İlk Derece Mahkemesi · Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/497 E. 2020/465 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2019/497
Karar No
2020/465
Karar Tarihi

T.C. ANTALYA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DOSYA NO : 2019/497 KARAR NO : 2020/465 DAVA : İTİRAZIN İPTALİ (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 23/09/2019 KARAR TARİHİ : 30/09/2020 Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında görülen İTİRAZIN İPTALİ davasının mahkememizde yapılan yargılaması sonunda: GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında ticari ilişki olduğunu, davalı tarafa mal verildiğini, ... tarih ve ... nolu, ... TL tutarında fatura kesildiğini, faturada belirtilen malzemelerin karşı tarafa teslim edilmesine rağmen, bakiye ... TL'nin ödenmediğini, Antalya ... İcra Müdürlüğü .../... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, borçlunun takibe kötü niyetli ve haksız olarak itiraz ettiğini, takibe konu borcun para borcu olması nedeniyle TBK.nun 89/1'e göre yetki itirazının doğru olmadığını belirterek itirazın iptali ile takibin devamına, haksız ve kötü niyetli itiraz nedeniyle davalı aleyhine % 20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili süresi içerisinde verdiği cevabında; icra takibinin yetkisiz icra müdürlüğünde yapıldığını, davanın da yetkisiz mahkemede açıldığını, İİK'nun 50. ve HMK'nun 447/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken HMK'nun 6. maddesinin 1. cümlesine göre yetkili icra müdürlüğünün ... İcra Müdürlüğü, yetkili mahkemenin de ... Mahkemeleri olduğunu, davacı ile müvekkili arasında süt pişirme ve soğutma ünitesi satımı ve kurulumuna ilişkin sözlü anlaşma yapıldığını, dava dilekçesi ekinde sunulan faturada bulunan malzemeler ile süt pişirme ve soğutma ünitesi davacı tarafından müvekkiline ait işyerine kurulduğunu ancak davacı tarafından bir türlü ünitenin sağlıklı ve düzenli olarak çalışmasının sağlanamadığını, davacıya ürünün ayıplı olduğunun, çalışmadığının bildirildiğini, ayıp ihbarında bulunulduğunu, bizzat davacının eşi ...'un, müvekkiline ait işyerine gelerek ünitedeki hatanın faturanın 5. Sırasında yer alan süt pişirme kazanından kaynaklandığını tespit ettiğini, süt pişirme kazanını söküp götürdüğünü, yenisinin getirileceğini söylediğini ancak halen getirilmediğini, kazanın sökülmesi sebebiyle faturanın 7. Sırasındaki aktarma pompası ile 10. Sırasındaki elektrik panosunun da kullanılmaz halde ve atıl vaziyette müvekkilin iş yerinde süt kazanının teslim edilmesini veya iade alınmayı beklediğini, yine faturanın 1. Ve 2. Sırasındaki davlumbazlarında ayıplı olarak teslim edildiğini, davacıya defalarca ayıpların giderilmesi veya ürünlerin iade alınması için ihbarda bulunulduğunu ancak davacı tarafından devamlı oyalandığını, davacıya toplamda ...-TL ödeme yapıldığını, kalan ... TL'nin ise ayıpların giderilmesinden ve süt pişirme kazanın tesliminden sonra yapılacağının bildirildiğini, dolayısıyla müvekkilinin davacıya hiçbir borcu bulunmadığını, davanın reddi ile haksız yapılan icra takibi ve açmış olduğu dava sebebiyle %20’den az olmamak üzere tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME: Dava; ticari mal satımı nedeniyle düzenlenen faturaya dayalı borcun bir kısmının ödenmemesi üzerine bakiye alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. İtirazın iptali davalarının 2004 sayılı İİK’nın 67/1. fıkrası gereğince Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Davacı Antalya ... İcra Müdürlüğü .../... sayılı dosyası ile ... tarihinde ...-TL asıl alacak, ...-TL diğer faiz olmak üzere toplam ...-TL üzerinden icra takibi başlattıktan sonra (Örnek No:7) ödeme emrinin borçlu/davalıya ... tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun ... tarihinde hiçbir borcu olmadığını, borcun tamamına ve faize itiraz ettiğini belirterek takibi durdurduğu, itiraz dilekçesinin davacı/alacaklı vekiline tebliğ edildiğine dair belgeye rastlanmadığı, davacının da ... tarihinde 1 yıllık yasal hak düşürücü süre içinde itirazın iptali davası açtığı anlaşılmaktadır. Davalı taraf, süresinde verdiği takibe itiraz ve davaya cevap dilekçesinde icra dairesinin ve mahkememizin yetkisine itiraz etmiştir. TBK.nun İfa yeri başlıklı 89.maddesi gereğince; Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır; para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde, ifa edilir. Taraflar arasında yazılı sözleşme yoktur. Bu nedenle, HMK.nun 10. Maddesi de dikkate alındığında davalının yetki itirazı yerinde görülmemiştir. Taraflar arasında ticari ilişkinin varlığı tartışma konusu değildir. Davalı taraf da cevap dilekçesinde malların teslim edilmediğine ilişkin bir savunma getirmediğinden bu hususun da tartışma dışı olduğu kabul edilmiştir. Aynı şekilde fatura ve içeriğine de bir itiraz yoktur. Ödeme savunması da getirilmemiş, ödememe sebebi olarak, malın ayıplı çıktığı, bu sebeple yenisinin getirileceği söylenerek davacı tarafından alınıp götürüldüğü ve bir daha yenisinin getirilmediği, ödemenin bu sebeple yapılmadığını söylemektedir. Bu savunmasını ispatlayabilmek için tanık dinletmek istemektedir. Zira yazılı belgesi bulunmamaktadır. Yargıtay HGK.nun 24.05.2017 tarih ve 2017/19-1633 E. 2017/1013 K.sayılı ilamında da işaret edildiği üzere, satım sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 207. maddesinde “Satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Satım sözleşmesi tam iki tarafa karşılıklı borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Tam iki yanlı sözleşmelerde, her iki yan birbirine karşı birer asli edim ile çeşitli yan ve tali edimler yüklenirler. Diğer bir deyişle bu sözleşmeler nitelikleri gereği yanlardan her birini zorunlu olarak alacaklı ve borçlu kılar. Yanlardan her biri karşı edimi elde etmek için borç altına girer. Satıcının malın teslimi ve mülkiyetinin alıcıya geçirilmesi yükümlülüğü yanında satılanın ayıplardan ari olmasını sağlama yükümlülüğü de bulunmaktadır. Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur” denilmektedir. Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır. Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Ancak TTK 25/4’de zamanaşımı süresi altı ay olduğunun belirlenmesi nedeniyle gizli ayıplarda azami ihbar süresi altı aydır. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. maddesine göre alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz. Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır. Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK.nun 25/3. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre “Emtianın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde keyfiyeti satıcıya bildirmeye mecburdur. Açıkça belli değilse alıcı emtiayı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde emtianın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını muhafaza için keyfiyeti bu müddet içinde satıcıya bildirmeye mecburdur.” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 25/3. maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Türk Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Borçlar Kanunun 223/2. maddesinde ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacaktır. Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Türk Borçlar Kanununun 227. maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği gibi zamanaşımı süresi dolsa bile kendisine karşı açılan davada ayıptan doğan defi hakkını ve seçimlik haklarını ileri sürebilir. Bu halde artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir. Ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir. Bir davada çekişmeli olguların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği konusuna, ispat yükü denir. Her iki taraf da ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişler ise bu halde hâkimin ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. Çünkü hâkim, ilk önce tarafların gösterdikleri delilleri incelemekle yükümlüdür. İki tarafın (veya bir tarafın) gösterdiği deliller ile davaya ilişkin bütün çekişmeli olgular aydınlanmış ise yine ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmakta bir yarar yoktur. Buna karşılık, gösterilen delillerin hâkime dava hakkında tam bir kanaat vermemesi halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün tespit edilmesinde yarar vardır. Delillerin davayı etkileyecek çekişmeli hususlarda gösterileceği ve ispat faaliyetinin çekişmeli vakıalar için söz konusu olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır (1086 sayılı HUMK m. 238/1; 6100 sayılı HMK m.187/1). Türk Medeni Kanunun 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” denilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır. Somut olayda davacı icra takibine konu faturalarda yazılı olan malların davalıya teslim edildiğini ileri sürmüş, davalı ise akdi ilişkiyi ve teslimi kabul etmiş ancak kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğunu, davacının ayıbı kabul ederek teslim edilen mallardan süt kazanının sökülüp götürüldüğünü ve yenisinin getirilmediğini, ayıplı olan diğer malzemelerin de iş yerinde sökülmüş ve atıl vaziyette davacıya teslim edilmek üzere beklediğini savunmuştur. Bu durumda, ayıp ihbarının yapıldığını ispat yükü davalı taraftadır. Her iti taraf da tacirdir. TTK.nun 18.maddesi gereğince; Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır. Davalı taraf, davacıya ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamamıştır. Ayıp ihbarı yapıldığının ispatı için yazılı delil sunulamayan davada, davalı taraf cevap dilekçesinde "yemin" deliline dayanmış olduğundan ayıp ihbarı yapıldığının kanıtlanması amacıyla davacıya yemin teklif etme hakkının bulunduğu hatırlatılmış, davalı taraf yemin teklif etmemiştir. Bu nedenle davanın kabulüne karar vermek gerekmiş olup, aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan gerekçeler ışığında; Davanın KABULÜNE, Davacının Antalya ... İcra Müdürlügünün ../... sayılı dosyası ile davalı/borçlu aleyhine başlattığı icra takibine İTİRAZIN İPTALİNE, Takibin ...-TL asıl alacak (işlemiş faiz çıkartılmak suretiyle) üzerinden DEVAMINA, Asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine ilişkin Kanunun 2. Maddesine göre takip tarihinden itibaren değişen oranlarda yasal faizi UYGULANMASINA, İcra takibine yapılan itiraz haksız olduğundan ve likit (belirlenebilir) olan alacak üzerinden % 20 hesabıyla ...-TL İcra inkar tazminatının davalıdan alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE, Alınması gerekli ...-TL harçtan, peşin olarak alınan ...-TL harcın mahsubu ile kalan ...-TL harcın DAVALIDAN ALINMASINA, Davacı tarafça yapılan dava ilk masrafı ...-TL, tebligat gideri ...-TL, olmak üzere toplam ...-TL yargılama giderlerinin davada kabul ve reddedilen miktar dikkate alınarak hesaplanan ...-TL'nin ve mahkememizde peşin olarak alınan harç gideri ...-TL olmak üzere toplam ...-TL'nin davalıdan alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE, fazlasının davacı üzerinde BIRAKILMASINA, Davacı tarafça yatırılan gider avansından arta kalanının karar kesinleştiğinde talebi halinde DAVACIYA İADE EDİLMESİNE, Avukatlık Asgari Ücret tarifesi uyarınca davada kabul edilen miktar dikkate alınarak hesap edilen ...-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE, Avukatlık Asgari Ücret tarifesi uyarınca davada kabul edilen miktar dikkate alınarak hesap edilen ...-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak DAVALIYA VERİLMESİNE, Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı, HMK'nun 345 maddesi uyarınca gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde Antalya Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulünce anlatıldı.30/09/2020 KATİP ... (E-imzalı) HAKİM ... (E-imzalı)

Atıf: Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2019/497, K. 2020/465, T. 30.09.2020, www.arakarar.com/karar/antalya-2-asliye-ticaret-mahkemesi-2019-497-e-2020-465-k-19d440bcd112