Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/5836, 16.04.2015

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2014/5836
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

NEŞE ASLANBAY AKBIYIK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/5836)

Karar Tarihi: 16/4/2015

R.G.Tarih- Sayı: 11/7/2015-29413

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, evli kadının

evlilik öncesi soyadını tek başına kullanmasına engel olan 4721 sayılı Türk

Medeni Kanunu’nun 187. maddesine istinaden yapılan uygulama neticesinde, cinsel

olarak ayrımcılığa maruz tutularak özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmemesi nedeniyle, Anayasa’nın 10., 20. ve 41. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle, uyuşmazlık

hakkında yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 29/4/2014 tarihinde

İstanbul Anadolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtası ile yapılmıştır. İdari

yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir

durumunun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

5/1/2015 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvurunun bir örneği görüş

için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 9/3/2015 tarihli

yazısı başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucu tarafından Bakanlık görüşüne

karşı beyanda bulunulmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucunun, evlenmeden

önceki soyadını tek başına kullanmak amacıyla açtığı dava, Kadıköy 5. Aile

Mahkemesinin E.2012/893 sırasına kaydedilmiştir.

8. Kadıköy 5. Aile Mahkemesinin

28/12/2012 tarih ve E.2012/893, K.2012/1092 sayılı kararı ile dava

reddedilmiştir.

9. Temyiz üzerine karar,

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 4/12/2013 tarih ve E.2013/9479, K.2013/28417

sayılı ilamı ile onanmıştır.

10. Bu aşamada Kadıköy 5. Aile

Mahkemesinin kapatılması nedeniyle, dosya İstanbul Anadolu 17. Aile Mahkemesine

devredilmiştir.

11. Karar düzeltme talebi, aynı

Dairenin 20/3/2014 tarih ve E.2014/3882, K.2014/6346 sayılı ilamı ile

reddedilmiştir.

12. Ret kararı, 28/4/2014

tarihinde başvurucu tarafından öğrenilmiştir.

13. Başvurucu tarafından

29/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili

Hukuk

14. 22/11/2001 tarihli ve 4721

sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Kadının soyadı” kenar başlıklı 187. maddesi şöyledir:

“Kadın, evlenmekle

kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus

idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da

kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı

için yararlanabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 16/4/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 29/4/2014 tarih ve 2014/5836

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

16. Başvurucu, İstanbul Barosuna

bağlı avukat olarak çalıştığını, 2012 yılında evlendiğini, ancak evlilik öncesi

soyadı ile birlikte eşinin soyadını da kullanmak zorunda olması nedeniyle resmi

işlemlerini yapmakta zorluk çektiğini, yaşadığı zorluklar nedeniyle evlilik

öncesi soyadının kullanılmasına izin verilmesi talebiyle açtığı davanın

reddedildiğini, bu durum nedeniyle cinsel olarak ayrımcılığa tabi tutularak

özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmediğini belirterek, Anayasa’nın

10., 20. ve 41. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

17. Başvurucu tarafından

yukarıda belirtilen maddi vakıalara dayalı olarak Anayasa’nın 10., 20. ve 41.

maddelerinin ihlal edildiği iddia edilmiş olmakla birlikte, ihlal iddialarının

mahiyeti gereği Anayasa’nın 10. ve 17. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi

uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

18. Başvurunun incelenmesi

neticesinde, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

19. Başvurucu evli kadınların

yalnızca evlilik öncesindeki soyadlarını kullanmasını engelleyen 4721 sayılı

Kanun’un 187. maddesine dayanılarak yapılan uygulama nedeniyle, Anayasa’nın 17.

maddesinde tanımlanan hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

20. Bakanlık görüşünde,

başvurunun, mevzuatta 4721 sayılı Kanun’un 187. maddesinin var olduğu nazara

alınarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

21. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da

girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan

Solmaz, B. No. 2012/1049, 26/3/2013, § 18)

22. Başvurucunun ihlal iddiasına

konu isim hakkı, Anayasa’nın 17. maddesi ve Sözleşme’nin 8. maddesinde

düzenlenmiştir.

23. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama,

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

24. Sözleşme’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar

başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve

aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın

kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla

öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin

ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya

ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir

tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

25. Özel yaşama saygı hakkı alt

kategorisinde geçen “özel yaşam”

kavramı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından oldukça geniş

yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktan özellikle

kaçınılmaktadır.

26. Kişinin bireyselliğinin,

yani bir kişiyi diğerlerinden ayıran ve onu bireyselleştiren niteliklerin

hukuken tanınması ve bu unsurların güvence altına alınması son derece

önemlidir. Birçok uluslararası insan hakları belgesinde “kişiliğin serbestçe geliştirilmesi”

kavramına yer verilmekle beraber, Sözleşme kapsamında bu kavrama açıkça işaret

edilmediği görülmektedir.

27. Bununla birlikte,

Sözleşme’nin denetim organlarının içtihatlarında, “bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi”

kavramının, özel yaşama saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel

alındığı anlaşılmaktadır. Özel yaşamın korunması hakkının sadece mahremiyet

hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında, kişiliğin serbestçe

geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına dâhil

edilmiştir. Bu kapsamda dış dünya ile ilişki kurma noktasında son derece önemli

olan isim hakkı da, Sözleşme denetim organları tarafından ön ad ve soyadını

kapsayacak şekilde maddenin güvence alanı içinde yorumlanmıştır.

28. AİHM, Sözleşme’nin 8.

maddesinin ad ve soyadı konusunda açık bir hüküm içermediğini belirtmekle

beraber, kişinin kimliğinin ve aile bağlarının belirlenmesinde kullanılan bir

araç olması nedeniyle, belirli bir dereceye kadar diğer kişilerle ilişki

kurmayı da içeren özel yaşama ve aile yaşamına saygı hakkıyla ilgili olduğunu

ve bir kamu hukuku konusu olarak toplumun ve Devletin adların düzenlenmesi

konusuyla ilgilenmesinin bu unsuru özel hayat ve aile hayatı kavramlarından

uzaklaştırmayacağını kabul etmektedir. Bu kapsamda, soyadı değiştirme ile

çocuğun ve kadının soyadı bağlamında AİHM içtihatlarına konu edildiği görülen

soyadının da Sözleşme’nin 8. maddesinin koruma alanında olduğu anlaşılmaktadır.

AİHM’e göre soyadı, mesleki bağlamın yanı sıra, bireylerin özel ve aile

yaşamında diğer insanlarla sosyal, kültürel ya da diğer türden ilişkiler

kurabilmesi için önemli olup, onları dış dünyaya tanıtma fonksiyonunu

üstlenmektedir (Burghartz/İsviçre,

B.No. 16213/90, 22/2/1994, § 24; Stjerna/Finlandiya,

B.No. 18131/91, 25/11/1994, § 37; Niemietz/Almanya,

B.No. 13710/88, 16/12/1992, § 29).

29. Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen maddi ve

manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde

özel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel

bütünlük hakkı ile, bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin

kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir. Bireyin yaşamıyla özdeşleşen ve

kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru haline gelen, birey olarak kimliğin

belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri ve vazgeçilmez, devredilmez, kişiye

sıkı surette bağlı bir kişilik hakkı olan soyadının da kişinin manevi varlığı

kapsamında olduğu açıktır.

30. Cinsiyet, doğum kaydı gibi

kimlik bilgileri ve aile bağlarıyla ilgili bilgiler ile bunlarda değişiklik ve

düzeltme yapılmasını isteme hakkının yanı sıra, isim hakkı da Anayasa Mahkemesi

tarafından, Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında değerlendirilmektedir (Sevim Akat Eşki, B. No. 2013/2187,

19/12/2013, § 30; AYM, E.2011/34, K.2012/48, K.T.30/3/2012; AYM, E.2009/85,

K.2011/49, K.T.10/3/2011).

31. Başvuruya konu yargılama

kapsamında başvurucunun sadece evlenmeden önceki soyadını kullanmasına yetkili

idari ve yargısal merciler tarafından izin verilmemesi şeklindeki uygulamanın,

kişinin kimliğinin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri olan soyadının

vazgeçilemezlik, devredilemezlik ve kişiye sıkı surette bağlı olma

niteliklerinin kadının soyadı bakımından geçerliliğini etkilediği görülmekle,

belirtilen uygulamanın Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan manevi varlığın

korunması ve geliştirilmesi hakkına yönelik bir müdahale oluşturduğu açıktır.

32. Anayasa’nın 17. maddesinde,

manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı açısından herhangi bir

sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir şekilde

sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların da hakkın doğasından kaynaklanan

bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da, Anayasanın diğer

maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması da

mümkün olabilir. Bu noktada Anayasanın 13. maddesinde yer alan güvence

ölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Sevim

Akat Eşki, B. No. 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

33. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,

Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

34. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence

rejimi bakımından temel öneme sahip olup, Anayasada yer alan bütün hak ve

özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler göz önünde bulundurularak

sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasanın bütünselliği ilkesi

çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları göz önünde

tutularak uygulanması zorunlu olduğundan, belirtilen düzenlemede yer alan başta

yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 17.

maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi

gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki,

B. No. 2013/2187, 19/12/2013, § 35).

35. Hak ve özgürlüklerin yasayla

sınırlanması ölçütü anayasa hukukunda önemli bir yere sahiptir. Hak ya da

özgürlüğe bir müdahale söz konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus,

müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir

temelinin mevcut olup olmadığıdır.

36. Sözleşme’nin lafzı ve AİHM

içtihadı uyarınca da, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında yapılacak bir

müdahalenin meşruluğu, öncelikle söz konusu müdahalenin yasa uyarınca

gerçekleştirilmesine bağlı tutulmuş olup, müdahalenin hukukîlik unsurunu

taşımadığının tespiti halinde, Sözleşmenin 8. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında yer alan diğer güvence ölçütleri tetkik edilmeksizin, müdahalenin

ilgili maddeye aykırı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır (Bkz. Fadeyeva/Rusya, B. No. 55723/00, 9/6/2005,

§ 95; Bykov/Rusya, B. No.

4378/02, 10/3/2009, § 82).

37. Anayasa’nın 17. maddesi

kapsamında yapılan bir müdahalenin yasallık şartını sağladığının kabulü için,

müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması zorunludur.

38. Başvuru konusu olayda

başvurucunun evlilik öncesi soyadını kullanması yönündeki talebinin, İlk Derece

Mahkemesince, 4721 sayılı Kanunda evli kadının kocasının soyadı olmaksızın

yalnızca evlenmeden önceki soyadını kullanabileceğine dair bir hüküm

bulunmadığı belirtilerek reddedildiği anlaşılmaktadır.

39. Anayasa’nın “Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma”

kenar başlıklı 90. maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:

“Usulüne göre

yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar

hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek

cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve

özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı

hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma

hükümleri esas alınır.”

40. Belirtilen düzenlemeyle,

usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin

uluslararası andlaşmalarda yer alan düzenlemelerin kanun hükmünde olduğu

belirtilerek, 7/5/2004 tarihinde yapılan değişiklikle fıkraya eklenen son cümle

ile, hukukumuzda kanunlar ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası

andlaşmalar arasında bir çeşit hiyerarşi ihdas edilmiş ve aralarında uyuşmazlık

bulunması halinde andlaşmalara öncelik tanınacağı hüküm altına alınmıştır. Bu

düzenleme uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası bir andlaşma

ile bir kanun hükmünün çatışması halinde, uluslararası andlaşma hükmünün

öncelikle uygulanması gerekir. Bu durumda başta yargı mercileri olmak üzere,

birbiriyle çatışan temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir uluslararası andlaşma

hükmü ile bir kanun hükmünü önlerindeki olaya uygulamak durumunda olan

uygulayıcıların, kanunu göz ardı ederek uluslararası andlaşmayı uygulama

yükümlülükleri vardır.

41. Belirtilen düzenleme

uyarınca, uluslararası insan hakları hukukunun temel belgelerinden olan ve

Türkiye tarafından da kabul edilerek onaylanan Sözleşme hükümlerine de doğrudan

uygulama alanı tanınmakla, Sözleşme iç hukukta doğrudan uygulanabilir hale

gelmiştir.

42. Sözleşme’nin 8. maddesi özel

hayata ve aile hayatına saygıyı ifade ederken, 14. maddesi cinsiyete dayalı

ayrımcılığı yasaklamaktadır. AİHM'in, kişinin soyadını özel hayat kapsamında

değerlendirerek evli kadının kocasının soyadını kullanma zorunluluğunu özel

hayata müdahale olarak kabul ettiği birçok kararında, soyadı kullanımı ile

ilgili başvurular, Sözleşme’nin 8. maddesinde yer alan “özel hayatın ve aile hayatının korunması”

ilkesi kapsamında incelenmiş ve kadının evlendikten sonra yalnızca evlilik

öncesi soyadını kullanmasına ulusal mercilerce izin verilmemesinin, Sözleşmenin

özel hayatın gizliliğini öngören 8. maddesiyle bağlantılı olarak, ayrımcılığı

yasaklayan 14. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır (Ünal Tekeli/Türkiye, B.No. 29865/96,

16/11/2004; Leventoğlu

Abdulkadiroğlu/Türkiye, B.No. 7971/07, 28/5/2013; Tuncer Güneş/Türkiye, B.No. 26268/08,

3/10/2013; Tanbay Tüten/Türkiye, B. No. 38249/09, 10/12/2013).

43. Cinsiyetler arası eşitlik ve

cinsiyete dayalı ayrımcılıkla ilgili hususlar, insan hakları ile ilgili diğer

bir takım uluslararası hukuk belgelerinde de yer almaktadır. Türkiye’nin

4/6/2003 tarihinde onayladığı, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin

23. maddesinin 4. fıkrasında taraf devletlerin, eşlerin evlenirken, evlilik

süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hak ve sorumluluklara sahip

olmalarını sağlamak için gerekli tedbirleri alacakları; Kadınlara Karşı Her

Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme’nin 16. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (g) bendinde ise yine taraf devletlerin kadınlara karşı

evlilik ve aile ilişkileri konusunda ayrımı önlemek için gerekli bütün

önlemleri alacakları ve özellikle kadın erkek eşitliğine dayanılarak aile adı,

meslek ve iş seçimi dâhil her iki eş için geçerli, eşit kişisel haklar

sağlayacakları düzenlemesine yer verilmiştir.

44. Anayasa’nın 90. maddesinin

beşinci fıkrası uyarınca, söz­leşmeler hukuk sistemimizin bir parçası olup,

kanunlar gibi uygulanma özelliğine sahiptir. Yine aynı fıkraya göre, uygulamada

bir kanun hükmü ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin olan sözleşme hükümleri

arasında bir uyuşmazlığın bulunması halinde, sözleşme hükümlerinin esas

alınması zorunludur. Bu kural bir zımni ilga kuralı olup, temel hak ve

özgürlüklere ilişkin sözleşme hükümleriyle çatışan kanun hükümlerinin uygulanma

kabiliyetini ortadan kaldırmaktadır (B. No. 2013/2187, 19/12/2013, § 45).

45. Başvuruya konu yargılama

kapsamında, kararın 4721 sayılı Kanun’un 187. maddesine dayanarak verildiği

anlaşılmaktadır. Ancak, yukarıda yer verilen tespitler ışığında, ilgili Kanun

hükmünün sözü edilen Sözleşme hükümleri ile çatıştığı görülmektedir. Bu

durumda, uyuşmazlığı karara bağlayan derece mahkemelerinin, AİHS ve diğer

uluslararası insan hakları andlaşmaları ile çatışan 4721 sayılı Kanun’un 187.

maddesini kararlarına esas almayarak, başvuru konusu uyuşmazlık açısından

Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca uygulanması gereken uluslararası sözleşme

hükümlerini dikkate alması gerektiği sonucuna varılmaktadır (Sevim Akat Eşki, B. No. 2013/2187,

19/12/2013, § 46).

46. Somut başvuru açısından,

başvurucunun temel hak ve özgürlüklere dair uluslararası andlaşmaların kanun

hükümlerine nazaran öncelikle uygulanacağı ve bu kapsamda Sözleşme’nin ve AİHM

içtihadının uyuşmazlığın karara bağlanmasında nazara alınması noktasındaki

itirazlarının yargı mercilerince dikkate alınmadığı ve tartışılmadığı

anlaşılmaktadır.

47. Uluslararası sözleşmelerin,

evli erkek ve kadının evlilik sonrasında soyadları bakımından eşit haklara

sahip olmasını öngören hükümleri ile evli kadının kocasının soyadını kullanması

zorunluluğunu öngören iç hukuk düzenlemelerinin aynı konu hakkında farklı

hükümler içermesi nedeniyle, ilgili sözleşmenin hükümlerinin somut uyuşmazlık

açısından esas alınması gereken hukuk kuralı olduğu sonucuna varılmakla,

başvurucunun manevi varlığı kapsamında güvence altına alınan isim hakkına

yönelik müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı anlaşılmaktadır.

48. Yapılan bu tespit

çerçevesinde, söz konusu müdahale açısından diğer güvence ölçütlerine riayet

edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

49. Belirtilen nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan manevi varlığın

korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

50. Başvurucunun Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi

hakkının, müdahalenin kanuniliği şartının yerine getirilmemesi nedeniyle ihlal

edildiği sonucuna varılmış olmakla, Anayasa’nın 10. maddesinin ihlal edildiği

yönündeki iddiaların ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

51. Başvurucu uyuşmazlık

hakkında yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesini talep etmiştir.

52. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

53. Mevcut başvuruda müdahalenin

kanuniliği şartının sağlanmaması nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal

edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapmak üzere kararın ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

54. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği

yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına

alınan manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere kararın ilgili Mahkemeye gönderilmesine,

C. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

16/4/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

Raportör

:

Şebnem NEBİOĞLU ÖNER

Başvurucu

:

Neşe ASLANBAY AKBIYIK

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/5836, T. 16.04.2015, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2014-5836-basvuru-16-04-2015-69d2e4d299df