Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/12885, 11.05.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2014/12885
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AHMET NURİ ÖZKAN ÖZLER VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/12885)

Karar Tarihi: 11/5/2017

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kamu kurum ve kuruluşları

aleyhine verilmiş, ekonomik değere ilişkin ve icra edilebilir bir yargı

kararının uzun süre icra edilmemesi, taşınmaza düşük bedel belirlenmesi,

belirlenen bedele işletilen yasal faizin gerçek zararı karşılamaması, yargılama

masraflarına karar tarihinden itibaren faiz işletilmesinin adil olmaması ve

dava vekâlet ücretine maktu olarak hükmedilmesi nedenleriyle adil yargılanma

hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/8/2014 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular tarafından 31/1/2013

tarihinde Sincan 5. Asliye Hukuk Mahkemesinde Karayolları Genel Müdürlüğü

aleyhine açılan kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasında 12/9/2013

tarihli karar ile 55.028,75 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek

yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak başvuruculara ödenmesine,

başvurucular lehine maktu 1.320 TL vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Kararın

ilgili kısımları şöyledir:

"...

Dava konusu 461 / A parselin arsa vasıflı

olması nedeniyle tapu sicil müdürlüğü tarafından belirlenen ve taraflarca

bildirilen emsal taşınmazlara ait tapu kayıtları, emlak vergisine esas rayiç

değerleri ve imar durumunu gösterir belgeler celbedilerek

mahallinde keşif yapılmış, bilirkişi kurulu taşınmazın emsal taşınmazlara

nazaran eksik ve üstün yönlerini, taşınmazın diğer hissedarları tarafından açılaran ve Yargıtay denetiminden de geçerek kesinleşen

davada belirlenen değeri gözeterek dava tarihi itibariyle 175 TL / metrekare

değerde olduğunu rapor etmişlerdir. Bilirkişi

kurulu tarafından belirlenen değer anılan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/329

esas sayılı dosyasında Haziran 2009 tarihiitibariyle

belirlenerek hüküm altına alınan 130 TL / metrekare değer itibariyle

mahkememizce de yerinde görülmekle davanın kabulüne karar verilmiştir.

..."

9. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı taraflarca temyiz

talebinde bulunulmuş, başvurucular 5/11/2013 tarihinde

sundukları temyiz dilekçelerinde, taşınmaz için hükmedilen bedelin düşük

kalması ayrıca lehe hükmedilen vekalet ücretinin maktu olarak belirlenmesi

yönlerinden kararı temyiz ettiklerini bildirmişler, temyiz incelemesi sonucu

İlk Derece Mahkemesi kararı Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 2/6/2014 tarihli ilamı

ile onanmıştır.

10. Onama ilamı başvuruculara 21/7/2014

tarihinde tebliğ edilmiş, taraflarca karar düzeltme talebinde bulunulmaması

üzerine yargılama sona ermiştir. Başvurucular lehlerine hükmedilen tazminatı

tahsil edebilmek için Ankara 8. İcra Dairesi nezdinde icra takibi

başlatmışlardır.

11. Başvurucular 3/1/2017 tarihinde

güncel alacak-borç bilgilerini sunmuşlar, 11/2/2016 tarihinde kısmi ödeme

yapıldığını, bakiye alacak içinse 25/4/2016 tarihinde icra dairesi kanalı ile

ilgili idareye müzekkere gönderildiğini bununla birlikte ilgili idarenin bakiye

kısım için icra hâkimliği nezdinde itiraz ya da dava yoluna gitmediğini

belirtmişler, ödeme dekontunu ibraz etmişlerdir.

12. İlgili idare ise 23/11/2016

tarihinde güncel alacak-borç bilgilerini sunmuş, 31/12/2015 tarihinde 80.210,37

TL ödeme yapıldığını, ardından icra dairesince 25/4/2016 tarihinde kendilerine

müzekkere gönderilerek 7.647,31 TL bakiye alacak kaldığının bildirildiğini

ancak bu muhtıraya karşı icra dairesine verdikleri 10/11/2016 tarihli cevap ile

söz konusu alacaktan 1.434,28 TL stopaj kesildiğini, yaptıkları hesaplamaya

göre herhangi bir bakiye alacağın kalmadığını, bu durumun alacaklıya izah

edilmesini ve dosyanın kapatılmasını istediklerini belirtmişlerdir.

13. UYAP sistemi üzerinden Ankara 8. İcra Dairesinin ilgili icra

dosyası üzerinde yapılan incelemede ilgili idareye 8/4/2016

tarihinde bakiye borcu için ihtar muhtırası gönderildiği, başvurucunun da

12/10/2016 tarihinde icra dairesine dilekçe sunarak bakiye alacak için haciz

talebinde bulunduğu, ilgili idarenin ise icra dairesine sunduğu 10/11/2016

tarihli yazısı ile yaptıkları hesaplamaya göre borcunun bulunmadığını

belirttiği görülmüştür.

14. Merkezî Nufüs İdare Sistemi

üzerinde yapılan incelemede başvuruculardan Şükran Özler'in

bireysel başvuru tarihinden sonra 23/3/2016 tarihinde

vefat ettiği tespit edilmiş, vefat eden başvurucunun mirasçıları Halil Özler,

Fatma Zehra Özler, İbrahim Hakkı Özler, Hatice Özler Kalaycı, İsmail Özler ve

Elif Özler'in aynı zamanda incelenmekte olan bireysel

başvuru dosyasında müstakil başvurucular oldukları görülmüştür.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

15. Mahkemenin 11/5/2017 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mahkemeye Erişim Hakkı

ve Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

16. Başvurucular; ilgili idare aleyhine verilmiş, ekonomik

değere ilişkin ve icra edilebilir yargı kararının uzun süre icra edilmemesi

nedeniyle mahkemeye erişim hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

17. Somut olayda başvurucular ile ilgili

idare arasında bakiye borç bulunup bulunmadığı konusunda bir uyuşmazlık olduğu

anlaşılmakta ise de borcun takibinin yapıldığı icra dosyası kapsamında bakiye

borç hesaplanarak ilgili idareden ödeme talep edildiği, ilgili idarenin ise

borcu bulunmadığını belirtmekle birlikte kendisinden talep edilen meblağa

yönelik icra mahkemeleri nezdinde bir girişimde bulunduğuna dair Anayasa

Mahkemesine bilgi sunulmadığı anlaşıldığından, başvurucular lehine hükmedilen

tazminatın kısmen ödendiği kabulü ile değerlendirme yapılacaktır.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

18. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye

erişim hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

19. Kamu kurum ve kuruluşları aleyhine verilmiş, icra edilebilir

bir yargı kararının hiç icra edilmemesi ya da icranın makul sürede yapılmaması,

kararın verildiği yargılamada sağlanmış olan mahkemeye erişim hakkı dâhil adil

yargılanma hakkı güvencelerini anlamsız hâle getirir. Dolayısıyla böyle bir

durum mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu doğurur (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No:

2013/711, 3/4/2014,

§§ 37-54).

20. Mahkeme kararına dayanan icra edilebilir bir alacak,

mülkiyet hakkı kapsamında korunan ekonomik bir değer ifade eder. Kamu kurum ve

kuruluşları aleyhine hükmedilmiş böyle bir alacağın hiç ödenmemesi ya da

ödenmesinin uzun sürmesi suretiyle oluşan belirsizlik, mülkiyet hakkının

ihlaline neden olur (Kenan Yıldırım ve Turan

Yıldırım, §§ 55-75).

21. Anılan ilkeler (§§ 19, 20) ve Anayasa Mahkemesinin benzer

başvurularda verdiği kararları dikkate alındığında somut olayda yukarıda

belirtilen nitelikteki yargı kararının yaklaşık 3 yıl geçmesine rağmen kısmen

icra edilmiş olması nedeniyle mahkemeye erişim hakkı ile mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varmak gerekir.

22. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan mahkemeye erişim hakkı ile Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Diğer İhlal İddiaları

1. Kamulaştırmasız El Atma Nedeniyle Mülkiyet

Hakkının İhlaline İlişkin İddia

23. Başvurucular

taşınmazlarına kamulaştırma usulüne uyulmadan el atılması nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

25. Kamulaştırmasız el atma, idareye taşınmazı kullanma ve

kamulaştırma işlemi yapmadan taşınmazı elde etme imkânı sağlamaktadır. Böyle

bir kamulaştırma işlemi olmadığından, kullanılan taşınmazın devrini

meşrulaştırma ve belli bir hukuki güvence sağlama imkânı sunan tek unsur, idare

tarafından kullanımın yasal olmadığını tespit eden ve bireylere

"kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat" ödenmesine hükmeden

mahkeme kararıdır.Kamulaştırmasız

el atma uygulaması, hukuki planda taşınmazların maliki olarak kalan

başvuranları, herhangi bir kamu yararı gerekçesi ile eylemini haklı kılmayan

idareye karşı dava açmak zorunda bırakmaktadır. Böyle bir kamu yararı

gerekçesinin gerçekliği ancak daha sonra mahkemeler tarafından değerlendirilmektedir.

Başka bir deyişle, kamulaştırmasız el atma, her ne olursa olsun idare

tarafından isteyerek oluşturulmuş kanuna aykırı bir durumu hukuki olarak kabul

etmeye ve idareye, kanuna aykırı davranışından fayda sağlama imkânı sunmaya yol

açmaktadır. İdareye resmî kamulaştırma kurallarının ötesine geçme imkânı

sağlayan böyle bir uygulama, kişilerin öngörülemez ve keyfî durumlarla

karşılaşma tehlikesi taşımaktadır. Söz konusu uygulama, yeterli derecede hukuki

güvence temin edecek ve gerektiği şekilde gerçekleştirilen bir kamulaştırmanın

alternatifini oluşturacak nitelikte değildir (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Sarıca ve Dilaver/Türkiye,

11765/05, 27/5/2010, §§ 40, 43, 45).

26. Anayasa'nın 35. ve 46. maddeleri, taşınmaz üzerindeki

mülkiyet hakkına son veren müdahalelerin yasal olmasını zorunlu tutmaktadır. Bu

zorunluluk hukuk devletinin gereğidir. Anayasa'nın 46. maddesi hükmü ve 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı KamulaştırmaKanunu'nun

gereği asıl olan kamulaştırma işlemi yapmak suretiyle idarenin taşınmazı

iktisap etmesidir. Yöntem olarak Anayasa ve yasalara uygun bir kamulaştırma

işlemi yapılması söz konusu iken dayanağını Anayasa ve yasalardan almayan,

bireylerin mülkiyet hakkına son veren bir uygulama olan kamulaştırmasız el atma

yasalara uygun bir kamulaştırma ile aynı hukuki çerçeve içinde

değerlendirilemez. İdarelere resmî kamulaştırma kurallarının ötesine geçme

imkânı sağlayan böyle bir uygulama, taşınmaz sahipleri için öngörülemeyen ve

hukuki olmayan müdahale riskini taşımaktadır (Celalettin Aşçıoğlu, § 58).

27. Başvuru konusu olayda idare, ilgili yargılama sürecinden de

anlaşılacağı üzere başvurucuların taşınmazına kamulaştırmasız olarak el

atmıştır. Anayasanın 13., 35. ve 46. maddelerine

aykırı biçimde 2942 sayılı Kanun'da belirlenmiş süreçler takip edilmeden

başvurucunun mülkiyetinde bulunan taşınmaza kamulaştırmasız olarak el atıldığı

yargı kararıyla kararıyla da sabittir.

28. Bu durumda başvurucuların söz konusu taşınmazlarına

uygulanan kamulaştırmasız el atmanın Anayasa'nın 13.,

35. ve 46. maddeleriyle 2942 sayılı Kanun'da belirtilen usule uymayan bir

müdahale olduğu ve mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik ilkesini

ihlal ettiği kanaatine ulaşılmıştır.

29. Belirtilen nedenlerle, başvurucuların Anayasa'nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

2. Mahkemece Belirlenen

Taşınmaz Bedelinin Düşüklüğüne İlişkin İddialar

30. Başvurucular açtıkları kamulaştırmasız el atma davası

sonunda taşınmaz için emsallerine göre düşük bedel tespit edildiğini belirterek

mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

31. İncelenen şikâyetin dayanağını oluşturan, kamulaştırmasız el

atılan taşınmazın uğradığı zararın gerçek değerinin ödenmesi talebi,

Anayasa’nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir.

Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının mutlak bir hak olmadığı ve kamu

yararı amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 13. maddesi

temel hak ve hürriyetleri sınırlandırmada genel ilkeleri tespit ederken devlet

ve kamu tüzel kişilerine özel mülkiyette bulunan taşınmazları kamulaştırma

yetkisi veren ve kamulaştırma ilkelerini belirleyen Anayasa’nın 46. maddesi,

mülkiyet hakkının sınırlandırılmasına ilişkin özel hükümler içermektedir.

Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, başvurucuların bahsedilen talebinin

değerlendirilmesinde Anayasa’nın 35. maddesiyle birlikte 13. ve 46.

maddelerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 28).

32. Somut olayda yargılama sürecinde İlk Derece Mahkemesince,

uyuşmazlık konusu taşınmaza emsal olabilecek tapu sicil müdürlüğü tarafından

belirlenen ve taraflarca bildirilen taşınmazlara ait tapu kayıtlarının, emlak

vergisine rayiç değerlerinin ve imar durumlarını gösterir belgelerin, incelendiği,

keşif yapıldığı, bilirkişi raporu düzenletildiği,taşınmazın

diğer hissedarları tarafından açılan ve Yargıtay denetiminden de geçerek

kesinleşen davada belirlenen değerin de dikkate alındığı ve bu kapsamda bir

bedel tespit edildiği, tespit edilen bedele yönelik itirazların temyiz

aşamasında da itiraza konu edildiği bununla birlikte İlk Derece Mahkemesi

kararının onandığı anlaşılmaktadır (bkz. §§ 8, 9).

33. El atmaya konu taşınmazın kullanım durumu, başvurucunun

taşınmazdan yararlanma biçimi, tazminat tespiti yapılırken öne çıkan

unsurlardandır. Mahkemece, keşif ve bilirkişi marifetiyle taşınmazın arsa

vasfını haiz olduğu tespit edilmiş ve kullanım durumu da dikkate alınarak

tazminat tutarı takdir edilmiştir. Mevcut hâliyle Mahkeme kararında yapılan

tespit kapsamında hükmedilen tazminat miktarı, tutar itibarıyla belirli bir

tatmin sağladığı ve taşınmazın kabul edilen durumuna göre makul seviyede olduğu

sürece Anayasa Mahkemesinin tazminat miktarlarının belirlenmesi konusunda

Mahkemenin takdir yetkisine müdahalesinin söz konusu olamayacağı açıktır.

34. Açıklanan nedenlerle mülkiyet hakkına yönelik açık ve

görünür bir ihlal bulunmadığından başvurunun bu kısmının, diğerkabul

edilemezlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

3. Mahkemece Belirlenen Taşınmaz Bedeline

Uygulanan Faiz Oranı ile Faiz Hesaplamalarına İlişkin İddialar

35. Başvurucular açtıkları kamulaştırmasız el atma davası

sonunda taşınmaz için hükmedilen bedele kamu alacaklarına uygulanan en yüksek

faiz oranı yerine yasal faiz oranı uygulandığını ve yargılama sürecinde yaptığı

masraflar için yapılan faiz hesaplamasında başlangıç tarihinin karar tarihi

olarak dikkate alınmasının adil olmadığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

36. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun, bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması ve bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

37. Somut olayda başvurucuların, ihlale neden olduğunu ileri

sürdükleri bu iddiaları yargılama sürecinde dile getirmedikleri, bu iddialarına

ilişkin bilgi veya belge sunmadıkları ve böylece başvuru yollarını usulüne

uygun tüketmedikleri anlaşılmaktadır.

38. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Lehe Hükmedilen Maktu

Vekâlet Ücretine İlişkin İddialar

39. Başvurucular açtıkları kamulaştırmasız el atma davası devam

ederken yapılan kanun değişikliği sonucu nispiden

maktuya dönüştürülen vekâlet ücreti nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda

başvurucuların ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir

müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile

karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun

kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

41. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule

ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin

diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını

makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına

gelmektedir. Taraflardan birine tanınan, diğerine tanınmayan avantajın fiilen

olumsuz bir sonuç doğurduğuna dair delil bulunmasa da silahların eşitliği

ilkesi ihlal edilmiş sayılabilir. Devletin, davanın taraflarından birini

diğerine nazaran önemli ölçüde avantajlı hâle getiren kanuni düzenlemeler

yapması, silahların eşitliği ilkesi ve dolayısıyla yargılamanın hakkaniyete

uygun yürütülmesi kuralına aykırılık oluşturur. Bunun için yargısal süreci

etkilediği iddia edilen düzenlemenin taraflardan birinin davadaki başarı

şansını önemli ölçüde azaltması, ortaya çıkan bu sonuç ile kanuni düzenleme

arasında bir illiyet bağı bulunması ve bu illiyet bağını kesen veya zayıflatan

başka etken ortaya çıkmamış olması gerekir (Mürsel

Malkoç, [GK], B. No:

2013/9466, 27/10/2015, §§ 23, 24).

42. Somut başvuruya konu düzenleme ile yapılan değişiklik,

davanın esasını etkileyen veya bir tarafın başarı şansını değiştiren nitelikte

olmayıp bir yargılama gideri olan vekâlet ücretine ilişkindir. Vekâlet ücreti

ise bir usul hukuku kavramı olup buna ilişkin yasal değişiklikler derhâl

uygulanma niteliğini haizdir. Ayrıca bahsedilen düzenleme davanın her iki tarafı

için vekâlet ücretini maktu hâle getirdiğinden ve davayı her iki tarafın da

kazanma imkânı bulunduğundan düzenlemenin silahların eşitliğine aykırı

olduğundan bahsedilemez. Keza benzer davalarda, davayı kazanan davacıların kamu

kurumlarından alacakları vekâlet ücreti düşerken kaybeden davacıların ödemek

zorunda kaldıkları vekâlet ücretleri de düşmekte ve söz konusu düzenleme kamu

kurumları için bazen lehe bazen aleyhe sonuç doğurmaktadır (Mürsel Malkoç, § 25).

43. Diğer taraftan vekâlet ücreti, davayı vekille takip eden ve

davası kabul edilen lehine hükmedilen bir ücrettir. Dava aşamasında kimin

lehine ya da aleyhine olacağı önceden belli olmayan bu ücret yükümlülüğü bir

usul kuralı olup mahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir (Serkan Acar, B. No:

2013/1613, 2/10/2013, § 38). Vekâlet ücreti bir

yargılama gideri olup kural olarak bu tür giderler mahkemeye erişim hakkına

müdahale teşkil eder. Ancak gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının

azaltılması ve böylece mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmeksizin

uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla başvuruculara belli

yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu

otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı

imkânsız hâle getirmedikçe ya da aşırı derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez (Mürsel Malkoç, § 29).

44. Derece Mahkemesi hükmünün vekâlet ücreti yönünden 6487

sayılı Kanun’la 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinde değişiklik yapan

düzenlemeye dayandığı, usule ilişkin mezkûr düzenlemenin derhâl uygulanma

niteliğini haiz olduğu, ayrıca bahsedilen geçici 6. maddenin onuncu fıkrasında

yapılan değişikliklerin henüz kesinleşmeyen davalara da uygulanacağı hükmünün

yer aldığı görülmektedir. Bu nedenle kararın kanuni olduğu açıktır (Mürsel Malkoç, § 33).

45. Kanun koyucu; süregelen mülkiyet ihlallerini gidermek,

idarenin bireylerin taşınmazlarına haksız el koymasından doğan uyuşmazlıkları

tasfiye etmek, uyuşmazlıkların çözülmesini kolaylaştırmak ve hızlandırmak

amacıyla 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesiyle çeşitli mekanizmalar

öngörmüştür. Bu kuralla, kanun koyucunun takdir yetkisiniidarelerin

vekâlet ücreti yükünü hafifletmek yönünde kullanmasında kamu yararı ve hukuk

devleti ilkesine aykırılık görülmemektedir (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014). Ayrıca bahsedilen değişiklikle kamulaştırmasız

el atma nedeniyle açılan tazminat davalarında davayı kazanan tarafın vekâlet

ücreti maktuya dönüştürülürken davacılardan tahsil edilen harçlar da bedel

tespiti davalarında olduğu gibi nispiden maktuya

çevrilerek davacı üzerinde olan dava yükünü hafifletecek şekilde düzenleme

yapılmıştır (Mürsel Malkoç, §

45).

46. Ayrıca, alınacak hukuki yardımın niteliği ve maliyetinin

vekil ile müvekkil arasındaki vekâlet sözleşmesine bağlı bir ilişki olduğu ve

alınan hukuki yardımın maliyetinin buna göre ciddi miktarda farklılıklar

göstereceği açıktır. Kanun koyucunun vekâlet ücretini karşı tarafa

yüklemesindeki amaç, haksız yere dava açılmasına neden olanlara yargılama giderlerinin

yükletilmesi olup davanın niteliğine göre makul ve kabul edilebilir bir ücretin

belirlenmesi hakkaniyete uygun bir yargılama ve mahkemeye erişim sağlamak için

yeterli kabul edilmelidir. Mahkemelerce hüküm verilenden daha yüksek ücret

öngören vekâlet sözleşmeleri vekil ile müvekkili bağlayacağından hükmedilen

ücret bireylerin mahkemeye erişim haklarını engellemedikçe Anayasa Mahkemesinin

bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Mürsel

Malkoç, § 47).

47. Sonuç olarak başvurucuların lehine

hükmedilen tazminat miktarı ve lehe hükmedilen yargılama giderleri göz önünde

bulundurulduğunda maktu vekâlet ücretinin, başvurucuların vekille dava

açmalarını imkânsız hâle getirmediği ya da aşırı derecede zorlaştırmadığı,

başvurucular üzerinde ağır bir yüke sebep olmadığı ve başvurucuların mahkemeye

erişim hakkına yönelik orantısız bir müdahale oluşturmadığı kanaatine

ulaşılmıştır (Mürsel Malkoç, §

48).

48. Bu hâle göre 2942 sayılı Kanun'da yapılan değişiklik

uyarınca kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davasının, vekâlet

ücreti yönünden maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi ile sonuçlanmasında adil

yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlal bulunmadığına karar vermek

gerekir.

49. Açıklanan gerekçeyle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

50. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…”

51. Başvurucular, manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

52. Somut olayda mahkemeye erişim hakkı ile mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

53. İhlal tespitiyle giderilemeyecek

olan manevi zararları karşılığında başvuruculardan Ahmet Nuri Özkan ÖZLER,

Hüsamettin MACUN, Kemal MACUN, Mahrem MACUN, Osman Fehmi ÖZLER'e

ekonomik değere ilişkin ve icra edilebilir bir yargı kararının uzun süre icra

edilmemesi sonucu mahkemeye erişim hakkı ile mülkiyet hakkının ihlali yönünden

ayrı ayrı net 7.200 TL,taşınmazlarına Anayasa ve 2942

sayılı Kanun'da öngörülen kamulaştırma usulüne uyulmadan kanunilik ilkesine

aykırı olarak el atılması ve hakkını elde etmek için dava açmak zorunda

bırakılması sonucu ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı

karşılığında ise ayrı ayrı net 5.000 TL; başvurucular Halil ÖZLER, Fatma Zehra

ÖZLER, İbrahim Hakkı ÖZLER, Hatice ÖZLER KALAYCI, İsmail ÖZLER ve Elif ÖZLER'e ekonomik değere ilişkin ve icra edilebilir bir

yargı kararının uzun süre icra edilmemesi sonucu mahkemeye erişim hakkı ile

mülkiyet hakkının ihlali yönünden miras payları da dikkate alınarak ayrı ayrı

net 8.400 TL; başvurucuların taşınmazlarına Anayasa ve 2942 sayılı Kanun'da

öngörülen kamulaştırma usulüne uyulmadan kanunilik ilkesine aykırı olarak el

atılması ve hakkını elde etmek için dava açmak zorunda bırakılması sonucu ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında ise miras payları

dikkate alınarak ayrı ayrı net 5.850 TL olmak üzere; toplam başvurucular Ahmet

Nuri Özkan ÖZLER, Hüsamettin MACUN, İbrahim Hakkı ÖZLER, Kemal MACUN, Mahrem

MACUN, Osman Fehmi ÖZLER'e ayrı ayrı net 12.200 TL;

başvurucular Halil ÖZLER, Fatma Zehra ÖZLER, İbrahim Hakkı ÖZLER, Hatice ÖZLER

KALAYCI, İsmail ÖZLER ve Elif ÖZLER'e ayrı ayrı

net14.250 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

54. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

55. Dosyadaki belgelerden tespit edilen

206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL

yargılama giderinin başvurucular Ahmet Nuri Özkan ÖZLER, Hüsamettin MACUN,

Kemal MACUN, Mahrem MACUN, Osman Fehmi ÖZLER, Halil ÖZLER, Fatma Zehra ÖZLER,

İbrahim Hakkı ÖZLER, Hatice ÖZLER KALAYCI, İsmail ÖZLER ve Elif ÖZLER'emüşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

56. Ayrıca yargı kararının mümkün olan en kısa sürede icra

edilmesi ve böylece hukuk devleti ilkesi ile adalete olan güvenin gördüğü

zararın devam etmesinin önlenmesi için ihlal kararının bir örneğinin ilgili

idareye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mahkemeye erişim hakkı ile mülkiyet hakkının ihlali

iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaline

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Mahkemece belirlenen taşınmaz bedelinin düşüklüğüne ilişkin

iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Mahkemece belirlenen bedele uygulanan faiz oranı ile faiz

hesaplamalarına ilişkin iddiaların başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Lehe hükmedilen maktu vekalet

ücretine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye

erişim hakkı ile Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin yargı kararının en kısa sürede icra

edilmesi için Karayolları Genel Müdürlüğüne GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvuruculardan Ahmet Nuri Özkan

ÖZLER, Hüsamettin MACUN, İbrahim Hakkı ÖZLER, Kemal MACUN, Mahrem MACUN, Osman

Fehmi ÖZLER'e ayrı ayrı net 12.200 TL; Halil ÖZLER,

Fatma Zehra ÖZLER, İbrahim Hakkı ÖZLER, Hatice ÖZLER KALAYCI, İsmail ÖZLER ve

Elif ÖZLER'e ayrı ayrı net 14.250 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULAR Ahmet

Nuri Özkan ÖZLER, Hüsamettin MACUN, Kemal MACUN, Mahrem MACUN, Osman Fehmi

ÖZLER, Halil ÖZLER, Fatma Zehra ÖZLER, İbrahim Hakkı ÖZLER, Hatice ÖZLER

KALAYCI, İsmail ÖZLER ve Elif ÖZLER'e MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/5/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

İsmail Emrah PERDECİOĞLU

Başvurucular

:

1. Ahmet Nuri Özkan ÖZLER

2. Elif ÖZLER

3. Fatma Zehra ÖZLER

4. Halil ÖZLER

5. Hatice ÖZLER KALAYCI

6. Hüsamettin MACUN

7. İbrahim Hakkı ÖZLER

8. İsmail ÖZLER

9. Kemal MACUN

10. Mahrem MACUN

11. Osman Fehmi ÖZLER

12. Şükran ÖZLER

Vekili

:

Av. Zeynep DOĞAN AKARKEN - Av. Hakan

AKARKEN

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/12885, T. 11.05.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2014-12885-basvuru-11-05-2017-0dbf81c4d501