Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2026/288 E. 2026/434 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2026/288
Karar No
2026/434
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 250-213

I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5/1, TCK'nın 221/4-2. cümlesi, 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise TCK'nın 109/2, 3-a,b, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, mahkûmiyete konu hükümler bakımından hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 02.06.2022 tarihli ve 307-102 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 18.08.2022 tarihli ve 588-652 sayılı kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığındaki 2022/4307 sayılı soruşturma dosyası incelenerek sanığın hukuki durumunun tayin ve tespitinde zorunluluk bulunduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesince 22.11.2022 tarih ve 135-211 sayı ile sanığın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 221/4-2. cümlesi, 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis; TCK'nın 109/2, 3-a,b, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, mahkûmiyete konu hükümler bakımından hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba, bu hükümlerin Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 30.12.2022 tarih ve 896-1111 sayı ile istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. Bu kararın da Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesince 24.06.2024 tarih ve 3343-8475 sayı ile; "Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyizinin yalnızca silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin olduğu belirlenerek yapılan incelemede; Oluş, mahkeme kabulü, sanık savunması, tanık ve katılan beyanları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde tanık ...'un '2016 yılında ... vadisinde yol kesme eylemleri yaptığını biliyorum' şeklindeki beyanından da anlaşılacağı üzere sanığın sübutu kabul olunan yol kesme ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma gibi eylemlerinin her birinin vahim nitelikte olduğu nazara alındığında amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre, amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olduğu, bu bağlamda sanığın eylemlerinin devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunu oluşturduğu anlaşılmakla sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 03.12.2024 tarih ve 250-213 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.05.2025 tarihli ve 14811 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 26.02.2026 tarih ve 4246-4079 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına tevdi edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma suçunu mu yoksa silahlı terör örgütüne üye olma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; sanığın 15.06.2015 tarihinde yasa dışı yollarla geçtiği Suriye'de ve Kuzey Irak'ta ... silahlı terör örgütünün kamplarında on ay kadar ideolojik ve askerî eğitim aldıktan sonra 2016 yılında bir grup örgüt üyesi ile birlikte yasa dışı yollarla Türkiye'ye girip Eylül ayında Tunceli iline geldiği, burada örgüt içerisinde faaliyet yürütürken 21.07.2019 tarihinde ailesi ile irtibat kurup örgütten ayrılarak geldiği ... ilçe merkezinde gözaltına alındığı, 21.07.2019 tarihli Arama ve Gözaltına Alma Tutanağına göre; saat 20.00 sıralarında ... örgüt üyesi bir şahsın ikna yoluyla teslim olacağının bildirilmesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığından alınan arama, el koyma ve gözaltına alma kararına istinaden şahsın bulunduğu ... ilçe merkezindeki ... Otel'e gelindiği, şahıs ve ailesinin bulunduğu odanın kapısının gerekli güvenlik önlemleri alındıktan sonra çalındığı, kapıyı açan bayan şahsın işaret etmesi ile girilen odanın içerisinde ayakta bekleyen şahsa isminin sorulduğu, bu sırada odaya giren ...'in, içerideki şahsın oğlu ... olduğunu söylemesi üzerine adı geçenin gözaltına alındığı anlaşılmıştır. Katılan ..., kolluktaki 23.09.2016 tarihli ifadesinde; ...'ta esnaflık yaptığını ve uzun süredir jandarmaya da erzak temin ettiğini, 07.09.2016 günü saat 14.30 sıralarında ...'tan Hozat istikametine doğru gittiği sırada bir grup terör örgütü mensubu tarafından yolunun kesildiğini, gözleri bağlanarak tam olarak neresi olduğunu bilmediği ormanlık bir alana götürüldüğünü, örgüt mensuplarının burada "Senin hakkında hiç iyi şeyler duymuyoruz, sen askere bizim hakkımızda bilgi veriyorsun, kaç defadır bu yüzden eylem yapamadık." diyerek sorular sorduklarını, elleri ve ayakları bağlanarak bir mağarada tutulduğunu, sabahları sorgulanmak için çıkartıldığını ve bu sırada kendisine yumruk, tekme ve sopalarla vurduklarını, sırtında sigara söndürerek işkence ettiklerini, 20.09.2016 tarihinde akşam üzeri ...-Hozat yolunun yakın bir bölgesine bıraktıklarını, alıkonulduğu sürede üzerindeki 4.200 TL ile kredi kartlarını, kimlik kartını ve ehliyetini de gasp ettiklerini ifade etmiştir. Kolluktaki 02.09.2019 tarihli fotoğraf teşhisinde; "... Kod ...: Bu şahsı ... kod olarak tanırım. Araçla seyir hâlinde ilerlerken ... Kuşluca karakolunu geçtikten sonra artık ormanlık bir mevkide yolun üzerinde elinde silahlarla 6-7 civarında üzerlerinde terör örgütü kıyafeti olan kişileri gördüm. Silahla dur ihtarında bulunmaları üzerine yol üzerine de taş dizmelerinden dolayı mecburen aracımı durdurmak zorunda kaldım. Beni araçtan indirdiler. Bana seni iki gün misafir edeceğiz diyerek gözlerimi bağladılar. Sonrasında beni başka bir araca bindirerek iki saat mesafede bir yere götürdüler. Benim geldiğim aracı beni durdurdukları yerde bıraktılar. Beni araçtan indirdikten sonra ormanlık bir alana götürdüler. İlk gün bana herhangi bir müdahalede bulunmadılar. İkinci günde beni bir ağaca bağladılar. Üzerimi soydular, üzerimde sigara söndürdüler, sopalarla vücuduma vurdular, soğuk suyun içinde bekleterek işkence ile beni sorgulamaya başladılar. Bana bu işkencelerde bulunan kişiler hatırladığım kadarıyla ... (K), ... (K), ... (K), ... (K), ... (K), ... (K), ... (K) vardı. Bu şahıslardan başka da örgüt mensupları vardı fakat kim olduklarını şu an için hatırlamamaktayım. Beni konuşturmak amacıyla zorla tereyağının içinde ismini bilmediğim ilaç da içirdiler. Beni yaklaşık 15 gün ormanlık alanda bıraktılar. Bu 15 gün yaklaşık 7-8 günü işkence ve sorgu ile geçti. İşkence esnasında ... kod isimli şahsın elinde kalaşnikof marka silah vardı. Benim başımda silahla nöbet tutuyordu. Bana elindeki silahı göstererek seni geberteceğim, sen devletin ajanısın yemek götürüyorsun, devletin askerini taşıyorsun, devlete yardım ediyorsun, sivil aracınla askerleri dışarı çıkardığın için biz askere mayın/tuzak kuramıyoruz diyerek tehdit etti ve tekme ile bana birkaç defa vurdu. Beni sağ olarak bulmak için ailemin çabaları, askerlerin de sürekli olarak operasyon düzenlemeleri üzerine beni kaçırdıktan 15 gün sonra terör örgütü üyeleri beni bırakmaya karar verdiler. Akşam saatlerinde beni Hozat ... yolunun kenarına getirerek bıraktılar ve sonrasında yanından ayrıldılar.", şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkemede; önceki ifadelerini tekrar ettiğini, ilk alıkonulduğu sırada yolunu kesenler arasında sanığın bulunmadığını, götürüldüğü iki saatlik mesafedeki ormanlık alanda bir grup örgüt üyesinin kendisine işkence yaptığını, bu grupta sanığın yer almadığını, sanığın kendisine karşı bu yönde bir eyleminin olmadığını, yalnızca dört beş gün kadar başında nöbet tuttuğunu, kendisini tuvalete getirip götürürken diğer örgüt üyeleriyle birlikte sanığın da "Seni geberteceğim, sen devlet ajanısın, devlete yardım ediyorsun, sen askere erzak götürdüğün için asker karakoldan dışarı çıkmıyor, biz de askere tuzak kuramıyoruz" şeklinde sözler söylediğini, alıkonulduğu sırada beş altı kişinin kendisini darp ettiğini, darp edenler arasında sanığın bulunup bulunmadığını ve kendisine vurup vurmadığını hatırlamadığını söylemiştir. Tanık ... kolluktaki fotoğraf teşhisinde; "Bu örgüt mensubunu ... (K) olarak tanırım. 2016 yılında güneyden geldiğini biliyorum. ... terör örgütüne faaliyet gösterdiğini biliyorum. 2016 yılında ... vadisinde yol kesme eylemleri yaptığını biliyorum.", şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkemede; ... (K) ... isimli şahsı ismen tanımadığını, daha önce verdiği ifadeleri okunursa yardımcı olabileceğini, ifadelerinin okunması üzerine, PKK içerisinde 2012-2019 yılları arasında faaliyet gösterdiğini, 2016 yılında Çiçekli bölgesinde olduğunu, ... Vadisinde hiç bulunmadığını, sanığın bulunduğu gruplardan kendilerinin bulunduğu bölgeye gelenlerin eylem yapanlar hakkında konuştuklarını, sanığı bizzat görmediğini ancak ismini duyduğunu, kendisinin 2016 yılındaki yol kesme eylemlerine katılmadığını, 2016 yılı Ağustos ayının sonlarında ... Vadisine iki kişiyi almak için gittiğinde yol kesen gruplar içerisinde bulunanların kendisine söylenmiş olabileceğini, sanığın da yol kesme eylemine katılanlardan olduğunu bu yüzden dile getirmiş olabileceğini, sanığın yol kesme eylemine katıldığını görmediğini, sanık hakkındaki bildiklerinin duyuma dayalı olduğunu söylemiştir. Tanık ... kolluktaki fotoğraf teşhisinde; "... ... (K) adı ile tanıdığım şahıs. ... ... Kır Gerilla Birliği içerisinde silahlı faaliyet yürütüyor. ... (K) ve ... (K) ile birlikte 2016 Eylül ayında Tunceli kırsalına geldi." şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkemede; ... içerisinde faaliyet yürüttüğünü, eğitim gördüğü Kuzey Irak'tan 2016 yılı Eylül ayında gelen sanıkla 2016-2017 ... kış kampında birlikte kaldıklarını ve kendisi 15.03.2017'de teslim olana kadar beraber olduklarını, ... (K) örgüt üyesinin cenazesinin alınması sırasında ... (K) ve ... (K) ile birlikte sanığın da bulunduğunu, cenazeyi almak üzere PKK üyelerinin bulunduğu noktaya gittiklerinde bir sivil şahsı uzaktan gördüklerini, PKK üyeleri ile görüşmeye giden ... (K)'un daha sonra bu şahsın işbirlikçi olmasından dolayı örgüt üyeleri tarafından sorgulanmak üzere getirildiğini anlattığını, bu kişinin kaçırılması olayında ... üyelerinin bir etkisi olmadığını, şahsın PKK tarafından kaçırıldığını, sanığın bu kişiyi tehdit ettiğine şahit olmadığını, cenazeyi almak için giden gruptan kimsenin bahse konu sivil şahsın başında nöbet tutmadığını, hatta konuşmadığını, sanığın herhangi bir silahlı eylemini ya da yol kesme faaliyetini bilmediğini, sanık Eylül ayında geldikten sonra Aralık ayında kış kampına girdiklerini, kendisinin ise 2017 yılının Mart ayında teslim olduğunu, birlikte bulundukları sürece sanığın herhangi bir eyleme katılmadığını, zaten örgüte yeni katılan kişilerin ... içerisinde genel olarak yol kesme gibi eylemlerde yer almadıklarını söylemiştir. Tanık ..., kolluktaki fotoğraf teşhisinde; "Ben bu örgüt mensubunu ... kod olarak bilirim... Sol terör örgütü içerisinde savaşçı faaliyet gösterir. 2016 yılı içerisinde Kandil'den geldi. ... gücünde bulunmaktadır. M-16 marka silah taşır. 4 adet şarjör ve 2 el bombası vardır. ... (K) ve... (K) ile beraber Kandil'den gelmişlerdir." şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkemede; PKK içerisinde Tunceli kırsalında yaklaşık altı ay kadar faaliyet gösterdiğini, sanığı da Tunceli'de gördüğünü, ... (K) ve... (K) ile beraber Kandil'den geldiklerini, savaşçı olarak faaliyet yürüttüğünü bildiği sanığın herhangi bir silahlı eylemine şahit olmadığını, yol kesme eylemine katıldığını da bilmediğini söylemiştir. Tanık ... kolluktaki fotoğraf teşhisinde; "Bu şahsı ... (K) olarak biliyorum. Kaleşnikof silah taşıdığını biliyorum. ... terör örgütü içerisinde faaliyet yürüttüğünü ve rahatsız olduğunu biliyorum." şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkemede; ... kod ismiyle tanıdığı sanığın Kaleşnikof marka silah taşıdığını ve fiziki bir rahatsızlığı olduğunu bildiğini, kendisinin PKK içerisinde 2015-2019 yılları arasında faaliyet yürüttüğünü, 2016 yılında ... Vadisinde yol kesme eylemleri olduğunu, kimlerin bu eylemde yer aldığını bilmediğini, sanığın herhangi bir eylemi hakkında bilgi sahibi dolmadığını, örgütte herkesin sanığın hasta olduğunu bildiğini, sanığın o yüzden herhangi bir eyleme katılmadığını söylemiştir. ... kolluktaki fotoğraf teşhisinde; "...Açık kimlik bilgilerini sizden öğrendiğinm bu şahsı ... (K) olarak biliyorum. ... terör örgütü içinde faaliyet gösterir. Güneyden geldiğini biliyorum. Metina bölgesinde 2016 yılı Mayıs ayında tanışmıştım. 2016 yılı Eylül ayında ... Vadisinde gördüm." şeklinde beyanda bulunmuştur. Tanık ...; sanığın babası olduğunu, Denizli'de annesiyle birlikte yaşayan oğlu sanığın 2015 yılı Haziran ayında İstanbul'a gittiğini, 16.06.2015'ten itibaren sanığa ulaşamayınca kolluğa müracaat ettiğini, durumu hakkında bilgi almak için İstanbul iline gittiğini, burada yaptığı araştırmalarda sanığın Kobani'ye gitmiş olabileceğini söylediklerini, bunun üzerine yasal yollardan gittiği Kobani'de oğlunu aradığını, fakat bulamayarak geri döndüğünü, o zamandan beri oğlundan haber alamadığını, birkaç ay önce jandarmadan bir görevlinin kendisini telefonla arayarak oğlu sanığın sağ olduğunu ve ... terör örgütü mensubu olarak Tunceli ili kırsalında faaliyet yürüttüğünü haber verdiğini, bunun üzerine eşiyle birlikte Tunceli'ye giderek güvenlik güçlerinin de yardımıyla sanığı aradığını, en son 21.07.2019 günü akşam saatlerinde Tunceli - ... Yolu Venk Köprüsü olarak bilinen yerin yakınlarındaki ormanlık alanda ismini seslenerek dolaştıkları sırada sanıkla karşılaştıklarını, durumu anlattıkları sanıkla beraber ...'a geldiklerini ve haber verdiği jandarma görevlilerine oğlu sanığı teslim ettiğini ifade etmiştir. Sanık; Denizli'de yüksekokulda okumaktayken 15.06.2015 tarihinde Kuzey Irak'a giderek ... terör örgütüne katıldığını, Kuzey Irak'taki örgüt kamplarında ideolojik ve silahlı eğitim gördükten sonra bir grup örgüt üyesiyle birlikte Türkiye'ye geçmek için Mayıs 2016'da yola çıktıklarını ve 2016 yılının Eylül ayında ...'a geldiklerini, örgüt içerisinde ... ve ... kod isimlerini kullandığını, keskin nişancı tüfeği ve AK47 piyade tüfeği kullandığını, örgüt içerisinde savaşçı olarak bulunmakla birlikte doğrudan herhangi bir eyleme katılmadığını, fiziksel ve psikolojik rahatsızlıkları sebebiyle aktif bir görev almadığını, örgütte bulunduğu süre boyunca zaman zaman ayrılmak için ailesine ulaşmaya çalıştığını, en son kendisini aramaya gelen anne ve babasının yardımıyla örgütten kaçarak teslim olduğunu, katılan ...'ün PKK terör örgütü üyeleri tarafından tutulduğu bölgeye ... (K) örgüt mensubunun cenazesini alıp ailesine teslim etmek için gittiklerini, katılanı burada gördüğünde kaçırılmış olduğunu dahi düşünmediğini, katılanın PKK tarafından kaçırıldığını kendilerine sonradan ... (K)'un anlattığını, katılanın kaçırılmasıyla bir ilgisi olmadığı gibi başında nöbet de tutmadığını, katılanı tehdit ya da darp etmediğini, zaten katılanın bulunduğu yerde de yalnızca iki gün kaldıklarını, cenazeyi teslim alıp iki gün içinde ayrıldıklarını, örgütte bulunduğu süre zarfında herhangi bir yol kesme eylemine katılmadığını, bu hususta ifade veren tanık ...'ın beyanlarının duyuma dayalı olduğunu, kendi içinde ve diğer tanık beyanlarıyla da çeliştiğini, tanığın bu yöndeki soyut ve duyuma dayalı beyanları dışında hem savcılık hem de mahkemece yapılan tüm araştırmalar neticesinde başkaca bir delile ulaşılamadığını, Tunceli'ye Eylül ayında geldiğini, tanığın yol kesme eylemlerinin olduğunu söylediği tarihlerde Tunceli'de bile olmadığını, örgüt içerisinde faaliyette bulunan 79 örgüt üyesini ve örgüte yardım eden 15 kişiyi teşhis ederek ifade verdiğini, faaliyetlerinin içeriği ve bu sırada tanıdığı kişiler hakkında ayrıntılı beyanlarda bulunduğunu, örgütün sığınak, barınak ve mühimmat depoladıkları yerleri yer göstermek suretiyle tespit de edebileceğini, pişman olduğunu, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini savunmuştur. IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları ve hukuki mahiyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.11.2024 tarihli ve 295-367; 15.01.2025 tarihli ve 244-30 sayılı ilamları ile müstakar kararlarında açıklandığı üzere; Her devlet siyasal fonksiyonunun gereği olarak ülke, egemenlik ve millet/ulus unsurlarını, Anayasal düzenini ve bu düzenin işleyişini koruma altına alır. 5237 sayılı TCK'nın 302. maddesinde düzenlenen "Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak" suçunun konusunu da devletin ülkesi, egemenliği ve milli birliği oluşturmaktadır. Suçla korunan hukuki değer, devletin ülkesinin bütünlüğü/milli birliği ve egemenliğidir. Suç, 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi gereğince mutlak terör suçudur. Kanun gerekçesinde de ifade edildiği üzere bu suçun oluşabilmesi için belli amaca yönelik/matuf fiillerin işlenmesi gerekir. Bu amaç, madde metninde; 1-Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak, 2-Devletin birliğini bozmak, 3-Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak, 4-Devletin bağımsızlığını zayıflatmak olarak belirlenmiştir. Korunan değerlerin önemi ve kanun metninde sayılan amaçlara ulaşıldığında suçun cezalandırılabilirliğindeki güçlük/imkânsızlık nedeniyle suç bir teşebbüs suçu olarak düzenlenmiş, hatta suçun hazırlık hareketleri de yaptırıma bağlanmıştır (TCK'nın 314. maddesi gibi). Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebrî nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekir. Bu hâliyle suç, aynı zamanda bir somut tehlike suçudur. Ancak maddede yazılı hedeflerin gerçekleşmesine ihtiyaç yoktur (CGK'nın 09.02.2010 tarihli ve 103-22 sayılı kararı). Belirtilen amaçlara yönelik fiillerin işlenmesi yeterlidir. Cezalandırılan hareket, devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir. Suç, bu amaçla kurulmuş terör örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenmektedir. Bu tür terör örgütlerinin araç fiil olarak ifade edilen ve maddede belirtilen amaçlara yönelmiş olan adi suç niteliğindeki kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, mala zarar verme vb. fiilleri işlemelerindeki gaye; kamu düzenini bozmak, kamu otoritesini zayıflatmak, toplumda kargaşa yaratmak, toplumun şiddet yoluyla siyasallaşması ve kutuplaşmasının yolunu açmak, toplumun karşı koyma gücünü felce uğratmaktır. Fail için işlenen araç suçla ortaya çıkan somut zarar neticesi değil (yakın netice), bu fiilin toplum üzerinde meydana getirdiği etki (uzak netice) önem arz etmektedir. Fail, işlediği araç fiillerle devlet otoritesinin, ülkesinde yaşayan halkın güvenliğini koruma görevini gerçekleştiremediği, zayıfladığı ve işlerliğini yitirdiği imajını yaratmaya çalışarak devlete olan güveni sarsmayı amaçlar. Ülkede yaşanan kaos ortamı ve toplumda yaşanan korku ve endişe, yöneticilerde ve halkta istenileni vererek kaos ortamını bitirme iradesini doğurur; yöneticileri belli kararları almaya ya da politikalarını değiştirmeye zorlar ve bu da idari, siyasi, ekonomik ve toplumsal sistem değişikliklerini sonuçlar. Bu suretle de fail, esas gayesi olan devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma amacına ulaşmaya çalışır (N. K. Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 89-90; Dönmezer, Tedhişçilik, s. 56). Söz konusu düzenlemeyle esas itibarıyla cezalandırılmak istenen, amaçların gerçekleştirilmesine yönelik araç fiil ile ortaya çıkan yakın netice değil, araç fiilin işlenmesi ile suçun konusunun zarara uğraması tehlikesidir. Kanun koyucunun düzenlemenin ikinci fıkrasında amaca yönelik araç fiillerinin ayrıca cezalandırılacağını kabul etmesi de bu hususu desteklemektedir. Söz konusu düzenleme dikkate alındığında; araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki araç fiilin (TCK 302/2) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun (TCK 302/1) "fiil" unsurunu teşkil ettiği görülmektedir (Topçu, s. 89-90). Buna göre elverişli/vahim eylemin, diğer tabirle araç suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması, "amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi" gerekir. (CGK'nın 09.02.2010 tarihli ve 103-22 sayılı kararı). Kanuni tanımda yer alan araç fiilin, suç olması gerektiğinde kuşku yoktur. Müstakar uygulamaya göre araç suç, zarar ya da tehlike suçu (Yargıtay 9. CD 26.06.2012 tarihli ve 2855-8069 sayılı, 15.01.2014 tarihli ve 12441-614 sayılı, 30.03.2010 tarihli ve 8654-3632 sayılı, 09.06.2011 tarihli ve 4202-3296 sayılı vb.) olabilir. Ancak suç teşkil eden her fiilin de amaç suçu oluşturmak için yeterli/elverişli olmadığı açıktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı ise her olayın özelliğine göre; fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini ve toplum barışını bozarak devletin ülkesi, milleti ve egemenliği bakımından somut tehlike meydana getirecek yoğunluk ve ciddiyetteki eylemlerin amaç suç yönünden elverişli olduğu kabul edilmektedir. Güdülen amacın gereği olarak bu eylemlerin belli bir kişi ya da kitleye tevcih edilmesi gerekmez. Amaç, tedhiş ortamı oluşturmak olduğuna göre hedefin muayyen veya gayrimuayyen olmasının da bir önemi yoktur. Özellikle vurgulamak gerekir ki; uygulamada amaca elverişli/vahim eylem olarak kabul edilen suçların her biri müstakil olarak değerlendirildiğinde, anılan suçun koruduğu değer bakımından somut tehlike oluşturmaktan uzak görülebilir. Bu nedenle olaysal değerlendirme yapılırken, sanığın üyesi bulunduğu silahlı terör örgütünün, Devletin birliğini bozma ve ülke topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik olarak; tedhiş ortamı oluşturmak, terörizmin karakterini yansıtan sistematik, sürekli, belirsiz hedefli ve belli ağırlıkta şiddet olay(lar)ı gerçekleştirdiği gözetilerek, sübutu kabul olunan eylemin de amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ve ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte/ağırlıkta olup olmadığı belirlenmelidir. Normun koruduğu değerlere matuf ve örgütsel faaliyet kapsamında işlenen kasten öldürme, nitelikli yaralama ve yağma gibi mahiyeti itibarıyla da ağır ve sansasyonel tesiri haiz suçların kural olarak, amaç suçlar için de elverişli/vahim eylem kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmamakta ise de TCK'nın 109. maddesinde düzenlenen "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçu gibi diğer suçların, a priori/kategorik olarak elverişli olup olmadıklarını kabul etmek mümkün değildir. Zira örgütün faaliyetleri kapsamında ya da örgüt adına işlenen her suç, netice itibarıyla aynı amaca hizmet etmekle birlikte, bu amaç yönünden belli ağırlığı olmayan suçların ayrı bir sorumluluk rejimine tabi tutulduğu da gözetilmelidir. Bu tür suçların elverişlilik nitelikleri belirlenirken, olaysal değerlendirmeye tabi tutularak; tedhiş ortamı oluşturmak amacı bakımından, fonksiyonel ve sansasyonel etki ve ağırlığı nazara alınarak bir sonuca ulaşılmalıdır. Her hâlde suçun oluşması için, failin amaca yönelik işlediği vahim eylem/elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekir. İşlenen araç suçun vahim/elverişli eylem kabul edilmesi ve failin ayrıca amaç suçtan (TCK 302 md.) da cezalandırılabilmesi için, eylemin bireysel bir amaçla/saikle değil, kanun maddesinde belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında ika edilmiş olması gerekmektedir. Bu nedenledir ki failin, geçitli/müterakki suçlardaki özellik nedeniyle, TCK'nın 302. maddesinde tanımlanan amaç suçu sabit görülüp cezalandırıldığı durumda ayrıca TCK'nın 314/1-2. maddesi gereğince cezalandırılamayacağı istikrar kazanan bir uygulama hâline gelmiştir (Yargıtay 9. CD. 15.06.2009 tarihli ve 6277-7540 sayılı vb). Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hâllerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve TCK'nın 35. maddesinin gerekçesinde "Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık - icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunlu haline getirmektedir. Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki 'kastı şüpheye yer bırakmayacak' ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine 'doğrudan doğruya icraya başlama' ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır." denilmekle benimsenen (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s.569-570; Centel/Zafer Çakmut,(4), s.455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s.423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s.20.- Koca-Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s.408) ve Yargıtay tarafından da uygulanagelen (CGK'nın 19.10.2010 tarihli ve 153-206 sayılı vb.) objektif teori-Frank formülüne göre; suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi durumunda icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde, hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibarıyla yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır (Fatih Selami Mahmutoğlu - Serra Karadeniz, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi, s. 792-794; İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler s. 503 ve devamı, Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, s.455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20; Koca-Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408). PKK silahlı terör örgütünün, Devletin birliğini bozma ve ülke topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik olarak yıllardır vahamet arz eden şiddet olayları gerçekleştirdiği bilinen bir vakıadır. ... silahlı terör örgütünün siyasi ideolojisinin ise Marksist Leninist ilkelere dayalı komünist bir sistem kurmak amacı ile devletin anayasal düzenini silah zoruyla değiştirmek olduğu bilinmekte ise de, olay tarihi itibarıyla anayasal düzen bağlamında benzer ideolojiyi benimseyen her iki örgütün, şiddet eylemlerinin icrası yönünde işbirliği yaptıkları dosya kapsamı itibarıyla da sabittir. Terör örgütüne üye olma suçuna gelince; örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi, örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyeliğin mütemadi bir suç olması nedeniyle de faaliyetlerde bir süre devam eden yoğunluk, çeşitlilik ve süreklilik aranır. Uyuşmazlık konusuyla bağlantılı TCK'nın 109. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ise, kişilerin istekleri ve serbest iradeleriyle hareket edebilme özgürlüğünü korumakta olup bir kimsenin bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılması hareketlerinden herhangi birisinin veya her ikisinin birlikte gerçekleştirilmesiyle oluşan seçimlik hareketli bir suçtur. Suç konusu eylemle, kişinin kendi arzusuna göre bulunduğu yerde kalma ya da oradan ayrılma, yer değiştirme ve istediği yere gidebilme yani serbestçe hareket etme veya kendi iradesiyle hareket etmeme hakları ihlâl edilmektedir. Maddenin birinci fıkrasında suçun temel şekli düzenlenmiş; üçüncü fıkrasında diğer bazı artırım nedenlerinin yanında, suçun çocuğa karşı işlenmesi hâlinde, beşinci fıkrasında ise cinsel amaçla işlenmesi durumunda failin cezasında artırım yapılması öngörülmüştür. Suçun oluşabilmesi için kişiyi hürriyetinden yoksun kılma yönündeki ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması, diğer bir deyişle eylemde hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Araç suç niteliğindeki kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu sebebiyle amaç suç olarak kabul edilen Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan dolayı cezalandırılabilmesi için failin eyleminin TCK'nın 109/2. maddesi kapsamında cebir, tehdit veya hile içerecek şekilde gerçekleştirilmesi ve somut olayın özelliklerine göre vahamet oluşturacak boyuta ulaşması gerektiği nazara alındığında; sanığın, Tunceli ilinde silahlı terör örgütü tarafından gerçekleştirilen yol kesme eylemlerine katılmak ve bu cümleden olarak, katılanın ...-Hozat kara yolu kesilip kaçırılarak örgüt kampına götürülmesi, on üç gün boyunca sorgulanması ve darp edilmesi şeklindeki, TCK'nın 109. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamında kalan suça iştirak etmekten ibaret eyleminin, PKK silahlı terör örgütünün Devletin birliğini bozma ve ülke topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik olarak vahamet arz etmesi ve amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelik taşıması sebebiyle Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunu da oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığın eyleminin devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu...; "Gerekçe bölümünde yer alan teorik açıklamalar yeterli olduğundan tekrarına lüzum görülmemiştir. Sayın çoğunluğun kabul ettiği gibi; Tunceli ilinde silahlı terör örgütü tarafından gerçekleştirilen yol kesme faaliyetlerine katılmak ve bu cümleden olarak, katılanın ...-Hozat kara yolu kesilip kaçırılarak örgüt kampına götürülmesi, burada on üç gün boyunca sorgulanması ve darp edilmesi şeklindeki, TCK'nın 109. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) ve (b) bentlerine mümas suça iştirak etmekten ibaret, TCK'nın 302.maddesinde sayılan Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya matuf eylemin, vahamet arz ettiğinde şüphe yoktur. Ne var ki, asli görevi hukuki denetim yapmak (CMK madde 288) olan Yargıtay'ın, hukuka uygun şekilde toplanıp usulünce tartışılan deliller bağlamında; akla, mantığa, bilime ve hukukun temel ilkelerine açıkça aykırı olmadıkça yargılama makamının maddi olayın kabulüne ilişkin ulaştığı sonuca müdahale imkanı bulunmadığı da nazara alındığında; Mahallinde ikame olunan delillerle yüz yüze ve doğrudan doğruya muhatap olup tartışan olay mahkemesinin; etkin pişmanlıkta bulunarak örgüt mensup ve faaliyetleri hakkında samimi, ayrıntılı ve faydalı bilgiler veren sanığın inkara dayanan savunmasının aksine, yol kesme eylemine katıldığı hususunda tanık ...'un soyut ve duyuma dayalı çelişkili beyanları dışında başkaca bir delil elde edilemediğine dair kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı düşünülmelidir. Ulaşılan bu sonuçtan sonra, sübutu kabul edilen; diğer örgüt mensuplarınca kaçırılan katılanın örgüt kampında alıkonulduğu süre boyunca birkaç gün başında silahla nöbet tutmak şeklindeki fiilin, tedhiş ortamı oluşturmak amacı bakımından, fonksiyonel ve sansasyonel etki ve ağırlığı itbarıyla amaç suç için elverişli/vahim olarak değerlendirilmesi de mümkün değildir. Yerel mahkemenin gerek kabule gerekse hukuki meseleye dair gerekçesi, oluşa uygun, tartışılan delillere ve olgusal temellere dayalı, yeterli ve yerindedir. Bu nedenlerle somut olayda TCK'nın 302.maddesinde düzenlenen suç, tipik eylem şartı itibarıyla oluşmaz. Sanığın ... silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan (TCK madde 314/2) mahkumiyetine karar verilmesi ile yetinilmelidir." düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi de; direnme kararının isabetli olduğu ve sanığın eyleminin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğu görüşüyle, Karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.12.2024 tarihli ve 250-213 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA ve söz konusu hükmün, sanığın eyleminin devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.07.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2026/288, K. 2026/434, T. 01.07.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2026-288-e-2026-434-k-600b61aa0bba