Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2026/555 E. 2026/460 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2026/555
- Karar No
- 2026/460
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/172 E., 2022/111 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 24.10.2019 tarihli ve 2017/5565 Esas, 2019/6192 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasındaki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1007. maddesine dayalı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Şile Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnme kararı verilmiştir. 2. Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; İstanbul ili, Şile ilçesi, ... Köyü, 472 parsel sayılı taşınmazın, 20.04.1982 tarihinde kesinleşen tapulama tespit çalışmaları sonucunda müvekkilleri adına tescil edildiğini, ancak Orman Genel Müdürlüğünce açılan davada Şile Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/154 Esas, 2008/406 Karar sayılı kararı ile taşınmazın tapu kaydının iptaline, orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verildiğini, kararın Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince onandığını, karar düzeltme isteminin reddine karar verilerek kesinleştiğini, oluşan zarardan TMK’nın 1007. maddesi gereğince Devletin sorumlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL tazminatın tapu kaydının iptali tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın orman tahdit sınırları içerisinde kaldığını, öncesinde bir tapu kaydının bulunmadığını, bu nedenle herhangi bir zararın mevcut olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı 6. Şile Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.11.2015 tarihli ve 2013/91 Esas, 2015/284 Karar sayılı kararı ile; tapu kaydının iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tesciline dair Şile Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/154 Esas, 2008/406 Karar sayılı kararının temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 2009/8260 Esas, 2009/11399 Karar sayılı kararı ile, dava konusu taşınmazın 1971 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında tarla niteliği ile vergi kaydı ve zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ... ve arkadaşları adına tescil edildiği, hâlen tapuda bu kişiler adına kayıtlı olduğu, 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı, davalılar tarafından açılan orman kadastrosunun iptali davası sonucu Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1944/512 Esas, 1944/1322 Karar sayılı kararı ile çekişmeli taşınmaz hakkında orman sınırlandırılmasının iptal edildiğinin belirtildiği ancak davaya konu 472 sayılı parsele ait olduğunun kabul edilemeyeceği, 4785 sayılı Kanun hükümlerine göre devletleştirildiğinden dava konusu taşınmazın daha önce yapılan orman kadastrosu sınırları içerisinde olduğu hâlde arazi kadastro ekiplerinin bu durumu göz önünde bulundurmadan, hataen ikinci kez kadastrosunu yapıp yolsuz olarak sicil oluşturduğu, 766 sayılı Kanun’un 46/2 ve 3402 sayılı Kanun’un 22/1. maddeleri gereğince ikinci kadastronun malikine mülkiyet hakkı kazandırmayacağı, sicilin hiçbir süreye bağlı olmadan her zaman iptal edilebileceği, başlangıcından itibaren yolsuz ve geçersiz olan tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının yenilik doğurmadığı, açıklayıcı nitelikte olduğu, başka bir anlatımla sicilin oluştuğu tarihten itibaren mülkiyet hakkının doğmadığı, bu tür kayıtlarda TMK’nın 1023. maddesindeki iyiniyetle edinme kuralının uygulanamayacağı belirtilerek kararın onanmasına ve karar düzeltme talebinin reddine karar verildiği; TMK’nın 1007. maddesine göre tazminat davasının tapu sicilin hukuka aykırı tutulmasından zarara uğrayan kişilerce açılabileceği, adına yolsuz tescil yapılan kişinin zararından Devletin sorumlu olmadığı, davacıların taşınmazı senetsizden zilyetlikle iktisap ettikleri, tapu kaydına güvenerek devralmış kişiler olmadıkları ve bu hâliyle Devletin tazminat sorumluğunun oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 24.10.2019 tarihli ve 2017/5565 Esas, 2019/6192 Karar sayılı kararı ile; ''... Davacılar vekili, 22.03.2017 tarihli dilekçesiyle, müvekkillerinin murisleri adına tapuda kayıtlı, İstanbul ili, Şile ilçesi, ... köyü 472 parsel sayılı 23.2 50... 'lik taşınmazın tapusunun, Orman Yönetimi tarafından açılan dava üzerine Şile Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/154 E. - 2008/406 K. sayılı kararıyla kesinleşen orman tahdidi içinde kaldığı gerekçesiyle iptaline karar verildiğini, kararın temyiz incelemesinden geçerek 09.11.2009 tarihinde kesinleştiğini, müvekkillerinin mülkiyet hakkının ihlal edildiğini belirterek şimdilik 10.000.-TL tazminatın tapunun iptali tarihinden itibaren yürütülecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 18.02.2015 tarihli dilekçesi ile davasını 896.565,00.-TL olarak ıslah etmiş, 12.11.2015 tarihli dilekçesi ile de ıslah harcını yatıramayacaklarını belirtip fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava açma hakları saklı tutularak davalarının dava dilekçesindeki miktar için kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, dava konusu taşınmazı davacıların senetsizden zilyetsizlikle iktisap ettikleri, tapusu iptal edilmiş taşınmaza ilişkin olarak tapu kaydına güvenerek taşınmazı devralmış kişiler olmadığı, bu haliyle Devletin TMK'nın 1007. maddesi anlamında tazminat sorumluğunun gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili ile vekalet ücretine ilişkin olarak Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, tapu kaydının mahkeme kararıyla iptal edilmesi sebebiyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir. Dosya kapsamından; 1971 yılında yapılan tapulama sırasında Şile (öncesi Beykoz) ilçesi, ... köyü 472 parsel sayılı 23.250,00 m² yüzölçümündeki taşınmazın tarla niteliği ile senetsizden ... ve ortakları adlarına tespit ve tescil edildiği, Orman Yönetimi tarafından açılan dava üzerine Şile Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/154 E. - 2008/406 K. sayılı kararıyla kesinleşen orman tahdidi içinde kaldığı gerekçesiyle tapusunun iptaline karar verildiği, kararın temyiz incelemesinden geçerek 09.11.2009 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın 22.03.2013 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Mülkiyet hakkı, Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan kanunlarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Kanun ile değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle de güvence altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), Turgut ve diğerleri-Türkiye davası kararında, Devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının, orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai şartların bulunmadığına işaret ederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin kurulamamasını ihlal nedeni olarak saymış, Köktepe-Türkiye davasında ise, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak, gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının 1 no.’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatarak, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden, mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ifade etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 gün ve 2009/4 - 383 E. - 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4 - 349 E. - 2010/318 K sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; tapu işlemleri kadastro tesbit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK m.1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada Devletin sorumluluğu, kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilirler. Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan güven duygularını sağlamak bakımından, aynî hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk, asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan, zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir. Anılan madde uyarınca Devletin sorumluluğunun kapsamı, tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini izleyen işlemler olup tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda oluşan hataları da kapsamaktadır. Bir başka deyişle, kadastro işlemleri, tapu kütüğünün oluşumuna dayanak oluşturduğundan, bu işlemler nedeniyle tapu kütüğünde oluşacak yanlışlıklar nedeniyle doğacak zararlar da TMK'nın 1007. maddesi kapsamındadır. Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluk niteliğinde olup, tapu siciline bağlı çıkarların ve mal varlığına ilişkin (aynî) hakların, yanlış tescil sonucu sicile güven ilkesi yönünden değişmesi ya da yitirilmesi, bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen Devlet, sicillerdeki yanlış kayıtlardan doğan zararları ödemeyi de üstlenmektedir. Dayanaksız ya da hukuki duruma uymayan kayıtlar düzenlemek, taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamda düşünülmüştür. 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından Devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152 E. - 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E. - 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E. - 2010/668 K. sayılı kararı). Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise, tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup, bu tarih ise zararın meydana geldiği tarihtir. Zararın meydana geldiği tarihe göre, tapusu iptal edilen taşınmazın niteliği ve değeri belirlenmelidir. Taşınmazın niteliği arazi ise, net gelir metodu yöntemi ile, arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir. Bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında, 1971 yılında yapılan tapulama sırasında Şile (öncesi Beykoz) ilçesi, ... köyü 472 parsel sayılı 23.250,00 m² yüzölçümündeki taşınmazın tarla niteliği ile senetsizden ... ve ortakları adlarına tespit ve tescil edildiği, Orman Yönetimi tarafından açılan dava üzerine Şile Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/154 E. - 2008/406 K. sayılı kararıyla kesinleşen orman tahdidi içinde kaldığı gerekçesiyle tapusunun iptaline karar verildiği, kararın temyiz incelemesinden geçerek 09.11.2009 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın 22.03.2013 tarihinde açıldığı, genel arazi kadastrosu sırasında taşınmaz hakkında kadastro tesbiti yapılarak gerçek kişiler adına tapu kütüğünün oluşturulduğu, bu şekilde tapu sicilinin hatalı olarak tutulduğu, TMK'nın 1007. maddesi kapsamında Devletin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu ve davacıların gerçek zararının tespit edilerek tazminine karar verilmesi gerekirken, mahkemece davanın reddi yönünde hüküm kurulması doğru değildir. Bu nedenle mahkemece, zararın meydana geldiği tarihe göre, tapusu iptal edilen taşınmazın niteliği ve değeri belirlenmeli, taşınmazın niteliği arazi ise net gelir metodu yöntemi ile, arsa ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmeli ve tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse o miktarda tazminatın davacılara ödenmesine karar verilmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır....'' gerekçesiyle karar oyçokluğu ile bozulmuştur. 9. Davalı Hazine vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 09.06.2020 tarihli ve 2020/1014 Esas, 2020/1721 Karar sayılı kararı ile; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 440. maddesinde yazılı hâllerden hiçbirine uymayan karar düzeltme isteğinin reddine oyçokluğu ile karar verilmiştir. 10. Davalı Hazine vekilinin ikinci kez karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 28.09.2021 tarihli ve 2020/10133 Esas, 2021/10480 Karar sayılı kararı ile karar düzeltme isteği HUMK'un 440. maddesinde yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından reddine karar verilmiştir. Direnme Kararı 11. Şile Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.03.2022 tarihli ve 2020/172 Esas, 2022/111 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazın senetsizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak iktisap edildiği, tapu sicil kaydına güvenmek suretiyle iktisap edilmediği ve sicile güvenmek suretiyle bedel ödemesinde bulunulmadığı, tapuya kayıtlı olmayan taşınmazı senetsizden zilyetlikle adına tespit ve tescil ettirenlerin, yolsuz tescil nedeniyle tapu kaydının iptali üzerine uğradığı bir zarardan söz edilemeyeceği, davacıların TMK’nın 1007. maddesi kapsamında ileri sürebilecekleri bir zararının bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 12. Direnme kararı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. ÖN SORUN 13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, eldeki davanın temyiz aşamasında bulunduğu sırada, 20.06.2026 tarihli ve 33286 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesinin eldeki davaya etkisi ve oluşan yeni durum karşısında dosyanın incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır. III. GEREKÇE 14. 20.06.2026 tarihli ve 33286 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesinin 3. ve 5. fıkraları; "...Açılan davalar sonucunda tapularının iptaline karar verilerek kesinleşen kararlardan infaz edilerek/rızaen terk edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde önceki malikleri veya akdi ve kanuni halefleri tarafından idareye başvurulması, taşınmaz bedeli karşılığı olarak herhangi bir ödeme yapılmamış olması veya ödeme yapılmış olması halinde yapılan toplam ödemenin Hazineye geri ödenmesi halinde ilgilisine iade edilir. Ancak Hazineye geri ödenecek bedel taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olamaz. ... Bu madde kapsamındaki taşınmazlar hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır. a) Yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar orman idaresi veya Hazine tarafından açılması gereken davalar açılmaz, devam eden davalar yönünden bu maddedeki işlemler bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır, bu taşınmazların aynına yönelik dava açılmasına ilişkin hak düşürücü süreler işlemez. Taraflarca vazgeçilen tapu iptali ve tescil, orman şerhinin kaldırılması ve bu madde kapsamındaki taşınmazların tapusunun iptali sebebiyle açılmış tazminat davaları da dahil olmak üzere derdest olan davaların konusuz kalmasına ve yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına karar verilir ve taraflar lehine vekalet ücretine hükmedilmez..." düzenlemesini içermektedir. 15. Bu nedenle sonradan yürürlüğe giren kanun doğrultusunda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir. 16. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, sonradan yürürlüğe giren bir Kanun doğrultusunda inceleme yapılarak karar verme yetkisinin Hukuk Genel Kuruluna ait olduğu, Özel Dairenin direnme kararını inceleyerek farklı bir karar vermesinin söz konusu olamayacağı, bu nedenle direnme kararının değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 17. Hâl böyle olunca temyiz isteminin incelendiği tarih itibariyle yürürlüğe giren Kanun ile oluşan yeni durum karşısında, dosyanın incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesi gerekir. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; 20.06.2026 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesi ile oluşan yeni durum karşısında davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 5. Hukuk Dairesine gönderilmesine, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan HUMK’nın 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.09.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.