Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/285 E. 2026/255 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/285
- Karar No
- 2026/255
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 4. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 3400-1152
I. HUKUKİ SÜREÇ Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 299/1-2, 62, 53... . maddeleri uyarınca 11... gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve ertelemeye ilişkin Ankara 16. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 07.06.2018 tarihli ve 169-356 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 05.11.2020 tarih ve 3400-1152 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine; bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 26.02.2025 tarih ve 7660-3766 sayı ile; "...Suça konu paylaşım içeriğinde bilim insanına ait bir sözden alıntı yapıldığı, doğrudan şikayetçiye yönelik hakaret içerikli bir ibarenin bulunmadığı,eylemin muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, paylaşımın tüm içeriği gözetildiğinde siyasi ve ağır eleştiri niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı düşünülmeden, sanığın beraati yerine istinaf başvurusunun esastan reddi kararı verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 21.04.2025 tarih ve 109041 sayı ile; "...Maddedeki suçun maddi unsuru, 'hakaret' teşkil edecek herhangi bir harekettir. Söz konusu hareketler söz, yazı, resim, işaret veya benzeri vasıtalarla gerçekleştirebilir, ancak; hakaret ve sövme içeren bu eylemlerin Cumhurbaşkanına matufiyeti şarttır. Maddedeki hakaret terimleri 5237 sayılı TCY’nın 125. maddesine göre belirlenecektir. Bu suçla Cumhurbaşkanlığının fonksiyonları değil Cumhurbaşkanının şeref varlığı korunmaktadır. Genel hakaret ve sövme suçlarında olduğu gibi Cumhurbaşkanına hakaret suçunun oluşması için de; onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun sahip olduğu düşünce ve duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibarı ihlal edici olduğu, toplumda hâkim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunu tayinde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir, bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez. (Erman S.Hakaret ve Sövme Suçları, S.80 vd.) Sanığın sosyal medya hesabından paylaştığı görselde Cumhurbaşkanına atfen 'aptal' şeklinde ifade kullanması muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olup hakaret suçunun unsurlarını oluşturmaktadır. Nitekim aynı sözcük Özel Dairenin 2022/8806 Esas - 2025/3168 Karar sayılı kararında hakaret olarak kabul edilmiştir. Hal böyleyken ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararına yönelik istinaf isteminin esastan reddine dair kararının onanması gerektiği..." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 07.05.2025 tarih ve 3846-8560 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat olunan Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 23.06.2016 tarihli araştırma tutanağında; 112 Acil Çağrı Merkezi ihbar hattını arayan erkek bir şahsın, ... Üniversitesi Hastanesinde veznedar olarak çalışan ...’un Facebook hesabından PKK propagandası yaptığını, Cumhurbaşkanımıza, polis ve askerimiz ile şehitlerimize hakaret içerikli sözler söylediğini beyan ederek ihbarda bulunduğunun, bu ihbar üzerine yapılan çalışma ile de sanığın kimlik bilgileri ile Facebook hesabının tespit edildiğinin belirtildiği, Yapılan tespit doğrultusunda sanık hakkındaki soruşturmanın başladığı, Facebook sosyal paylaşım sitesinde Cumhurbaşkanına atfen "Tekrar seçim istiyorum 'Başkan' olmak istiyorum - ... – Aptallık: Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemektir –Albert Einstein" şeklinde yazıların bulunduğu görseli site kullanıcıları ile paylaştığı, Adalet Bakanlığının 02.01.2018 tarihli ve 20174 sayılı olurları ile sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan kovuşturma izni verildiği, Anlaşılmaktadır. Sanık aşamalarda; söz konusu Facebook hesabının ve bu hesap üzerinden yapılan paylaşımların kendisine ait olduğunu ancak hakkında açılan davaya konu hakaret olayı ile ilgili bir paylaşım yaptığını hatırlayamadığını, hesabında geçmişe dönük yaptığı araştırmalarda da bu paylaşımları göremediğini, hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmasına muvafakat etmediğini, beraatine karar verilmesini istediğini savunmuştur. V. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Cumhurbaşkanına hakaret suçu ile ilgili kanuni düzenlemeler şöyledir: (Mülga) 765 sayılı TCK’nın 158. maddesi; "Reisicumhura muvacehesinde hakaret ve sövme fiillerini işleyenler... cezalandırılır. Hakaret ve sövme Reisicumhurun gıyabında vaki olmuş ise faili, bir seneden üç seneye kadar hapis olunur. Reisicumhurun ismi sarahaten zikredilmeyerek ima veya telmih suretiyle vaki olsa bile mahiyeti itibariyle Reisicumhura matufiyetinde tereddüt edilmeyecek derecede karineler varsa tecavüz sarahaten vuku bulmuş addolunur." 5237 sayılı TCK’nın "Cumhurbaşkanına hakaret" başlıklı 299. maddesi ise şöyledir; "(1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır (3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır." Madde gerekçesinde de; "Cumhurbaşkanının Devleti temsil etmesi ve Anayasada belirtilen görev ve yetkileri göz önüne alınarak onun kişiliğine yöneltilen hareketin bir bakıma Devlet kuvvetleri aleyhine cürümlerden sayılması gerektiği düşüncesinden hareketle bu madde kaleme alınmış ve Cumhurbaşkanına karşı hakaret müstakil bir suç hâline getirilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, cumhurbaşkanına hakaretin alenen ya da basın ve yayın yoluyla işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir. Üçüncü fıkraya göre, bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznini gerektirmektedir. Hakaret suçlarının niteliği gereği, suçun böylece bir kovuşturma koşuluna bağlanmasının uygun olacağı düşünülmüştür." ifadelerine yer verilmiştir. Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder (T.C. Anayasası madde 104/1). Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil, hem 765 sayılı mülga hem de 5237 sayılı mer'i TCK'da Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, Devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur. Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer Devletin siyasal iktidar yapısıdır. (Özek, Çetin, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İstanbul 1967, s. 10). Ceza himayesinin konusu Devlet kuvvetlerinin korunmasıdır. (Faruk Erem, Türkiye Barolar Birliği Dergisi 1991/1, Manzini V trattato di diritto penale İtaliano, IV (Torino 1926, s. 198). Nitekim doktrinde savunulan bu düşünce, madde gerekçesinde de; "Cumhurbaşkanının Devleti temsil etmesi ve Anayasada belirtilen görev ve yetkileri göz önüne alınarak onun kişiliğine yöneltilen hareketin bir bakıma Devlet kuvvetleri aleyhine cürümlerden sayılması gerektiği..." ifadeleriyle benimsenmiştir. Şu hâlde norm ile korunan hukuki değerin, hem Cumhurbaşkanının şahsi onur ve saygınlığı hem de nezdinde temsil edilen Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şahsı manevisinin itibarı olduğu söylenmelidir. Suçun faili herkes olabilir. Cumhurbaşkanlığı sıfatı seçimle değil ant içmekle başlar. Suçun görevin devamı sırasında işlenmesi gerekir ise de görevden kaynaklanması şart değildir (CGK 02.04.19 90... /106 sy karar). Suçun maddi unsuru, hakaret teşkil edecek herhangi bir fiildir. Söz konusu hareketler söz, yazı, resim, işaret veya benzeri vasıtalarla gerçekleştirebilir, ancak hakaret ve sövme içeren bu eylemlerin Cumhurbaşkanına matufiyeti şarttır. Maddedeki hakaret ve sövme terimleri 765 sayılı TCK’nın 4 80... ile 5237 sayılı TCK’nın 125. maddelerine göre belirlenecektir. Genel hakaret ve sövme suçlarında olduğu gibi Cumhurbaşkanına hakaret ve sövme suçunun oluşması için de; onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun sahip olduğu düşünce ve duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibarı ihlal edici olduğu, toplumda hâkim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunu tayinde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir, bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez (Sahir Erman, Hakaret ve Sövme Suçları, s. 80 vd.). Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi de aranmamaktadır. Suç, serbest hareketli suç olup, sözler, imalı şarkılar, yazı, çizim, resim, nefreti gösteren hareketler ve bunun gibi davranışlarla işlenebilir. Manevi unsur genel kasttır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasi olması şart değildir. Cumhurbaşkanlığı sıfat veya vazifesiyle alakalı saike de lüzum yoktur. Bir hukuka uygunluk sebebi varsa, tipik eylemin suç teşkil etmeyeceğinde şüphe yoktur. Hukuka uygunluk sebepleri TCK'nın 24... . maddelerinde düzenlenmiştir. Hakkın kullanılması da 26. maddede bir hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilmiş ve hakkını kullanan kimseye ceza verilemeyeceği açıkça vurgulanmıştır (TCK madde 26/1). Düşünceyi açıklama özgürlüğü temel insan haklarından biri olarak; Anayasa'nın 26, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19 ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10/1. maddelerinde en üst düzeyde güvence altına alınmıştır. Hakaret suçlarının yapısı ve niteliği itibarıyla, hukuka uygunluk sebebi olarak düşünce ve düşünceyi açıklama hakkı gündeme gelecektir. Bu bağlamda fiil tipe uysa ve kasten işlense de düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında kalmakta ise hukuka uygun olması nedeniyle suç teşkil etmeyecektir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Doktrinde değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, T.C. Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur. Anılan düzenlemeler şöyledir: İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde; "Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir.", İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin; 10. maddesinin 1. fıkrasında; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir." Hükümlerine yer verilmiş, Anayasa’nın; 25. maddesinde "Düşünce ve kanaat hürriyeti" başlığı altında; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.", 26. maddesinde ise İHAS’ın 10. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.", Bu hükümlerin yanı sıra mutlak haklardan olmayan ifade hürriyetinin sınırsız bir koruma sağlamadığı görülmektedir. Uluslararası ve ulusal hukukta bu hakkın sınırlandırılabilme ilkeleri de; İHAS’ın; 10. maddesinin 2. fıkrası; "Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir.", 17. maddesi; "Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz." Anayasa’nın 2. maddesi; "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.", 13. maddesi; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.", 14. maddesi; "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir", 26. maddesinin 2. ve devamı fıkraları ise; "Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." Şeklinde belirlenmiştir: Şu hâle göre, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, temel ve doğal insan hakları arasında yer alır. Esas itibarıyla ifade özgürlüğü, demokrasinin, çoğulculuk ve açık fikirlilik temelli demokratik toplumun mayasıdır. Bu nedenledir ki, "İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır." (AİHM’nin 07/12/19 76... /12 başvuru nolu Handyside-Birleşik Krallık kararı). Bununla birlikte, kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, hakkın özüne dokunmayan, tahdidi olarak belirlenmiş anayasal ve yasal sebeplerle sınırlanabilir. Hiç şüphesiz aslolan özgürlüktür. Sınırlama ise istisna. Zikredilen bağlayıcı temel metinler ile AYM ve İHAM'ın istikrar kazanmış içtihadları ışığında konu değerlendirildiğinde mes'elenin özünün, birbiriyle çatışan iki hak arasında adil bir denge kurmaktan ibaret olduğunu söylemek mümkündür. Bu cümleden olarak, Cumhurbaşkanına hakaret suçu bağlamında bu adil denge; normun koruduğu değer olan Cumhurbaşkanının şahsi onur ve saygınlığı yanında nezdinde temsil edilen Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şahsı manevisinin itibarı ile kişilerin temel ve doğal haklarından olan ifade özgürlüğü arasında kurulmalıdır. Cumhurbaşkanına hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetine bir müdahale olduğunda kuşku yoktur. Bu müdahalenin kanuni temelini, TCK'nın 299. maddesi oluşturur. Normun koruduğu hukuki değer aynı zamanda müdahalenin de meşru amacını oluşturur ki; Cumhurbaşkanının şahsi onur ve saygınlığı yanında Devletin itibarıdır. Kamu düzen ve barışının korunmasının da dolaylı meşru amaçlardan biri olarak kabulü mümkündür. TCK'nın 299. maddesi gereğince kurulan mahkûmiyet hükmünün, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olup olmadığına gelince; Temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbirin, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için, toplumsal bir ihtiyacı karşılaması ve başvurulabilecek en son çare olması gerekir (AYM. (GK) Bekir Coşkun b.no,2014/12151, 4.6.62015, Ayhan Algül vd.16.3.2022. No: 2016/5921). Toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesinin esaslı koşullardan biri demokratik toplumun inşasıdır. Demokratik toplum, çoğulculuk ve açık fikirlilik sütunları üzerine kurulur. Bu hedefe ulaşmanın en temel unsurunun da ifade özgürlüğü olduğunda şüphe yoktur. Açıklanan düşüncenin hukuk düzeninin koruduğu bir başka değere/hakka müdahale oluşturmadığı sürece bir müdahaleyle karşılaşmayacağı bellidir. Sorun, bir başka hakla çatıştığında, kişilerin huzur ve sükûnu, toplum barışı ve kamu düzeni gibi himayesi gereken umdelere bir tehdit/saldırı oluşturduğunda ortaya çıkan gerilimdedir. Bu durumda korumaya değer ifadenin öncelikle, demokratik toplumdan beklenen hoşgörü ve toleransı hak eder bir amaca hizmet etmesi, aktüel bir toplumsal tartışmaya ya da kişinin kendisini gerçekleştirmesine katkı sunması beklenir. İşte hukukun himayesinde olan; "sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülenler için değil, ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin" bu nev'iden olması gerekir. Yoksa kişisel ya da sosyolojik olarak demokratik topluma hiç bir katkısı olmayan, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet oluşturmaya yönelik özellikleriyle aslında demokratik toplum için de tehdit oluşturan ifadelerin hukuki koruma göremeyeceği söylenmelidir. Müdahalenin demokratik toplum için zorunlu bir ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı tartışmaları bağlamında; a. İfadeleri söyleyenin kim olduğu, b. Kime karşı söylendiği, c. Söylenen sözlerin değer yargısı mı yoksa olgu isnadı mı olduğu, d. Muhatabın etkili yolla cevap verme imkânı olup olmadığı, e. Kamuoyunu bilgilendirme değeri taşıyıp taşımadığı f. Müdahalenin ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki oluşturup oluşturmadığı gibi kriterler yanında, g. İfadenin, güncel bir toplumsal tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, h. Kişinin kendini gerçekleştirmesine faydasının bulunup bulunmadığının da olaysal bir değerlendirmeye tabi tutulması gerekir (AYM. Durmuş Fikri Sağlar b.GK 2017/29735 17.3.2021, Çetin Koçyiğit b.28.5. ... no.2023/64287). Yüksek Ceza Genel Kurulu, failin basın mensubu veya siyasetçi olması durumunda tolerans marjının daha geniş olduğunun (İHAM Oberschlick/Avusturya, 20834/92, 01/07/1997), siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiğinin (İHAM Lingens/Avusturya, 9815/82, 08/07/1986), hükümet politikaları için yapılan eleştiriler ve yorumların daha geniş bir korumayı hakettiğinin (İHAM Castells/İspanya), romantik ve kalıplaşmış, korunan değerler bakımından ciddi tehlike/saldırı riski taşımadığı test edilmiş sloganların (İHAM, Karataş/Türkiye, no.23168/94, Sürek ve Özdemir/Türkiye no.23927/94) demokratik toplumdan beklenen hoşgörü şemsiyesi altında kalması lazım geldiğinin bilincindedir. Maamafih, bu ilkeler ışığında çatışan haklar arasında adil denge kurulurken, sosyolojik gerçekleri bağlamında olgusal temellere dayalı yeterli gerekçelerle değerlendirme yapma hususunda her ülkenin geniş bir takdir hakkı bulunduğunun, AYM ve İHAM'nin yetkisinin ikincil olduğunun da farkındadır. Hakaret ve özellikle Cumhurbaşkanına hakaret suçları bakımından İHAM; bu suçların prensip olarak hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile sonuçlanmasının, Devletin kendi başkanının itibarını koruma yönündeki menfaatinin, Devlet başkanına, kendisi hakkında bilgi verme ve görüş ifade etme hakkı karşısında bir ayrıcalık veya özel koruma verilmesini haklı gösteremeyeceği, hakaret konusunda özel bir kanunla artırılan korumanın ilke olarak sözleşmenin ruhuna uygun olmadığı (Colombani ve diğerleri/Fransa no. 51279/99, Artun ve Güvener/Türkiye no. 75510/01) gerekçesiyle, TCK’nın 299. maddesinin kaleme alınışı ve uygulanmasının hak ihlallerine açık olduğu (Vedat Şörli/Türkiye no.42048/19) düşüncesindedir. Buna karşın AYM, aynı fikirde değildir. Nitekim TCK’nın 299. maddesinin Anayasa'nın 2, 10... . maddelerine aykırı olduğu gerekçesi ile yapılan itiraz yolu başvurusu üzerine verdiği 14.12.2016 tarihli 2016/25-186 sayılı kararında Yüksek Mahkeme, normun demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken tedbirler kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve Anayasa'ya aykırılık taşımadığı sonucuna ulaşmıştır. Mahkemenin gerekçesi özü itibarıyla şöyledir: "20. İtiraz konusu kuralın, ifade özgürlüğüne yönelik bir sınırlandırma getirdiği açıktır. Söz konusu sınırlama başkasının şöhret veya haklarının korunması ile kamu düzeninin korunmasını sağlamak amacıyla getirilmiş olup demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken tedbirler kapsamındadır. İtiraz konusu kural, kişilerin başkalarının şöhret veya haklarına zarar vermemek suretiyle düşünce ve kanaatlerini açıklamalarına engel oluşturmamaktadır. Dolaysıyla kuralla getirilen sınırlandırmanın, Anayasanın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğünün amacına uygun bir şekilde kullanılmasını son derece zorlaştıran veya onu kullanılmaz duruma düşüren kayıtlara bağlanmadığı ve halkın özüne dokunulmadığı açıktır." Kültürel ve geleneksel değerlerine bağlı kalmaya çalışan Türk toplumu açısından hakaret suçları, sosyolojik değerler hiyerarşisinin üstlerinde yer verdiği onur ve saygınlığına saldırı teşkil etmesi nedeniyle ciddi sorunlar oluşturabilmektedir. Hatta bu saldırı muhatabın sadece onurunu kırıp iç huzurunu bozmakla da kalmamakta ne yazık ki onu suç işlemeye de sevk edebilmektedir. Nitekim hakaret etmek, Türk ceza hukuku uygulamasında öldürme ve yaralama suçları başta olmak üzere kasten işlenen suçlar yönünden haksız tahrik oluşturduğu için TCK'nın 29. maddesi kapsamında cezada indirim sebebi kabul edilegelmiştir. Hakaret edenin öldürülme, yaralanma gibi suçlara maruz kalabilmesi sosyolojik bir olgudur. Böyle olduğu içindir ki kanun vazıı, TCK'nın 125. maddesinde hakareti bir suç olarak düzenleyip hürriyeti bağlayıcı ceza ile yaptırıma bağlarken, suçu önlemek ve toplum düzenini korumayı da amaçlamaktadır. Keza bir asırdır güvenlik ve özgürlükler sorunlarıyla baş etmeye çalışan bir coğrafyada Türkiye Cumhuriyeti; insan haklarına saygılı, demokratik bir hukuk Devleti olma idealindedir. Bu gerilim platformunda demokrasi kültürü periyodik müdahalelere maruz kalmış bir parlamentonun, Devletin demokratik siyasal düzeni ile birlikte bu düzenin şahsı manevisinin, şahsında temsil edildiği Cumhurbaşkanının şahsi onur ve saygınlığını da özel koruma düşüncesinde olduğu vakıadır. Bununla birlikte aynı kanun vazıı, bu suçtan dolayı kovuşturma yapılmasını, suçların niteliği gereği bir kovuşturma koşulu olarak Adalet Bakanının iznine bağlamıştır. Böylece, Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturabilecek her fiilin kovuşturulması gibi bir iradenin olmadığı ortaya konmak istenmiştir. Buna rağmen, son dönemde yaşanan terör olaylarına koşut olarak organize bir hareketin, normun koruduğu değerlere karşı süreklilik de içeren saldırı hâlinde olduğu da bilinen bir gerçekliktir. Açıklanan olgusal temelli değerlendirmelerin, 299. madde yönünden "demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olup olmadığı" kriteriyle ilgili takdir marjını doğrudan etkilemekte olduğu söylenmelidir. B. Hukuki Değerlendirme Sanığın, Facebook sosyal paylaşım sitesinde Cumhurbaşkanına atfen "Tekrar seçim istiyorum 'Başkan' olmak istiyorum - ... – Aptallık: Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemektir –Albert Einstein" şeklinde yazıların bulunduğu görseli site kullanıcıları ile paylaştığı olayda; Bir bilim insanına ait bir sözün alıntılanması suretiyle yapılan paylaşımın, bütünlüğü, bağlamı, sebebi ve amacı nazara alındığında; doğrudan Cumhurbaşkanın şeref ve saygınlığına saldırı kastı taşımadığının, siyasi maksatla söylenmiş nezaket dışı, kaba ve rahatsız edici ağır politik eleştiri niteliğinde olduğunun, bu hâliyle demokratik toplum düzeninden beklenen hoşgörü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin kabulü gerekir. Bu itibarla, düşünceyi açıklama hakkının kullanılması bağlamında bir hukuka uygunluk sebebi bulunması nedeniyle müsnet suçun kanuni unsurları itibarıyla oluşmadığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu...; "Konu ile ilgili teorik açıklamalar yeterli olduğundan tekrarına lüzum görülmemiş, maddi vakıanın kabulüne ilişkin vicdani kanaatini; toplanan deliller ve dosya kapsamına uygun, ilgili, özgün ve yeterli gerekçelere dayandıran İlk Derece Mahkemesinin takdir ve değerlendirmelerinde de bu yönüyle isabetsizlik saptanmamıştır. Ancak bireyin kendini gerçekleştirmesine ya da aktüel bir tartışmayla ilgili olarak toplumun gelişmesine katkı sunması beklenen bir değer içermeyen incelemeye konu sosyal medya paylaşımında yer alan sözlerin; Hükumetin siyasi ve ekonomik politikalarını eleştirmeye matuf ya da kalıplaşmış sıradan sözler olmaktan öte, kullanıldıkları zaman ve bağlamı yönünden bir özellik taşımayan, yapılacak seçim öncesinde Cumhurbaşkanını doğrudan aşağılamaya matuf bir değer yargısı olmasına, farklı görüşte gruplarının bulunduğu sosyal medya ortamında toplumsal barış ve kamu düzeni açısından da ciddi risk barındırmasına nazaran, düşünce özgürlüğü ve eleştiri sınırları kapsamında değerlendirilemeyeceği düşünülmüştür. Şu hâle göre, bir hukuka uygunluk sebebi bulunmayan olayda, ifade ettikleri açık manaları itibarıyla doğrudan Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığına saldırı mahiyeti taşıyan sözlerin müsnet suçu oluşturacağı" düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu üyesi de; benzer görüşlerle, Karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, Ankara 16. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.03.2026 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 22.04.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.