Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2026/199 E. 2026/480 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2026/199
Karar No
2026/480
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/321 E., 2025/356 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 19.12.2024 tarihli ve 2024/5124 Esas, 2024/10305 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı muhdesat bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı idare vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; Siirt ili Pervari ilçesi ... Mahallesi 2 31... parsel sayılı taşınmazda yapılan yol çalışmaları nedeni ile arazide bulunan ve müvekkiline ait olan fıstık ağaçlarının yol yapımı sırasında zarar gördüğünü ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL tazminatın faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, yargılama sırasında dava değerini 276.037,25 TL olarak artırmıştır. II. CEVAP Davalı idare vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın mülkiyetinin Hazineye ait olması nedeniyle muhdesatların da Hazineye ait olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2017/90 Esas, 2020/490 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulü ile 276,037,25 TL muhtesat bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı idare vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 11.05.2023 tarihli ve 2022/706 Esas, 2023/360 Karar sayılı kararıyla; dava konusu fıstık ağaçlarının 2 31... parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunduğu, anılan taşınmazın orman vasıflı olup, orman sınırları içinde kaldığı, bu nedenle 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun (2942 sayılı Kanun) 19. maddesine 5177 sayılı Kanun ile eklenen ek fıkrada sayılan ve farklı bir hukuki statüsü bulunan “sahipsiz yer” kavramının ormanları kapsamadığı, dolayısıyla ormanlar üzerinde, Kanunun tarif ettiği biçimde muhdesat oluşturulması ve bedelinin ödenmesi olanağının bulunmadığı, bu suretle özel mülkiyete konu olamayacak yerdeki muhdesata hukuki değer verilemeyeceği gerekçesiyle davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ''...1. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü gerekmektedir. 2. Mahkemece yapılan keşif sonucunda düzenlenen bilirkişi raporlarında taşınmazın üzerindeki fıstık ağaçlarının keşif tarihi itibarıyla 15-25 yaşlarında olduğu ve dosyadaki tapu kaydına göre dava konusu taşınmazın tesis kadastrosu sonucu 14.11.2008 tarihinde orman niteliği ile Hazine adına tescil edildiği anlaşılmaktadır. Ağaçların dikildiği tarihte devletin hüküm ve tasarrufu altındaki sahipsiz yerlerden olan ancak 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 16 ncı maddesinde belirtilen orman, mera vb. kamu mallarından sayılmayan taşınmazın üzerindeki muhdesat bedeline hükmedilmesi gerektiği gibi muhdesat niteliğindeki ağaçların dava konusu taşınmaza, orman niteliği ile Hazine adına tescilinden sonra dikilmiş olması halinde dahi davalı taşınmazın 2942 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin son fıkrasında belirtilen "...başkası adına tapulu..." taşınmaz olarak kabul edilerek değerlendirilmesi gerekmektedir. Buna göre, Mahkemece 2942 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesi uyarınca değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazın orman vasfı ile tapuya tescilinden önceki niteliğinin yine orman olduğu, bu niteliği nedeniyle orman olarak tescil edildiği, taşınmazın özel mülkiyete konu olacak yerlerden iken vasfı değiştirilerek orman olarak tahsis edilmiş bir yer de olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; tarımsal faaliyetler ve fıstık yetiştiriciliğinin kadastro çalışmaları yapılmadan evvel müvekkiline miras yolu ile intikal eden taşınmazda yapıldığını, mevcut fıstık ağaçlarının yaşları itibariyle kadastro çalışmasından çok önce dikildiğini, Bölge Adliye Mahkemesinin beklenmedik bir şekilde içtihat değişikliğine gitmesinin hukuki belirsizliğe ve bireylerin mağduriyetine neden olduğunu, aynı şekilde benzer birçok davada Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin muhdesat bedellerinin ödenmesi gerektiğine yönelik kararlar verdiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; orman niteliğindeki taşınmaz üzerinde bulunan ve kamulaştırmasız el atılan muhdesat bedelinin tahsili istemine ilişkin eldeki davada, taşınmaz üzerinde meydana getirilen muhdesat bedelinin davacıya ödenip ödenemeyeceği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 169. maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 715. maddesi, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 16. maddesi, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun (2942 sayılı Kanun) 19. maddesi, 2. Değerlendirme 1. Konunun açıklığa kavuşturulması için öncelikle ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. 2. Bilindiği üzere 2942 sayılı Kanun’un “Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların idare adına tescili ve zilyedin hakları”na ilişkin hükümler içeren 19. maddesi, 24.04.2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun'un 11. maddesi ile değiştirilmiş; tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların kamulaştırılmalarında, kamu malı olan ve kamulaştırma konusu olamayacak yerlerin kamulaştırılmasının önlenmesi amacıyla, bu tür taşınmaz malların 3402 sayılı Kanun’un 16. maddesinde sayılan yerlerden olup olmadığının ilgili yerlerden sorularak tespit edilmesi külfeti idarelere yükletilmiş; kamu malı olmadıkları belirlendikten sonra, bedel tespiti ve tescil istemiyle mahkemeye başvurulması ve taşınmaz malın idare adına tesciline karar verilebileceği belirtilmiştir. 3. Anılan değişiklikle kamu malları dışında, kamulaştırma konusu olabilecek başkası adına tapulu, sahipsiz ve zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yer üzerinde bulunan muhdesat bedelinin zilyedine ödenip ödenmeyeceğine ilişkin bir düzenleme getirilmemiş; uygulamada ortaya çıkan sorunlar da dikkate alınarak 2942 sayılı Kanun’un 4650 sayılı Kanunla değişik 19. maddesine, 26.05.2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanunun 35. maddesi ile; “Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedeli, ağaçların ise 11 inci madde çerçevesinde takdir olunan bedeli zilyedine ödenir” hükmü eklenmiştir. 4. Açıklanan yasal düzenleme karşısında, zemin malikinden başkası tarafından oluşturulan muhdesatın bedelinin ödenebilmesi için, zeminin başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş bir yer olması, başka bir anlatımla özel kişilerin mülkiyetine konu olabilecek yerlerden bulunması gerektiği kuşkusuzdur. 5. Bu noktada orman vasfındaki arazinin, 2942 sayılı Kanun’un 19. maddesinin ek fıkrasında ayrık tutulup tutulmadığı, anılan fıkrada öngörülen “sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yer” kavramının ormanları kapsayıp kapsamadığı sorununun çözülmesi gerekmektedir. 6. Devlete ait ormanların, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu ve özel mülkiyete konu olamayacağı Anayasa ve kanunlarda belirtilmiştir. 7. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 169. maddesi, "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz. Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz" hükmüne haizdir. 8. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 715. maddesi, “Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Aksi ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sular ile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar gibi tarıma elverişli olmayan yerler ve bunlardan çıkan kaynaklar, kimsenin mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamaz. Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait malların kazanılması, bakımı, korunması, işletilmesi ve kullanılması özel kanun hükümlerine tabidir” şeklindedir. 9. 3402 sayılı Kanun’un 16. maddesinde kamu malları; hizmet malları, orta malları, sahipsiz mallar ile genel sular ve ormanlar olmak üzere dört gruba ayrılmıştır. Bu doğrultuda anılan madde; “Kamunun ortak kullanılmasına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlerden: ... D) Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlar, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde, özel kanunları hükümlerine tabidir” şeklinde düzenlenmiştir. 10. Yine 3402 sayılı Kanun'un 17. maddesi çerçevesinde koşulların varlığı hâlinde imar ve ihya yolu ile orman sayılmayan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerin, aynı Kanun'un 14. maddesinde yazılı koşulların gerçekleşmesi hâlinde imar ve ihya yoluyla kazanılması mümkün bulunmaktadır. Taşınmaz orman toprağı ise imar ve ihya ile kazanılması mümkün değildir. Zira Anayasa'nın 1 69... . maddeleri gözetilerek ormanların imar ve ihya ile kazanılması yasaklanmıştır. 11. Öte yandan Orman hukuku mevzuatı gereğince orman alanlarına her türlü müdahale yasaklanmıştır. Orman örtüsünün tahrip edilmesi veya herhangi bir orman örtüsü tahrip edilmeksizin dahi olsa orman alanlarının farklı amaçlarla kullanımı işgal ve faydalanma suçunu oluşturur. Böyle bir fiil sonucu ortaya çıkan muhdesat, suça konu şeylerden olup, hiç kuşkusuz suç teşkil eden fiilin hukuken himaye edilmesi düşünülemez. 12. Görüldüğü üzere ormanlar üzerinde, özel hukuk hükümlerine göre hak iktisabına yasal olanak bulunmamaktadır. 13. Somut olayda dava konusu ağaçların Siirt ili Pervari ilçesi ... Mahallesi 2 31... parsel sayılı taşınmazda bulunduğu, anılan taşınmazın ise orman vasıflı olduğu ve orman sınırları içinde kaldığı açıktır. 14. Yukarıda yapılan açıklamalar ve ilgili mevzuat hükümleri ışığında somut olay değerlendirildiğinde, 2942 sayılı Kanun’un 19. maddesine 5177 sayılı Kanun ile eklenen ek fıkrada sayılan ve farklı bir hukuki statüsü bulunan “sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yer” kavramının ormanları kapsamadığı, dolayısıyla ormanlar üzerinde, Kanunun tarif ettiği biçimde muhdesat oluşturulması ve bedelinin ödenmesi olanağının bulunmadığı anlaşılmaktadır. 15. Öte yandan benzer bir olayda Anayasa Mahkemesi her ne kadar (29.05.2019 tarihli ve 2016/58283 sayılı Mehmet Emin Öztekin Başvurusu), başvurucunun orman niteliğindeki taşınmaz üzerinde 20-30 yaşlarında fıstık ağaçları yetiştirdiği, bu kullanım nedeniyle Hazinenin, başvurucuyu taşınmazdan tahliye ettirmediği ve başvurucunun taşınmazdaki kullanımı nedeniyle ecrimisil bedeli de tahsil etmediği, böyle bir durumda başvurucunun kamu makamlarının uzun bir süre boyunca devam eden edilgen tutumlarının bir anda değişebileceğini öngörmesini beklemenin hakkaniyete aykırı olacağı gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine karar verilmişse de, Hukuk Genel Kurulunun süregelen içtihatlarında (12.11.2025 tarihli ve 2024/5-773 Esas, 2025/694 Karar; 27.09.2022 tarihli ve 2022/5-398 Esas, 2022/1154 Karar; 03.05.2006 tarihli ve 2006/5-2 27... /265 Karar) orman ve mera üzerinde, Kanunun tarif ettiği biçimde muhdesat oluşturulması ve bedelinin ödenmesi olanağının bulunmadığına karar verilmiştir. 16. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi ihlâl kararlarının objektif etkisi, benzer nitelikteki ihlâllerin önlenmesi amacına hizmet etse de, anılan Anayasa Mahkemesi kararı Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmede kapsamlı bir biçimde ele alınmış, sonuç olarak Hukuk Genel Kurulunca böyle bir fiil sonucu ortaya çıkan muhdesatın suça konu şeylerden olduğu, suç teşkil eden fiilin hukuken himaye edilmesinin düşünülemeyeceği kanaatine varılmış ve ayrıca Hukuk Genel Kurulunun istikrarlı içtihatları da dikkate alındığında eldeki dava yönünden Anayasa Mahkemesinin 29.05.2019 tarihli ve 2016/58283 sayılı bireysel başvuru kararının objektif etkisi kapsamında karar verilmesi mümkün görülmemiş, belirtilen gerekçelerle yerleşmiş uygulama ve ilkeler nazara alınarak karar verilmiştir. 17. Hâl böyle olunca mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığından, usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin direnme kararını veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.09.2026 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2026/199, K. 2026/480, T. 16.09.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2026-199-e-2026-480-k-f5d6cd62191d