Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/652 E. 2026/368 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/652
- Karar No
- 2026/368
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 4. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 491-769
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın Cumhurbaşkanına hakaret suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299/1-2 ve 62. maddeleri uyarınca 11... gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresi belirlenmesine ilişkin Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 11.10.2017 tarihli ve 388-998 sayılı kararın kesinleşmesinden sonra, sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle dosyayı ele alan Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesince 21.09.2021 tarih ve 418-727 sayı ile sanığın Cumhurbaşkanına hakaret suçundan TCK'nın 299/1-2, 62, 53... . maddeleri uyarınca 11... gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 30.05.2022 tarih ve 491-769 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 17.02.2025 tarih, 14295-2839 sayı ve oy çokluğu ile; "...Suç tarihinde ... Hareketi Platformu isimli gruba üye 170 kişilik grubun toplanarak Cumhuriyet Meydanı'nda bulunan ... Otel'de CHP Milletvekili ... ile ... Eski Genel Başkanı ...'un katılımıyla düzenlenecek olan foruma katılmak üzere yürüyüş düzenledikleri sırada grup içerisinde bulunan sanığın söylediği tespit edilen slogan niteliğindeki sözlerin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici ve sarsıcı ağır eleştiri niteliğindedir.Aksi düşünülecek olursa, suçla korunmak istenen değer ölçüsüz bir şekilde genişleyecek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebilecektir. Bu itibarla somut olayda hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Başkanı ... ve Daire Üyesi ...; "...Sanığın olay tarihinde Samsun İli, İlkadım İlçesinde ... Hareketi Platformu isimli gruba üye kişilerin katılımıyla düzenlenen yürüyüşe katıldığı ve yürüyüş esnasında 'hem hırsız hem katil ...' ve 'hem katil ...' şeklinde yüksek sesle slogan attığı, sanık tarafından söylenen bu sözlerin Cumhurbaşkanının şeref, onur ve saygınlığını rencide edici boyutta olduğu; Anayasa Mahkemesinin 07.02.2019 tarih ve 2014/18780 başvuru sayılı kararında 'katil polis' şeklinde söylenen slogan niteliğindeki sözlerin suç teşkil etmeyeceği belirtilmişse de, bu kararda da açıklandığı gibi bu sözler genel nitelikte ve polisin müdahalesi üzerine söylenen sözler olup incelemeye konu bu dosyada ise; sanığın sarf ettiği sözlerin doğrudan Cumhurbaşkanını kastederek şahsına yönelik ve söz konusu AYM kararında belirtilen şekilde genel bir ifade niteliğinde olmadığı dikkate alındığında, tahkir kastı ile hareket ettiği kanaatine varılmış olup, sanığın üzerine atılı hakaret suçunun oluştuğu" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 01.09.2025 tarih ve 92331 sayı ile; "...Sanığın, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanına yönelik olarak, 20.12.2014 günü ... Hareketi Platformu isimli gruba üye 170 kişilik grubun toplanarak düzenledikleri yürüyüş sırasında 'hem hırsız hem katil ...' ve 'hem katil ...' şeklinde attığı sloganın, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olup hakaret suçunu oluşturacağı" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 22.09.2025 tarih, 7504-13937 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat olunan Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin ise de müzakere sırasında bazı Ceza Genel Kurulu Üyelerince gerekçeli kararın, hukuka uygunluk sebepleri bağlamında yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin tartışılmasında zorunluluk bulunduğunun ileri sürülmesi üzerine Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bu husus değerlendirilmiştir. IV. GEREKÇE A. Ön Soruna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 18.06.2025 tarihli ve 540-264 sayılı kararında açıklandığı üzere; Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile, taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup, muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Ceza mahkemesinin öncelikle sanığa isnat olunan fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediğini saptaması, yani maddi sorunu çözmesi gerekir. Kural olarak bu sorun çözüldükten sonra olayın hukuk karşısındaki durumu tespit edilecektir. Hukuki sorun; sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturmakta ise hangi suçu oluşturduğu, bu suçun kamu adına takip edilebilir ve cezalandırılabilir bir suç olup olmadığı, hangi ölçüde bir cezanın belirlenmesi gerektiği gibi maddi ve yargılama hukukuna ilişkin normlar ile hukukun temel ilkeleri çerçevesinde çözülmesi gereken bir problemdir. Sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Maddi sorunun, delil serbestîsi ilkesi doğrultusunda yargılama hâkimi tarafından, hukuka uygun yöntemle elde edilmiş ve usulünce tartışılmış her türlü delille çözülmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Maddi gerçeğin açıkça ortaya konulmaya çalışılması, olayın sübutuna, suç teşkil edip etmediğine, suç oluşturuyorsa vasfının tayinine temas eden, sonuca etkili tüm delillerin toplanması ve tartışılması ile mümkündür. Doktrin (Yener Ünver, "Ceza Muhakemesinde İspat", Ceza Hukuku Dergisi, 2006/2, s. 125, Erdal Yerdelen, Ceza Muhakemesinde Hükmün Gerekçesi, Adalet Yayınevi, Mart 2015, s. 356) ve uygulamada (YCGK'nın 01.05.2007 tarihli ve 2007/1-43 Esas - 2007/101 Karar sayılı kararı vb.) istikrarlı biçimde kabul edildiği üzere; eksik soruşturma ve araştırmanın söz konusu olduğu durumlarda mahkûmiyet kararı verilemeyeceği gibi beraat kararı da verilemez. Diğer taraftan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir. CMK'nın "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.", "Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde de; "(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler. b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanunu'nun 61... . maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanun'un 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi. d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar. (2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir." Hükümlerine yer verilmiştir. Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2003/7-223, 2003/2 39... /4-23, 2004/38 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; Karar; sorun, gerekçe ve sonuç bölümlerinden oluşur. Sorun bölümünde, somut olay ile suçun işlenmesindeki özellikler ve suçun ne şekilde işlendiği açıklanmalı, gerekçe kısmında mevcut deliller irdelenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ, diğer bir söylemle neden bu sonuca varıldığı anlatılmalı ve hukuki nitelendirme yer almalıdır. Sonuç, hüküm kısmında ise CMK'nın 34... . maddeleri uyarınca, verilen kararın ne olduğu, uygulanan yasa maddeleri, hükmolunan ceza miktarı, yasa yollarına başvurmanın mümkün olup olmadığı duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir. Gerekçe/esbabı mucibe; tarafların esasa müessir iddia, savunma ve taleplerinin dinlendiğini, hangisinin hangi nedenle makbul addedilip üstün tutulduğunu, hangi beyan ya da delilin niçin kabul edilmediğini (İHAM Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85, Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27.), bu cümleden olarak; maddi vakıanın kabulüne hangi delillere dayanılarak ulaşıldığını açıklamalıdır. Karar mahkûmiyete ilişkin ise; eylemin hangi suçu oluşturduğuna dair hukuki değerlendirmeler ile cezanın belirlenmesi ve kişiselleştirilmesine ilişkin kriterlerin, somut olaya özgü hangi olgusal temellere göre belirlendiğini gösterilmelidir. Yargılama faaliyeti sonucunda ortaya çıkan vicdani kanaatin oluşum sürecinin in'ikâsı olan gerekçe; akla, bilime, hukuka ve dosya kapsamına uygun, tarafların ve kamuoyunun ikna ve güveni ile kanun yolu mahkemelerinin denetimine elverişli yeterlilikte (Hadjianastassiou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33.) olduğunu açıkça ortaya koymalı, gerek kendi içinde gerekse hüküm fıkrası ile çelişki oluşturacak ifade ve unsurlar barındırmamalıdır. Nihayet bir cihette hükmün meşruiyetini tahkim eden hukuki ve edebi bir metin olması itibarıyla insan onuruna, mahkemenin mehabetine, hukuk biliminin gerekleri ile temel kavramların da özgün anlamları ile kullanıldığı Türkçenin belagat ve selasetine yaraşır bir üslupla kaleme alınmalıdır. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta, tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34.). Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, CMK'nın 289/1-9 ve 1412 sayılı CMUK'nın 308/7. maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır. İncelemeye konu Cumhurbaşkanına hakaret suçu (TCK madde 299) bakımından ön sorun bağlamında ayrıca bir hukuka uygunluk sebebi bulunup bulunmadığı tartışmasının da yapılması gerekecektir. Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 04.03.2026 tarihli ve 9-135 sayılı kararında da izah edildiği üzere; Bir hukuka uygunluk sebebi varsa, tipik eylemin suç teşkil etmeyeceğinde şüphe yoktur. Hukuka uygunluk sebepleri TCK'nın 24... . maddelerinde düzenlenmiştir. Hakkın kullanılması da 26. maddede bir hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilmiş ve hakkını kullanan kimseye ceza verilemeyeceği açıkça vurgulanmıştır (TCK madde 26/1). Düşünceyi açıklama özgürlüğü temel insan haklarından biri olarak; Anayasa'nın 26, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 19 ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10/1. maddelerinde en üst düzeyde güvence altına alınmıştır. Hakaret suçlarının yapısı ve niteliği itibarıyla, hukuka uygunluk sebebi olarak düşünce ve düşünceyi açıklama hakkı gündeme gelecektir. Bu bağlamda fiil tipe uysa ve kasten işlense de düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında kalmakta ise hukuka uygun olması nedeniyle suç teşkil etmeyecektir. Bununla birlikte, kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, hakkın özüne dokunmayan, tahdidi olarak belirlenmiş anayasal ve yasal sebeplerle sınırlanabilir. Zikredilen bağlayıcı temel metinler ile AYM ve İHAM'ın istikrar kazanmış içtihadları ışığında konu değerlendirildiğinde mes'elenin özünün, birbiriyle çatışan iki hak arasında adil bir denge kurmaktan ibaret olduğunu söylemek mümkündür. Bu cümleden olarak, Cumhurbaşkanına hakaret suçu bağlamında bu adil denge; normun koruduğu değer olan Cumhurbaşkanının şahsi onur ve saygınlığı yanında nezdinde temsil edilen Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şahsı manevisinin itibarı ile kişilerin temel ve doğal haklarından olan ifade özgürlüğü arasında kurulmalıdır. Korumaya değer ifadenin öncelikle, demokratik toplumdan beklenen hoşgörü ve toleransı hak eder bir amaca hizmet edip etmediği, ezcümle aktüel bir toplumsal tartışmaya ya da kişinin kendisini gerçekleştirmesine katkı sunup sunmadığı da gözetilerek; TCK'nın 299. maddesi gereğince kurulan mahkûmiyet hükmünün, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olup olmadığı her somut olay özelinde, olgusal temellere dayanan gerekçelerle hüküm mahkemesince değerlendirilmelidir. B. Hukuki Değerlendirme Samsun ili İlkadım ilçesi İstiklal Caddesinde ... Hakareti Platformu tarafından 20.12.2014 tarihinde düzenlenen yürüyüşe sanığın da katıldığı, yürüyüş sırasında "Hem hırsız, hem katil ..." şeklinde yüksek sesle slogan attığı Derece Mahkemeleri ve Özel Dairece kabul edilen dosyada; Mevcut delillerin nelerden ibaret olduğu, hangi delillere istinaden kabul edilen sübuta ulaşıldığı, savunma argümanlarının neden reddedildiği, sübutu kabul edilen fiilin, müsnet suç için öngörülen tipe hangi surette uyduğu ve kasten hareket edip etmediği hususlarında serdedilen gerekçenin yeterli olduğu kabul edilebilir ise de; Tipe uygun ve kasten işlendiği kabul edilen fiil ile ilgili olarak yukarıda belirtilen ilkeler ışığında bir hukuka uygunluk sebebi bulunup bulunmadığı hususunun tartışmasız bırakıldığı görüldüğünden, gerekçenin bu yönüyle Anayasa'nın 141 ile CMK'nın 34, 2 30... . maddelerinde öngörülen şart ve teminatları taşımadığının kabulü gerekir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Dairenin bozma kararının kaldırılmasına, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararın, gerekçesiz şekilde hüküm kurulması isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir. Ulaşılan sonuç karşısında asıl uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE, 2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 17.02.2025 tarihli ve 14294-2839 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 30.05.2022 tarihli ve 491-769 sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının, Anayasa'nın 141 ile CMK'nın 34, 2 30... . maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe gösterilmemek suretiyle hüküm kurulması isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, 4- Dosyanın, CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.05.2026 tarihinde yapılan ilk müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 10.06.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy birliğiyle karar verildi.