Anayasa Mahkemesi · Genel Kurul

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2015/18503, 30.05.2019

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Genel Kurul
Esas No
2015/18503
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/18503)

Karar Tarihi: 30/5/2019

R.G. Tarih ve Sayı: 19/7/2019 - 30836

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, yayımlanan iki kitap ve birden fazla makalede

geçen ifadelerin kişilik haklarını zedelediği iddiasıyla açılan tazminat

davasının reddedilmesi nedeniyle şeref ve itibar hakkının; yargılamanın makul

sürede tamamlanmaması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 23/11/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

7. Birinci Bölüm tarafından 3/4/2019 tarihinde yapılan

toplantıda niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli

görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Anayasa hukuku profesörü ve insan hakları hukukçusu

olan başvurucu, ayrıca Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Türkiye İnsan

Hakları Kurumu Vakfı, Anayasa Hukuku Araştırmalar Derneği gibi sivil toplum

kuruluşlarında kurucu üyelik ve yöneticilik yapmıştır. Başvurucu 2003-2004

yılları arasında, insan hakları konusunda ilgili devlet kurumları ile sivil

toplum kuruluşları arasında iletişim sağlamak ve danışma organı olarak çalışmak

üzere teşekkül ettirilen bir kurul olan Başbakanlık İnsan Hakları Danışma

Kurulunun (Başbakanlık Danışma Kurulu) başkanı olarak görev yapmıştır.

Akademisyen kimliğinin yanı sıra Birgün gazetesinde 2007 yılından itibaren köşe

yazıları yayımlanan başvurucu, başka birçok platformda da toplumsal ve siyasi

konulardaki görüş ve düşüncelerini paylaşmaktadır.

10. Başvurucu, araştırmacı yazar olan Y.D. tarafından

kaleme alınan "Gaflet, Dalalet, Hıyanet" ve "Avrupa

Birliği: Tabuta Çakılan Son Çivi" isimli kitaplar ile "www.kalinka.com.tr"

adresindeki internet sitesinde 3/11/2004 ve 15/9/2009 tarihleri arasında

yayımlanan "Mandacı Profesörler", "Altın Vererek İğfal

Etmek", "İsrailli Siyonist Korsanlar", "Özür

Dileyenler", "Cahillere Avrupa Anayasalarında Ana Dil

Kavramı" ve "İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine Duyuru"

başlıklı makalelerde kendisi hakkında kullanılan bazı ifadelerin kişilik

haklarını zedelediği iddiasıyla tazminat davası açmıştır.

11. İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi 1/3/2012 tarihinde

davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; başvuru konusu

yazılı eserlerde yer verilen "AB mandacısı", "Ermenilerden

özür dileyecek kadar pusulayı şaşırmış AB hibecisi", "Vatanın

savunması hainlerin anlayacağı dilden yapılacaktır" şeklindeki

ifadelerin davacının kişilik haklarını zedelediği, basın yayın özgürlüğü ve

eleştiri sınırlarını aştığı kabul edilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından

temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (Daire) tarafından yapılan

temyiz incelemesi sonucunda anılan ifadelerin kişilik haklarına saldırı olarak

kabul edilemeyeceği, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığının

değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek ilk derece mahkemesi kararı

bozulmuştur.

12. Mahkeme tarafından Dairenin bozma kararına uyularak

yapılan yargılama sonunda, başvuru konusu eserlerde başvurucu için kullanılan

"AB mandacısı", "Ermenilerden özür dileyecek kadar

pusulayı şaşırmış AB hibecisi" şeklindeki betimlemeler ile "Vatanın

savunması hainlerin anlayacağı dilden yapılacaktır" ifadesinin basın

ve ifade özgürlüğü kapsamında başvurucunun kişilik haklarına saldırı teşkil

etmediği sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucu, ret

kararını temyiz etmiştir. Daire 16/9/2015 tarihinde Mahkemenin ret kararını

onamıştır. Nihai karar başvurucuya 23/10/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu 23/11/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

A. Arka Plan Bilgisi

1. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne Katılım Süreci

14. Türkiye'nin AB'ye katılım süreci Türkiye'nin Avrupa

Ekonomik Topluluğuna (AET) 31/7/1959 tarihinde ortaklık başvurusunda

bulunmasıyla başlamış olup Türkiye ile AB ilişkilerinin hukuki temelini

oluşturduğu kabul edilen Ankara Anlaşması ile ivme kazanmıştır. Türkiye ile AB

arasında 1/1/1996 tarihinde yürürlüğe giren Gümrük Birliği Anlaşması'nın

imzalanması ile Türkiye-AB ortaklık ilişkisinin son dönemine

geçilmiştir.

15. 10/12/1999-11/12/1999 tarihlerinde Helsinki'de

yapılan AB Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi'nde Türkiye'nin AB'ye adaylığı

resmen onaylandıktan sonra Türkiye için de Katılım Ortaklığı Belgesi

hazırlanmasına karar verilmiştir. Bu doğrultuda AB'ye üyelik yolunda reform

çalışmaları da ivme kazanmıştır. Müzakerelerin açılması için ön şart olan uyum

yasası paketleri yoğun bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisinde oylanarak

kanunlaşmıştır. Temel hak ve özgürlüklerin kapsamını genişleten, demokrasi,

hukukun üstünlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü ile insan hakları gibi alanlarda

mevcut düzenlemeleri güçlendiren ve güvence altına alan reformlara devam

edilmiştir. Bu kapsamda atılan adımlardan biri de başvurucunun başkanlığını

üstlendiği Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu'nun kurulmasıdır.

16. Türkiye'nin AB'ye adaylığının resmîleşmesi toplumun

bir kesimi tarafından oldukça olumlu ve ümit vaat eden bir gelişme olarak

karşılanmıştır. Diğer bir kesim tarafından ise AB'ye üyelik sürecinin asıl

amacı Türkiye'nin Cumhuriyet ve Atatürk devrimleri sonucu elde ettiği

kazanımlarından ve üniter bütünlüğünden vazgeçmesi olarak görüldüğünden katılım

süreci ve uyum yasaları şiddetle eleştirilmiştir.

2. Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Azınlık

Raporu

17. Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu

nezdinde hazırlanan Azınlık Raporu 1/10/2004 tarihinde kabul edilmiştir.

Dünyadaki ve Türkiye'deki azınlıkların kültürel haklarının korunmasını tarihsel

ve kavramsal olarak ele alan açıklamalar ile başlayan Rapor, Türkiye özelinde

azınlık haklarını ve kültürel hakları konu edinen mevzuat ve içtihat incelemesi

ile devam etmektedir.

18. Raporda, azınlıklar konusunun Türkiye'de çok dar ve

çok yanlış bir açıdan ele alındığı belirtilmekte; bu durumun nedenleri olarak

1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması'nın yanlış ve eksik yorumlanması,

ırk ve din temelli Türklük üst kimliği ve Sevr sendromu gösterilmektedir.

Raporda resmî dil tartışmaları da ele alınmıştır. Anayasa'nın 3. maddesinin

birinci fıkrasında yer alan "Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle

bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir" ifadesi eleştirilerek devletin

dilinin değil resmî dilinin olacağı, vatandaşların resmî işlemler dışında

çeşitli diller konuşmakta serbest olduğu belirtilmiştir. Raporda, Osmanlı

Devleti'nin yıkılmasının ardından Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından 1920'li

ve 1930'lu yıllardan itibaren homojen ve tek kültürlü bir ulus devlet konsepti

yaratılmaya çalışıldığı ifade edilerek bunun yerine çok kültürlü, çok kimlikli,

liberal, demokratik ve çoğulcu yeni bir vatandaşlık konsepti oluşturulması

gerektiği vurgusu yapılmıştır. Raporda, bunun için geniş tabanlı toplumsal

katılımın sağlandığı ve insan haklarına ilişkin evrensel standartların referans

alındığı eşit vatandaşlık temelinde yeni bir Anayasa ve ilgili mevzuat

çalışması yapılması gerektiği belirtilmiştir.

19. "Türkiyelilik" üst kimliği

tanımlamasıyla Anayasa'daki tanımdan farklı bir vatandaşlık tarifi öneren Rapor

gerek siyasiler ve bürokrasi gerekse yazılı ve görsel basın tarafından yoğun

eleştirilere konu edilmiştir. Yoğun tartışmaların devam ettiği 1/11/2004

tarihinde, Rapora karşı yapılan eleştirilere cevap vermek amacı ile başvurucu

tarafından basın açıklaması yapılmıştır. Başvurucu tarafından Raporun okunduğu

esnada, sendika temsilcisi olarak Başbakanlık Danışma Kurulu üyesi olan

Kamu-Sen'e bağlı Türk Büro-Sen Genel Başkanı F.Y., başvurucunun okuduğu Rapor

suretini başvurucunun elinden çekerek almış, yırtmış ve Raporun okunmasına izin

verilemeyeceği belirtmiştir.

20. Başbakanlık tarafından yapılan bilgilendirme

sonucunda Başbakanlık Danışma Kurulunun çalışmalarına 2005 yılının Şubat ayı

itibarıyla son verilmiş olup bu tarihten itibaren Kurul bir daha

toplanmamıştır.

3. "Özür Diliyoruz" Kampanyası

21. Başvurucunun da aralarında bulunduğu bir grup

tarafından www.ozurdiliyoruz.com isimli internet adresinde yayımlanan

kampanyada "1915'te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı büyük felakete

duyarsız kalınmasını, bunun inkar edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu

adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını

paylaşıyor, onlardan özür diliyorum" şeklinde paylaşımda

bulunulmuştur. Başlatılan kampanya ve metin içeriği kampanyanın yürütüldüğü

dönemde ülke çapında yoğun tartışmalara sebebiyet vermiştir. Yürütülen

kampanyaya hem destek hem de eleştiri amaçlı birçok toplantı ve gösteri

yapılmıştır.

B. Başvuru Konusu Kitaplar ve Makaleler

22. Davalı tarafından "www.kalinka.com.tr"

isimli internet adresinde 3/11/2004 tarihinde yayımlanan "Cahillere

Avrupa Anayasalarında Anadil Kavramı" başlıklı makale, Raporun resmî

dile ilişkin değerlendirmelerine eleştiri mahiyetinde kaleme alınmış olup

makalede AB'ye üye olan bazı devletlerin anayasaları mukayeseli olarak

incelenmiştir. Buna göre bir kısım üye devletlerin anayasalarında resmî dile

yer verildiği tespitinde bulunulmuştur. Makalenin sonunda ise F.Y.nin Rapora

ilişkin tepkisi hatırlatılarak F.Y. tarafından verilen tepki şu şekilde

değerlendirilmiştir:

".... 2 Kasım 2004 günü, Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu

Başkanı İbrahim Kaboğlu, yaptığı bir toplantıda Azınlık Raporu'nu medyaya

tanıtmaktaydı ki, Türkiye Kamu-Sen Genel Sekreteri F. Y., raporu kaptığı gibi

parça parça edip hainlerin yüzüne fırlattı. Azınlık Raporu'nu "ihanet

belgesi" olarak niteleyip, "Raporu değil bir defa, bin, on bin, yüz

bin defa karşımıza çıksa yine yırtarız" dedi.

F. Y'nin tavrı, bir vatanseverin, bir

ulusalcının haklı ve cesur tepkisidir. Türkiye'yi parçalamak isteyenlere,

Türkiye'yi işgal etmek isteyenlere, vatanı satanlara ve işbirlikçilerine

şimdilik yapılmış bir uyarıdır. Bundan sonra vatanın savunması, yazıyla, sözle,

hoşgörüyle yapılmayacaktır. Bundan sonra vatanın savunması, hainlerin

anlayacağı dilden yapılacaktır."

23. Davalı tarafından kaleme alınan, 2006 yılında

yayımlanan ve 2007 yılında 6. baskısı yapılan "Avrupa Birliği: Tabuta

Çakılan Son Çivi" isimli kitapta genel olarak Türkiye'nin AB'ye

katılım süreci, AB tarafından hangi sendika, üniversite ve sivil toplum örgütlerine

maddi yardım sağlandığı, AB'ye üyeliğin ulusal egemenliğe ve millî menfaatlere

tesiri ele alınmıştır. Kitabın 703. sayfasında bulunan "Cahil mi Hain

mi?" başlıklı bölümünde yer verilen başvuruya konu ifadeler

"Cahillere Avrupa Anayasalarında Anadil Kavramı" başlıklı

makalede kullanılan yukarıdaki ifadelerle birebir aynı olmakla birlikte, ilgili

bölüm makaleden farklı olarak "Bundan sonra vatanın savunması eylemli

olarak yapılacaktır" şeklindeki cümle ile son bulmaktadır.

24. Davalı tarafından www.kalinka.com.tr isimli

internet adresinde 22/12/2008 tarihinde yayımlanan "Özür Dileyenler"

başlıklı makale, 1915 Olayları nedeniyle başvurucunun da aralarında bulunduğu

bir grup tarafından başlatılan "Ermenilerden Özür Diliyoruz"

kampanyasının eleştirisi bağlamında kaleme alınmıştır. Kampanyaya katılan

kişilerin isimlerine ve bu kişilerin AB'den almış oldukları bağışlara yer

verilen makalenin aşağıda belirtilen kısımlarında başvurucu, kendisine "fahişe"

benzetmesi yapılarak hakarette bulunulduğunu belirtmektedir. Makalenin ilgili

kısmı şöyledir:

"Kendi kendilerine aydın diyen bazı kişiler bir kampanya

başlatmışlar.

1915'de Türkler, sözde Ermeni soykırımı

yapmışlar, şimdi bu kişiler günümüz Ermenilerinden özür diliyorlarmış.

Peki kim bu özür dileyen sözde aydınlar?

Biz konuşmayalım, rakamlar, daha doğrusu

Avrolar konuşsun.

Özür Dileyenler AB'den

Aldıkları Hibeler [1]

...

Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu 193,548,73

Avro

Çağdaş

Yaşamı Destekleme Derneği

...

Paris'in Pigal'inde, Londra'nın

Soho'sunda ve Amsterdam'ın Kırmızı Fenerli sokağında, iletişim kurmak için

yabancı dil bilmeye gerek yoktur.

Aslında çok konuşmaya da gerek yoktur.

İngilizce bir deyim bilin, yeter.

"How much?"

Yani:

"Kaç para?"

Gerisi kendiliğinden gelir.

Türkiye'de Cumhuriyeti yıkmak

isteyenlere, Kemalizm karşıtlarıyla, ABD uşaklarıyla, AB Mandacılarıyla ve

şimdilerde ortaya fırlayan Özür Dileyenlerle uzun uzun tartışmaya hiç gerek

yok.

Kısaca sorun:

ABD'den, Soros'tan ya da AB'den kaç

para?

Gerisi kendiliğinden anlaşılır."

25. Başvurucu tarafından şikâyet edilen ifadelerin

bulunduğu bir diğer makale de "İsrailli Siyonist Korsanlar"

başlıklı makaledir. Anılan makale 7/7/2009 tarihinde www.kalinka.com.tr

isimli internet adresinde yayımlanmıştır. Makalenin konusu 2008 yılında

İsrail'in Filistin'e karadan ve denizden insan ve emtia giriş çıkışı konusunda

getirdiği engellemelerin kaldırılması için on bir ülkenin insan hakları

savunucuları tarafından "Özgür Gazze Hareketi" adı altında bir

oluşuma gidilmesidir. İsrail'in insan hakları savunucuları tarafından

ulaştırılmak istenen insani yardımları engellemesi ve anılan oluşuma dâhil

kişileri gözaltına almasının eleştirildiği makalede, Türkiye'de yaşayan

entelektüeller ile Gazze yardım hareketine katılan kişiler mukayese edilmiştir.

Makalenin ilgili kısmı şöyledir:

".....İsrailli Siyonist korsanların uluslararası sularda ele

geçirdikleri gemide, insan hakları savunucusu yolcular arasında bir de Nobel

ödüllü kişinin olduğunu öğrenince merak ettim. Acaba yolcular arasında bizim

Nobel ödüllü Orhan Pamuk da var mıydı? Her fırsatta 'Biz Türk Aydınları

olarak...' diye ortaya çıkarak kameralar önünde insan hakları savunup

tumturaklı demeçler veren Y.K., Z.L., A.B., Ş.Y. da bu gemide olabilirler

miydi? Sözde kıyımdan dolayı Ermenilerden özür dileyecek kadar pusulayı

şaşırmış, AB Hibecilerinden M.K., Prof. İbrahim Kaboğlu, Prof. A.Y., Prof. H.B,

E.K., E. M., M.A.B., A.A., M.B. ve Mazlumder de 'İnsanlık Ruhu' adlı geminin

yolcuları arasında mıydı? ..."

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

26. 1/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar

Kanunu’nun 49. maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille

başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk

kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren

de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

27. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde

ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür.”

B. Uluslararası Hukuk

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Gündüz/Türkiye

((k.k.), B. No: 59745/00, 13/11/2003) kararında başvurucunun haftalık

bir gazetede dinî bir tarikat hakkında yayımlanan makalede yer alan ve "ılımlı

İslam" hakkındaki görüşlerini içeren ifadeleri nedeniyle suç işlemeye

tahrik suçundan mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini

değerlendirmiştir. Anılan kararda, başvurucunun ifadelerinin şiddete çağrı

niteliğinde olduğu değerlendirmesi yanında söz konusu ifadelerde toplumun

geneli tarafından tanınan bir yazarın isminin açıkça verildiği ve bu durumun

makalenin yayımlanmasıyla beraber söz konusu yazarı tartışmasız biçimde ciddi

bir fiziksel şiddet tehlikesi altında bıraktığı gözönüne alınarak başvurunun

açıkça dayanaktan yoksun olduğuna hükmedilmiştir.

29. Yine haftalık bir dergide yayımlanan ve Türkiye'nin

güneydoğusunda devlet tarafından gerçekleştirilen askerî operasyonları

eleştiren iki okuyucu mektubu nedeniyle mahkûmiyetine karar verilen dergi

sahibinin ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla yaptığı başvuruda da

AİHM tarafından, anılan mektuplarda yer alan ifadelerin şiddeti meşrulaştırdığı

değerlendirmesi yanında bazı şahısların adlarının açıkça verilmesinin onlara

karşı nefreti teşvik edici olduğu ve bu şahısları muhtemel bir fiziksel şiddet

tehlikesi altında bıraktığı vurgulanarak başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal

edilmediğine karar verilmiştir (Sürek/Türkiye (No. 1) [BD] , B. No:

26682/95, 8/7/1999,§ 62).

30. AİHM, başvuru konusu ifadenin belirtildiği bağlamı

yani ifadenin ulaştığı yer ve zamanın arka planını da değerlendirmeye

almaktadır (Karataş/Türkiye [BD], B. No: 23168/94, 8/7/1999, § 51; Leroy/Fransa,

B. No: 36109/03, 2/10/2008, § 38). AİHM, Soulas ve diğerleri/Fransa (B.

No:15948/03, 10/7/2018, §§ 36, 37) kararında, "Avrupa'nın

Sömürgeleşmesi: Göç ve İslam Hakkında Gerçek Söylem" başlıklı kitabın

iki yazarının Avrupa'nın Müslüman göçmen nüfusuyla ilgili sorunların ancak

etnik kökenli bir iç savaş çıkması durumunda çözülebileceği gibi ifadeler de

barındıran anlatımları nedeniyle cezalandırılmalarının ifade özgürlüklerini

ihlal edip etmediğini incelemiştir. AİHM; anılan kararında Fransa'nın yüksek

sayıda Müslüman göçmen nüfusunu topluma entegre etme çabası içinde olduğunu ve

bu süreçte hâlihazırda kolluk güçleri ile anılan nüfusun radikal kesimi

arasında şiddetli çatışmaların yaşandığını ve Fransa'ya özgü sorunları da

değerlendirmeye alarak ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar vermiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 30/5/2019 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Şeref ve

İtibar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

32. Başvurucu, Raporun yayımlanmasının ardından tehditler

aldığını, hâlen polis koruması altında olduğunu, söz konusu kitap ve

makalelerde yer alan ifadelerle hedef hâline getirilerek toplum nezdindeki

saygınlığının ve mesleki itibarının zedelendiğini ileri sürmüş ve tazminat

davasının reddedilmesi nedeniyle devletin şeref ve itibar hakkının korunmasına

ilişkin pozitif yükümlülüklerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

33. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

34. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

"Herkes, ... manevî varlığını

koruma ... hakkına sahiptir."

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan şeref ve itibar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Genel

İlkeler

(1) Bireyin

Şeref ve İtibarının Korunmasında Devletin Pozitif Yükümlülüğü

36. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17.

maddesinde yer alan manevi varlık kapsamında yer almaktadır. Devletin

bireyin manevi varlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibarına üçüncü

kişilerin saldırılarını önlemek şeklinde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır (Adnan

Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33). Şeref ve itibara yönelik

olarak basın ve yayın yolu ile yapılan saldırılara karşı bireyin korunmaması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası ihlal edilmiş olabilir (Kadir

Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, § 36; İlhan Cihaner (2), B.

No: 2013/5574, 30/6/2014, § 42).

37. Şikâyet edilen ifadelerin hedef alınan kişiye karşı

şiddete teşvik edici bir niteliğinin bulunması ve kişiyi ciddi bir şiddet

tehlikesi altında bıraktığının somut olay koşullarında ortaya konulabilmesi

hâlinde devlet harekete geçerek pozitif yükümlülüğünü kullanmalıdır (pozitif

yükümlülüğün tazminat davası yoluyla kullanıldığı kararlar için bkz. İlhan

Cihaner (2), § 47;pozitif yükümlülüğün ceza davası yoluyla

kullanıldığı kararlar için Sinem Hun, B. No: 2013/5356, 8/5/2014, §§

32-34, 40-46; Fetullah Gülen [GK], B. No: 2014/12225, 14/7/2015, §§

33-41, Kaos GL Derneği, B. No: 2014/18891, 23/5/2018, § 36).

38. Şikâyet edilen ifadelerin şiddet çağrısı içerdiğinin

ortaya konulması hâlinde ifadelerde hedef alınan kişinin açıkça ismine yer

verilmesi ise kişilerin şiddete maruz kalma tehlikesini artırıcı bir etkendir

(benzer yönde bir değerlendirme için Kaos GL Derneği,§ 51).

(2) Demokratik

Toplum Düzeninin Bir Gereği Olarak İfade ve Basın Özgürlüğü

39. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan

ifade özgürlüğü ile onun özel güvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa'nın

28. maddesinde yer alan basın özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu

temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için

gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu daha önce pek çok kez ifade etmiştir

(Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 69; Bekir

Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 34-36).Bu bağlamda ifade

özgürlüğü ile basın özgürlüğü herkes için geçerlidir ve demokrasinin işleyişi

için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun, §§ 34-36). Basın özgürlüğünün

kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi, bunlara ilişkin bir kanaat

oluşturması için en iyi araçlardan birini sağladığı açıktır (İlhan Cihaner

(2), § 63).

(3) Basının

Ödev ve Sorumlulukları

40. Ancak Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri sınırsız bir

ifade özgürlüğünü garanti etmemektedir. Anayasa'nın 12. maddesinin "Temel

hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve

sorumluluklarını da ihtiva eder" biçimindeki ikinci fıkrası, kişilerin

sahip oldukları temel hak ve hürriyetleri kullanırken ödev ve sorumluluklarına

da gönderme yapmaktadır. 26. maddenin ikinci fıkrasında yer alan sınırlamalara

uyma yükümlülüğü, ifade özgürlüğünün kullanımına basın için de geçerli olan

bazı görev ve sorumluluklar getirmektedir (basının görev ve

sorumluluklarına ilişkin olarak bkz. Orhan Pala, B. No: 2014/2983,

15/2/2017, § 46; Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567,

22/2/2016, § 89; R.V.Y. A.Ş., B. No: 2013/1429, 14/10/2015, § 35; Fatih

Taş [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, § 67; Önder Balıkçı, B. No:

2014/6009, 15/2/2017, § 43).

41. Bu görev ve sorumluluklar başkalarının şöhret ve

haklarının zarar görme ihtimalinin bulunduğu ve özellikle adı verilen bir

şahsın itibarının söz konusu olduğu durumlarda özel önem arz eder (Orhan

Pala, § 47). Basın özgürlüğü; ilgililerin meslek ahlakına saygı

göstermelerini, doğru ve güvenilir bilgi verecek şekilde ve iyi niyetli olarak

hareket etmelerini zorunlu kılmaktadır.

(4) Çatışan

Haklar Arasında Dengeleme

42. Anayasa Mahkemesi mevcut başvuruya benzer

başvurularda, başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında koruma

altına alınan kişisel itibarın korunmasını isteme hakkı ile şikâyet konusu

haberi yapan kişilerin Anayasa’nın 28. maddesinde güvence altına alınan basın

özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26. maddesinde güvence

altına alınan ifade özgürlüğü arasında adil bir dengenin gözetilip

gözetilmediğini değerlendirmektedir (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184,

16/7/2014, § 27, 41, 52; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503,

27/10/2015, § 49; İlhan Cihaner (2), § 49; Kemal Kılıçdaroğlu, B.

No: 2014/1577, 25/10/2017, §§ 56-58). Bu, soyut bir değerlendirme değildir.

43. Çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için

mevcut olaya uygulanabilecek kriterlerden bazıları şu şekilde sayılabilir:

i. Yayında kamu yararı bulunup bulunmadığı, yayının genel

yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı

ii. Toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup

olmadığı

iii. Düşünce açıklamasının yayımlanma şartları

iv. Düşünce açıklamasının konusu, kullanılan ifadelerin

türü, yayımın içeriği, şekli ve sonuçları

v. Basın özgürlüğünün korumasından faydalanan kişilerin

meslek ahlakına saygı gösterip göstermedikleri, doğru ve güvenilir bilgi

verecek şekilde ve iyi niyetli olarak hareket edip etmedikleri

vi. Düşünce açıklamasında yer alan ifadelerin kim

tarafından dile getirildiği

vii. Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük derecesi

ile ilgili kişinin önceki davranışları

viii. Kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler

karşısında sahip oldukları hakların ağırlığı

44. Anayasa Mahkemesi başvurunun koşullarına göre

bazıları yukarıda sayılan kriterlerin gerektiği gibi değerlendirilip

değerlendirilmediğini denetler (Nilgün Halloran, § 44; Ergün Poyraz

(2), § 56; Kadir Sağdıç, §§ 58-66; İlhan Cihaner (2), §§

66-73). Bunun için başvurucuya yönelik haberlerin -yayımlandığı bağlamdan

kopartılmaksızın- olayın bütünselliği içinde değerlendirilmesi gerekir (Nilgün

Halloran, § 52; Önder Balıkçı, § 45). Başvurucunun kişisel itibarın

korunmasını isteme hakkının gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya

konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile korunmaması Anayasa'nın 17.

maddesini ihlal edecektir.

45. Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi; siyasetçilerin,

kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri

işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve

bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman

vurgulamıştır(siyasetçilerle ilgili olarak bkz. Ergün Poyraz (2), § 58;

kamusal yetki kullanan görevlilerle ilgili olarak bkz. Nilgün Halloran,

§ 45; tanınan bir Cumhuriyet başsavcısı ile ilgili olarak bkz. İlhan Cihaner

(2), § 82; tanınan ve siyasete hazırlanan bir kamu görevlisi ile ilgili

olarak bkz. Önder Balıkçı, § 42).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

46. Başvurucunun bireysel başvuru formunda, yukarıda yer

verilen ifadeler (bkz. §§ 22-25) dışında başka ifadelerden de şikâyet ettiği

anlaşılmaktadır. Ancak başvurucunun imkânı olmasına rağmen bu ifadeleri temyiz

aşamasında ileri sürmediği tespit edilmiştir. Yine temyiz dilekçesine konu

edilen ifadelerin bir kısmına bireysel başvuru formunda aynen yer verilmediği

de görülmektedir. Bu tespitler ışığında bireysel başvuru incelemesi yalnızca

hem temyiz dilekçesinde ileri sürülen hem de bireysel başvuru formuna konu

edilen aşağıdaki ifadeler yönünden yapılacaktır.

47. Eldeki başvurunun çözümlenmesinde dikkate alınması

gereken başlıca yönlerden biri başvurucunun toplumsal konumudur. Başvurucu

insan hakları konusunda çalışan bir hukuk profesörüdür. Başvurucu ayrıca

2004-2005 yılları arasında Başbakanlık Danışma Kurulunda başkan sıfatı ile

görev yapmıştır. Başvurucu, Başbakanlık Danışma Kuruluna atanmasından önce de

akademik camiada tanınılırlığı yüksek bir hukukçu olmakla birlikte söz konusu

atamanın başvurucunun kamuoyu nezdinde tanınılırlığını artırdığına şüphe

bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurucu, Başbakanlık Danışma Kurulu başkanı

olarak kamusal yetkiler kullanan bir kişi değildir. Ayrıca başvurucu

eleştirilere konu edilen düşüncelerini belirli bir toplumsal kesimi temsil eden

bir siyasetçi olarak da dile getirmemiştir. O hâlde kendisine yönelik kabul

edilebilir eleştiri düzeyinin belirlenmesinde başvurucunun bu statüsü ve

tanınılırlık düzeyi gözönünde bulundurulacaktır.

48. Başvuruya konu bazı ifadelerin geçtiği "İsrailli

Siyonist Korsanlar" (bkz. § 25) ve "Özür Dileyenler"

(bkz. § 24) başlıklı makalelerde yer alan "Özür Dileyen" (bkz.

§ 24), "Sözde kıyımdan dolayı Ermenilerden özür dileyecek kadar

pusulayı şaşırmış"(bkz. § 25) "AB'den Aldıkları Hibeler"

(bkz. § 24), "AB hibecilerinden" (bkz. § 25) şeklindeki

ifadeler -bağlamları da dikkate alındığında- değer yargısı niteliğinde olan

ifadelerdir. Başvuruya konu makalelerin kamuoyunda yoğun şekilde tartışmaların

yürütüldüğü (arka planda bilgisi verilen olaylar için bkz. §§ 14, 21)

sırada kaleme alındığı anlaşılmaktadır.

49. Her ne kadar davalı tarafından eserlerinde kışkırtıcı

bir dil benimsenmiş ise de demokratik toplumlarda ifade özgürlüğünün incitici,

şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceleri de kapsadığına şüphe

yoktur. Yine başvurucunun toplumsal hassasiyet ve ilginin olduğu alanlarda

kanaatlerini kamuya duyurmaktan kaçınmadığı gözetildiğinde başvurucunun

kendisinin de eleştirilere katlanma yükümlülüğü altına gireceğine şüphe

bulunmamaktadır.

"Cahillere Avrupa Anayasalarında Anadil Kavramı"

Başlıklı Makale

50. Başvurucu, 2004 yılında yayımlanan ve Rapora ilişkin

eleştirilerin yer aldığı "Cahillere Avrupa Anayasalarında Anadil

Kavramı" başlıklı makalede yer alan ifadelerin de kendisini hedef

hâline getirdiğini ileri sürmüştür. Söz konusu makale daha sonra ilk baskısı

2006 yılında yapılan "Avrupa Birliği: Tabuta Çakılan Son Çivi"

isimli kitabın 703-705. sayfalarında da yayımlanmıştır.

51. Yayımlandığı dönemde "Türkiyelilik"

üst kimliği çerçevesinde vatandaşlık tarifini Anayasa'dan farklı yapması, resmî

dil konusundaki önerileri ve azınlık tanımına yaklaşımı sebebi ile söz konusu

Rapor yoğun eleştirilere konu edilmiştir (bkz. §§ 17-20). Bu bağlamda makalenin

anılan konularla ilgili kamusal bir tartışmada görüş bildirme amacının olduğu

kabul edilmelidir.

52. Öte yandan bir yayın türü olarak kitabın okuyucu kitlesinin

diğer kitle iletişim araçlarına kıyasla çok daha dar (Fatih Taş, § 107)

olduğu kabul edilse bile aynı yazının davalının gündeme dair görüşlerini

yansıtmak amacıyla kullandığı şahsi internet adresinde de yayımlandığı

hatırlanmalıdır. Şüphesiz ki internet mecrasına ulaşım, diğer birçok

basın-yayın organlarına nazaran daha kolaydır (Kaos GL Derneği, § 51).

Dolayısıyla söz konusu ifadelerin geniş bir okuyucu kitlesine ulaşma

kapasitesine sahip olduğu aşikârdır.

53. Öncelikle başvuruya konu "Cahillere Avrupa

Anayasalarında Anadil Kavramı" başlıklı makalenin yayımlandığı sırada

başvurucunun Başbakanlık Danışma Kurulunca yayımlanan Rapor sebebiyle polis

koruması altında olduğunun gözönünde bulundurulması gerekmektedir.

54. İkinci olarak söz konusu makalede yer verilen

ifadeler dikkatli bir şekilde ele alınmalıdır. Davalı, F.Y. isimli kişinin

davalının "ihanet belgesi" olarak kabul ettiği Azınlık

Raporu'nu "parça parça" yaparak "işbirlikçi"

olarak nitelendirdiği başvurucunun yüzüne fırlatmasını (bkz. § 22) övmektedir.

Davalı, söz konusu eylemin "işbirlikçilere şimdilik yapılmış bir uyarı"

olduğunu belirttikten sonra "Bundan sonra vatanın savunulması, [s]adece

yazıyla, sözle, eleştiriyle yapılmayacaktır" diyerek F.Y.nin eylemini

aşan tepkiler için çağrıda bulunmaktadır. Davalının kullandığı bu ifadeler,

makalede kullanılan "Vatanın savunması hainlerin anlayacağı dilden

yapılacaktır" (bkz. § 22) şeklindeki ifade ve kitapta yer verilen "Bundan

sonra vatanın savunulması, eylemli olarak yapılacaktır" (bkz. § 23)

şeklindeki ifade ile birlikte bir bütün olarak ele alındığında belli çevrelerce

aşina olunan abartılı bir anlatım biçimine ait kabul edilebilir. Ancak

özellikle makalenin internette yayımlanması dolayısıyla ulaşabileceği kitlenin

genişliği dikkate alındığında kullanılan mübalağalı ifadelerin söz konusu dile

nispeten hâkim olmayan bazı kişilerce rahatlıkla doğrudan veya dolaylı şiddet

çağrısı olarak algılanma ihtimalinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.

55. Ayrıca başvuru konusu ifadelerde başvurucunun açıkça

adına da yer verildiği görülmektedir. Şüphe yok ki ifadelerde hedef alınan

kişinin açıkça adına yer verilmesi başlı başına kişilerin şiddete maruz kalma

tehlikesini artırabilir. Bu duruma ek olarak özellikle makalenin toplumda Rapor

sebebi ile gerginliğin devam ettiği bir dönemde yayımlanmış olduğu, bu

periyotta başvurucunun bu nedenle tehditlere maruz kaldığı ve polis korumasında

olduğu da dikkate alındığında başvurucunun maruz kalması muhtemel şiddet

riskinin daha da artığına şüphe bulunmamaktadır.

56. Tüm bunların yanı sıra bireyin kendini

gerçekleştirmesi ve içinde bulunduğu topluma katkı sağlaması ancak demokratik

toplumda mümkündür. Bilgiye ve başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme,

düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya

başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme gibi birçok

unsuru içerisinde barındıran ifade özgürlüğü demokratik toplumun gelişmesi ve

kurumsallaşmasında en önemli temel haklardan biridir. İfade özgürlüğünün

toplumun diğer bireylerinin yahut bizzat devletin mevcut veya olası

müdahalelerinden özel olarak korunması ihtiyacı tam da demokrasi ve ifade

özgürlüğü arasındaki bu kuvvetli bağdan kaynaklanmaktadır.

57. Bu sebeplerle bireyin hak ve özgürlüklerinin sadece

devlete ya da topluluklara karşı değil herkese karşı hukuk düzenlerince

korunması gerekmektedir. Devletin sadece hakları teorik olarak koruma altına

alması elbette yeterli değildir. Devlet aynı zamanda kişilerin temel haklarını

korumak amacıyla pozitif yararlar sağlayan bir mekanizma olarak da işlev

görmelidir (ifade özgürlüğü alanında devletin pozitif yükümlülüğüne işaret eden

bir karar için bkz. Bizim Fm Radyo Yayıncılığı ve Reklamcılık A.Ş. [GK],

B. No: 2014/11028, 18/10/2017, §§ 56, 57).

58. Daha önce de belirtildiği üzere kendisine yönelik

eleştirilere ve şiddetli itirazlara başvurucunun katlanma eşiğinin

belirlenmesinde başvurucunun toplumsal konumundaki ayırt edici özelliklerinin

belirleyici olduğu düşünülmüştür (bkz. § 9).

59. Bu noktanın, eldeki başvurunun değerlendirilmesinde

dikkate alınması gereken önemli bir olgu olduğunun altı çizilmelidir.

Başvurucu, Başbakanlık tarafından akademisyen kimliği dikkate alınarak

Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı olarak görevlendirilmiştir.

Başvurucunun itibarına yönelik saldırının, Başbakanlık Danışma Kurulunun

bünyesinde bulunan ve kendisinin de üyesi olduğu Azınlık Hakları ve Kültürel

Haklar Çalışma Grubu tarafından hazırlanan akademik raporda açıklanan

düşünceleri ile doğrudan bağlantılı olduğu görülmektedir.

60. Mevcut başvurunun koşullarında söz konusu

saldırıların, yaşamına veya fiziksel bütünlüğüne yönelik tehditlerin ve

aşağılamaların başvurucunun entelektüel kişiliği üzerinde baskı oluşturacağı,

onun ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki yaratacağı kabul edilmelidir.

Üstelik açıkladığı düşünceleri nedeniyle saldırıya uğrayan başvurucunun -bir

akademisyen olarak toplumsal tansiyonun yüksek olduğu alanlarda da çalıştığı

gözetildiğinde- şeref ve itibarına yönelik müdahalelere karşı uygun ve ölçülü

yargısal tepki verilmemesi hâlinde bundan sonra da benzer saldırılara uğrama

ihtimali artacaktır.

61. Son olarak ilk derece mahkemesi takdirini başvuru

konusu ifadelerin katlanılabilir eleştiri düzeyinde kaldığı yönünde kullanılmıştır.

Bununla beraber Anayasa Mahkemesinin yukarıdaki açıklamaları ışığında ilk

derece mahkemesinin başka hiçbir değerlendirme yapmadığı da gözönüne

alındığında kararındaki gerekçenin ilgili ve yeterli olduğu kabul edilmemiştir.

62. Tüm bu değerlendirmeler ışığında yargı mercilerinin

farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir paylarını Anayasa'nın 17.

maddesinin birinci fıkrasında yer alan pozitif yükümlülüklere uygun

kullanmadıkları sonucuna varılmıştır. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan şeref ve itibar hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Burhan ÜSTÜN bu görüşe

katılmamışlardır.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

63. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

64. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §

26) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat

Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine

ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini

tartışmıştır.

65. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat

Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta

ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu

tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat

Yüksel, §§ 35, 36).

66. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu

karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

68. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) fıkranın

ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

69. Başvurucu, ihlalin tespiti ile tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

70. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin uygulanmasına

ilişkin kabul edilen ilkeler için bkz. Mehmet Doğan ( [GK] B. No:

2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60).

71. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §

55).

72. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi

gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya

yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun

giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan,

§ 57).

73. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi

İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural

olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak

üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet

Doğan, § 58).

74. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit

edildiği hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir

derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

75. Anayasa Mahkemesi; başvuru konusu ifadelerin

katlanılabilir eleştiri düzeyinde kaldığı yönündeki derece mahkemesi

değerlendirmesinin ilgili ve yeterli bir gerekçe içermediği, derece mahkemesi

kararında başvurucunun şeref ve itibar hakkı ile davalının ifade özgürlüğü

arasında adil bir denge kurulamadığı, bu nedenle şeref ve itibar hakkının

devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.

76. Bu durumda şeref ve itibar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un

50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken

iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet

ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın

bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 9. Asliye Hukuk

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

77. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 5.500 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

78. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve

2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişinin şeref ve itibar hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence

altına alınan şeref ve itibar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR ve

Burhan ÜSTÜN'ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin şeref ve itibar hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2013/442, K.2014/115)

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 5.500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 30/5/2019 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Bir akademisyen olan başvurucunun toplumun büyük

çoğunluğunun hassas olduğu Ermeni Tehciri sorunu, azınlıklar, Kürt sorunu ve

ayrılıkçı terörle mücadele gibi konulardaki görüş ve düşüncelerini “Azınlık

Raporu”, “Özür Diliyoruz Kampanyası”, “Akademisyenler Bildirisi” gibi değişik

platformlarda dile getirdiği, toplumun genel değer yargıları karşısında

sarsıcı, tepki çekici, şok edici mahiyette olsa da ifade özgürlüğü çerçevesinde

ele alınabilecek bu görüş ve düşünceler üzerine özellikle bir kısım görsel ve yazılı

basın ile medya mensuplarının bu görüş ve düşüncelere karşı çıkma, ağır

eleştiri yapma şeklinde değer yargılarını dile getirdikleri, bu kitap ve

değerlendirmeleri aynı şekilde ifade ve basın özgürlükleri çerçevesinde

değerlendirilmesi gerektiği, nitekim derece mahkemelerinin de bu yönde bir

kabulle açılan tazminat davasını reddettikleri, anılan karşı görüş ve ağır

eleştirilerin bağlamından koparılmadan bir bütün olarak değerlendirilmesi

gerektiği, dolayısiyle derece mahkemelerinin başvurucunun ifade hürriyeti ile

onu eleştiren basın mensupları ve diğer görüş sahiplerinin ifade ve basın

hürriyetleri arasında uygun bir dengeleme yaptığı ve sonuca gittikleri, sonuç

itibariyle başvurucunun şeref ve itibar hakkının ihlâl edildiğinin

söylenemeyeceği kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına

katılamadık.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Engin YILDIRIM

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Recep KÖMÜRCÜ

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Fatma Gülbin ÖZCÜRE

Başvurucu

:

İbrahim Özden KABOĞLU

Vekili

:

Av. Tuncer ÖZYAVUZ

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Burhan ÜSTÜN

Atıf: Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2015/18503, T. 30.05.2019, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-genel-kurul-2015-18503-basvuru-30-05-2019-de4bba6cee35