarınca anonim şirket sermayesinin en az ondabirine sahip her ortak, muhik sebeplere dayanmak şartıyla şirketin feshini mahkemeden talep edebilir. Ancak, şirketin feshini gerektirecek haklı neden bulunduğunu ileri sürenin (davacının), bu iddialarını ispat etmesi gerekir. Gerçekten de haklı sebeplerin varlığını tespitte dar bir yorumun yapılması ve bu yolun ancak son çare olarak başvurulacak bir yol olduğunun dikkate alınması zorunludur (Abuzer Kendigelen, Hukuki Mütalaalar, C. II, İstanbul 2006, s. 433; Tekinalp, s. 343; Pulaşlı, s. 617; Füsun Nomer-Ertan, “Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi Davası-TTK m. 531 Üzerine Düşünceler” İÜHFM C. LXXIII, S. 1, 2015, s. 426; Bilge, s. 273; Çelik, s. 575). Bir başka deyişle, fesih en son çare olarak düşünülmeli, fesih kararı verilirken, pay sahipleri dışındaki şirket çalışanları ve işletmenin faaliyet göstermesinde yararı bulunan diğer menfaat sahiplerinin (stakeholders) çıkarları da değerlendirilmeli ve dikkate alınmalıdır (Ayşe Sümer, “Anonim Ortaklıkların Haklı Sebeple Feshi”, MÜHFHAD, Özel Sayı, 2012, C. 18, S. 2, s. 845; Pulaşlı, s. 617). Zira fesihle birlikte ortaklıkta çalışanların işine son verilecek, üretim duracak, sosyal ve ekonomik sonuçlar ortaya çıkacaktır (Sümer, s. 844-845; Pulaşlı, s. 617). Görüldüğü üzere, şirketin feshini haklı kılan sebeplerin varlığına rağmen, yaşatılmasının ekonomik ve rasyonel açıdan daha doğru olacağına kanaat getiren mahkeme, şirketi feshetmek yerine, duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir. Bu sebeple bu dava alternatif çözümlüdür (Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul 2020, s. 337). Kaldı ki sebebin mahkemece haklı görülmesi halinde, şirketin feshine hükmedilmesinden önce mahkemece alternatif çözümlerin araştırılıp incelenmesi gerekir. Zira fesih çok ağır bir sonuçtur. Bu sebeple alternatif çözümler varken, şirketin varlığını ortadan kaldıran sonucun seçilmemesi gerekir; fesih en son başvurulacak çaredir (Tekinalp, s. 337). Örneğin, fesih davası şirketin kar dağıtmaması nedeni ile açılmış ise mahkeme kar dağıtımına karar verebilir. İsviçre doktrininde duruma uygun düşen ve kabul edilebilir çözüm örnekleri arasında; kar dağıtma zorunluluğu, yeni ortak alınması, sermaye artırımı, muhalif pay sahiplerinin temsilcilerinin yönetim kuruluna alınması, bir iştirakin bölünmesi yer almaktadır (Tekinalp, s. 346; Sümer, s. 847. Ayrıca bkz. TK m. 531 gerekçesi). Haklı nedenle fesih davalarında söz konusu olan haklı neden, her somut olayda ayrı değerlendirilen, temeli MK m. 2’deki dürüstlük kuralında bulunan bir kavramdır. Kusura bağlı değildir, ancak yerleşik yargı kararlarında, kusuru olan tarafın haklı nedene dayanarak iddiada bulunamayacağı, haklı nedene dayalı bir sonucu talep edemeyeceği kabul olunmaktadır. Haklı nedenle bir sözleşmeye son verebilmek için o ilişkinin taraflar için çekilmez olması, sözleşmeyi sürdürmenin yararsız kalması gerekir. Haklı sebep, içeriği somut olayın özelliklerine göre hâkimin takdir yetkisi çerçevesinde belirlenecek olan nispi bir hukuki kavramdır. Her ne kadar haklı sebep kavramı için bir tanım yapılmamışsa da bu hususta kollektif şirketlerin haklı sebeple feshini düzenleyen TTK m. 245 hükmü ön plana çıkmaktadır. Zira TTK m. 245’te kollektif şirketin feshi ve ortağın çıkarılması bakımından haklı sebep kavramı için bir tanım yapılmış ve örnek göstermek suretiyle hangi hallerin haklı sebep teşkil edeceği açıklanmıştır. Bu kapsamda, TTK m. 245 uyarınca haklı sebep “şirketin kuruluşuna yol açan fiili veya kişisel sebeplerin şirketin işletme konusunun elde edilmesini imkânsız kılacak veya güçleştirecek şekilde ortadan kalkmış olmasıdır”. Bu hükmün gereği olarak, haklı sebebin varlığının kabul edilebilmesi için sözleşmenin temelini oluşturan güven ilişkisinin ve iş birliğinin ortadan kalkması; ayrıca, bu durum sonucunda ortaklık amacının elde edilmesinin güç hale gelmesi ve tarafların ortaklık ilişkisine katlanmasının beklenmesinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmesi aranmaktadır. İlgili maddenin devamında ise, “bir ortağın, şirketin yönetim işlerinde veya hesaplarının çıkarılmasında şirkete ihanet etmiş olması, kendisine düşen asli görevleri ve borçları yerine getirmemesi, kişisel menfaatleri uğruna şirketin ticaret unvanını veya mallarını kötüye kullanması, uğradığı sürekli bir hastalık veya diğer bir sebepten dolayı, üstüne aldığı şirketin işlerini yapmak için gerekli olan yeteneği ve ehliyetini kaybetmesi” halleri haklı sebebe örnek olarak gösterilmiştir. Anonim şirketlerde haklı nedenle fesih davasının temeli TTK m. 531 hükmüne dayandığından, haklı nedenin şüpheye mahal vermeyecek şekilde anlaşılması ve davada haklı nedenle feshin muhakkak talep edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla davacının haklı nedeni ispat etmesi gerekmektedir. Soyut iddialar bu nokta tek başına dikkate alınmaz. Nitekim Yargıtay’ın bir kararında da “Şirket yönetiminde söz sahibi olamamak”, “şirketin yeterli oranda büyüyememesi” “ortaklar arasında iletişimin kopmuş olması” gibi sebeplerin başlı başına haklı sebep olmayacağı belirtilmiştir (11. HD’nin 21.03.2016 tarih ve 2015-8313/3066 sayılı kararı). ... HD’nin 14.12.2015 tarih ve .... sayılı diğer bir kararında ise, “…Davalı şirket yöneticilerinin görev ve yükümlülüklerini kanuna uygun bir şekilde yerine getirmedikleri, davacı ile davalı şirketin diğer ortakları arasında anlaşma ve uzlaşma imkanının bulunmadığı, taraflar arasında pek çok sayıda dava ve çekişmenin olduğu, bu davaların ve çekişmelerin davalı şirketin amacına hizmet etmediği, davacının diğer pay sahiplerinden farklı muameleye tabi tutulduğu, şirket imkanlarının davacı dışındaki pay sahiplerine tahsis edildiği, bazı yıllara ilişkin genel kurul toplantılarının yapılmadığı, davacının bilgi alma hakkının engellendiği, tüm bu hususların davalı şirketin feshi için haklı neden oluşturduğu,…” vurgulanmıştır. Bu noktada doktrinde özellikle, ortaklık faaliyetlerinin uzun zamandır durmuş olması, genel kurulların yapılamaması, ortaklığın faaliyetlerine devam etmeyi imkânsız hale getirecek şekilde, mali durumun bozuk olması, daha açık bir ifade ile şirketin borca batık olması, ortaklığın mali açıdan yetersizliği, borca batık olması sebebiyle zaten ortaklık faaliyetlerinin devamının mümkün olmaması gibi durumlar haklı sebep olarak telakki edilebilir. Ayrıca şirketin kötü yönetilmesi, pay sahipleri arasında anlaşma ve uzlaşma imkânsızlığı, şirketin amacına hizmet etmemesi pay sahiplerinin keyfi ve haksız bir şekilde farklı muameleye tâbi tutulmaları; kâr dağıtılmayarak pay sahiplerinin açlığa mahkum edilmesi; şirket imkanlarının çoğunluk pay sahiplerine tahsis, kârın ve mali imkanların çoğunluğun hâkim olduğu diğer şirketlere kaydırılması; şirket varlıklarının yanlış kullanılması veya israf edilmesi, genel kurul veya yönetim kurulunun kilitlenmesi; genel kurulun sürekli olarak usule aykırı toplantıya çağrılması; azınlığa karşı fiili veya manevi güç ve baskı uygulanması; azınlığın meşru taleplerinin devamlı olarak reddedilmesi ve pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetinin ortadan kalkması; şirketin feshi açısından haklı sebep olarak kabul edilmektedir. Haklı nedenle fesih davalarında, ortaklığın feshine mi yoksa başka bir çözüme mi karar verilmesi gerektiği değerlendirilirken, öncelikle şirketin devamının mümkün olup olmadığı dikkate alınmalıdır. Fesih kararı “son çare” olmalıdır. Ancak fesih dışındaki çözüm yollarına başvurabilmek için de “haklı sebeplerin” gerçekleşmiş olması zorunludur. 11. HD’nin 30.05.2017 tarih ve 2016-4639/3180 sayılı kararında da “…TTK’nın 531. maddesi uyarınca şirketin haklı sebeplerle feshine veya fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının gerçek değerlerinin ödenip şirketten çıkarılmalarına karar verilebilmesi için öncelikle haklı sebeplerin gerçekleşmesi gerekmektedir…” şeklinde bu husus ifade edilmiştir. Bir sebebin şirketin feshini gerektirebilmesi için artık bu sebeplere dayanılmasının azınlık açısından açık bir şekilde imkânsız hale gelmesi ve şirketin devamını sağlayan unsurların ortadan kalkmış olması gerekir. Bir başka ifadeyle azınlık tarafından ileri sürülen sebepler, diğer kişilerin şirketin devamı konusundaki menfaatlerini feda edebilecek bir aşamaya ulaşmalıdır. Eğer azınlık tarafından ileri sürülen sebepler bu ağırlıkta değilse şirketin feshine karar verilmemesi gerekir. Fakat doktrinde de haklı olarak belirtildiği üzere hakim, anonim şirketlerin çoğunluk ilkesi temeli üzerine kurulu bir özel hukuk kuruluşu olduğu gözden uzak tutulmamalı ve getirdiği seçeneksel çözümün sonuçta dengeleri tersine çevirmesine ve çoğunluğu azınlığa mahkum etmesine olanak da vermemelidir (Çamoğlu, Ersin, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshinde Hakimin Takdir Yetkisi, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Dergisi c. 31, S. 1, Mart 2015, s. Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Dergisi c. 31, S. 1, Mart 2015, s. 11 vd.). TTK m. 531, yargıcın “fesih yerine, duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme” de karar verebileceğini belirtmiş; bu konuda ortağın payının gerçek değerini alarak şirketten çıkmasını da örnek göstermiştir. Bu seçeneğin “davacının payının gerçek değerini alarak şirketten çıkarılması değil çıkmasına izin verilmesi” şeklinde adlandırılması gerekir. Zira burada söz konusu olan çıkarılma (ihraç) değil yargıç kararı ile çıkmadır. Bu nedenle de yargıcın bu seçenekte davacının talebi ya da en azından rızası olmaksızın çıkmaya karar verememelidir. Yasanın madde içinde bu çözüm şeklini belirtmiş olması, davacının (payının gerçek değerini alarak) şirketten çıkmasına karar verilmesi seçeneğine öncelik vermez; bu düzenleme sadece bir örnekten ibarettir. Haklı sebebin anonim ortaklığın feshini gerektirecek nitelikte olup olmadığı, maddi olguların ortakların şirkette devam etmesini kendisinden beklenemeyecek düzeyde zorlaştırması ve menfaatler dengesinin de fesih kararını zorunlu göstermesi kıstasına göre belirlenir. Dolayısıyla, somut olayda ortaklar bakımından şirketin devamı çekilmezlik seviyesine ulaşmış olmalıdır. Haklı sebebin çekilmezlik dışında temel bir unsuru bulunmamaktadır. Hâkimin takdir yetkisini kullanırken, somut olayın şartlarına, tarafların menfaat dengesine ve esas itibariyle ortaklığın varlığını devam ettirilmesi ilkesini gözetmesi gerekmektedir. Kusur da hâkimin takdir yetkisini kullanırken göz önünde bulunduracağı etkenlerden biridir. Davacının kusurlu olması halinde, kural olarak fesih davası açması dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmektedir. Ancak, haklı sebebin meydana gelmesinde kusuru bulunan davacının, dürüstlük kuralı elverdiği ölçüde, haklı sebeple fesih davası açabileceği doktrinde kabul edilmektedir. Bu çerçevede, haklı sebebin bulunup bulunmadığı tespit edilirken kusuruyla bu durumu meydana getiren davacının menfaati daha hafif kabul edilecektir. Nitekim, kusuruyla haklı sebebin meydana gelmesine etki eden davacı için şirketin devamının çekilmez hale geldiği şeklinde bir değerlendirme yapmak güçleşecektir. Haklı sebebin meydana gelmesinde diğer ortaklarla birlikte davacı ortağın müterafık kusurunun söz konusu olduğu hallerde davanın kesin bir şekilde reddedileceği söylenememelidir. Ancak, müterafık kusurun mevcudiyeti halinde, davacının kusuru diğer ortakların kusurundan daha fazla ise davanın reddedilmesi gerekir. Anonim şirketin feshi davasının ön koşulu olan haklı sebebin diğer ortakların kusurlu davranışlarından kaynaklanması mümkündür. Nitekim, genellikle haklı sebep teşkil eden haller çoğunluğu oluşturan şirket ortaklarının kusuru neticesinde meydana gelmektedir. Özellikle, çoğunluğun gücünü kötüye kullanması; kötü yönetim halinde olduğu gibi haklı sebebin ortaya çıkmasına ortaklığın kendi organlarının kusurlu davranışı da yol açabilecektir. Fakat her halükarda haklı sebep kavramı kusur şartından soyuttur, kanun koyucu haklı sebebin meydana gelmesine bağlı sonuçların ortaya çıkmasını kusur şartına bağlamamıştır. Diğer ortakların kusuru olmaksızın haklı sebep teşkil edebilecek haller de mevcuttur. Mahkemenin feshe karar verebilmesi için, ileri sürülen sebeplerin şirketin feshini gerektirecek nitelikte olması da gerekir. Alternatif çözümler varken, şirketin varlığını ortadan kaldıran sonucun seçilmemesi gerekir. Feshin en son başvurulacak çare olmasından hareketle huzurdaki davada duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verilebilip verilemeyeceğinin irdelenmesi gerekmektedir. İddia veya savunmanın haklılığı, bu olay ve hukuki işlemlerin varlığının ispatlanmasına bağlıdır. İspat hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde bir temel hak olarak garanti altına alınmıştır. Anayasal dayanağı olan ispat hakkını, usûl hukukunda taraflar, kanunda belirtilen süre ve usûle uygun olarak kullanırlar. Bu hak yalnızca kanunla sınırlanabilir. İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususuna ise ispat yükü denir. İspat yükü üzerine düşen taraf ispat etmesi gereken hususu ispat edemediği durumda ispatsızlık durumu söz konusu olacaktır. Hâkim bir husus ispatsız kalmış olsa dahi medeni yargılamada karar vermek durumundadır. TMK 6. Maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.” Mahkememizin 30/05/2024 tarihli celsesinin 10 numaralı ara kararı ile; Taraflara TTK'nun 4/2, 64. ve HMK'nun 222.maddeleri uyarınca davayla ilgili ilişki dönemini kapsayan ticari defterlerini inceleme gün ve saatinde hazır etmeleri hususunda kesin süre verilmesine, belirlenen gün ve saatte söz konusu ticari defterlerini ibraz etmedikleri takdirde ise karşı tarafın usul ve mevzuata uygun tutulmak kaydıyla ticari defterlerine itibar edilerek karar verileceği (28/07/2020 gün 31199 sayılı 7251 kanunun 23. maddesi) ihtar edilmiş, buna rağmen davalı şirketin ortağı olan davacı tarafça ve davalı şirket tarafından dosyaya ticari defter ve kayıtlarını sunulmamıştır. Müdahil tarafından bilirkişi incelemesine esas olmak üzere, 2023-2024 yılları davalı şirkete ait vergi beyannameleri, karar defterinin tasdikli ön yüzü ve karar alınmış sayfasının inceleme gün ve saatinde sunulmuştur. Davacı tanığı ...'in mahkememizin 30/05/2024 tarihli celsesinde beyanları alınmıştır. Müdahil'in 25/05/2025 tarihli dilekçesi ekinde gönderilen savcılık şikayet dilekçesinde şirket muhasebecisi olduğu bildirilen ...'in tanıklığına başvurulmasını talep ettiği görülmüştür. Tarafların iddia ve savunmaları, celp edilen tüm deliller, mahkememizce aldırılan bilirkişi raporu, dosyaya sunulu genel kurul toplantı tutanağı ve müzakere defteri, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın .... soruşturma sayılı dosyası birlikte değerlendirildiğinde, Somut olayda; davacının şirketin %50 ortağı olduğu ve münferiden şirketin temsil ve yönetim yetkisine sahip olduğu, şirketin feshini genel kurulda talep edebileceği, şirketin gayri faal hale gelmesinde, davacının kendi yönetim kusurunun da olduğu, şirket yönetimine dair incelenmesi gereken, ticari defterlerin dosyaya ibraz edilmediği, taraflar arasında söz konusu olabilecek fikir ayrılıkları ve ihtilafların kural olarak feshe dayanaktan önce, yönetici sorumluluğu ve genel kurul kararlarının iptali ya da butlanla malul olup olmayacağının tespiti gerektirdiği, ortaklar arasındaki iş bu uyuşmazlık ve çekişmelerin ortaklığın giderilmesi suretiyle mahkemece çözüme kavuşturulabilmesi bakımından da davacının haklı sebeple feshi ispat etmesi gerektiği, dava tarihinde fesih talebinin taraflar arasındaki ön sorunun çözülmeden açıldığı, haklı sebeple fesih davasında şirketin fesih ve tasfiyesinin en son çare olduğu, davacının şirket yetkilisi olarak görev ve yetkisini kötüye kullanması iddiası ile TCK: 151,154, 155,158/f-h maddeleri nedeniyle suç işlediği iddiasıyla müdahil olan, davalı şirketin diğer ortağı tarafından açılan Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın .... soruşturma sayılı dosyasının henüz sonuçlanmadığı, davacının şirketin gayri faal hale gelmesinde kötü niyetli olarak mesuliyetinin bulunup bulunmadığının bilinemeyeceği, ayrıca müdahil olan, feshi talep edilen şirketin diğer ortağı olan ...'ın da şirketin feshi yönünde irade bildirmediği, ayrıca genel kurulun kanuna aykırı olarak yapıldığını ve imzasının kendisine ait olmadığı şeklinde beyanda bulunduğu, şirketin ticari defterlerinin ibraz edilmemesi ve davacının da şirketi münferiden temsile yetkili olması sebebiyle şirket defterlerini sunabilecek durumda olduğu, nedeniyle davalı şirketin borca batık olup olmadığının açık ve somut bir biçimde tespitinin yapılamayacağı, Geçici Kurumlar Vergisi, Muhtasar ve KDV Beyannamelerinden davacının iddia ve taleplerini açıklayıcı detay bilgiye ulaşma imkanı da bulunmadığı, TTK 530 ve 531. Maddelerinin kümülatif olarak değerlendirilmemesi, şirketler hukuku bakımından şirketin devamlılığın sağlanılması ve feshin son çare olarak uygulanmasının gerekmesi esas olduğundan haklı sebeplerin varlığı halinde ekonomik değer taşıyan şirketin feshi yerine şirketi ayakta tutacak ortaklıktan çıkma, çıkarılma, bölünme gibi diğer çözüm yollarının tartışılmasının, davacının bu sorumluluğundan kurtulma imkanı da doğurabileceği, bu nedenle de ön sorun çözülmeden, fesih davasının açılması, davacının Medeni Kanun 2. Maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına göre değerlendirildiğinde de haklı neden olarak görülmediği anlaşıldığından, mahkememizce savcılık dosyası ve imza inkarlarına ilişkin teati aşamaları da beklenilmeden, dava tarihi itibariyle şirketin feshine ilişkin koşulların oluşmadığı anlaşılmakla, davanın reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 427,60 TL harç peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile eksik ‭247,7‬0 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-HMK'nun 333. maddesi uyarınca yatırılan avanstan kullanılmayan gider avansının (iş bu kararın tebliğ gideri avanstan karşılanmak ve bu gider mahsup edilmek kaydıyla) kararın kesinleşmesinden sonra resen davacıya iadesine, 6-Davalı tarafından dosyaya masraf depo edilmemesi nedeniyle bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, Dair karar, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde HMK'nun 342.maddesi gereğince dilekçe ile mahkememize veya başka bir yer mahkemesine İstinaf kanun yolu harcı, tebliğ giderleri dahil olmak üzere tüm giderler ödenerek istinaf yolu açık olmak üzere davacı vekili ve asli müdahil vekilinin yüzüne karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 07/11/2024 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır

Atıf: Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/210, K. 2024/1093, T. 07.11.2024, www.arakarar.com/karar/bakirkoy-7-asliye-ticaret-mahkemesi-2023-210-e-2024-1093-k-b58c7b4b01d6