Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/543 E. 2025/831 K. – Hizmet Tespiti

Konu: Hizmet Tespiti

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2024/543
Karar No
2025/831
Karar Tarihi
Konu
Hizmet Tespiti

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2015/1077 E., 2018/767 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 24.11.2021 tarihli ve 2021/4371 Esas, 2021/14765 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ve fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı ve fer'î müdahil vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda onanmış, karara karşı davacı vekili tarafından maddi hata düzeltme talebinde bulunulması üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince onama kararının kaldırılmasına, direnme kararı incelenmek üzere dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. Hukuk Genel Kurulunca Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin 02.01.2010 tarihinde davalı şirketin ... şube sorumlusu olarak çalışmaya başladığını, 01.09.2015 tarihine kadar çalışmasının devam ettiğini ancak çalışmalarının Kuruma bildirilmediğini ileri sürerek 02.01.2010-01.09.2015 tarihleri arasında geçen çalışmalarının ve sigorta başlangıç tarihinin 02.01.2010 olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı şirket vekili; davacının müvekkili şirkette hiçbir zaman çalışmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 2.Fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; davacıya 15.08.2006 tarihinde yaşlılık aylığı bağlandığını, hizmet cetvelinde 14.08.2006 tarihinden sonra hizmet kaydının bulunmadığını, dava kamu düzenine ilişkin olduğundan çalışma olgusunun hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ve resen deliller toplanmak suretiyle tespiti gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 14.11.2018 tarihli ve 2015/1077 Esas, 2018/767 Karar sayılı kararı ile; toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde, 15.08.2006 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı alan davacının 10.12.2010 tarihinden itibaren faaliyette olduğu anlaşılan davalı işyerinde hizmet akdine istinaden çalıştığı yönünde kanaat oluştuğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının 10.12.2010-01.09.2015 tarihleri arasında sosyal güvenlik destek primine (SGDP) tabi 1702 günlük bildirilmeyen çalışması olduğunun tespitine ve bu sürenin sigortalı hizmetinden sayılmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'î müdahil Kurum vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 05.02.2021 tarihli ve 2019/796 Esas, 2021/186 Karar sayılı kararı ile; yargılama sırasında davacı açıkça sosyal güvenlik destek primine tabi çalışmasının tespitini talep etmemiş ise de ilk derece mahkemesi tarafından davacının sosyal güvenlik destek primine tabi çalıştığının tespitine karar verilmesi ve davacının bu karara karşı istinaf yoluna başvurmamış olması nedeniyle talebin sosyal güvenlik destek primine tabi çalıştığının tespiti olarak kabul edilmesi gerektiği, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) geçici 14. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun (506 sayılı Kanun) 63. maddesinde yaşlılık aylığı almakta iken tekrar çalışmaya başlayan sigortalıya 506 sayılı Kanun’un 63. maddesinin (A) ya da (B) bentlerinden hangisinden yararlanacağı konusunda tercih hakkı tanındığı, davacının isteminin 506 sayılı Kanun’un 63/A maddesi kapsamında yaşlılık aylığının kesilerek tüm sigorta kollarına tabi çalışmanın tespiti olmayıp 63/B maddesi uyarınca sosyal güvenlik destek primine tabi çalışmanın tespiti olduğu, sosyal güvenlik destek primine tabi çalışma sürelerinin ise 55 10... sayılı Kanun’a göre sigortalılık süresi olarak değerlendirilmesi mümkün olmadığından davanın reddi gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ile ortaya çıkan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulduğunda; dava ile tespiti talep edilen dönemde, davacının sosyal güvenlik destek primine tabi çalışma hakkı bulunduğu sabittir. Ancak davacının talebinin açık ve belirgin olmadığı anlaşılmakla; her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince davacının talebinin 506 sayılı yasa 63/A kapsamında yaşlılık aylığı kesilerek tüm sigorta kollarına tabi çalışma tespiti olmadığı, 63/B kapsamında Sosyal Güvenlik Destek Primine tabi çalışmanın tespitini talep ettiği kabul edilerek karar verilmiş ise de; öncelikle, davacıya talebi açıklattırılmalı, isteminin, 506 sayılı Yasa’nın 63/A maddesi kapsamında yaşlılık aylığı kesilerek tüm sigorta kollarına tabi çalışma tespiti mi, yoksa, 63/B kapsamında Sosyal Güvenlik Destek Primine tabi çalışmanın tespiti mi olduğu hususu netleştirilmeli, davacının istemi dikkate alınmak suretiyle, Sosyal Güvenlik Destek Primine tabi çalışma sürelerinin 506 sayılı Kanuna göre sigortalılık süresi olarak değerlendirilmeyeceği hususu da gözetilerek, uyuşmazlık konusu hizmet tespitine yönelik talep hakkında bir değerlendirme yapılmalı, yukarıda açıklanan açıklamalar çerçevesinde yeterli araştırma yapılarak varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir...." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk derece mahkemesindeki yargılama sırasında alınan 17.07.2018 tarihli bilirkişi raporunda, davacının sosyal güvenlik destek primine tabi tespiti mümkün 1702 günlük çalışmasının bulunduğu yönündeki görüşü üzerine davacı vekilinin 14.11.2018 tarihli duruşmada bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiği, sosyal güvenlik destek primine tabi çalışma süresinin tespitine yönelik karara karşı istinaf yoluna başvurulmadığı, temyiz dilekçesinde de bu yönde bir itiraz ileri sürülmediği, bu nedenle davacının isteminin netleştirilmesini gerektirir belirsiz bir durum bulunmadığı, oluşan usuli kazanılmış hak ve davacı vekilinin temyiz dilekçesi dikkate alınarak bu yönde ek işlem yapılmasına gerek görülmediği, bozma ilâmı içeriğinde de, “sosyal güvenlik destek primine tabi çalışma sürelerinin 506 sayılı Kanun’a göre sigortalılık süresi olarak değerlendirilmeyeceği" belirtilmiş olmakla bozmaya konu karardaki yaklaşımın teyit edildiği, sosyal güvenlik destek primine tabi süreler için kısa vadeli sigorta kolları yönünden prim tahsili gereğinin öngörüldüğü, sosyal güvenlik destek priminin geçmişe dönük sigortalılık hakkı yaratmadığı gibi yaşlılık aylığı alırken gerçekleşen sosyal güvenlik destek primine tabi sigortalılık süresi niteliğindeki çalışmalar nedeniyle uzun vadeli sigorta kollarından prim tahsilatı yapılamayacağından sigortalılık süresinin tespiti davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı, işçilik alacaklarına esas çalışma süresinin ise taraflarca oluşturulan ve resen araştırma ilkesinin geçerli olmadığı işçilik alacaklarının tahsiline yönelik dava kapsamında hesap unsuru olarak belirlenmesinin işçilik hakkına ulaşmada makul sürede adil yargılama yönünden daha hızlı çözüm sağlama olanağı bulunduğu gibi gereksiz para ve zaman kaybının önüne geçilmesi nedeniyle usul ekonomisi ilkesine de uygun olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Onama Kararı Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 24.10.2022 tarihli ve 2022/6594 Esas ve 2022/12932 Karar sayılı kararı ile; 24.11.2021 tarihli ve 2021/4371 Esas, 2021/14765 Karar sayılı kararın kaldırılmasına ve direnme kararının onanmasına karar verilmiştir. C. Maddi Hata Talebine Başvuranlar Onama kararına karşı davacı vekilince maddi hata düzeltme isteminde bulunulmuştur. D. Gönderme Kararı Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 27.05.2024 tarihli ve 2023/741 Esas ve 2024/5894 Karar sayılı kararı ile; Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 24.10.2022 tarihli ve 2022/6594 Esas ve 2022/12932 Karar sayılı onama kararı kaldırılarak direnme kararının yerinde olmadığı, bozma kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. E. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 15.08.2006 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı alan davacının Kuruma bildirilmeyen 02.01.2010-01.09.2015 tarihleri arasındaki sosyal güvenlik destek primine tabi hizmetlerinin tespiti talebi yönünden eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. F. Ön Sorun Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 373. maddesinin 5. fıkrası uyarınca direnme kararını inceleyen Özel Dairenin 24.10.2022 tarihli kararı ile direnme kararının onanmasına karar verildiği gözetildiğinde, onama kararının maddi hataya dayanıp dayanmadığı, buradan varılacak sonuca göre Özel Dairece onama kararı kaldırılarak bozma kararının yerinde olduğu gerekçesiyle dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesinin usul ve yasaya uygun olup olmadığı, buna bağlı olarak da gönderme kararı kaldırılarak davacı vekilinin karar düzeltme dilekçesi adı altında verdiği dilekçenin değerlendirilmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak ele alınmıştır. G. Gerekçe Değerlendirme 1. Öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar bulunmaktadır. 2. Kanun yolu, davanın taraflarına tanınan bir hukuki yoldur ki, bununla yanlış olan (daha doğrusu yanlış olduğu iddia edilen) kararların tekrar incelenmesi ve değiştirilmesi sağlanır. 3. Hüküm mahkemelerinin karar verirken yanlış yapmaları ihtimâli bulunduğundan verilen kararların daha yüksek bir mahkeme tarafından kontrol edilmesi için her hukuk sisteminde kanun yolları kabul edilmiştir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt 3, İstanbul 2001, s. 4483). 4. Öncelikle kanun yoluna başvuru hakkının mutlak ve sınırsız olmadığının kabul edildiğini belirtmekte fayda vardır. Kanun yolları sonsuz değildir. Kanun'da hükme karşı öngörülen kanun yollarının tüketilmesi ile ya da kanun yollarına başvurma sürelerinin geçirilmesi ile karar kesinleşir. Artık o hükme karşı normal bir kanun yoluna başvurulması mümkün olmaz. 5. Bununla birlikte kesinleşmiş hükümlere karşı tanınmış olan kanun yoluna olağanüstü kanun yolu denmekte olup olağanüstü kanun yoluna konu karar esasında normal kanun yollarından geçerek ya da kanun yollarına başvurulmaksızın kesinleşmiştir. Ancak Kanun'da öngörülen bazı sebeplerin varlığı hâlinde kanun koyucu kesinleşmiş hükmün kaldırılması ya da değiştirilmesi imkânını tanımıştır. 6. Türk Medeni Usul Hukuku alanındaki Kanun, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) iken bu Kanun 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK ile yürürlükten kaldırılmıştır. 7.Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde temyiz, karar düzeltme ve yargılamanın iadesi olmak üzere üç kanun yolu mevcut idi. Bunlardan ilk ikisi normal (olağan) kanun yolu, sonuncusu olağanüstü kanun yolunu oluşturmaktaydı. 8.Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda ise olağan kanun yolları istinaf ve temyiz olmak üzere iki aşamalıdır. Bu Kanun'un düzenlemesi bakımından da yargılamanın yenilenmesi olağanüstü kanun yolu olma özelliğini devam ettirmektedir. 9. Somut uyuşmazlıkta bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 tarihinden sonra karar verildiğinden kanun yolu açıklamaları bakımından HMK ve bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği dönem dikkate alınarak değerlendirme yapılmasında yarar vardır. 10. 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un geçici 2. maddesinin 1. fıkrasında, “...Bölge adliye mahkemelerinin kuruluşları, yargı çevreleri ve tüm yurtta göreve başlayacakları tarih, Resmî Gazetede ilân edilir” düzenlemesine yer verilmiş ve 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete’de ilan edilerek bölge adliye mahkemeleri 20.07.2016 tarihi itibariyle fiili olarak göreve başlamıştır. 11. Ne var ki, HMK 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmesine rağmen 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile HMK'ya geçici 2. maddeden sonra gelmek üzere geçici 3. madde eklenmiş, maddenin 2. fıkrası 6723 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile değiştirilerek fıkrada yer alan "aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan” ibaresi “verilen” şeklinde düzenlenmiş, daha sonra 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun’un 47. maddesi ile geçici 3. maddenin 2. fıkrasındaki “454” ibaresi “444” şeklinde değiştirilmiş olup HMK'nın geçici 3. maddesinde; "(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 444 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur (Ek cümle: 1/7/2016-6723/34 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez. (3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır." hükmü bulunmaktadır. 12. Nitekim 6723 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce temyiz yoluna başvuru tarihi nazara alınmakta iken değişiklikle bu yol terk edilmiş ve karar tarihi esas alınmıştır. Diğer bir anlatımla bir karara karşı gidilebilecek kanun yolunu belirlemek için bu kararın verildiği tarihe bakılacaktır. Dolayısıyla Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden sonra verilmiş olan kararlar hakkında HMK'nın istinafa ve (md.341-360) ve temyize ilişkin (md.361-373) hükümleri uygulanacaktır. 13. Görüldüğü üzere HMK'ya göre istinaf ve temyiz olağan kanun yolu, yargılamanın yenilenmesi ve kanun yararına temyiz ise olağanüstü kanun yolu olarak düzenlenmiş, karar düzeltme yoluna ise yer verilmemiştir. 14. Bu itibarla bir mahkeme kararına karşı başvurulabilecek kanun yolunun hiç olmaması veya mevcut olan kanun yollarının tüketilmesi ya da süresinde kanun yollarına başvurulmaması hâllerinde şekli anlamda kesinlik gerçekleşir. İstisnai olarak olağanüstü kanun yoluna başvurma mümkün ise bu yollarla şekli anlamda kesin hükmü sona erdirmek mümkündür. 15. Burada kısaca "maddi hata" kavramından bahsetmek gerekir. 16. Maddi hata (hukuki yanılma), maddi ya da hukuksal bir olayın olup olmadığında ya da koşul ve niteliklerinde yanılmadır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s.746). 17. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 304. maddesinin 1. fıkrası gereğince hükümdeki "yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar" düzeltilebilir. Öte yandan uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi Yargıtay denetimi sırasında da uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda, davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve bitim tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer durumlarda yanlış algılama sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrarla maddi gerçeğin göz ardı edilmesi, yargıya duyulan güven ve saygınlığı, adalete olan inancı sarsacaktır. O nedenledir ki, Yargıtay bugüne değin maddi hatanın belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş, baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltilmesini kabul etmiştir.

18. Burada belirtilen maddi hata kavramından amaç, hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılardır. 19. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 13.03.2013 tarihli ve 2013/5-10 Esas, 2013/548 Karar, 13.04.2011 tarihli ve 2011/9-72 Esas, 2011/99 Karar, 13.04.2011 tarihli ve 2011/9-101 Esas, 2011/128 Karar, 19.06.2015 tarihli ve 2013/21-2361 Esas, 2015/1728 Karar, 23.10.2002 tarihli ve 2002/10-895 Esas, 2002/838 Karar, 02.07.2003 tarihli ve 2003/21-425 Esas, 2003/441 Karar, 29.11.1995 tarihli ve 1995/19-819 Esas, 1995/1028 Karar, 24.05.1995 tarihli ve 1995/9-348 Esas, 1995/556 Karar, 14.03.1986 tarihli ve 1984/2-714 Esas, 1986/246 Karar, 15.10.1986 tarihli ve 1986/6-491 Esas, 1986/876 Karar ile 10.06.1983 tarihli ve 1981/10-323 Esas, 1983/652 Karar sayılı kararlarında da; maddi hataya dayalı onama ve bozma kararlarının karşı taraf lehine sonuç doğurmayacağı benimsenmiştir. Bu husus, 30.11.1988 tarihli ve 1988/2-776 Esas, 1988/985 Karar sayılı kararında "...Yargıtay bozma ilâmına uyulmakla meydana gelen usulî kazanılmış hak kuralı usul hukukunun ana esaslarından olmakla ve Yargıtay'ca titizlikle gözetilmekle birlikte bu kuralın açık bir maddi hata hâlinde dahi katı bir biçimde uygulanması bazı Yargıtay kararlarında adalet duygusuyla, maddi olgularla bağdaşmaz bulunmuş ve dolayısıyle giderek uygulamada uyulan bozma kararının her türlü hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında maddi bir hataya dayanması hâlinde usulî kazanılmış hak kuralının hukuki sonuç doğurmayacağı esası benimsenmiştir..." şeklinde ifadesini bulmuştur. 20. Hemen belirtilmelidir ki, Yargıtayın kararında (onama/bozma) hukuki yönden bir değerlendirme yapılmış ve deliller belirli bir doğrultuda değerlendirilerek bir karar verilmiş ise kararı veren Daire hukuki görüş değiştirse veya delil değerlendirmesinin yanlış olduğunu sonradan benimsese dahi burada maddi hatadan söz edilemeyecektir. 21. Bu yönüyle şeklî anlamda kesinleşen kararla ilgili yeniden delil değerlendirmesi yapılarak maddi hata denetimi adı altında davanın tekrar kanun yolu denetimine tâbi tutulması ve bu suretle şekli anlamda kesinleşen kararın ortadan kaldırılması mümkün değildir. Bu durumun aksine hareket edilmesi kesin hükmün otoritesini ortadan kaldıran ve kanunda olmayan bir yasa yolunun ihdası anlamına gelmektedir. 22. Öte yandan 6763 sayılı Kanun ile HMK’nın 373. maddesinin 5. fıkrasında yer alan “Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır.” ibaresi “kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir.” şeklinde değiştirilmiştir. 23. Kanun koyucu tarafından HMK’nın 373. maddesinin 5. fıkrasında yapılan değişikliğin gerekçesinde, Dairenin direnme kararını yerinde görmesi hâlinde kendi kararını düzeltebileceği ve böylece hatasından dönebileceği, aksi takdirde dosyayı Hukuk Genel Kuruluna göndereceği belirtilmiştir. 24. Somut olayda, hizmet tespiti istemine ilişkin açılan eldeki davada, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen karara karşı davalı ve fer'î müdahil Kurum vekillerinin istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verildiği, kararın davacı vekili tarafından temyiz edildiği, Özel Dairece davacıya talebi açıklattırılarak isteminin, 506 sayılı Kanun'un 63/A maddesi kapsamında yaşlılık aylığı kesilerek tüm sigorta kollarına tabi çalışmanın tespiti mi, yoksa 63/B kapsamında sosyal güvenlik destek primine tabi çalışmanın tespiti mi olduğu hususunun netleştirilmesi ve davacının istemi dikkate alınarak sosyal güvenlik destek primine tabi çalışma sürelerinin 506 sayılı Kanun'a göre sigortalılık süresi olarak değerlendirilmeyeceği hususu da gözetilerek karar verilmesi gerekçesiyle bozulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince direnme kararı verildiği, kararın davacı vekili tarafından temyiz edildiği, Özel Dairece temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının onandığı, onama kararının 12.12.2022 tarihinde tebliği üzerine davacı vekilinin aynı konuda çelişkili kararlar verildiğini belirtmek suretiyle karar düzeltme adı altında verdiği dilekçe ile kararın düzeltilmesi talebinde bulunduğu, Özel Dairece HMK'nın 373/5. maddesi uyarınca gerçekleştirilen inceleme sonucu verilen gönderme kararında maddi hataya yönelik açıklamalar yapıldıktan sonra Dairenin yerleşmiş içtihatlarına aykırı olarak maddi yanılgı sonucu direnme kararının onandığı gerekçesiyle onama kararının ortadan kaldırılmasına ve direnme kararının yerinde olmadığı, bozma kararının usul ve yasaya uygun olduğu belirtilerek dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderildiği anlaşılmıştır. 25. Şu durumda yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgulara göre; Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararının Özel Dairece onanması ile şekli anlamda kesin hüküm hâlini aldığı, onama kararına karşı başvurulabilecek bir kanun yolunun bulunmadığı, onama kararının yerleşik içtihatlara aykırı olmasının maddi hata olarak değerlendirilemeyeceği, başka bir anlatımla ilgili mevzuat hükümlerinin yorumu bakımından ortaya çıkan farklılığın hukuki hata olarak nitelendirilebilirse de maddi hata olarak kabulünün mümkün olmadığı, bu nedenle de onama kararının kaldırılmasını gerektirir maddi hata bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 26. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında Özel Dairenin yerleşik içtihatlarına aykırı olacak şekilde verilen Özel Dairenin 24.10.2022 tarihli direnme kararının onanmasına ilişkin kararının maddi hataya dayandığı bu nedenle ön sorun bulunmadığından direnme kararının temyiz incelemesinin yapılması gerektiği ileri sürülmüşse de bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

27. Hâl böyle olunca, Özel Dairenin direnme kararının onanmasına ilişkin kararında maddi hata bulunmadığından Özel Daire tarafından davacı vekilinin karar düzeltme adı altındaki dilekçesi üzerine verilen 27.05.2024 tarihli gönderme kararı kaldırılarak davacı vekilinin 16.12.2022 tarihli dilekçesi yönünden bu tespit kapsamında değerlendirme yapılıp karar verilmek üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Özel Dairenin 27.05.2024 tarihli ve 2023/741 Esas, 2024/5894 Karar sayılı gönderme kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, Davacı vekilinin 16.12.2022 tarihli dilekçesi yönünden bir karar verilmek üzere dosyanın YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 17.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/543, K. 2025/831, T. 17.12.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2024-543-e-2025-831-k-b21f08a5a002