Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2013/1422, 05.11.2014

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2013/1422
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ÜMİT CANER VE ERGE İNŞAAT SAN.

TUR. TİC. LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/1422)

Karar Tarihi: 5/11/2014

R.G. Tarih-Sayı: 30/1/2015-29252

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular, 20/4/2001

tarihinde Datça Asliye Hukuk Mahkemesinde aleyhlerine açılan alacak davasında

dava açma süresi bakımından idare lehine yorum yapıldığını belirterek eşitlik

ilkesinin ve davanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve maddi

tazminat talep etmişlerdir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 8/2/2013 tarihinde

Marmaris 2. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden

yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 25/4/2014

tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın

Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 18/7/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığınca 19/8/2014 tarihli yazı ile Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Datça ilçesinde taş ocağı işleten başvurucu şirket ve

şirket müdürü olan diğer başvurucu aleyhine, idare tarafından yasal olarak

verilen izinlere aykırı olarak işletildiği iddiasıyla 1999 ve 2000 yıllarında

taş ocağından çıkarılan ürünlerin bedelinin tahsili talebiyle 20/4/2001 tarihinde Datça Asliye Hukuk Mahkemesinde alacak

davası açılmıştır.

8. Mahkeme, 26/9/2002 tarih ve

E.2001/70, K.2002/176 sayılı kararıyla davanın sebepsiz zenginleşmeye

dayandığı, zamanaşımı süresinin de 1 yıl olduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı

yönünden reddine karar vermiştir.

9. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin

(Daire) 1/3/2004 tarih ve E.2003/13274, K.2004/2451

sayılı ilamıyla “4353 sayılı Yasa da

gözetilerek dava açmaya yetkili makamın faile ve zarara ıttıla tarihi

belirlenerek zamanaşımı süresinin belirlenmesi gerektiği”

gerekçesiyle bozulmuş, başvurucuların karar düzeltme talebi aynı Dairece

reddedilmiştir.

10. Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda yargılamaya devam eden

Mahkeme, 30/4/2009 tarih ve E.2005/38, K.2009/75

sayılı kararıyla davanın kabulüne, 90.190,00 TL tazminatın başvuruculardan

alınarak idareye verilmesine hükmetmiştir.

11. Temyiz üzerine anılan karar, Dairenin 27/3/2012

tarih ve E.2011/3021, K.2012/4981 sayılı ilamıyla onanmış, karar düzeltme

talebi ise 20/12/2012 tarih ve E.2012/11427, K.2012/19702 sayılı kararı ile

reddedilmiştir. Karar 10/1/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

12. Başvurucular, 8/2/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili

Hukuk

13. 22/04/1926 tarih ve 818 sayılı mülga Borçlar

Kanunu’nun 60. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava,

mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı

tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan

itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz”.

14. Maliye Vekaleti Baş Hukuk

Müşavirliğinin ve Muhakemat Umum Müdürlüğünün

Vazifelerine, Devlet Davalarının Takibi Usullerine ve Merkez ve Vilayetler

Kadrolarında Bazı Değişiklikler Yapılmasına Dair 4353 sayılı Kanun’un dava ve

icra işlerinin takip ve müdafaasını düzenleyen 18 vd. maddeleri.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 5/11/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 8/2/2013 tarih ve 2013/1422 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

16. Başvurucular, 20/4/2001

tarihinde Datça Asliye Hukuk Mahkemesinde aleyhlerine açılan alacak davasında

dava açma süresi bakımından idare lehine yorum yapılmak suretiyle eşitlik

ilkesinin, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep

etmişlerdir.

B. Değerlendirme

17. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde başvurucuların, aleyhlerine açılan alacak davasının zamanaşımı

nedeniyle reddine dair kararın Yargıtay tarafından bozulduğunu, bozma kararı

doğrultusunda yapılan yargılamada idare lehine yorum yapılmak suretiyle davanın

süresinde açıldığının tespiti ile davanın kabulüne karar verildiğini

belirterek, eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürdükleri anlaşılmışsa

da, ihlal iddiaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu iddiaların özü,

söz konusu kararın adil olmadığı hususu ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple

başvurucuların ihlal iddiaları adil yargılanma hakkı çerçevesinde

değerlendirilmiştir. Başvurucuların yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmadığı iddiaları ise ayrı bir başlık altında değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın

Sonucu İtibariyle Adil Olmadığı İddiası Yönünden

18. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların

incelenemeyeceği, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 24).

19. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz bir takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun

yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

20. Başvuru dilekçesi incelendiğinde, başvurucuların

Anayasa’nın 10. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü bölümde, haksız fiil

sorumluluğuna ilişkin hükümlere dayanarak idarenin dava açma süresi bakımından

lehe yorum yapılmak suretiyle idare ile kendileri arasında eşitsizliğe neden

olunduğunu ileri sürdükleri anlaşılmıştır.

21. Başvurucular her ne kadar

iddialarını eşitlik hakkına dayanarak ileri sürmüşse de, başvurucuların ileri

sürdüğü bu iddialarının derece mahkemelerinin delilleri değerlendirmesine ve

konuya ilişkin hukuk kurallarının mahkemeler tarafından yorumlanmasına ilişkin

olduğu, nihai olarak lehe olmayan mahkeme kararının sonucundan şikâyet

edildiği, bununla birlikte başvurucuların ileri sürdüğü iddiaların ve

delillerin derece mahkemeleri tarafından değerlendirilerek karşılandığı

anlaşılmaktadır.

22. Açıklanan nedenlerle, başvurucular tarafından ileri

sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, derece mahkemesi kararlarının

bariz bir takdir hatası veya açık bir keyfilik de içermediği anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiği İddiası Yönünden

23. Başvurunun incelenmesi neticesinde, makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu bölümünün kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

24. Başvurucular, idare tarafından aleyhlerine açılan alacak

davasında yargılamanın yaklaşık 12 yıl sürdüğünü ve bu sürenin uzun olması

nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

25. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma

alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18).

26. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

27. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli

olması” kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

28. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir

süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme

hakkına sahiptir.”

29. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen

Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer

alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen

ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 38).

30. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).

31. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan

inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin

gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,

yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden

değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

40).

32. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§

41–45).

33. Ancak, belirtilen kriterlerden

hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.

Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu

kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

34. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip

gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre

değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gerekir.

35. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, idare

tarafından başvurucular aleyhine tazminat davasının açıldığı tarih olan 20/4/2001 tarihidir.

36. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden

yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını

içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi

olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireysel

başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş

tarihinin, başvurucuların karar düzeltme talebi hakkında verilen Yargıtay 4.

Hukuk Dairesinin karar tarihi olan 20/12/2012 tarihi

olduğu anlaşılmaktadır.

37. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin

başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın

başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir.(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

38. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

yargılamanın konusunun taş ocağı işleten şirket ve şirketin yasal temsilcisi

olan başvurucuların 1999 ve 2000 yıllarında taş ocağından çıkarılan ürünlerin

bedelinin tahsili talebiyle idare tarafından aleyhlerine açılan alacak davası

olduğu, 20/4/2001 tarihinde açılan davanın yargılama

sürecinde ilk derece mahkemesince davanın zamanaşımı yönünden reddine karar

verildiği, kararın temyiz incelemesi neticesinde bozulduğu, bozma kararı

doğrultusunda yargılamaya devam eden Mahkemece, başvurucu şirket tarafından

tutulan 1996 ve 2000 yıllarını kapsayan belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi

yaptırıldığı, davacı idarenin toplam alacağının belirlendiği ve 30/4/2009

tarihli kararla davanın kabulüne karar verildiği, anılan kararın, Dairenin

27/3/2012 tarihli ilamı ile onandığı, başvurucuların karar düzeltme talebinin

20/12/2012 tarihinde reddedildiği, bu kararla birlikte neticelenen yargılama

faaliyetinin toplam 11 yıl 8 ay sürdüğü anlaşılmaktadır.

39. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin asliye hukuk mahkemesi

önünde sürdüğü görülmekle, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları

konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli

hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu

olduğu ve 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede

çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır.

40. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul

hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiş olup (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 54-64),

başvuruya konu alacak davası, hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi

olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf

sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır.

Başvurucuların tutum ve davranışlarıyla ve usulî

haklarını kullanırken özensiz davranmalarıyla yargılamanın uzamasına önemli

ölçüde sebep olduğu da söylenemez. Söz konusu davanın niteliği, başvurucular

açısından taşıdığı değer ve başvurucuların davadaki menfaati dikkate

alındığında, 11 yıl 8 aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin

olduğu sonucuna varılmıştır.

41. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

42. Başvurucular, yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüş ve maddi tazminat talep etmişlerdir.

43. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

44. Başvurucuların tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin 11 yıl 8

aylık yargılama süresinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar

verilmiştir. Başvurucular tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş ise de

yargılamanın uzun sürmesi ile sözü edilen zarar arasında illiyet bağı

bulunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

45. Başvurucuların manevi tazminat talebi bulunmadığından

uzun yargılama nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlalinin tespiti sonucunda

tazminata hükmedilmesi mümkün değildir.

46. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

V. HÜKÜM

A. Başvurunun,

1. Yargılamanın

sonucu itibariyle adil olmadığı iddiası yönünden "açıkça dayanaktan yoksunluk" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyet yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,

5/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Aliye YILDIZ VARSIN

Başvurucular

:

1. Ümit CANER

2. Erge İnşaat San. Tur. Tic. Ltd. Şirketi

Vekili

:

Av. Mehmet HASBİOĞLU

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2013/1422, T. 05.11.2014, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2013-1422-basvuru-05-11-2014-94d8260d12f0