Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/505 E. 2026/469 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/505
- Karar No
- 2026/469
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 7. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2501-3359
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık ...'nin kaçak eşyayı bu özelliğini bilerek ticari amaçla bulundurmak suçundan, sanık ...'ün ise özel kanunları gereğince gümrük vergilerinden kısmen veya tamamen muaf olarak ithal edilen eşyayı, ithal amacı dışında başka bir kullanıma tahsis etme suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraatlerine ve dava konusu aracın yurt dışı edilmek üzere sahibine teslimine ilişkin Denizli 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 26.04.2019 tarihli ve 865-610 sayılı hükümlerin, katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesince 16.12.2020 tarih ve 2501-3359 sayı ile; Yerel Mahkeme kararının kaldırılmasına, sanıkların eşyayı, aldatıcı işlem ve davranışlarla gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin ülkeye sokmak suçundan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3/2. maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62, 52/2, 51/1, 53... /4. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına, ertelemeye, hak yoksunluklarına ve müsadereye; bu hükümlerin de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 19.02.2024 tarih, 10967-1638 sayı ve oy çokluğu ile; "Sanıkların eyleminin 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında kaldığı gözetilmeden, uygulama yeri bulunmayan aynı Kanun'un 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince hüküm tesis edilerek sanıklar hakkında fazla ceza tayini," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Üyesi ...; "...Müsned suçun oluşabilmesi için eşyanın gümrük işlemlerine tabi tutulmadan yurda sokulması gerekir. Oysaki dava konusu araç geçici ithalat rejimi kapsamında, turistik kolaylıklardan faydalanılarak yurda getirilmiş, dolayısıyla bir gümrük rejimine tabi tutulmuştur. Bu araç geçici ithal edilen kara taşıtlarına ilişkin Gümrük Genel Tebliği hükümlerine göre, Gümrük İdaresinin takip ve kontrolü altındadır. Çıkış süresinin dolması halinde idarenin bunu kolaylıkla tespit etmesi mümkün olacaktır. Kanımızca araç gümrük rejimine tabi tutularak yurda giriş yapmış olup kaçağa kalmamıştır. Gümrük Yönetmeliği 381. maddesi uyarınca, geçici ithaline izin verilen eşya, rejim altında kaldığı süre içinde giriş ayniyetine uygun olarak kullanılmak zorunda olup, meydana gelen olağan yıpranma dışında herhangi bir değişiklik yapılmadan süre sonunda yurt dışı edilmelidir. Dava konusu araca yurda giriş ayniyetine uygun olarak el konulmuş olup şase, motor numaraları silinip değiştirilmemiş, sahte belge kullanılarak trafiğe tescile çalışılmamış, araçta değişen veya eksik parça bulunmamıştır. Öte yandan söz konusu aracın geçici ithalat rejimi kapsamında turistik kolaylıklardan faydalanılarak ve gümrük rejimine tabi tutularak yurda getirilmiş eşya niteliği taşıdığı, bu itibarla yurda sokulmasının 5607 sayılı Kanun'un 3. maddesine aykırılık teşkil etmediği ve aracın Gümrük Genel Tebliği Hükümlerine göre Gümrük İdaresinin takip ve kontrolü altında bulunduğu, çıkış süresinin dolması halinde idarenin de bu durumu kolaylıkla tespit edebilip aracı yurt dışı edebilmesi nedeniyle dava konusu aracın yurda yasal yollardan girişi sabit olduğundan, yüklenen suçun unsurlarının oluşmadığı, eylemin 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 238. maddesinde düzenlenen geçici ithalat rejimi kurallarına aykırı davranmak kabahatini oluşturduğu gözetilerek sanığın beratine karar verilmesi gerektiğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu sebepten bozulması gerektiği düşüncesiyle Yüksek Dairenin Bozma konusundaki kararına gerekçe yönünden iştirak edilmemiştir. " düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 22.06.2024 tarih ve 19725 sayı ile; karşı oyda yer alan gerekçelerle itiraz yoluna başvurulmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 09.09.2024 tarih, 4419-6614 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların eylemlerinin 5607 sayılı Kanun’un 3/1. maddesinde düzenlenen eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın yurda sokmak suçunu mu yoksa 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 238. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen geçici ithalat rejimi kurallarına aykırı davranmak kabahatini mi oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.06.2024 tarihli itirazından sonra Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sisteminden alınan nüfus kayıt örneğine göre sanık ...’ün 27.02.2025 tarihinde öldüğünün anlaşılması karşısında, bu hususun öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir. IV. OLAY VE OLGULAR İLE ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER İncelenen dosya kapsamından; Uygulama noktasında durdurulan sanık ...'in kullandığı Gürcistan plakalı 2006 model Nissan marka, Terra model aracın sanık ... adına kayıtlı olduğunun tespit edilmesinden sonra Kara Kapıları 1 No.lu Taşıt Takip Programı üzerinden yapılan sorgulamada, söz konusu aracın 29.11.2017 tarihinde dava dışı ... tarafından Sarp Gümrük Kapısı'ndan yurda sokulduğunun ve aracın en geç 27.02.2018 tarihine kadar yurt dışına çıkarılması gerektiğinin tespit edildiği, Gümrük İdaresince düzenlenen 10.05.2018 tarihli kaçak eşyaya mahsus tespit (KEMT) varakasında; suç tarihi itibarıyla dava konusu aracın CİF değerinin 20,00 TL, gümrük vergisinin 47.765,00 TL ve gümrüklenmiş değerinin 67.765,00 TL olduğunun belirtildiği, Kolluk görevlilerince yolcu sorgulama ekranından yapılan sorgulamada; aracı gümrük kapısından yurda sokan dava dışı ...'nin 29.11.2017 tarihinde Sarp Gümrük Kapısı'ndan yurda girdikten sonra, 01.12.2017 tarihinde Sarp Gümrük Kapısı'ndan yurt dışına çıktığının tespit edildiği, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılarak alınan güncel nüfus kayıt örneğinden; sanık ...'in Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazından sonra 27.02.2025 tarihinde öldüğü ve ölümün Cumhuriyet Başsavcılığınca 28.02.2025 tarihli ve 2...8 sayılı tespitine istinaden nüfusa tescil edildiği, Anlaşılmaktadır. Sanıklar benzer savunmalarında; dava konusu aracı sanık ...'nın Gürcistan'dan satın aldığını ve aracı satan ... adlı kişinin refakatinde Sarp Gümrük Kapısı'ndan yurda soktuklarını, sanık ...'nın ehliyetinin olmaması nedeniyle aracı arkadaşı olan sanık ...'in kullandığını, Türkiye'ye bu şekilde araç sokmanın suç olduğunu bilmediklerini savunmuşlardır.
V. GEREKÇE A-Sanık ... İle İlgili Ön Sorun Bakımından Yapılan İncelemede; 1- İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar TCK'nın, "Sanığın ve hükümlünün ölümü" başlıklı 64. maddesi şöyledir; "Sanığın ölümü halinde kamu davasının düşürülmesine karar verilir. Ancak, niteliği itibariyle müsadereye tabi eşya ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesine hükmolunabilir. (2) Hükümlünün ölümü, hapis ve henüz infaz edilmemiş adli para cezalarını ortadan kaldırır. Ancak, müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hüküm, infaz olunur." Dava veya cezanın düşmesinin etkisi ise aynı Kanun'un 74. maddesinde düzenlenmiştir. TCK’nın 64. maddesinde; sanığın ölümü durumunda kamu davasının düşürüleceği, sadece niteliği itibarıyla müsadereye tabi olan eşya ve maddi menfaatler hakkında yargılamaya devam olunacağı, hükümlünün ölümü hâlinde ise hapis ve henüz infaz edilmemiş adli para cezalarının ortadan kalkacağı ancak müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hükmün infaz olunacağı belirtilmek suretiyle hükümlü ile sanığın ölümüne farklı sonuçlar bağlanmıştır. Bu nedenledir ki, hükümden sonra ve fakat hüküm kesinleşmeden kanun yolu safhasında sanığın ölmesi hâlinde hükmün kesinleşmesinin önlenmesi gerekir. Kamu davası açılmadan önce şüphelinin ölmesi durumunda kovuşturma imkânının bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına, kamu davası açıldıktan sonra sanığın ölmesi hâlinde ise derece mahkemesince davanın düşmesine karar verilecektir. Ölü şahıs hakkında yargılama yapılamayacağından esas itibarıyla dava, ölüm gününde düşmüş sayılır. Ölüm nedeniyle davanın düşürülmesine dair verilecek karar da nitelik olarak beyani/ihbari bir karardır. Ölümün ceza ilişkisini sadece ölen kişi bakımından sona erdirmesi nedeniyle iştirak hâlinde işlenen suçlarda diğer sanıklar hakkında davaya devam edilecektir. Sanığın ölümü, niteliği itibarıyla müsadereye tabi olan, yani üretilmesi, bulundurulması, kullanılması, taşınması ve ticareti suç teşkil eden eşya (TCK madde 54/4) ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak müsadere kararı verilmesine engel olmaz. Fakat sanığın ölümünden sonra suç ile ilgili eşyanın (TCK madde 54/1-2) müsaderesine karar verilemez. Görüldüğü gibi, suç teşkil eden bir fiilin işlenmesiyle fail ile devlet arasında doğan ceza ilişkisi, bu fiili işleyen sanığın ya da hükümlünün ölümüyle cezaların şahsiliği ilkesi nedeniyle başkası sorumlu tutulamayacağından düşmektedir. Ölüm, bir vakıa olan suçu ortadan kaldırmayacak, suçtan sorumlu tutulacak kişi olmadığından, devletin suçla birlikte ortaya çıkan cezalandırma sorumluluk ve yetkisini sona erdirecektir. Hükümden sonra ve fakat kanun yolu aşamasında sanığın ölmesi durumunda, Yargıtayın, UYAP ortamından temin edilecek nüfus kayıt örneğine dayanarak kamu davasının düşürülmesine karar vermesinin mümkün olup olmadığı hususunda Yüksek Genel Kurulun tarihî süreç içerisinde farklı uygulamalar ortaya koyduğu söylenmelidir. Şöyle ki; Ceza Genel Kurulu hükümden sonra ve fakat temyiz aşamasında sanığın ölmesi durumunda, özellikle müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında da bir karar verilmesi gerekmeyen hâllerde genel olarak kamu davasının sanığın ölümü nedeniyle düşürülmesine karar vermiştir (CGK'nın 21.12.2004 tarihli ve 191-220 sayılı, 03.40.2012 tarihli ve 2011/422 E. - 2012/132 K. sayılı, 07.04.2012 tarihli ve 2011/563 E. - 2012/161 K. sayılı kararları). Fakat Genel Kurulun aynı durumda düşme kararının yerel mahkemece araştırma yapılarak verilmesi gerekçesi ile hükmü bozduğu da görülmektedir (CGK'nın 06.05.2008 tarihli ve 2008/97 E. - 2008/101 K. sayılı, 24.05.2023 tarihli ve 2019/521 E. - 2023/292 K. sayılı kararları). Genel Kurul, düşme kararı ile birlikte müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında da bir karar verilmesi gerekiyor ise bu kez kural olarak mahallinde gerekli araştırmanın yapılarak müsadereyi de kapsayacak biçimde düşme kararı verilmek üzere hükmü bozma temayülü göstermiştir (CGK'nın 13.3.2012 tarihli ve 2011/360 E. - 2012/95 K. sayılı, 30.04.2013 tarihli ve 189-162 sayılı, 05.03.2013 tarihli ve 1560-81 sayılı, 05.03.2013 tarihli ve 131-75 sayılı kararları). Öncelikle CMK'nın 303/1-a maddesi gereğince, hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden davanın düşmesine hükmolunması gerekirse, Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir. Kanun metni yoruma muhtaç olmayacak sarahatte bulunmakla Yargıtayın ölüm nedeniyle de davanın düşürülmesine karar verebileceğinde kuşku yoktur. Yüksek Kurulun 11.06.1984 tarihli ve 201/220 karar sayılı ilamı ile, doğurduğu sonuçlar itibarıyla ölüm vakıasına müstenidat teşkil eden belgenin hiçbir tereddüte mahal bırakmayacak açıklık ve kesinlikte olması gereğine işaret edildiği müşahede olunmaktadır. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun "Bildirim Süresi ve Yükümlü Olanlar" başlıklı 31. maddesinde ölüm olayının bildirim süresi ve meydana geldiği yer ile olaya ilişkin koşullara bağlı olarak ölümün kimler tarafından bildirilmesi gerektiği hususlarına yer verilmiştir. Dolayısıyla gerçekleşme biçimine göre otopsi tutanakları, mahkeme kararları, doktor raporları vb. belgelere dayalı olarak ölümün nüfusa tescili sağlanacaktır. 5490 sayılı Kanun'un 44. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde adli makamların nüfus kayıt örneklerini doğrudan alma yetkisi olduğu vurgulanmış, "Kimlik Paylaşımı Sisteminin Kullanılması" başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında ise İçişleri Bakanlığının merkezî veri tabanında tutulan verileri bu Kanun'da belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde kurumlarla paylaşabileceği belirtilerek bu bilgilerin kullanılması düzenleme altına alınmıştır. Keza İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ile Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı arasında 26.09.2006 tarihinde imzalanan protokole göre, Uyap'ı kullanan tüm yargı birimlerinin nüfus bilgilerine ulaşabilmesi olanağı sağlanmış olup hâlen Yargıtay dâhil olmak üzere tüm adli makamlardaki yetkili birimler, ilgili kişilerin nüfus kayıtlarına erişebilmektedir. Yargıtay Özel Dairelerince verilen birçok kararda UYAP sistemi kullanılarak çıkartılan nüfus kayıt örneklerine dayanılarak eksiklikler temyiz aşamasında tamamlanmakta, bu belgelerin temin edilmiş olması nedeniyle yerel mahkeme hükümlerinin bozulması yoluna gidilmemekte ve bazı durumlarda düşme kararları verilmektedir. Bu bağlamda; UYAP sistemi kullanılarak çıkartılan nüfus kayıt örneğine dayanılarak öldüğü anlaşılan sanıklar hakkındaki kamu davalarının TCK'nın 64. maddesi uyarınca düşmesine karar verilmesi, dosyada bulunmayan ve suç vasfının belirlenmesi açısından önem taşıyan mağdurlar ile sanıkların nüfus kayıt örneklerinin UYAP'tan çıkartılması nedeniyle bu eksikliğin bozma nedeni yapılmaması sürdürülen bir uygulamadır. Yukarıda zikrolunun mevzuata göre UYAP sisteminden diğer adli makamların olduğu gibi Yargıtay Dairelerinin de gerek nüfus kayıt bilgilerini gerekse diğer bilgileri çıkartarak kullanmasında ve kararlarına dayanak yapmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından, usul ekonomisi de gözetilmek suretiyle yargılamaların süratle sonuçlandırılabilmesi için gerektiğinde temyiz aşamasında UYAP sistemi kullanılarak nüfus kayıt örneği ve adli sicil kaydı çıkarılmalı ve inceleme sırasında göz önüne alınmalıdır. Böylece yargılamaların gereksiz yere uzamasının önüne geçilebilecektir. Anayasa'mızın 141 ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 6. maddeleri de yargılamanın makul sürede ve en az masrafla icra ve tamamlanmasını amirdir. Şu hâle göre, mer'i mevzuat, süregelen uygulamalar ve yapılan açıklamalara istinaden şu sonuçlara ulaşmak mümkündür: Hükümden sonra ve fakat temyiz aşamasında sanığın ölmesi durumunda,Yüksek Genel Kurulun "ahvali şahsiyenin tespitinde ancak nüfus kayıtlarının esas olabileceği" (CGK'nın 16.06.1952 tarihli ve 98/88 sayılı kararı) yönündeki kabulü ve nüfus kütüğünün delil niteliği gözetilerek; a. Müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında da bir karar verilmesi gerekmeyen hâllerde, özellikle sanığın ölmediğine dair somut olgulara dayanan iddia ya da makul şüphe yoksa ve yargılama aşamasında temin edilerek duruşmada sanığa vicahen okunan nüfus kaydı ile aynı bilgileri taşıyan, UYAP ortamından temin edeceği nüfus kayıt örneğine dayanarak Yüksek Ceza Genel Kurulunun ya da Özel Dairelerin kamu davasının düşürülmesine karar vermesi gerektiğinin, b. Düşme kararı ile birlikte müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında da bir karar verilmesi gereken hâllerde, olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden davanın düşmesine hükmolunmasının mümkün olması ve özellikle sanığın ölmediğine dair somut olgulara dayanan iddia ya da makul şüphenin bulunmaması hâllerinde, yargılama aşamasında temin edilerek duruşmada sanığa vicahen okunan nüfus kaydı ile aynı bilgileri taşıyan, UYAP ortamından temin edeceği nüfus kayıt örneğine dayanarak Yüksek Ceza Genel Kurulunun ya da Özel Dairelerin kamu davasının düşürülmesine karar vermesine yasal bir engelin bulunmadığının, c. Davanın düşmesine hükmolunması, sanığın ölmediğine dair somut olgulara dayanan iddia ya da makul şüphenin ortadan kaldırılması ya da müsadere yönünden olayın daha ziyade aydınlanmasının gerektiği durumlarda mahallinde gerekli araştırma yapılarak müsadereyi de kapsayacak biçimde düşme kararı verilmek üzere hükmün bozulmasına karar verilmesinin zorunlu olduğunun kabulü gerekir. Diğer taraftan, CMK'nın 223/9. maddesinde, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 253/6. maddesine paralel bir şekilde; "derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği" hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin gerekçesinde de, "fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hallerde derhal beraat kararı verilebileceği" belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 16.10.2014 tarihli ve 2014/23 54... .04.2019 tarihli ve 2016/66583 başvuru sayılı bireysel başvuru kararlarında; adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkının, bir uyuşmazlığın mahkeme önüne taşınabilmesi ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiği, mahkemeye erişme hakkının, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin, bu isnat hakkında bir mahkeme tarafından bu isnadın yerinde olduğu ya da olmadığı yönünde bir karar verilmesini isteme hakkını kapsadığı, ancak suç ithamlarıyla ilgili karar elde etme hakkının mutlak olmadığı, bu hakkın, suçlanan kişiye hakkındaki isnadın bir hâkim, bir mahkeme tarafından karara bağlanmasını isteme hakkı verdiği, bu nedenle İHAS'ın 6. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının ceza davalarının mutlaka bir mahkûmiyet ya da beraat hükmü ile sonuçlandırılmasını isteme hakkını içermediği, suç isnadı altındaki kişilere haklarındaki ceza davasının tam olarak aklanmayı sağlayan bir hükümle sonuçlandırılmasını isteme yönünde bir güvence de sağlamadığını, kaldı ki ceza davasının düştüğü veya yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verildiği durumlarda da kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğini belirtmiştir. Yine Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararlarında, kanun koyucunun, ilk derece mahkemelerinin iş yükünün artmaması için sanıklara zamanaşımını ret hakkı tanımadığını, başvurucu hakkında verilen düşme kararının, herhangi bir suçlayıcı veya cezai ifade barındırmadığı gibi bu durumun başvurucunun adli siciline de işlenmediğini, bu nedenle söz konusu kararın keyfiliğinden bahsedilemeyeceği hususları vurgulanarak başvurucuların masumiyet karinelerinin ve mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu durumda, Yüksek Mahkemenin anılan kararlarında yer verilen tespitler de nazara alındığında; olağanüstü kanun yollarına ilişkin istisnalar dışında ceza yargılamasının ancak sağ olan insan hakkında icra olunabileceği gerçeği karşısında, CMK'nın 223/9. maddesinin ölüm dışında kalan düşme sebepleri bağlamında değerlendirilmesi gerektiğinin kabulü zorunludur. Bu nedenle sanığın ölümü hâlinde kamu davasının düşürülmesine karar verilir. B. Ön Soruna İlişkin Değerlendirme Sanığın ve hükümlünün ölümü ile davanın veya cezanın düşmesi üzerindeki etkisine ilişkin olarak ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 06.11.2024 tarihli ve 440-333; 02.07.2025 tarihli ve 369-308 sayılı karalarında belirtildiği üzere, UYAP sisteminden alınan güncel nüfus kayıt örneğinde; sanığın 27.02.2025 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazından sonra öldüğü bilgisinin yer alması, olayın daha ziyade aydınlanmasını gerekli kılan müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında bir karar verilmesinin gerekmemesi, sanığın ölmediğine dair somut olgulara dayanan bir iddianın ya da makul şüphenin bulunmaması, anılan nüfus kayıt örneğinin, yargılama aşamasında temin edilerek duruşmada sanığa vicahen okunan nüfus kaydı ile aynı bilgileri taşıması hususları birlikte değerlendirildiğinde; ölümle ilgili ayrıca mahallinde araştırma yapılmasına gerek olmaksızın sanık hakkındaki kamu davasının ölüm nedeniyle düşürülmesine karar verilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulü ile Özel Daire bozma kararının sanık ... bakımından kaldırılmasına, Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün adı geçen sanık yönünden bozulmasına ve sanık hakkındaki kamu davasının TCK'nın 64 ve CMK'nın 223. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmesi gerekmektedir. B- Sanık ... Hakkındaki Uyuşmazlık Konusunun Değerlendirilmesinde 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.10.2018 tarihli ve 158-444; 01.03.2022 tarihli ve 131-1 39... .10.2024 tarihli ve 589-321 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; Latince Nullum crimen sine lege ve Nulla poena sine lege olarak ifade edilen kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi hukukun egemen olduğu tüm demokratik ülkelerce kabul edilmiş ve yasal güvenceye kavuşturulmuştur. Bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 38. maddesinde de, "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur." şeklinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 7. maddesinde "Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez." şeklinde hüküm altına alınmıştır. TCK'nın 2. maddesinde de; "(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. (2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz. (3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz." hükmü ile belirtilen ilkeye yer verilmiştir. Bu ilkenin yansımalarına TCK'nın 7. maddesindeki "İşlendiği zaman yürürlükte bulunan Kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz." şeklindeki hükümde de rastlamak mümkündür. Ceza hukukunun temel ilkelerinden birini oluşturan suçta ve cezada kanunîlik ilkesi uyarınca, hangi fiillerin suç teşkil ettiğinin ve bu fiillere uygulanacak yaptırımların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Bireylerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle, temel hak ve özgürlüklerinin korunmasının güvence altına alınması amaçlanmaktadır. Ceza veya güvenlik tedbiri yaptırımı uygulanabilmesi için fiili kanunun "açıkça" suç sayması gerektiğinden, suç ve cezaların şekli bakımdan kanunla düzenlenmesi yeterli olmayıp, içerik bakımından da belirli amacı gerçekleştirmeye elverişli olmaları gerekir. Ceza hukukunda "belirlilik” ilkesi olarak tanımlanan ilkeye göre, suç ve ceza içeren kanun maddesinde hangi davranışların suçu oluşturduğunun açık ve anlaşılır bir biçimde tarif edilmesi, sınırlarının belli olması ve suç için uygulanacak ceza ile güvenlik tedbirlerinin gösterilmesi gerekmektedir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey hangi somut eylem ve olguya, hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını belirler. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Geçici ithalat rejimi, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 128-134. maddelerinde, bu rejimin işleyişine ilişkin esaslar ise Gümrük Yönetmeliği’nin 376-394. maddelerinde düzenlenmiştir. 4458 sayılı Kanun'un 128. maddesinde geçici ithalat rejimi şu şekilde tanımlanmıştır: "Geçici ithalat rejimi, serbest dolaşıma girmemiş eşyanın ithalat vergilerinden tamamen ya da kısmen muaf olarak ve ticaret politikası önlemlerine tabi tutulmaksızın, Türkiye Gümrük Bölgesi içinde kullanılması ve bu kullanım sırasındaki olağan yıpranma dışında, herhangi bir değişikliğe uğramaksızın yeniden ihracına olanak sağlayan hükümlerin uygulandığı rejimdir." Aynı Kanun’un 131. maddesinde ise eşyanın rejim altında kalma süresine yer verilmiştir.Söz konusu hükme göre; “İthal vergilerinden tam muafiyet suretiyle geçici ithalat rejiminin uygulanabileceği durumlar ve özel şartlar Cumhurbaşkanınca tespit edilir.” Bu düzenleme ile Gümrük Yönetmeliği’nin 379. maddesi birlikte değerlendirildiğinde; eşyanın rejim altında kalma süresi, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen özel süreler ile Gümrük Yönetmeliği’nin 380. maddesinde düzenlenen süre uzatım hâlleri saklı kalmak ve yirmi dört ayı aşmamak şartıyla Gümrük İdaresince düzenlenir. Gümrük Yönetmeliği'nin "Geçici ithal edilen eşyanın ayniyeti" başlığını taşıyan 381. maddesinin; "(1) Geçici ithaline izin verilen eşya, rejim altında kaldığı süre içinde giriş ayniyetine ve tahsis amacına uygun olarak tahsis edildiği yerde kullanılmak zorundadır. (2) Rejim kapsamındaki eşya, giriş ayniyetini korumaya yönelik olağan bakım faaliyetleri dışında başka bir işleme tabi tutulamaz. (3) Gümrük idareleri rejim süresi içerisinde değişik aralıklarla eşyanın tahsis yerinde, tahsis amacına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığını denetleme hakkına sahiptir." hükmü uyarınca geçici ithalat rejimi kapsamında getirilen eşya, getirildiği şekli ile kullanıldıktan sonra kullanım sırasında meydana gelen olağan yıpranma dışında herhangi bir değişiklik yapılmadan süresi bittiğinde ihraç edilmelidir. Geçici İthal Edilen Kara Taşıtlarına İlişkin Gümrük Genel Tebliği'nin 18. maddesi şöyledir; "(1) Gümrük İdareleri tarafından taşıt takip programları üzerinden her ay sorgulama yapılarak, kendi idarelerinden girişi yapılan ve süresi içerisinde çıkarılmayan kişisel ve ticari kullanıma mahsus kara taşıtları tespit edilir ve taşıtların çıkış yapıp yapmadığı ilgili programlardan 4 (dört) ay süre ile takip edilir yapılan araştırma sonucunda taşıtın yurt dışına çıkış yaptığının tespit edilmesi halinde kayıt kapatma işlemi gerçekleştirilir. (2) Yapılan araştırmadan sonuç alınmaması halinde, süresi içerisinde yurt dışı edilmeyen taşıtlara ilişkin bilgiler, İçişleri Bakanlığı nezdinde gerekli takibatlarda bulunulmak üzere her yılın Nisan-Ağustos-Aralık aylarında bağlı bulunduğu başmüdürlük aracılığıyla Bakanlığa (Gümrükler Genel Müdürlüğü) intikal ettirilir ayrıca 19. ve 20. maddede belirtilen işlemler yapılır.", 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 20. maddesinin (d) fıkrasına göre "Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirleri Noterler tarafından yapılır, Noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirler geçersizdir." Dâhilde işleme rejimi, gümrük kontrolü altında işleme rejimi ile geçici ithalat rejimine ilişkin hükümlerin ihlalinin kabahat fiili olarak düzenlendiği 4458 sayılı Kanun'un 238. maddesi üzerinde de durulmalıdır. Fakat öncelikle belirtmek gerekir ki, mülga 1615 sayılı Gümrük Kanunu'nun 12. maddesinde, geçici ithalat rejimi kapsamında ülkeye ithal edilen taşıtın, süresinde yurt dışı edilmemesi kabahat değil suç olarak düzenlenmişti. Anılan norm şöyleydi; "Turizmle alakalı olarak gelen taşıtlara ve eşyaya aşağıdaki hükümler uygulanır. 1. a) (Değişik ilk fıkra: 18/04/1983 - 2817/10 md.) Asıl ikametgahı yabancı memleketlerde olan Türk ve yabancı turistlerin birlikte veya kendilerinden iki ay önce veya sonraki süreler içerisinde getirdikleri 132 nci maddenin (1-e) fıkrasında yazılı seyahat vasıtaları, av, spor ve diğer eşyaları için vergi teminatı olarak kara seyahatlerinde Uluslararası Turizm ve Otomobil Birliğine mensup Türkiye Turing ve Otomobil Kurumunun veya bunun kefalet ettiği yabancı kurumların verecekleri triptik, gümrük geçiş karnesi veya Bakanlıkça tespit edilecek diğer benzeri belgeleri (bir yıl içinde ihraç şartıyla) kabul olunur. Yukardaki fıkrada sözü edilen Türk ve yabancıların triptiksiz veya geçiş karnesiz veya bu mahiyetteki benzeri belgeler olmaksızın getirdikleri taşıtları (bisiklet ve motosikletler dahil) ile tenezzüh motoru, kotra ve sandalları, tekrar ihraç edilmek şartiyle, Bakanlığın tespit edeceği esaslar dairesinde yurda sokulur. Turistlerin hava taşıtlarına uygulanacak işlem, Gümrük ve Tekel ve Ulaştırma Bakanlıklarınca müştereken tesbit edilir. Motorlu vasıtaların mutat depolarındaki akaryakıt ve madeni yağlardan vergi aranmaz. Çalınmak ve kaza neticesi parçalanmak yüzünden tekrar çıkarılması mümkün olmıyan taşıt ve eşyanın da vergileri aranmaz ve teminatı çözülür. Çalınma hadisesi mahkeme ilamı veya Cumhuriyet Savcılığının veya hadisenin vukubulduğu mahallin en büyük mülkiye amirinin belgesi ile ispat edilir. Kaza dolayısiyle sahibi tarafından çıkarılmak istenmeyen taşıt ve eşyanın enkazı Hükümete terk edilmek ve keyfiyet mülkiye amirinden alınacak bir belge ile gümrüğe ispat olunmak lazımdır. Hükümete terk edilen bu gibi vasıta ve eşya enkazı 11 inci maddenin 2 nci fıkrasının son bendi hükmüne göre tasfiye olunur. b) Yukarda gösterilen suretle yurda giren taşıtlar Türkiye dahilinde, ancak triptik veya geçiş karnesinde veya bu mahiyetteki benzeri belgesinde yazılı şahıs veya asıl ikametgahı yabancı memleketlerde olan Türk veya yabancı şoförü veyahut asıl ikametgahı olan yabancı memleketlerde otomobil sahibinin vekaletini haiz olan Türk veya yabancı şahıslar tarafından kullanılabilir. Buna riayetsizlik halinde taşıt, yurt dışı edilmek üzere gümrüğün denetimine alınır. c) Triptik, gümrük geçiş karnesi vesair belgelere göre vergileri teminata bağlanarak geçici ve şarta bağlı olarak yurda giren bu taşıtlar garanti veren kurumdan vergileri takip ve tahsil edilmiş olsa dahi, kaçakçılık hükümlerinin uygulanmasında gümrük giriş işlemine tabi tutularak yurda ithal edilmiş addolunmaz ve aksine hareketlerde kaçakçılık mevzuatı dairesinde kovuşturma yapılır. 2. Turizmi teşvik maksadiyle kurulmuş teşekküller ile Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu için getirilecek ve parasız dağıtılacak olan turizmle ilgili tesislere ait propaganda, afiş ve broşürleri ile takvimleri, otomobil plakaları, yol işaretleri, rozetler, mükafat kupaları için vergi aranmaz. 3. Yabancı turizm teşekkülleri tarafından parasız dağıtılmak üzere turizm teşekkülleri ile Türkiye Turing ve Otomobil Kurumuna gönderilen yabancı turizm propaganda afişleri, broşürleri, rehber ve takvimleri vergiye tabi değildir." Hâl bu ki suç tarihinde yürürlükte bulunan 4458 sayılı Kanun'un 238. maddesi şöyledir; "241 inci maddenin üçüncü fıkrasının (h), (l) ve (m) bentleri, dördüncü fıkrasının (g) ve (h) bentleri ile beşinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen durumlar hariç, dâhilde işleme rejimi, gümrük kontrolü altında işleme rejimi ile geçici ithalat rejimine ilişkin hükümlerin ihlali halinde eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı, tam muafiyet suretiyle geçici olarak ithal edilen özel kullanıma mahsus taşıtlar için gümrük vergileri tutarının dörtte biri oranında para cezası verilir. Ancak, dâhilde işleme rejimi kapsamı ithal eşyasının, işleme faaliyetindeki hali veya işlem görmüş ürün hali de dahil olmak üzere rejim çerçevesinde izin verilen yerlerde tespiti halinde, ithal eşyasının gümrük vergileri tutarının iki katı oranında para cezası verilir. Bu cezanın ödeme süresi içinde eşyanın gümrükçe onaylanmış başka bir işlem veya kullanıma tabi tutulmaması halinde eşyanın gümrük vergileri tutarında para cezası tahsil edilir. 2. Birinci fıkraya göre verilen cezalar 241 inci maddenin altıncı fıkrasında belirtilen miktardan az olamaz. 3. Genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri hakkında bu maddenin para cezasına ilişkin hükümleri ile 241 inci maddenin üçüncü fıkrasının (h), (l) ve (m) bentleri, dördüncü fıkrasının (g) ve (h) bentleri ile beşinci fıkrasının (b) bendi hükümleri uygulanmaz. Bu durumda, 241 inci maddenin birinci fıkra hükmü uygulanır." olarak ifade edilmiş, maddede dâhilde işleme rejimi, gümrük kontrolü altında işleme rejimi ile geçici ithalat rejimine ilişkin hükümlerin ihlali fiilleri kabahat olarak tanımlanmıştır. Madde, 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 9. fıkrasından 11.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilerek aktarılmıştır. Bu maddenin kapsamı 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3. maddesinin 4. fıkrasını da kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Bu maddede yer alan kabahat fiilinin maddi unsuru, dâhilde işleme rejimi, gümrük kontrolü altında işleme rejimi ile geçici ithalat rejimlerinden birine tabi tutulmuş eşyaya ilişkin olarak ilgili rejim hükümleri kapsamında yapılması gerekenleri yapmamak veya yapılmaması gerekenleri yapmak eylemleri oluşturmaktadır. Geçici ithalat ve dâhilde işleme rejimi hükümlerinin, bu rejimler kapsamında getirilen eşyanın hileli işlemle yurt dışına çıkarılmış gibi gösterilmesi suretiyle ihlâl edilmesi aynı zamanda suç da oluşturmaktadır. Bu durumda 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 4. fıkrasındaki suç ile bu madde kapsamındaki kabahat de işlenmiş olacak, ancak 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 15. maddesinin 3. fıkrası uyarınca sadece suçtan dolayı ceza verilecektir. 5326 sayılı Kanun'un 18. maddesine göre kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine ancak kanunda açık hüküm bulunan hâllerde karar verilebilir. Sözü edilen gümrük rejimleri konusu eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirileceğine ilişkin 4458 sayılı Kanun'da bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle bu madde kapsamına giren eşya hakkında mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilemez. Geçici ithalat, dâhilde işleme ve gümrük kontrolü altında işleme rejimi hükümlerinin fıkra kapsamında ihlal edildiği tarih kabahat fiilinin işlendiği tarih olup soruşturma zamanaşımı süresi de bu tarihe göre 5326 sayılı Kanun'un 20. maddesi uyarınca belirlenmelidir (Seyfettin Çilesiz, 64 55... sayılı Kanunlarla Değişik 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu Açıklaması, Adalet Yayınevi, Ankara, 2016, s. 804-805.). Uyuşmazlık konusuyla ilgisi bakımından değinilmesi gereken ve suç tarihinde yürürlükte olan 6545 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasına göre; "Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır." Söz konusu fıkra uyarınca bir eşyanın kaçakçılık fiiline konu olabilmesi için gümrük işlemine tabi tutulmadan yurda ithal edilmesi gerekmektedir. Suçun oluşumunda önem arz eden gümrük işlemlerinden, ithal ya da ihraç edilecek eşyanın gümrükçe onaylanmış bir işleme veya kullanıma tabi tutulması anlaşılmalıdır. 5607 sayılı Kanun'da gümrük işlemi kavramına ilişkin bir tanım yer almamakla birlikte mülga edilen 4926 sayılı kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı ikinci maddesi, söz konusu kavramı "Gümrük idarelerince, gümrük mevzuatı ve ilgili diğer mevzuat gereğince yapılan işlemleri ifade eder." şeklinde tanımlamıştır. Bu tanıma göre gümrük işlemi, bir eşyanın gümrük idareleri tarafından gerek gümrük mevzuatı gerekse ilgili mevzuatlar çerçevesinde onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması için gerekli tüm işlemleri ifade etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesine getirilen eşya, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması sonrasında ülkeye sokulabilecektir. İthalattaki gümrük işlemleri ile ilgili olarak; 4458 sayılı Kanun'un 33. maddesinde Türkiye Gümrük Bölgesine giriş ve çıkışların gümrük kapılarından yapılabileceği, 34. maddesinin birinci fıkrasında Türkiye Gümrük Bölgesine giren veya çıkan taşıtların gümrük gözetimine tabi olduğu ve yürürlükteki hükümlere uygun olarak, gümrük idareleri tarafından denetleneceği, 36. maddesinin birinci fıkrasında Türkiye Gümrük Bölgesine getirilen eşyanın, girişinden itibaren gümrük gözetimine tabi olduğu ve yürürlükteki hükümlere uygun olarak gümrük idareleri tarafından denetleneceği hüküm altına alınmıştır. Her ne kadar CGK'nın 25.10.2023 tarihli ve 2023/223-556 sayılı (24.9.2025 tarihli ve 2024/1 68... /364K tavzihli) kararında; geçici ithalat rejimi kapsamında yurda sokulan aracın süresi dolduğu hâlde yurt dışına çıkarılmamasından ibaret eylemin 5607 sayılı Kanunun 3/2.maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı kabul edilmiş ise de, şu gerekçelerle anılan kararın gerekçesi ile ulaşılan sonuç benimsenmemiştir: Şöyle ki, her suç temelinde bir haksızlık barındırsa da kanunda suç olarak düzenlenmeyen haksızlıklar cezalandırılamaz. Kıyas ya da kıyasa yol açacak genişletici yorumla suç ve ceza ihdas edilemez. 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasında tipik eylem; eşyayı, "gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın" ülkeye sokmak olarak tanımlanmıştır. Gümrük işlemlerinden maksad, ithal ya da ihraç edilecek eşyanın gümrükçe onaylanmış bir işleme veya kullanıma tabi tutulmasıdır. Zira "Gümrük işlemleri, gümrük idarelerince, gümrük mevzuatı ve ilgili diğer mevzuat gereğince yapılan işlemlerdir." (mülga edilen 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı ikinci maddesi) Geçici ithalat rejiminin de bir gümrük rejimi olarak düzenlenmiş olduğunda (4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 128-134. maddeleri) da şüphe yoktur. Zikredilen düzenlemelerin sarahatine nazaran, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 128-134. maddelerine istinaden geçici ithalat rejimi kapsamında, Gümrük Yönetmeliği’nin 376-394. maddeleri uyarınca gümrük işlemlerine tabi tutularak ülkeye eşya sokmaktan ibaret eylemin, 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen suçu değil ve fakat 4458 sayılı Kanun'un geçici ithalat rejimine ilişkin hükümlerin ihlaline dair özel düzenleme mahiyetindeki 238. maddesinde öngörülen kabahat fiilini oluşturduğunun kabulü gerekir. Nitekim CGK'nın 01.03.2022 tarihli ve 131-139 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşmıştır. 2- Uyuşmazlık Konusu ile İlgili Hukuki Değerlendirme Uygulama noktasında durdurulan sanık ...'in kullandığı ve sanık ... adına kayıtlı Gürcistan plakalı araç hakkında, Kara Kapıları 1 No.lu Taşıt Takip Programı üzerinden yapılan sorgulamada, 29.11.2017 tarihinde dava dışı ... tarafından yurda sokulduğunun, 27.02.2018'e kadar yurttan çıkartılması gerektiğinin tespit edildiği olayda; Dava konusu aracın Antalya Gümrük Müdürlüğünün soruşturma evrakı içerisinde yer alan yazısından da anlaşıldığı üzere, geçici ithalat rejimi kapsamında, turistik kolaylıklardan faydalanılarak ve gümrük rejimine tabi tutularak yurda getirilmiş eşya niteliği taşıdığı, bu itibarla yurda sokulmasının 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesine aykırılık teşkil etmediği, Geçici İthal Edilen Kara Taşıtlarına İlişkin Gümrük Genel Tebliği (Seri No:1) hükümlerine göre triptik belgesiyle yurda yasal yollardan giriş yaptığı, yurt içinde kalma süresi henüz dolmadan hak sahibi olmayan sanık tarafından kullanılırken görevlilerce yakalandığı, sanığın eyleminin 5607 sayılı Kanun'un 3. maddesinde düzenlenen fiillerden hiçbirine uymadığı, ancak Geçici İthal Edilen Kara Taşıtlarına İlişkin Gümrük Genel Tebliği (Seri No:1)'nin 19. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, suç tarihinde yürürlükte olan 6455 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değişik Gümrük Kanunu’nun 238/1. maddesi uyarınca eyleminin kabahat oluşturduğunun kabulü gerekmektedir. Öte yandan, geçici ithalat rejimi hükümlerinin ihlal edildiği tarihin kabahatin işlendiği tarih olduğu da dikkate alınarak sanığın eylemine uyan kabahate ilişkin 4458 sayılı Kanun'un 238. maddesinin 1. fıkrası gereğince dava konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı olan 135.530,00 TL idari para cezasının miktarı itibarıyla soruşturma zamanaşımı süresinin Kabahatler Kanunu'nun 20. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beş yıl olduğu ve kabahatin işlendiği 27.02.2018 tarihinden itibaren başlayan zamanaşımı süresinin, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin bozma kararından önce, 27.02.2023 tarihinde dolduğu hususunun mahallinde gözetilmesi mümkün görülmüştür. Ulaşılan sonuç karşısında, sanığın eylemiyle ilgili olarak Kabahatler Kanunu’nun 24. maddesinde yer alan düzenleme de dikkate alınmak suretiyle idari yaptırım kararı verilmesi gerekirken eylemin suç olarak kabulüne ilişkin Özel Dairenin bozma kararında isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, sanık ... bakımından yapılan incelemede Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. VI. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının; 1-Sanık ... bakımından KABULÜNE, sanık ... yönünden ise değişik gerekçeyle KABULÜNE, 2-Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 19.02.2024 tarihli ve 10967-1638 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, a) Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin 16.12.2020 tarih ve 2501-3359 sayılı, sanık ...'nin özel kanunları gereğince gümrük vergilerinden kısmen veya tamamen muaf olarak ithal edilen eşyayı, ithal amacı dışında kullanmak suçundan beraatine ilişkin hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile sanık hakkında verilen beraat kararının kaldırılmasına ve sanığın mahkûmiyetine dair hükmün, sanığın eyleminin 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 238/1. maddesi uyarınca kabahat oluşturduğu ve Yerel Mahkemece Kabahatler Kanunu’nun 24. maddesi doğrultusunda işlem yapılması gerekirken eylemin suç oluşturduğundan bahisle mahkûmiyet kararı verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, b) Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin 16.12.2020 tarih ve 2501-3359 sayılı, sanık ...'ün özel kanunları gereğince gümrük vergilerinden kısmen veya tamamen muaf olarak ithal edilen eşyayı, ithal amacı dışında kullanmak suçundan beraatine ilişkin hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile sanık hakkında verilen beraat kararının kaldırılmasına ve sanığın mahkumiyetine ilişkin hükmün, sanığın ölmüş olması nedeniyle BOZULMASINA, c) UYAP sistemi üzerinden alınan güncel nüfus kayıt örneğinde 27.02.2025 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazından sonra öldüğü anlaşılan sanık ...'ün hakkındaki kamu davasının TCK'nın 64 ve CMK'nın 223. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE, 3-Dosyanın, Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.09.2026 tarihinde oy birliğiyle kabul edildi.