Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/440 E. 2026/215 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/440
- Karar No
- 2026/215
- Karar Tarihi
İtirazname No : 2023/41777
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 40-672
I. HUKUKİ SÜREÇ Sanığın teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 82/1-a-d, 35/2, 62/1, 53... . maddeleri uyarınca 14... ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 13.01.2022 tarihli ve 300-14 sayılı hükmün, katılan kurum vekili ile sanık ve müdafileri tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 22.06.2022 tarih ve 2098-2049 sayı ile; ''...Sanık hakkında Nitelikli Öldürmeye Teşebbüs suçundan kurulan hükme yönelik olarak yapılan istinaf başvurularının incelenmesinde; A-Sanığın, boşandığı eşi olan katılanın kız kardeşi olması nedeniyle tanıklığa engel kayın hısımlığı olup anlatımı hükme esas alınan tanık ...'in tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı hatırlatılmadan dinlenilmesi suretiyle CMK’nın 45... . maddelerine aykırı davranıldığı, B-Sanığın bütün aşamalardaki savunmalarında olaydan hemen sonra 112'yi arayarak olayı ihbar ettiğini beyan etmesi, mahkemece dosyaya celp edilen 112 Acil Çağrı Merkezi kayıtlarında da sanığa ait cep telefonundan saat 14: 30... acil çağrı merkezinin arandığının tespit edilmiş olması karşısında, sanık tarafından gerçekleştirilen bu aramaya ilişkin olarak görüşme kayıtlarının çıkartılması, gönüllü vazgeçme koşullarının varlığını kabule yeter derecede bu yönde aktif bir davranış sergileyip sergilemediği hususlarının açıklığa kavuşturulmasından sonra sanık hakkında gönüllü vazgeçme hükümlerin uygulanıp uygulanmayacağının bu verilere göre değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmediği, C-Sanık hakkında katılana yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan hükümde, birden fazla nitelikli halin varlığı, katılandaki yaralanmanın yeri ve niteliği ile meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığına göre sanık hakkında TCK 35. maddesinin uygulanmasında cezanın alt ve üst sınırlar arasında makul bir ceza olarak tayini gerekirken yazılı şekilde alt sınıra yakın ceza belirlenerek eksik ceza tayin edildiği, D-Katılan kurumun kendisini vekille temsil ettirdiği ve Yargıtay 1. Ceza Dairesinin yerleşik uygulamalarına göre katılan sıfatları gereği katılan kurum lehine vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğinin gözetilmediği,..." gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesince 17.11.2022 tarih ve 289-361 sayı ile sanığın aynı şekilde mahkûmiyetine hükmedildiği, bu hükmün de katılan kurum vekili ve sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 08.03.2023 tarih ve 40-672 sayı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/1, 86/3-a-e, 87/1-d, 36, 53... . maddeleri uyarınca 6 yıl 18 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; bu hükmün de katılan kurum vekili, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 07.11.2023 tarih, 4185-6842 sayı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir. Daire Üyeleri ... ve ...; ''...Olayımızda sanık eski eşini tabancayla ateş ederek hayatî tehlike geçirecek şekilde yaralamış ve ancak eylemlerine devam etmeyip oradan uzaklaşırken, 112 acil yardım servisini arayarak yaralı olduğunu bildirip ambulans talep etmiştir. Yargılama aşamasında dosyaya getirilen 112 ihbar formu incelendiğinde olay günü saat 14.28’de katılanın komşusu olan ...’ın 112 ihbar hattını aradığını ve 'eski eşi geldi komşuyu vurdu' şeklinde ihbarda bulunduğu ve ihbar üzerine acil servis ekiplerinin harekete geçip katılanı hastaneye kaldırarak hayatının kurtulmasına vesile oldukları anlaşılmıştır. 112 Acil Servis kayıtlarına göre sanık da komşu ...’dan sonra 112 hattını aramış ve bir kişinin vurulduğunu, kendisi ateş ettiğini ihbar etmiştir. Türk Ceza Kanunu’nun 36 ncı maddesinde düzenlenen gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanabilmesi için yasanın açıkça da belirtildiği üzere fail suçun tamamlanmasını kendi çabalarıyla bizzat önlemek zorundadır. Böyle bir durum söz konusu olmadığı takdirde sanığın Türk Ceza Kanunu’nun 36 ncı maddesinde düzenlenen gönüllü vazgeçme hükümlerinden faydalanması mümkün değildir ancak böyle bir harekette bulunduğu anlaşılan sanığın Türk Ceza Kanunu’nun 62 nci maddesi gereği takdirî indirim nedenlerinin dosyada bulunduğu kabul edilecek cezasından takdirî indirim yapılması da değerlendirilmelidir. Tüm dosya kapsamına göre sanığın ilk ihbarcı ...’ın ihbarından kısa bir süre sonra 112 acil servisi arayarak olayı gerçekleştirdiğini söylemesi nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 36 ncı maddesi kapsamında kendi gerçekleştirdiği eylemin tamamlanmasını bizzat gayretiyle engellememiş olup acil yardım 112 hattını ikinci arayan kişi olması nedeniyle dairemizin yerleşik içtihatları da dikkate alındığında gönüllü vazgeçmeden faydalanması mümkün değildir. Bu nedenle sanık hakkında gönüllü vazgeçme hükümlerini uygulayan Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının bozulması gerekir iken bu kararı onayan Dairemizin çoğunluk görüşüne muhalifiz. '' düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 25.12.2023 tarih ve 41777 sayı ile; "...Sanığın olay tarihinden önce boşandığı eşi mağdur ...'yı öldürmeye karar verdiği, tehdit videoları gönderdiği, yaşadığı evi araştırarak tespit ettikten sonra olay günü, sabah saatlerinde mağdurun bulunduğu eve giderek kapıyı çaldığı, kapıyı açan mağdurun kafasına tabanca doğrulttuğu, mağdurun geri çekilmesi üzerine ateş alan tabancadan çıkan merminin karın bölgesinden isabetle mağdurun yaralanmasına neden olduğu, sanığın mağdurun kendisini geriye doğru atması ve tanık ...'nin müdahalesiyle olay yerinden kaçtığı, olayın tanık ... ve sanık tarafından 112 acil çağrı merkezi aranarak ihbar edildiği hususları sabit olup, sanığın işlemeyi kastettiği suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başladığı ve eylemini tamamladığı halde hastaneye kaldırılan mağdura gerekli tıbbi müdahalenin yapılması nedeniyle ölüm sonucu gerçekleşmediğinden eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı, sanığın icra hareketlerinden gönüllü vazgeçme durumunun söz konusu olmadığı anlaşılmıştır. Dosyada mevcut 112 ihbar formuna göre, mağdur ile aynı evde yaşayan tanık ...'nin olay günü saat 14.28'de 112 hattını aradığı ve "eski eşi geldi vurdu" şeklinde olayı bildirdiği, bu ihbar üzerine acil yardım ekiplerinin harekete geçerek mağduru hastaneye ulaştırdıkları, yine 112 İhbar formuna göre, sanığın da ...'den sonra 112 acil hattını arayarak olayı bildirdiği anlaşılmış ise de; Sanığın saldırısı sırasında mağdur ile aynı evde bulunan ... ve komşuları tarafından 112 acil hattının arandığı, evde mağdur dışında kişilerin olduğunu gören sanığın, bu kişilerin olayı ihbar edeceklerini bilmesi gerektiği, sanığın acil hattı arayan ikinci kişi olduğu, mağdura zamanında ve etkili bir tıbbi müdahalede bulunulmasının münhasıran sanığın haber vermesiyle gerçekleşmediği, tanık ...'nin araması üzerine acil yardım ekiplerinin harekete geçmiş oldukları ve mağduru hastaneye ulaştırdıkları, mağdurun tıbbi müdahale ile hayata döndürdüldüğü, acil hattını daha sonra aradığı anlaşılan sanığın suçun tamamlanmasını veya ölüm neticesinin gerçekleşmesini kendi gayreti ve çabaları ile önlediğinden de söz edilemeyeceği nazara alındığında, olayda gönüllü vazgeçme hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı,...'' görüşüyle itiraz yoluna başvurulmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.07.2024 tarih, 8-5175 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nın 36. maddesinde düzenlenen gönüllü vazgeçme hükmünün uygulanıp uygulanamayacağının, bu bağlamda sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçunu mu yoksa neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 18.10.2021 tarihli rapora göre; batın sağ alt kadran umblikus ile SİAS arasından 1 cm giriş, sağ gluteal alt bölgeden çıkış deliği olacak şekilde ateşli silahla tek atışla husule gelen mesane ve ince bağırsaktaki yaralanmanın, mağdurun yaşamını tehlikeye sokacak nitelik taşıdığı, Olay yeri inceleme raporuna göre; olay yerinde bir adet 9x19 mm çapında ateşli silah kovanı ve aynı çaplı bir adet kurşun parçasının ele geçirildiği, suçta kullanılan tabancaya ise ulaşılamadığı, İzmir Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı'nın raporuna göre; ele geçirilen bir adet 9x19 mm çapındaki ateşli silah kovanının çap ve tipine uygun bir silah ile atıldığı, mağdura ait tayt üzerinde yapılan incelemede atışın yakın mesafeden yapıldığının tespit edildiği, Dosyada mevcut 112 ihbar formuna göre; mağdur ile aynı evde yaşayan tanık ...'ın olay günü saat 14.28'de 112 hattını aradığı ve "Eski eşi geldi, vurdu!" şeklinde olayı bildirdiği, sanığın ise 14.30'da aynı hattı arayıp vurulma olayı olduğunu söyleyerek acil ambulans gönderilmesini istediği, 16.09.2021 tarihli CD inceleme tutanağına göre; sanığın 22.08.2021 tarihinde çektiği iki video kaydını mağdura iletilmek üzere eski bacanağı tanık ... ...'e gönderdiği, bu video kayıtlarından ilkinde "Ama anladım ki benim istihbarat çökmüş, çöken istihbaratın da döndüm mü onların da hesabını soracağım, yani bu fişekleri kime atalım, biz kimi bulup da canını yakalım, devam" dediği, ikinci video kaydının da; "Evet, demek ki kanallara fırça atınca nokta atışı oluyormuş, burası ne başıydı, Pınarbaşı, demek ki neymiş istediğimizi istediğimiz zaman alırmışız, demek ki kırmızı çizgilerimiz var dediğimizde tehdit etmiyormuşuz, istediğimize gerektiğini yapıyormuşuz, şimdi fare deliğine girdiniz, sizi buradaki fare deliğinden de alırım ama şunu bilin ağzımın tadı biraz kaçtığında ensenizde değil nefesinizdeyim, ne yapacağımı çok iyi biliyorsunuz" şeklinde olduğu, Anlaşılmaktadır. Mağdur ... soruşturma evresinde; sanıkla on yıl evli kaldıklarını, yaklaşık bir yıl önce boşandıklarını, aldatma nedeniyle boşanma iddialarını kabul etmediğini, üç çocukları olduğunu, en küçük çocuklarının velayeti kendisinde bulunduğundan sanık tarafından sürekli tehdit edildiğini, bir yıl önce internet üzerinden tanıştığı ... ile bir ay önce evlenerek İzmir'de yaşamaya başladığını, olay günü saat 14.30 sıralarında kayınvalidesi ... ile otururlarken kapının çaldığını, komşularının gelmiş olabileceğini düşünerek kapıyı açtığında karşısında sanığı gördüğünü, kapıyı kapatmaya çalışsa da sanığın kapıyı iterek zorla içeri girdiğini ve ''Sen çocuğu alacakmışsın ha!'' diyerek silahını yüzüne doğrulttuğunu, korkarak içeri doğru hareketlenince silahın patladığını, kasık bölgesinden vurulduğunu, sanığın ateş ettikten sonra kaçıp gittiğini, kendisi geri çekilmeseydi büyük olasılıkla kafasından vurulacağını, Kovuşturma evresinde ise; olaydan bir ay önce kendisine ablası aracılığıyla tehdit videolarının geldiğini, ancak şikâyette bulunmadığını, olay günü sanığın silahın emniyeti açık vaziyette zorla evine girdiğini, sanığı içeri davet etmediğini, Tanık ... soruşturma evresinde; mağdurun, oğlunun dini nikâhlı eşi olduğunu, olay günü saat 14.30 civarında gelini ile evde otururlarken kapının çaldığını, gelini kapıyı açtığında tanımadığı bir adamın elinde silah ile içeri girerek "Çoçuğu mu alacaksın?" dediğini ve elindeki silahla gelininin bacağına bir el ateş edip kaçarak gittiğini, bunun üzerine hemen ambulansı ve polisi aradığını, Kovuşturma evresinde ise; sanığın bir el ateş ettiğini, mağdur geriye gitmeseydi kalbine isabet alabileceğini, sanığın hiçbir şey demeden ateş ettiğini, sanığa evden çıkmasına yönelik bir müdahalesinin olmadığını, eve girmesiyle vurmasının bir olduğunu, Tanık ...; mağdurun baldızı olduğunu, sanıkla 2020 yılında anlaşmalı olarak boşandıklarını ancak en küçük çocuğun velayeti yüzünden aralarında sorunlar olduğunu, mağdurun yeni bir hayat kurmak için İzmir'e yerleştiğini, sanığın bunu öğrenince İzmir'e gittiğini, kendisine iki tane tehdit içerikli video gönderdiğini ve bunları mağdura göndermesini istediğini, videoların tahminine göre mağdurun oturduğu sokağın yakınlarında çekildiğini, şikâyette bulunmak isteyeceğini düşünerek videoların eşi aracılığıyla mağdura gönderilmesini sağladığını, Tanık ...; eşinin gönderdiği videoları mağdura ve kayınvalidesine attığını, sanığa "Videoları göndermeyelim, başına bela olur." dediklerini, ancak sanık ısrar edince gönderdiklerini, sanığın velayeti geri vermesini yoksa olaylar çıkaracağını mağdura iletmelerini istediğini, Beyan etmişlerdir. Sanık soruşturma evresinde; mağdurun boşandığı eşi olduğunu, 2011 yılında evlendiklerini, üç çocukları olduğunu, 2020 yılında eşinin kendisini aldatması sebebiyle boşandıklarını, çocuklarından ikisinin velayetinin kendisinde, en küçük çocuğun velayetinin ise mağdurda bulunduğunu, mağdurun 2021 yılının kış aylarında bütün çocukları kendisine bırakarak Uşak'a, internetten tanıştığı ... isimli şahsın yanına gittiğini, küçük çocukları henüz sütten kesilmediğinden çocuğun hâlini görüşmek Uşak'a gittiğini ve mağduru alıp geldiğini, mağdurun ağustos ayına kadar küçük çocuklarına baktığını, ancak ağustos ayının başlarında tekrar çocuğu kendisine bıraktığını, bir hafta sonra mağdurun İzmir'e bir erkek ile birlikte yaşamak için gittiğini ailesinden öğrendiğini, bu arada çocuklarının internet üzerinden anneleri ile görüştüklerini fark edince mağdura; çocukların kendisinden rahatsız olduklarını, psikolojilerinin yıprandığını söylediğini, bu sırada mağdurun yanında bulunan erkek bir şahsın kendisine küfür ettiğini, ismini ... olarak öğrendiği bu şahsın kendisini cep telefonundan arayarak ''O. çocuğu, senin ananı si..., ... evliyken ...' yı senden aldım, karım yaptım, iki tane kız kardeşin varmış, o kız kardeşlerini de alıp s...m, karım yapacağım!" dediğini, kendisinin de küfür edip, "O...çocuğu" diyerek yerini sorduğunu, şahsın iki üç sefer daha arayarak "Telefonu kapatma, hazırlık yapıcam geliyorum, beni bu mahallede herkes bilir, seni burada da orada da geberteceğim, bu akşam öldün sen!" diye kendisini tehdit ettiğini, mağdurun ailesinin küçük çocuğu ile ilgili olarak "O zaman git İzmir'e, yüz yüze konuş, ne yaparsan yap!" demeleri üzerine İzmir'e gitmeye karar verdiğini, olay günü saat 08.30 sıralarında çalıştığı iş yerinden izin alıp babasından kalma tabancayı da yanına alarak İzmir'e gittiğini, mağdurun adresini bildiğini, bir süre beklemesine rağmen mağdur evinden çıkmayınca kapıda konuşmaya karar verdiğini, kapıyı çaldığını ve mağdurun açtığını, velayetle ilgili konuşmak isterken ...' in annesi diye tahmin ettiği kadının geldiğini ve içeriye doğru seslenerek "Gelin, şerefsiz kapımıza dayanmış!" diye bağırdığını, ayak sesleri duyunca ... veya ailesinden birinin silahlı olarak geleceğini düşünerek silahını çıkardığını ancak kimseye doğrultmadığını, apartmandan çıkmak isterken ancak yaşlı kadının önüne geçip "Nereye gidiyorsun?" diyerek kendisini tutmaya çalıştığını, bu sırada elindeki silahın isteği dışında patladığını ve mağdurun yere düştüğünü, kendisine karşı bir saldırı olabileceğini düşürerek kaçıp uzaklaştığını, arabaya biner binmez 112'yi aradığını ve evin adresini vererek silah patladığını söylediğini, mağduru bilinçli olarak vurmadığını, tabancanın kazara patladığını, Sorguda; yolda giderken video çekmediğini, öldürme kastı olsaydı tam karşısında iken mağduru vurabileceğini, erkek seslerinden korkup silahını çıkardığını, olaydan sonra ilk işinin ambulansı aramak olduğunu, Kovuşturma evresinde ise; olaydan bir ay önce mağduru korkutmak amacıyla videolar çektiğini, Savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK'nın "Gönüllü Vazgeçme" başlıklı 36. maddesinde; "Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır." şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir. Kanundaki tanım uyarınca gönüllü vazgeçme ile teşebbüs arasındaki ayrım şu şekilde özetlenebilir: Teşebbüs, suçun tamamlanması veya neticenin gerçekleşmesinin, failin elinde olmayan nedenlerle meydana gelmemesi olarak tanımlanmışken, gönüllü vazgeçmede failin iradi hareketi veya çabası ile icra hareketlerinin terk edilmesi ya da suçun tamamlanmasının önlenmesi söz konusudur. Suç tamamlanmadan veya sonuca ulaşılmadan önce vazgeçme gerçekleştiğinden, gönüllü vazgeçme etkin pişmanlıktan da farklıdır. Etkin pişmanlık, suçun tamamlanmasından sonraki pişmanlığı düzenlemekte ve tamamlanan bir suçun yol açtığı zararın giderilmesi, eski hâle getirilmesi ya da malın iadesini kapsamaktadır. Gönüllü vazgeçmenin şartları ve sonuçları TCK'nın 36. maddesinin gerekçesinde; "Gerek icra hareketleri aşamasında gerekse icra hareketlerinin bitmesinden sonra, failin suçu tamamlamaktan gönüllü olarak vazgeçmesini teşvik etmek modern suç politikasının temel araçlarından biridir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda sadece icra hareketlerinin devamı aşamasında kabul edilen gönüllü vazgeçme, icra hareketlerinin bittiği ancak neticenin meydana gelmediği olaylar bakımından da öngörülmüştür. Böylece suçun icrası sürecindeki bütün aşamalarda gönüllü vazgeçme mümkün hâle gelmektedir. Ancak icra hareketlerinin bitmesinden sonra gönüllü vazgeçmenin kabulü için, vazgeçenin suçun tamamlanmasını önlemek bakımından ciddi bir çaba göstermesi gerekmektedir. Gönüllü vazgeçme hâlinde kişiye ceza verilmemekte, ancak o ana kadar yapılan hareketler ayrıca bir suç oluşturuyorsa sadece o suçtan sorumlu tutulmaktadır. Suç bütün unsurlarıyla tamamlandıktan sonra örneğin çalınan eşyanın geri verilmesi veya kaçırılan kişinin serbest bırakılması hâllerinde, artık vazgeçme değil etkin pişmanlık söz konusudur…" biçiminde açıklanmıştır. Madde gerekçesinde de özenle vurgulandığı üzere, 765 sayılı TCK'nın uygulanmasında sadece icra hareketlerinin devamı aşamasında kabul edilen gönüllü vazgeçme, 5237 sayılı TCK'nın uygulanmasında icra hareketlerinin bittiği ancak neticenin meydana gelmediği olaylar bakımından da öngörülmüş, böylece neticenin meydana gelmesine kadar bütün aşamalarda gönüllü vazgeçmenin mümkün olduğu kabul edilmiştir. Doktrinde; "Yeni TCK sisteminde, gönüllü vazgeçme; gerek icra hareketleri aşamasında, gerekse icra hareketlerinin bitmesinden sonra, failin suçu tamamlamaktan gönüllü vazgeçmesini ifade etmektedir. Suçun icrası tamamlanıncaya, neticenin ayrıca unsur oluşturduğu suçlarda, netice gerçekleşinceye kadar, gönüllü vazgeçme mümkündür... Vazgeçmenin gönüllü olması gerekir. Yani herhangi bir engel olmaksızın, pişmanlık duyarak kişinin suç işlemekten vazgeçmiş olması gerekir." (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara 2013, s.478.), "Teşebbüs halinde faildeki suç işleme düşüncesi ve kastı sürmektedir. Gönüllü vazgeçmede ise fail eyleminden dönüp, suçun oluşmasını önlemeye çabalamaktadır. Kişilere pişman olma olanağı tanınması, onların suç işlemeden topluma kazandırılması, cezalandırılma ile elde edilecek yarardan çok daha faydalı görülmektedir. Kanunumuzda yer alan düzenlemenin temelinde, eylemin vazgeçme anına kadar icra edilmesi dolayısıyla bir haksızlık teşkil ettiği, ancak suç politikası gereği cezalandırılmak istenilmediği fikrinin yattığı söylenebilir. Bu husus madde metninde; vazgeçme hâlinde failin teşebbüsten dolayı cezalandırılmayacağı ve fakat tamam olan kısmın suç oluşturması durumunda o suçun cezası ile cezalandırılacağının açıklandığı cümlelerden anlaşılmaktadır." (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, Adalet Yayınevi 2. Bası, Ankara 2014, s. 1096.), "Elde olmayan sebeplerle icra hareketlerinin tamamlanamaması veya neticenin gerçekleştirilememesi teşebbüsün kurucu unsurunu oluşturmaktadır. Buna göre icra hareketlerinin tamamlanması veya neticenin gerçekleşmemesi failin elinde olan sebeplerden kaynaklanmışsa teşebbüsten söz edilmeyecektir. Gönüllü vazgeçme olarak nitelenen bu durum TCK'nın 36. maddesinde düzenlenmiştir." (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, Ankara 2013, s.412.), "Fail, sonucu gerçekleştirebilme ve icra hareketlerini devam ettirebilme olanağına sahip olduğu hâlde, bunu ettirmemiş ise, vazgeçme gönüllüdür. Ancak, istediği hâlde, buna olanak bulunmadığı için hareketlerini devam ettirmemiş ise, vazgeçme gönüllü değildir." (Nur Centel – Hamide Zafer – Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, 3. Baskı, İstanbul 2005, s. 478.) şeklindeki açıklamalarla gönüllü vazgeçmenin saptanmasında göz önüne alınacak kriterler ortaya konulmuştur. Yargısal kararlarda da suç yolunda (iter criminis) ilerleyen sanık daha fazla ilerleme imkânına ve kanaatine sahip olduğu hâlde, suç yolunda ilerlemeyerek icrayı yarıda bırakmışsa ya da icra hareketleri tamamlandıktan sonra kendi çabası ile sonucun meydana gelmesini önlemişse vazgeçmenin gönüllü olduğu, buna karşılık fail icraya başlarken göz önünde tuttuğu ve hesaba kattığı risklerden başka bir faktör nedeniyle icra hareketlerine devam etmemişse ya da sonuca ulaşamamışsa vazgeçmenin gönüllü olmadığı, bu hâlde icra hareketleri failin elinde olmayan engelleyici nedenlerle bitirilemediğinden ya da sonuç failin elinde olmayan nedenlerle meydana gelmediğinden teşebbüsün söz konusu olduğu vurgulanmıştır. Gerek doktrin gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda yer alan bu kabullere göre gönüllü vazgeçmenin varlığı için aranan şartlar şu şekilde sıralanabilir: 1- Öncelikle kasıtlı bir suçun işlenmesine yönelik olarak icra hareketlerine başlanmalı, 2- Suç tamamlanmadan önce vazgeçme gerçekleşmeli, 3-Vazgeçmenin konusu; icra hareketinin devamına, suçun tamamlanmasına veya sonucun gerçekleşmesine yönelik bulunmalı, başka bir anlatımla sanık ya suçun icra hareketlerinden vazgeçmeli ya da kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini önlemeli, 4- Vazgeçme gönüllü olmalı yani fail suçun icra hareketlerini isteyerek terk etmeli ya da suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini isteyerek önlemeli, 5- Suçun tamamlanmasının önlenmesi veya sonucun gerçekleşmesinin engellenmesi, failin çabalarıyla meydana gelmelidir. Sonuç başka bir nedenle önlenmiş ise kural olarak gönüllü vazgeçme oluşmayacak ve fail TCK'nın 36. maddesinden yararlanamayacaktır. B. Somut Olaya İlişkin Hukuki Değerlendirme 2020 yılında boşanan mağdur ile sanığın müşterek çocuklarından ikisinin velayetinin sanıkta, yaşı en küçük olan çocuğun velayetinin ise mağdurda olduğu, mağdurun boşandıktan sonra tanıştığı ... ile gayriresmî olarak evlenerek İzmir'de yaşamaya başladığı, küçük çocuğun velayetinin de kendisine verilmesi konusunda ısrarlı olan sanığın zaman zaman mağdura Whatsapp uygulaması üzerinden hakaret içerikli mesajlar ve videolar gönderdiği, ancak mağdurun bu olaylar sebebiyle şikâyetçi olmadığı, suç tarihinde Bursa'dan mağdurun yaşadığı İzmir'e gelen sanığın, saat 14.20 sıralarında mağdurun kalmakta olduğu eve giderek kapıyı çaldığı, mağdurun kapıyı açması üzerine sanığın elindeki tabancayla zorla evin içine girdiği, ardından "Sen çocuğu alacakmışsın ha!" dediği ve elindeki tabancayı mağdura doğrulttuğu, mağdurun paniğe kapılarak kendisini geriye attığı, bu sırada sanık tarafından ateşlenen tabancadan ateşlenen merminin mağdurun batın bölgesine isabet ettiği, bu şekilde mağdurun hayati tehlike geçirmesine neden olduktan sonra sanığın suçta kullandığı tabancayla olay yerinden kaçıp aracına binerek saat 14.30'da 112 acil çağrı merkezini aradığı ve vurulma olayını haber verdiği, sanıktan hemen önce saat 14.28'de ise tanık ...'nin 112 çağrı merkezini arayarak ihbarda bulunduğunun anlaşıldığı kabul edilen olayda; Dosyada mevcut 112 ihbar formundan da anlaşıldığı üzere, sanığın saat 14.30'da 112 Acil Çağrı Merkezini aradığı ve olayı görevlilere anlatarak mağdurun bulunduğu adresi açıkça bildirdiği ve olay mahalline acil ambulans gönderilmesini istediği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Sanığın evden ayrıldığı için mağdurun hayatta olup olmadığını ve tanık ... tarafından da Acil Çağrı Merkezinin aranıp aranmadığını bilmesi, genel hayat tecrübelerine göre kendisinden beklenemeyecektir. Dolayısıyla sanığın suçun icra hareketlerinden gönüllü olarak vazgeçmesi ve bu yönde aktif bir davranış sergilemesi karşısında teşebbüsten cezalandırılamayacağı, açıklanan nedenle de hakkında TCK'nın 36. maddesinde düzenlenen gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanmasında ve eyleminin tamamlanan kısmı itibarıyla oluşan neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan cezalandırılmasında isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.