Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2026/266 E. 2026/329 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2026/266
- Karar No
- 2026/329
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 6. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 630-135
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanıkların nitelikli yağma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine ilişkin Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.01.2010 tarihli ve 146-5 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 07.07.2014 tarih ve 19257-14245 sayı ile; "...1- Sanıklar hakkında 'Mağdur ...'in başına silah dayamak suretiyle mağdurun cep telefonunu zorla aldıklarından' bahisle yağma suçundan 5237 sayılı TCY'nın 149/1-a-c maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açıldığı hâlde mahkemece eylemin bölünerek sanıklar ..., ... ve ... ...'in yağma suçundan beraatlerine, sanıklar ... ve ... ...'in tehdit, sanık ...'ın da tehdit ve hırsızlık suçlarından mahkûmiyetlerine karar verilmesi, 2-Yağma suçunun, cebir veya tehdit ile hırsızlık suçunun birleşmesinden oluşan bir suç niteliğinde bulunduğu gözetilmeden sanık ... hakkında bir taraftan tehdit ve hırsızlık suçlarından mahkûmiyetine karar verilirken, diğer taraftan da yağma suçundan beraatine karar verilmesi suretiyle çelişkiye düşülmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkemece 25.11.2014 tarih ve 280-303 sayı ile sanıkların müsnet suçtan önceki gibi beraatlerine ilişkin hükümlerin de sanıklar müdafileri ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesince 26.09.2018 tarih ve 7960-5834 sayı ile; "...Mağdur ...'ın medyumluk yapan sanık ... ...'e üzerindeki büyüyü bozması için farklı zaman diliminde üç kez toplam 27.500 TL parayı verdiği, sanığın bu aşamadan sonra aramalarını sonlandırıp mağdur parasını geri istediği, aldığı olumsuz yanıt üzerine konuyu eşi olan mağdur ...'a anlattığı, mağdurlar ..., ..., ... ve ...'in daha önceden verilen parayı geri almak için olay günü saat 15.00 sularında sanık ... ...'in ofisine gittikleri, sanık ... ... ile birlikte sanıklar ..., ..., ...'in de aynı yerde bulunduğu sırada sanık ...'dan parayı geri istediklerinde sanık ...'ın ısrarla para almadığını söylemesi ile çıkan tartışmada sanıklar ... ve ...'in mağdur ...'ı hayati tehlike geçirmeksizin basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde darp ettikleri, mağdurlar ..., ... ve ...'in olay yerinden kaçtıkları, sanıkların iş yerinin kapısını kilitleyerek mağdur ...'ın içeriden çıkmasına engel oldukları, mağdur ...'ın diğer mağdurlarla irtibat kurmak için cebindeki telefona yeltendiğini gören sanık ...'in mağdurun cep telefonunu cebinden zorla alıp sanık ...'in belinden çıkardığı tabancanın namlusunu mağdur ...'ın kafasına dayadığı, diğer mağdurların bildirilmesi ile gelen kolluk güçlerinin suça konu cep telefonu sormaları üzerine sanık ... tarafından teslim edildiği olayda; sanıkların eyleminin bir bütün hâlinde nitelikli yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, yetersiz ve eksik gerekçe ile yazılı şekilde beraat kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkemece 24.02.2025 tarih ve 630-135 sayı ile sanıkların müsnet suçtan CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatlerine ilişkin hükümlerin, sanık ... müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesince 26.11.2025 tarih ve 4723-10271 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 11.12.2025 tarih ve 99911 sayı ile; "...Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 30.03.2009 tarihinde gerçekleştirildiği iddia edilen eylemle ilgili olarak, sanıklar hakkında dava zamanaşımını kesen son işlem olan sanık ... hakkındaki nitelikli hırsızlık suçundan mahkûmiyet hükmünün verildiği 26.01.2010 tarihinden itibaren haklarındaki dava zamanaşımını süresi, Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin inceleme tarihinden önce 26.01.2025 tarihinde dolduğundan dolayı düşme kararı verilmesi gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 25.02.2026 tarih ve 6991-2257 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İtirazın kapsamına göre inceleme nitelikli yağma suçundan verilen beraat kararlarıyla sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dava zamanaşımının gerçekleştiği bir durumda Yargıtay Ceza Dairesince hükmün esastan incelenerek beraat kararının onanmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.05.2023 tarihli ve 38-256 sayılı kararında da belirtildiği üzere; suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen, kamu davasının açılmaması veya açılan davanın sonuçlanmaması yahut da kurulan hükmün kesinleşmemesi hâlinde izlenen suç siyaseti gereğince artık devletin o suçtan dolayı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesinin ifadesi olarak dava zamanaşımı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı kanun aksini kabul etmediği müddetçe bütün suçlar bakımından geçerli olup soruşturma ve kovuşturma makamlarınca resen gözetilip uygulanacaktır. Şüpheli veya sanığın dava zamanaşımından vazgeçmesi mümkün değildir. CMK'nın 223/9. maddesinde, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 253/6. maddesine paralel bir şekilde; "derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği" hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin gerekçesinde de, "fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hallerde derhal beraat kararı verilebileceği" belirtilmiştir. Ceza Genel Kurulunun 23.11.2010 tarihli ve 136-229 sayılı kararı başta olmak üzere müstakar içtihatlarında; "...derhal beraat kararı verilmesini gerektiren hâller hariç olmak üzere zamanaşımının gerçekleşmesi durumunda, öncelikle beraat değil zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiği" kabul edilegelmiştir. Ceza Genel Kurulunun 27.09.2023 tarihli ve 7-481 sayılı kararında ise istikrar kazanmış uygulamadan rücu edilerek özetle; "CMK'nın 223. maddesinin 9. fıkrasında geçen 'derhâl' ibaresinin henüz yargılamanın başında olmayı değil dosyanın mevcut durumunu ifade ettiği, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla dosyadaki mevcut delillere göre herhangi bir araştırma yapılmasına gerek olmaksızın beraat kararı verilebilecek bir noktayı vurguladığı, dava zamanaşımının yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamaması sonucunda gündeme geldiği, suçluluğunun kesin hükümle sabit olmasına kadar sanığın suçsuz sayılması anlamına gelen masumiyet karinesi ile lekelenmeme hakkı arasında sıkı bir ilişki bulunduğu, ceza davası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararı verilen durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü gerekeceği, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla hakkında beraat kararı verilmesi gereken sanık yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi durumunda ise sanığın atılı suçu işleyip işlemediği hususu açığa çıkarılamamış olacağından bu durumun lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin yani adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olacağı, ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı veya yokluğu konusundaki kesinleşmiş tespitin hukuk mahkemelerindeki yargılamaya olan etkisinin de gözetilmesi gerektiği" şeklinde tespitlere yer verildikten sonra "yargılamanın geldiği aşama itibarıyla dosyadaki mevcut delillere göre herhangi bir araştırma yapılmasına gerek olmaksızın beraat kararı verilebilecek durumlarda artık zamanaşımı nedeniyle düşme kararı değil sanığın daha lehine olan beraat kararı verilmesi gerektiği" sonucuna ulaşılmıştır. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, 16.10.2014 tarihli ve 2014/23 54... .04.2019 tarihli ve 2016/66583 başvuru sayılı bireysel başvuru kararlarında; adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkının, bir uyuşmazlığın mahkeme önüne taşınabilmesi ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiği, mahkemeye erişme hakkının, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin, bu isnat hakkında bir mahkeme tarafından bu isnadın yerinde olduğu ya da olmadığı yönünde bir karar verilmesini isteme hakkını kapsadığı, ancak suç ithamlarıyla ilgili karar elde etme hakkının mutlak olmadığı, bu hakkın, suçlanan kişiye hakkındaki isnadın bir hâkim, bir mahkeme tarafından karara bağlanmasını isteme hakkı verdiği, bu nedenle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 6. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının ceza davalarının mutlaka bir mahkûmiyet ya da beraat hükmü ile sonuçlandırılmasını isteme hakkını içermediği, suç isnadı altındaki kişilere haklarındaki ceza davasının tam olarak aklanmayı sağlayan bir hükümle sonuçlandırılmasını isteme yönünde bir güvence de sağlamadığını, kaldı ki ceza davasının düştüğü veya yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verildiği durumlarda da kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğini belirtmiştir. Yine Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararlarında, kanun koyucunun, ilk derece mahkemelerinin iş yükünün artmaması için sanıklara zamanaşımını ret hakkı tanımadığını, başvurucu hakkında verilen düşme kararının, herhangi bir suçlayıcı veya cezai ifade barındırmadığı gibi bu durumun başvurucunun adli siciline de işlenmediğini, bu nedenle söz konusu kararın keyfiliğinden bahsedilemeyeceği hususları vurgulanarak başvurucuların masumiyet karinelerinin ve mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Yüksek Mahkemenin, anılan kararlarında yer verilen tespitler ve dava zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararlarının, adil yargılanma hakkı bağlamında mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağına ilişkin değerlendirmeleri nazara alındığında; Genel Kurulun 27.09.2023 tarihli ve 7-481 sayılı kararının gerekçesinde, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı argümanlarına dayanan hak ihlali endişelerinin ve buna bağlı olarak varılan sonucun isabetli olmadığı değerlendirilerek istikrar kazanmış uygulamaya rücu edilmesi gerekmiştir. Bununla birlikte, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilen hâllerde gündeme gelmesi beklenen uzun süren yargılamaların, makul sürede yargılanma hakkının (İHAS madde 6) ihlali neticesini doğurabileceğinde kuşku bulunmamakta ise de, bu ihtimalin bertaraf ya da telafi edilmesi için, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmemesinin etkin ve yeterli bir yöntem olmayacağı açıktır. Bu nedenle de ceza yargılama hukukunun temel ilkeleri üzerine bina edilmiş müstakar uygulama devam etmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, davaya konu suç için kanunda öngörülen zamanaşımının gerçekleşmemiş olması bir kovuşturma şartıdır. Yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, mahkeme ya da Yargıtay, kural olarak resen zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verecektir. Bu hususta taraf iradelerine bir değer verilmemiştir. TCK'nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 15 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un 67. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kesen bir nedenin bulunması hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak, dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması durumunda ise son kesme nedeninin gerçekleştiği tarih esas alınacak, dördüncü fıkrası uyarınca da kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır. B. Hukuki Nitelendirme Sanıklara isnat edilen nitelikli yağma suçunun yaptırımı, TCK'nın 149/1-a maddesinde on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmiştir. TCK'nın 66. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı süresi 15 yıl, aynı Kanun'un 67. maddesi gereğince kesintili zamanaşımı süresi ise 22... aydır. Buna göre sanıklardan ... hakkında nitelikli hırsızlık suçundan mahkûmiyet hükmünün verildiği tarih olan 26.01.2010 ile Özel Dairece incelemenin gerçekleştirildiği 26.11.2025 arasında, 26.01.2025 tarihinde asli dava zamanaşımının dolduğu anlaşılmaktadır. Eylemin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hâlin, başka bir deyişle derhâl beraat kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmadığı ve daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali olmadığı da sabittir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddi düşüncesiyle, Karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 26.11.2025 tarihli ve 4723-10271 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.02.2025 tarihli ve 630-135 sayılı beraat kararlarının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA, Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, CMUK'un, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, TCK'nın 66/1-d ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca kamu davalarının dava zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.05.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.