Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/4484, 11.01.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2014/4484
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

NURIA TAPIAS GEMİSİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/4484)

Karar Tarihi: 11/1/2017

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, idari para cezasının yargı kararıyla iptal

edilmesinin ardından ödenen cezanın faiziyle iadesi istemiyle yapılan

başvurunun reddi üzerine açılan davanın süre aşımı yönünden reddedilmesi

nedeniyle Mahkeme kararının uygulanmadığı belirtilerek adil yargılanma hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/3/2014 tarihinde Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 27/2/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 4/1/2016 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvurunun belgelerinin bir örneği görüş bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 3/3/2016 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

11/3/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 21/3/2016 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu Nuria Tapias

isimli gemiye denizi kirlettiği gerekçesiyle 71.429,08 TL idari para cezası

uygulanmış ve24/10/2002 tarihinde ceza ödenmiştir.

9. Anılan cezanın iptali istemiyle başvurucu tarafından açılan

davada Adana 1. İdare Mahkemesi 30/9/2009 tarihli ve E.2009/1150, K.2009/1120

sayılı kararıyla"3506 sayılı Yasa

uyarınca en fazla 14.285,81 TL idari para cezası verilebileceğinden idarece

71.429,08 TL para cezası verilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık

bulunmadığı" gerekçesiyle işlemin iptaline karar vermiştir.

10. Bu karar; 18/11/2009 tarihinde davalı Ceyhan Kaymakamlığına

(Kaymakamlık), 19/11/2009 tarihinde de başvurucuya tebliğ edilmiş ve kanun

yollarına başvurulmaksızın kesinleşmiştir.

11. Başvurucu yargı kararıyla iptal edilen ve ödemiş olduğu

cezanın faiziyle birlikte iadesi istemiyle 12/11/2010 tarihinde Kaymakamlığa

başvurmuş, Kaymakamlık 2/12/2010 tarihli ve 3495 sayılı işlemle anılan Mahkeme

kararına göre belirlenen 57.143,26TL'nin iadesi için Çevre ve Orman Bakanlığı

Finansman Başkanlığına başvurulması gerektiğini belirterek istemi reddetmiştir.

12. Başvurucu 2/12/2010 tarihli Kaymakamlık işleminin 9/12/2010

tarihinde öğrenildiğini belirterek yargı kararıyla iptal edilmiş olan söz

konusu 71.429,08 TL tutarındaki idari

para cezasının yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesi istemiyle 23/12/2010

tarihinde dava açmış; Adana 2. İdare Mahkemesi 25/1/2011 tarihli ve E.2010/2022,

K.2011/41 sayılı kararıyla davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir. Kararın

gerekçesi şöyledir:

"2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 7/1. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre

gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu;

11. maddesinde, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin

kaldırılmasının, geri alınmasının, değiştirilmesinin veya yeni bir işlem tesis

edilmesinin üst makamdan, üst makam yoksa işlemi tesis etmiş olan makamdan

idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurunun, işlemeye başlamış

olan idari dava açma süresini durduracağı, başvuruya altmış gün içinde cevap

verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya

reddedilmiş sayılması durumunda ise dava açma süresinin yeniden işlemeye

başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçen sürenin de hesaba katılacağı; 12.

maddesinde ise, ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya

tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri

gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu

husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın

tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra

tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri, bu

halde de ilgililerin 11 inci madde uyarınca idareye başvurma haklarının saklı

olduğu hükme bağlanmıştır.

Dava dosyası ile Adana 1. İdare Mahkemesinin

E:2009/1150 sayılı dosyasının birlikte incelenmesinden; davacı şirketin

acenteliğini yaptığı İspanya Bayraklı "Nuria Tapias" adlı geminin deniz kirliliğine sebebiyet

verdiği gerekçesiyle 2872 sayılı Çevre Kanununun 8. maddesi uyarınca verilen

71.429,08 TL idari para cezasının 24.10.2002 tarihinde ödendiği, söz konusu

cezanın iptali istemiyle açılan dava neticesinde, Adana 1. İdare Mahkemesinin

22.09.2006 tarih ve E:2006/2886, K:2006/2142 sayılı kararıyla davanın reddinekarar verildiği, bahsi geçen kararın temyiz edilmesi

sonucu Danıştay 6. Dairesinin 21.04.2009 tarih ve E:2007/3877, K:2009/4459

sayılı kararıyla bozulması üzerine, Adana 1. İdare Mahkemesinin 30.09.2009

tarih ve E:2009/1150, K:2009/1120 sayılı kararıyla bozma kararına uyularak para

cezasının iptaline karar verildiği, davacıya 19.11.2009, davalı idareye ise

18.11.2009tarihinde tebliğ edilen bu kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği,

davacı şirketin 24.10.2002 tarihinde ödenen 71.429,08 TL para cezasının

taraflarına ödenmesi istemiyle 12.11.2010 tarihinde yaptığı başvurusunun Ceyhan

Kaymakamlığının 02.12.2010 tarihli işlemiyle reddi üzerine, 24.10.2002

tarihinde ödenen 71.429,08 TL para cezasının ödeme tarihinden itibaren

işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle

[23/12/2010 tarihinde Mersin İdare Mahkemesine verilen dilekçe ile] 12.01.2011

tarihinde bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Olayda, yukarıda hükmüne yer verilen 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddesinde de belirtildiği üzere,

ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla ilk önce iptal

davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine tam yargı davası

açabilecekleri açık olmakla birlikte, açılacak bu davanın, bu husustaki kararın

veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliğinden

itibaren dava açma süresi içinde açılması gerektiği de kuşkusuzdur.

Bu itibarla, davacı şirketin, 2872 sayılı

Çevre Kanununun 8. maddesi uyarınca verilen 71.429,08 TL para cezasının iptali

istemiyle açtığı dava neticesinde, para cezasının iptaline ilişkin Adana 1.

İdare Mahkemesinin 30.09.2009 tarih ve E:2009/1150, K:2009/1120 sayılı

kararının davacıya 19.11.2009 tarihinde, davalı idareye ise 18.11.2009tarihinde

tebliğ edildiği ve temyiz edilmeksizin kesinleştiği, söz konusu kararın

davacıya tebliğinden itibaren 60 gün içerisinde dava açılması ya da aynı süre

içerisinde 2577 sayılı Yasanın 11. maddesi uyarınca davalı idareye başvurulması

gerekirken, bu süre geçtikten çok sonra dava açma süresini ihya etmeyen

12.11.2010 tarihli başvurunun reddi üzerine 12.01.2011 tarihinde açılan davanın

süre aşımı yönünden incelenmesine olanak bulunmamaktadır."

13. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 28/11/2012 tarihli ve E.2011/11493,

K.2012/8824 sayılı kararıyla onanmış; karar düzeltme istemi aynı Dairenin

9/1/2014 tarihli ve E.2013/2744, K.2014/686 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

14. Karar 28/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 28/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 7. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı

süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare

mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.

2. Bu süreler;

a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin

yapıldığı,

…

Tarihi izleyen günden başlar."

17. 2577 sayılıKanun’un 10. maddesi

şöyledir:

"1. İlgililer, haklarında idari davaya

konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara

başvurabilirler.

2. (Değişik: 10/6/1994 -

4001/5 md.) Altmış gün içinde bir cevap verilmezse

istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren

dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya,

idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde

idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı,isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi,

kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak,

bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması

veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra

yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış

gün içinde dava açabilirler."

18. 2577 sayılıKanun’un 11. maddesi

şöyledir:

“1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan

önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir

işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan,

idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan

idari dava açma süresini durdurur.

2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse

istek reddedilmiş sayılır.

3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması

halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar

geçmiş süre de hesaba katılır.”

19. 2577 sayılıKanun’un 12. maddesi

şöyledir:

“İlgililer haklarını ihlal eden bir idari

işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine

doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte

açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması

üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde

verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan

dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası

açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci

madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.”

20. 2577 sayılıKanun’un28. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve

vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının

icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya

mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz

günü geçemez. Ancak, ancak disiplin hükümleri saklıdır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 11/1/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu; yargı kararlarının uygulanmasının anayasal bir

zorunluluk olduğunu, lehine verilmiş yargı kararı uyarınca idarenin haksız yere

aldığı para cezası tutarını otuz gün içinde iade etmesi gerekirken ödeme

yapmadığını, yargı kararının uygulanmaması üzerine açtığı davanın süre aşımı

yönünden reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek Anayasa’nın 36.

maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun temel şikâyeti, yargı kararıyla

iptal edilen cezai işlem nedeniyle ödediği paranın faiziyle birlikte kendisine

iade edilmemesi üzerine açtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi

olup bu şikayetin mahkemeye erişim hakkı kapsamında

yargı kararının icra edilmemesi yönünden incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

25. Başvurucu, lehine verilmiş yargı kararı uyarınca idarenin

haksız yere aldığı para cezası tutarını otuz gün içinde iade etmesinin anayasal

bir zorunluluk olduğu hâlde ödeme yapmadığını, yargı kararının uygulanmaması

üzerine yaptığı başvururun reddedilmesinin ardından

açtığı davanın süre aşımı yönünden reddedilmesinin ise hukuka aykırı olduğunu

belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

26. Bakanlık görüşünde, başvurucunun dile getirdiği şikâyetlerin

Anayasa’nın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.

maddesine ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları ışığında

yorumlanması gerektiği belirtilmiş; bu çerçevede AİHM ve Anayasa Mahkemesi

içtihatlarına yer verilmiştir.

27. Başvurucu, Bakanlık görüşüne verdiği cevapta emsal AİHM

kararlarında idarenin aleyhine verilen kararı infaz etmek için kendiliğinden ve

öngörülen zamanda hareket etme etme zorunluluğu

bulunduğunu belirterek başvurusunun kabulüne karar verilmesini istemiştir.

28. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

29. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü,

diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda

toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme,

haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma

hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada

bulunma hakkını değil yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir

haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010). Bu bağlamda yasama ve yürütme

organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu ve bu

organlarla idarenin, mahkeme kararlarının yerine getirilmesini

geciktiremeyeceklerini ifade eden Anayasa'nın 138. maddesinin de gözetilmesi

gerektiği açıktır.

30. Bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme, mahkemece verilen

kararın uygulanmasını isteme, yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan hak arama

hürriyetinin olmazsa olmaz koşuludur. Hak arama özgürlüğünün bir gereği olan

mahkemeye erişim hakkı, yargılama sonunda verilen kararın etkili bir şekilde

aynen ve gecikmeksizin uygulanmasını da gerektirmektedir (AYM, E.2014/92,

K.2016/6, 28/1/2016, § 109).

31. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde kararların icrasından açıkça bahsedilmemekle birlikte AİHM,

mahkemeye erişim hakkından yola çıkarak yargı kararlarının icra edilmesi

hakkını adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmektedir.

AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve

aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da

kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın

sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir

anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan,

B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40).

32. AİHM, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının, lehine

karar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda

Sözleşme'nin 6. maddesinin teminat altına aldığı mahkemeye erişim hakkının bir

anlam ifade etmeyeceğini vurgulamaktadır. Hangi yargı makamı verirse versin

hükmün infaz edilmesi, 6. madde kapsamında “dava”nın tamamlayıcı

unsuru olarak değerlendirilmelidir (Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 34).

33. Davaya taraf olan kişinin etkin korunması ve hukuka

uygunluğun sağlanması, idarenin kendisi hakkında verilebilecek nihai yargı

kararlarına uymasını gerektirmektedir. İdare; yargı kararını uygulamayı

reddediyor, ihmal ediyor ya da onu uygulamayı geciktiriyorsa bu durumda davada

taraf olan kişinin davanın safahatı süresince yararlandığı Sözleşme’nin 6.

maddesinde öngörülen teminatlar her türlü varlık nedenini kaybetmektedir (Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye, B.

No: 6334/05, 23/10/2012, § 115).

34. Öte yandan dava açma ya da kanun yollarına başvuru için

belli sürelerin öngörülmesi -bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde

kısa olmadıkça- hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim

hakkına aykırılık oluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça

hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya da hatalı hesaplanması nedeniyle

kişiler dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekir (Garanti Bankası A.Ş., B. No: 2013/4553,

16/4/2015, § 42).

35. Bununla birlikte AİHM, süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin

usul koşulları birden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye

erişim hakkı kapsamında bireylerin dava açma haklarını engelleyecek şekilde

katı bir yoruma tabi tutulmaması veya söz konusu koşulların katı bir biçimde

uygulanmaması gerektiğini ifade etmiştir (Beles/Çek Cumhuriyeti, B. No: 47273/99, 12/11/2002, § 51; Tricard/Fransa, B. No: 40472/98, 10/7/2001, §

33). Mahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını

ihlal edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından

düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı

esneklikten kaçınmalıdırlar (Walchli/Fransa,

B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).

36. Başvuru konusu olayda, denizi kirlettiğinden bahisle verilen

idari para cezasının iptali istemiyle başvurucu tarafından açılan davada İlk

Derece Mahkemesi 30/9/2009 tarihinde iptal kararı vermiş ve karar

kesinleşmiştir. Başvurucu 12/11/2010 tarihinde Kaymakamlığa başvuru yaparak

ödediği para cezasının Mahkeme kararı uyarınca tarafına iadesini talep

etmiştir. Kaymakamlıkça Mahkeme kararına göre belirlenen 57.143,26 TL'nin

iadesi için Çevre ve Orman Bakanlığı Finansman Başkanlığına başvurulması

gerektiği belirtilerek istemin reddedilmesi üzerine başvurucu 71.429,08 TL

tutarındaki idari para cezasının

yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle dava

açmıştır.

37. Adana 2. İdare Mahkemesi ise 2577 sayılı Kanun'un 12.

maddesi uyarınca idari işlem dolayısıyla iptal ve tam yargı davalarının

birlikte açılabileceği gibi önce iptal davasının açılarak bu davanın karara

bağlanması üzerine kararın veya karara karşı kanun yollarına başvurulması

üzerine verilecek kararın tebliğinden itibaren dava açma süresi içinde doğrudan

yahutidareye başvuru yapılarak idarenin verdiği

cevaptan sonra kalan dava açma süresi içinde de tam yargı davası

açılabileceğinin düzenlendiği olayda ise para cezasına konu idari işlemi iptal

eden Mahkeme kararının 19/11/2009 tarihinde başvurucuya tebliğ edildiği ve

karara karşı kanun yoluna başvurulmadığı, bu nedenle 19/11/2009 tarihinden

itibaren altmış günlükdava açma süresinden çok sonra

12/11/2010 tarihinde yapılan başvuru üzerine açılan davada süre aşımı bulunduğu

gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş; karar, kanun yollarından geçerek

kesinleşmiştir.

38. Derece Mahkemesi söz konusu olayı, idari işlem nedeniyle

uğranılan zararın tazminiistemiyle açılan tam yargı

davası gibi değerlendirerek davada 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesini uygulamış

ve davanın bu maddede öngörülen süre koşuluna göre açılmadığı gerekçesiyle

davayı reddetmiştir. Ancak başvurucu, idareden söz konusu cezai işlemin

iptaline ilişkin olan Adana 1. İdare Mahkemesinin kararının icrasını talep

ederek ödediği ve yargı kararıyla iptal edilen para cezasının faiziyle birlikte

kendisine iade edilmesini istemiştir.

39. Anayasa'nın 138. maddesinde mahkeme kararlarına uyma, bu

kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama ve yürütme organları

ile idare makamları lehine herhangi bir istisnai kurala yer verilmemiştir.

Yargı kararlarının ilgili kamu otoritelerince zamanında yerine getirilmediği

bir devlette, bireylerin yargı kararıyla kendilerine sağlanan hak ve

özgürlükleri tam anlamıyla kullanabilmesi mümkün olmaz. Dolayısıyla devlet,

yargı kararlarının zamanında yerine getirilmesini sağlayarak bireyler aleyhine

oluşabilecek hak kayıplarını engellemekle ve bu yolla bireylerin kamu

otoritelerine ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını korumakla

yükümlüdür. Bu sebeple hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir devlette,

bireylerin kamu otoritesi ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını koruma

adına vazgeçilemez bir görev ifa eden yargı kararlarının zamanında yerine

getirilmeyerek sonuçsuz bırakılması kabul edilemez (Arman Mazman, B. No: 2013/1752,

26/6/2014, § 61).

40. 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde idari yargı organlarınca

verilen esas ve yürütmenin durdurulması kararlarının icaplarına göre idarenin

gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu

belirtilmiş ve bu sürenin kararın idareye tebliğinden başlayarak hiçbir şekilde

otuz günü geçemeyeceği kural altına alınmıştır.

41. Kural olarak mahkeme kararlarının uygulanması, ilam

zamanaşımı dolmadığı sürece her zaman talep edilebilir. Bu yöndeki bir talebe

rağmen mahkeme kararı uygulanmamışsa olumsuz kamu gücü işleminden kaynaklanan

bir süregelen ihlalden söz edilebilir (Ahmet

Yıldırım, B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 29).

42. Danıştay içtihatlarında da lehine ilam olan ilgilinin ilamın

kendisine tebliğinden itibaren on yıl içinde idareye başvurarak ilam

gereklerinin yerine getirilmesini isteyebileceği, on yıllık sürenin idareye

başvuru süresi olup dava açma süresi olmadığı, buna göre yargı kararının

gereğinin yerine getirilmesi isteminin on yıllık süre içinde idareden

istenebileceği ve idarece açık veya örtülü (zımni) olarak reddedilmesi üzerine

davanın altmış gün içinde açılabileceği belirtilmiştir. Örneğin Danıştay İdari

Dava Daireleri Kurulunun 3/2/2016 tarihli ve E.2014/3926, K.2016/132 sayılı

kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Yargı kararlarının uygulanmaması ya da

geç uygulanması nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıklar üzerine açılacak davaların

tabi olacağı süre konusunda 2577 sayılı Kanun'da özel bir düzenleme

bulunmamaktadır.

Öte yandan, 2577 sayılı Kanun'un 28.

maddesinde yer alan ve idarenin yargı kararlarının icaplarına göre en geç otuz gün

içinde işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu yolundaki

hükmün, otuz günlük sürenin geçirilmesi ve ilgililerin bu sürenin geçirilmesi

üzerine hemen tekrar yargı yoluna başvurmaması durumunda idareleri kararı

uygulama zorunluluğundan kurtarmayacağı da açıktır.

Bu konuda açılacak davalarda, ayrık durumlar

dışında genel zamanaşımı süresinin esas alınması ve lehine ilam olan ilgilinin,

ilamın kendisine tebliğinden itibaren 10 yıl içinde idareye başvurarak ilam

gereklerinin yerine getirilmesini isteyebileceği kabul edilmelidir. Söz konusu

10 yıllık süre, idareye başvuru süresi olup, dava açma süresi değildir.

Dolayısıyla, başvurmadan sonraki durumu, 2577 sayılı Kanunun 10. ve 7.

maddeleri kapsamında değerlendirmek gerekmektedir. Buna göre, yargı kararının

gereğinin yerine getirilmesi isteminin idarece açık veya kapalı (zımni) olarak

reddedilmesi üzerine, davanın altmış gün içinde açılması zorunludur. "

43. Öte yandan iptal kararlarının nasıl uygulanacağı veya tam

anlamıyla uygulanıp uygulanmadığına ilişkin ihtilaf bulunması hâlinde bu

ihtilafın öncelikle derece mahkemeleri tarafından çözümlenmesi esas olup

Anayasa Mahkemesinin buradaki görevi ise derece mahkemelerinin çözümünün

Anayasa'da güvence altına alınan hakları ihlal edip etmediğinin tespitiyle

sınırlıdır. Somut olayda da idari para cezasının iptaline ilişkin kararın

uygulanması istemiyle yapılan başvuruya verilen idari cevabı hukuken

değerlendirmek ve söz konusu iptal kararının nasıl uygulanması gerektiğini

göstermek öncelikle derece mahkemelerinin görevidir.

44. İncelenen başvuru, Derece Mahkemelerinin önündeki uyuşmazlık

kesinleşmiş bir yargı kararının uygulanmadığı iddiasından kaynaklanmaktadır.

Başvurucu, söz konusu iptal kararının uygulanmasını on yıllık genel zamanaşamı süresi içinde idareden istemiş ve idarece

verilen cevabın tebliğinin ardından altmış günlük dava açma süresi içinde

davasını açmıştır. Derece Mahkemeleri kesinleşmiş bir yargı kararının

uygulanmasının taşıdığı önemi de gözönünde

bulundurarak uyuşmazlığı 2577 sayılı Kanun'un 7. ve 10. maddeleri çerçevesinde

inceleyebilecekken Kanun'un 12. maddesini uygulayarak Mahkeme kararının icra

edilmediği iddiasınısüre aşımı gerekçesiyle

incelememiştir. Dava açma süresine ilişkin usul kurallarının katı şekilde

yorumundan kaynaklandığı anlaşılan bu durumun Adana 1. İdare Mahkemesinin iptal

kararını da etkisiz hâle getirdiği ve böylece başvurucunun mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

45. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

46. 30/3/2016 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

47. Başvurucu, ihlalin tespiti ile Adana 1. İdare Mahkemesi

kararının yerine getirilmesi talebinde bulunmuştur.

48. Adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

49. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Adana 2. İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

50. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Adana

2. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Danıştay Ondördüncü

Daire Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

11/1/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Mehmet Sadık

YAMLI

Başvurucu

:

Nuria Tapias

Gemisi (Donatanına İzafeten Acentesi Butros Deniz

ve Nak. A.Ş.)

Vekili

:

Av. Mehmet

Orhan GÜRSOY

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/4484, T. 11.01.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2014-4484-basvuru-11-01-2017-37496a068d78