Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/293 E. 2026/113 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2024/293
Karar No
2026/113
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 277-401

I. HUKUKÎ SÜREÇ Suça sürüklenen çocuğun kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 37/1, 81/1, 31/3, 62, 53... . maddeleri uyarınca 10... ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.01.2022 tarihli ve 340-21 sayılı hükme yönelik katılanlar vekili ve suça sürüklenen çocuk müdafiince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 22.04.2022 tarih ve 436-539 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu hükmün de katılanlar vekili ve suça sürüklenen çocuk müdafiince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 23.03.2023 tarih, 7940-1253 sayı ve oy çokluğu ile; "Suça sürüklenen çocuk ve sanığın, maktulün anneleri ile evlenmesini istemedikleri, bu nedenle maktule husumet besledikleri, olay günü suç işleme kararını birlikte aldıkları annelerinin, ailesi ile yaşadığı eve gelen sanık ile suça sürüklenen çocuğun annelerini, maktulden ayrılması aksi halde maktulü öldürecekleri konusunda uyardıktan sonra suç işleme kararını birlikte aldıkları suçta kullandıkları bıçağı temin ettikleri, birlikte maktulün işyerine gittikleri ve maktule ait araçla annesinin bulunduğu dedesinin evine geçtikleri, araçtan indikten sonra maktul önde telefonla konuşarak yürüdüğü sırada, sanığın bıçakla sırtından maktulü bıçakladığı, suça sürüklenen çocuğun suç işlenirken icrai bir hareketinin bulunmadığı, sanık ile suça sürüklenen çocuğun koşarak olay yerinden uzaklaştıkları olayda, suça sürüklenen çocuğun fiil üzerinde ortak hakimiyetinin bulunmadığı, eylemde kullanılan bıçağın sanık tarafından kullanıldığı anlaşılmış olup tüm aşamalarda sanığın yanında bulunarak ona cesaret veren ve suç işleme kararını kuvvetlendiren suça sürüklenen çocuğun kasten öldürme suçuna iştiraki suça yardım düzeyinde kaldığından 5237 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen cezadan indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesi ise 20.06.2023 tarih ve 277-401 sayı ile; "...Adli Tıp raporu ile de tespit edildiği üzere öldürücü nitelikteki tek bıçak darbesi üzerinde fikir ve eylem birliği ile hareket ettikleri, failler arasında birlikte suç işleme kararının bulunduğu bu sebeple TCK 37/1 kapsamında diğerinin de suçun işlenişi üzerinde ortak hakimiyet kurduğu ve bu suretle de asli fail olduğu, sanık ve suça sürüklenen çocuğun bu şekilde bilerek ve isteyerek maktulü öldürmek kastı ile hareket ederek eylemi gerçekleştirdikleri..." gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi suça sürüklenen çocuğun mahkûmiyetine karar vermiştir. Bu hükmün de katılanlar vekili ve suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.10.2023 tarihli ve 98747 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 02.05.2024 tarih, 8742-3070 sayı ve oy çokluğu ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça sürüklenen çocuğun, maktule yönelik kasten öldürme suçuna TCK'nın 37. maddesi uyarınca müşterek fail olarak mı yoksa aynı Kanun'un 39. maddesi uyarınca yardım eden olarak mı iştirak ettiğinin belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; İstanbul Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen otopsi raporuna göre; kişinin vücudunda bir adet kesici delici alet yarası tespit edildiği, yaralanmanın tek başına öldürücü nitelikte olduğu, kişinin ölümünün kesici delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar ve iç organ yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu meydana geldiği, Kamera görüntüleri üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporuna göre; kamera görüş açısına siyah renkli bir aracın girdiği ve aracın sürücü kısmından maktul olabileceği düşünülen şahsın indiği, bu esnada aracın arka kapısının gözükmediği, ancak araçtan indiği tahmin edilen diğer iki şahsın birlikte arsa içerisine gecekondu gibi bir yapıya doğru ilerledikleri, bu sırada maktulün önden giderek telefonla konuştuğu, arkasından gelen iki kişiden birinin (siyah şapkalı, siyah montlu ve mavi kot pantolonlu erkek şahıs) elinde bulunan beyaz saplı bıçağı maktulün sırtına hızlıca sapladığı ve iki şahsın geldikleri yöne doğru kaçtıkları, sırtına saplanan bıçağın maktulün sırtında kaldığı ve yaklaşık 8 saniye sonra yere düştüğü, kamera görüntülerinin çözünürlüğünün düşük, görüş açısının ise uzak olması sebebiyle şahısların kesin ve net olarak teşhis edilemedikleri, Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunun 17.12.2021 tarihli raporuna göre; suça sürüklenen çocuğun kemik yaşına göre olay tarihinde on altı yaşının içerisinde olduğu, Anlaşılmaktadır. Tanık ...; züccaciye işi ile uğraştığını, olay günü iki Suriye vatandaşının birlikte kendisinden ekmek bıçağı satın aldıklarını, pandemi nedeniyle şahısların yüzlerinin maskeli olduğunu, Tanık ...; olay günü market alışverişi için dışarı çıktığı sırada iki genç şahsın birini bıçakladıklarını gördüğünü, şahıslardan yalnızca birinin elinde bıçak olduğunu, aralarında herhangi bir diyalog geçmediğini ve bıçaklama eyleminden sonra olay yerinden kaçtıklarını, Tanık ...; inceleme dışı sanığın ve suça sürüklenen çocuğun babaları olduğunu, çocuklarının ve eşinin olay öncesinde maktulün yanında çalıştıklarını, kendisine ait iş yerinde çalışmaya başladıktan sonra maktulün eşini sürekli aramasından rahatsız olduğu için eşine işten ayrılması gerektiğini söylediğini, ancak maktulün çocuklarını da işten çıkaracağını söylemesi üzerine bundan vazgeçtiklerini, daha sonra eşinin kendisinden boşanıp maktul ile yaşamak istediğini söylediğini, bunun üzerine evleri ayırdıklarını, olayın nasıl gerçekleştiğini bilmediğini, olay öncesinde çocuklarının maktulü öldüreceklerine dair bir söz duymadığını, Tanık ...; inceleme dışı sanığın ve suça sürüklenen çocuğun anneleri olduğunu, çocukları ile birlikte kendisine ait iş yerinde çalışmaları sebebiyle maktulle tanıştıklarını, bir süre sonra eşinden ayrılarak maktulle imam nikâhlı olarak yaşamaya başladığını, olay günü sabah saatlerinde maktulün kendisini arayıp akşama doğru babasının evine geleceğini söylediğini, olay saatinde dışarıdan gürültüler duyduğunu, dışarı çıktığında maktulün kanlar içerisinde yerde yattığını gördüğünü, olay anına tanıklık etmediğini, Tanık ...; inceleme dışı sanığın ve suça sürüklenen çocuğun dedeleri olduğunu, kızının eşinden ayrılarak maktul ile imam nikâhlı olarak yaşamaya başladığını ve bu süre zarfında yanında kaldığını, inceleme dışı sanık ve suça sürüklenen çocuğun bu birliktelikten rahatsız olduklarını, annelerine maktulden ayrılması konusunda baskı yaptıklarını, olaydan önce inceleme dışı sanığın kendisini telefonla arayıp ''Bahçeye bak, birazdan ne oluyor gör!'' dediğini, kısa bir süre sonra da olayın meydana geldiğini, olay anına tanıklık etmediğini, İnceleme dışı sanık ...; annesinin babası ile kavga etmesi üzerine dedesinin evinde kalmaya başladığını, annesinin maktul ile ilişkisinin olduğunu öğrendiğini, bu ilişkiden rahatsız olduğu için kardeşi olan suça sürüklenen çocuk ile birlikte nalburdan aldıkları bıçağı cebine koyduğunu, kardeşinin bıçaktan haberinin olmadığını, birlikte maktulün iş yerine gittiklerini, dedesinin evine gitmek için araçla yola çıktıklarını, maktulün yolda kardeşini sigara alması için büfeye gönderdiğini, bu sırada maktule, annesinin peşini bırakması gerektiğini söylediğini, ancak maktulün, annesinin görüntülerinin elinde olduğunu ve onu bırakmayacağını söylediğini, kardeşi geldikten sonra yola devam ettiklerini, dedesinin evinin önüne geldiklerinde maktul ile tartışmaya başladıklarını, kendisine küfür edip annesinin fotoğraflarının elinde olduğunu söylemesi üzerine yanındaki bıçakla maktule saldırdığını, amacının maktulü yaralamak olduğunu, öldürme kastının bulunmadığını, kardeşinin olaya iştirak etmediğini, İfade etmişlerdir. Suça sürüklenen çocuk ...; annesinin babasından ayrılıp maktul ile ilişki yaşamaya başladığını ve dedesinin evinde kaldığını, ağabeyi olan inceleme dışı sanık ile birlikte bu durumdan rahatsız oldukları için maktulle konuşmaya karar verdiklerini, öncesinde birlikte nalbura gittiklerini, ancak kendisinin dışarıda beklediğini, inceleme dışı sanığın ne satın aldığını bilmediğini, daha sonra çalıştığı yere uğrayıp maktule ait araçla dedesinin evine doğru gittiklerini, araçtan indikten sonra maktulün önde yürüdüğü sırada inceleme dışı sanığın bir anda cebinden çıkardığı bıçakla maktule saldırdığını, hemen ardından olay yerinden kaçtıklarını, inceleme dışı sanığın böyle bir şey yapacağını beklemediğini, karakola gidip teslim olduklarını savunmuştur. IV. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.11.2025 tarihli ve 529-539 sayılı, 16.04.2025 tarihli ve 173-166 sayı ile 08.02.2023 tarihli ve 398-66 sayılı içtihatları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; Müşterek faillik, 5237 TCK'nın 37. maddesinin 1. fıkrasında; "Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur." şeklinde düzenlenmiştir. Müşterek faillikte birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı fail statüsündedir. Müşterek faillik, suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Madde gerekçesinde; "...Yeni yapılan düzenlemeyle, iştirak şekilleri, fiilin işlenişi üzerinde kurulan hakimiyet ölçü alınarak belirlenecektir. Bu sistemde birer sorumluk statüsü olarak öngörülen iştirak şekilleri ise, faillik, azmettirme ve yardım etmeden ibarettir. Yeniden düzenlenen maddenin birinci fıkrasına göre suçun kanuni tanımında öngörülen fiili gerçekleştiren kişi fail olup; suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi durumunda, bu kişilerin her biri müşterek fail olarak sorumlu tutulacaklardır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı fail statüsündedir. Ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasındaki rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulur. Bu durumda, fiilin icrası veya sonuçsuz kalması ortak faillerden her birinin elinde bulunmaktadır. Örneğin suç ortaklarından birinin cebir veya tehdit kullanarak mağduru etkisiz hâle getirdiği, diğerinin de üzerindeki para ve sair kıymetli eşyayı aldığı yağma suçunda her iki suç ortağının suçun işlenişine yaptıkları katkı, suçun icrası açısından birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Dolayısıyla, her iki suç ortağı, suçun işlenişi üzerinde ortak bir hakimiyet kurmaktadır. Suç ortaklarının iştirak katkılarının karşılıklı olarak birbirlerini tamamlamadığı durumlarda da müşterek faillik mümkündür. Bazı hallerde failler, her biri suçun kanuni tanımındaki bütün unsurları tek başına gerçekleştirmek üzere, bir anlaşmaya varabilir. Örneğin bir kişiyi öldürmek için aralarında anlaşmış olan beş kişi, amacın gerçekleşme ihtimalini daha da yükseltmek için, aynı anda mağdurun üzerine ateş ederler. Ateşlenen mermilerden bir kısmı mağdura isabet eder, bir kısmı ise etmez. Bu örnek olayda bütün suç ortakları ortak bir suç işleme kararına dayanarak birlikte hareket etmektedirler. Bu beş suç ortağının ateşlediği mermilerden sadece bir tanesinin mağdura isabet edip ölümüne neden olması halinde dahi, tamamlanmış kasten adam öldürme suçundan dolayı bu kişilerden her biri müşterek fail olarak sorumlu tutulacaktır. Müşterek faillik bakımından zorunlu diğer bir koşul, failler arasında birlikte suç işleme kararının varlığıdır. Belli bir hareketin icrasına ve neticenin meydana gelmesine ilişkin olan birlikte suç işleme kararı, kast kapsamında düşünülmelidir. Suç ortaklarının suçun işlenişine ilişkin kastlarının doğrudan veya olası kast gibi farklılık göstermesinin, müşterek fail olarak sorumlulukları üzerinde bir etkisi yoktur..." açıklamalarına yer verilerek müşterek failliğin temel unsurları belirlenmiştir. Bu yönüyle madde gerekçesinin, müşterek failliğin açıklanması için yeterli bilgi içerdiği söylenebilir. Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiilî gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına şerik denilmekte olup TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiilî gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden TCK'nın 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. TCK’nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. 1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; a) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, b) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak, Olarak sayılmıştır. 2- Manevi yardım ise; a) Suç işlemeye teşvik etmek, b) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, c) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek, d) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek, Şeklinde belirtilmiştir. Kişinin eyleminin, bir suçun katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonrasındaki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmamasıdır. İştirak iradesi, suça katılanların birbirinden ayrı hareketlerini bir bütün hâline getiren, onları bağlayan manevi bir bağdır (YCGK 20.02.2020 tarihli ve 145-116 sayılı). Mevcut katkı somut olayın özelliklerine göre zımni olarak veya ani ortaya çıkan bir karar biçiminde de olabilir. Müşterek faillikten bahsedebilmek için fiil üzerinde hakimiyet yanında "suçu birlikte işleme iradesi"nin de mevcudiyeti gerekir. Müşterek faillerden birinin kararlaştırılan suçtan başka bir suçu veya kararlaştırılan suçun nitelikli veya ağır şeklini gerçekleştirmesi halinde, diğer müşterek faillerin gerçekleşeceğini (en azından) tahmin ettikleri, hesaba kattıkları, öngördükleri ve gerçekleşmesine katlandıkları bu neticelerden de sorumlu tutulacakları konusunda müstakar uygulamada tereddüt yoktur (CGK'nın 16.04.2025 tarihli ve 173-166 sayılı kararı). Birlikte suç işleme kararı olmaksızın birbirinden habersiz birden fazla kişi tarafından aynı konu üzerinde aynı suçun aynı anda işlenmesi hâlinde ise yan yana faillik söz konusu olacaktır. Ancak suçun failleri arasında böyle bir müşterek suç işleme kararı mevcut değilse, bu kişilerin müşterek fail olarak sorumlu tutulması söz konusu değildir. Bu durumda birbirinden habersiz hareket eden kişilerin sorumluluğunu bizzat kendi davranışları göz önünde tutularak tayin etmek mümkün olacaktır (Özgenç, s. 519). İştirak iradesinin söz konusu olabilmesi için belli bir suçun gerçekleştirilmesinin bilinmesi ve istenmesinin yanı sıra kendi davranışı ile diğerlerinin davranışına katkıda bulunmak bilinç ve iradesi de gereklidir. İştirakte söz konusu olan isteme, belli bir suçun işlenmesini istemedir. Yoksa belirsiz sayıda suçların işlenmesi için kişilerin tahrik edilmesi sonucu işlenen suçlarda iştirak söz konusu değildir. (Timur, Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 16. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2021, s. 535). İştirak iradesinde önemli olan ve suça katılanlarca bilinip istenen husus suç değil, suçta işbirliğidir. İştirak iradesinin oluşma zamanı, suçtan önce ya da suç işlenirken olmalıdır. Suç işlendikten sonra iştirak iradesinden bahsedilemez(YCGK 28.12.2022 tarihli ve 296-860 sayılı). B. Hukuki Değerlendirme Suça sürüklenen çocuk ... ile inceleme dışı ağabeyi sanık ...'in , anneleri olan tanık ...'nın maktulle imam nikâhı ile evlenmesinden rahatsız oldukları, olay günü de bir dükkândan suçta kullanılan bıçağı satın aldıkları, maktulün kullandığı araçla dedelerinin evinin önüne geldikten sonra maktulün araçtan indiği ve telefonla konuşmaya başladığı, suça sürüklenen çocuk ve inceleme dışı sanığın ise maktulü takip ettikleri, hemen ardından sanığın tek bıçak darbesiyle maktulü sırtından bıçakladığı, olay yerinde yaşamını yitiren maktulün otopsi raporuna göre perikardı geçip kalbe giren bıçak yarası sonucu büyük damar ve iç organ yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu öldüğü hususunda Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında uyuşmazlık ve bu kabulde dosya kapsamı itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Suça sürüklenen çocuk ve inceleme dışı sanığın, anneleri ile birlikte yaşaması sebebiyle maktule husumet besledikleri ikrar ve tanık beyanlarıyla sabittir. Olay günü birlikte suç işleme kararı aldıktan sonra tanık ... tarafından da doğrulandığı üzere suçta kullanılan bıçağı satın almışlardır. Alınan karar doğrultusunda da önce maktulün iş yerine gitmişler, ardından da maktule ait araçla dedelerinin evine gelmişlerdir. Ancak araçtan indikten sonra önde yürüyerek telefonla konuşan maktule yönelik bıçaklama eylemi yalnızca inceleme dışı sanık tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda suça sürüklenen çocuğun, ağabeyi sanık ...'in bıçaklama/öldürme fiili üzerinde ortak hâkimiyet kurduğundan veya suç işlenirken icrai bir hareketinin bulunduğundan söz etmek mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle tüm aşamalarda inceleme dışı sanığın yanında bulunarak ona cesaret verdiği ve suç işleme kararını kuvvetlendirdiği anlaşılan suça sürüklenen çocuğun maktule yönelik eyleminin TCK'nın 39. maddesi kapsamında kasten öldürme suçuna yardım düzeyinde kaldığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesince kurulan direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, suça sürüklenen çocuğun kasten öldürme suçuna iştirakinin suça yardım düzeyinde kaldığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.06.2023 tarih ve 277-401 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, suça sürüklenen çocuğun kasten öldürme suçuna iştirakinin suça yardım düzeyinde kaldığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2024/293, K. 2026/113, T. 25.02.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2024-293-e-2026-113-k-f1408c33a52e