Yargıtay · 3. Ceza Dairesi
Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2025/7900 E. 2026/8929 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2025/7900
- Karar No
- 2026/8929
- Karar Tarihi
İLK DERECE MAHKEMESİ: Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI: 2022/96 E., 2025/43 K. SUÇ : Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, tasarlayarak ve kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten adam öldürmeye teşebbüs, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi HÜKÜM: 1. TCK’nın 302/1, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63, 2. TCK’nın 37/1. maddesi delaletiyle TCK'nın 82/1-a-g maddesi, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK’nın 35, 62, 53, 58/9, 63 (her bir mağdur yönünden 3 kez), 3. TCK’nın 174/1, TCK’nın 174/2 maddesi de gözetilerek 3713 sayılı Kanun'un 5/2, TCK’nın 62, 52/2, 52/4, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince ayrı ayrı mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama
Devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma, kasten öldürmeye teşebbüs, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi suçlarından kurulan hükümler yönünden duruşmalı olarak yapılan inceleme sonunda, dosya incelenerek gereği düşünüldü: I. Sanık ... hakkında devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, tasarlayarak ve kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten adam öldürmeye teşebbüs, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanık müdafiinin temyiz isteminin incelenmesinde; Sanığın, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminden temin olunan güncel nüfus kayıt örneğine göre hüküm tarihinden sonra 09.04.2026 tarihinde vefat ettiğinin anlaşılması karşısında, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.10.2024 tarih, 2021/228 esas, 2024/281 karar sayılı ilamı doğrultusunda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 64 üncü maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca sanık hakkında açılan kamu davasının düşürülmesinde zorunluluk bulunduğu anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen ölüm nedeniyle DÜŞMESİNE, II. Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, tasarlayarak ve kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten adam öldürmeye teşebbüs, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanıklar müdafilerinin temyiz istemlerinin incelenmesinde; Her devlet siyasal fonksiyonunun gereği olarak, ülke, egemenlik ve millet/ulus unsurlarını, Anayasal düzenini ve bu düzenin işleyişini koruma altına alır. 5237 sayılı TCK’nın 302. maddesinde düzenlenen "Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak" suçunun konusunu da, devletin ülkesi, egemenliği ve milli birliği oluşturmaktadır. Suçla korunan hukuki değer, devletin ülkesinin bütünlüğü ve egemenliğidir. Suç, 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi gereğince mutlak terör suçudur. Kanun gerekçesinde de ifade edildiği üzere bu suçun oluşabilmesi için belli amaca yönelik fiillerin işlenmesi gerekir. Bu amaç, madde metninde; 1. Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak, 2. Devletin birliğini bozmak, 3. Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak, 4. Devletin bağımsızlığını zayıflatmak olarak belirlenmiştir. Korunan değerlerin önemi ve kanun metninde sayılan amaçlara ulaşıldığında suçun cezalandırılabilirliğindeki güçlük/imkansızlık nedeniyle suç bir teşebbüs suçu olarak düzenlenmiş hatta suçun hazırlık hareketleri de yaptırıma bağlanmıştır (TCK’nın 314. md. gibi). Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekir. Bu haliyle suç aynı zamanda bir somut tehlike suçudur. Ancak maddede yazılı hedeflerin gerçekleşmesine ihtiyaç yoktur (Yargıtay CGK. 09.02.2010 T. 2009/9-103, 2010/22). Belirtilen amaçlara yönelik fiillerin işlenmesi yeterlidir. Cezalandırılan hareket devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir. “Diğer birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de devletin birliğine ve bütünlüğüne karşı işlenen fiiller, bu amaçla kurulmuş terör örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenmektedir. Bu tür terör örgütlerinin araç fiil olarak ifade edilen ve maddede belirtilen amaçlara yönelmiş olan adi suç niteliğindeki kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, mala zarar verme vb. fiilleri işlemelerindeki gaye; kamu düzenini bozmak, kamu otoritesini zayıflatmak, toplumda kargaşa yaratmak, toplumun şiddet yoluyla siyasallaşması ve kutuplaşmasının yolunu açmak toplumun karşı koyma gücünü felce uğratmaktır. Fail için işlenen araç suçla ortaya çıkan somut zarar neticesi değil (yakın netice), bu fiilin toplum üzerinde meydana getirdiği etki (uzak netice) önem arz etmektedir. Fail, işlediği araç fiillerle Devlet otoritesinin, ülkesinde yaşayan halkın güvenliğini koruma görevini gerçekleştiremediği, zayıfladığı ve işlerliğini yitirdiği imajını yaratmaya çalışarak Devlete olan güveni sarsmayı amaçlar. Ülkede yaşanan kaos ortamı ve toplumda yaşanan korku ve endişe, yöneticilerde ve halkta istenileni vererek kaos ortamını bitirme iradesini doğurur, yöneticileri belli kararları almaya ya da politikalarını değiştirmeye zorlar ve bu da idari, siyasi, ekonomik, ve toplumsal sistem değişikliklerini sonuçlar. Bu suretle de fail, esas gayesi olan devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma amacına ulaşmaya çalışır (N.K. Topçu Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar sayfa 89, 90, Dönmezer Tedhişçilik sh. 56). Söz konusu düzenlemeye esas itibariyle cezalandırılmak istenen, amaçların gerçekleştirilmesine yönelik araç fiil ile ortaya çıkan yakın netice değil, araç fiilin işlenmesi ile suçun konusunun zarara uğraması tehlikesidir. Kanun koyucunun düzenlemenin ikinci fıkrasında amaca yönelik araç fiillerinin ayrıca cezalandırılacağını kabul etmesi de bu hususu desteklemektedir. Söz konusu düzenleme dikkate alındığında; araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki araç fiilin (TCK 302/2) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun (TCK 302/1) “fiil” unsurunu teşkil ettiği görülmektedir.” (N.K. Topçu Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar Sayfa 89, 90). Buna göre elverişli/vahim eylemin diğer tabirle araç suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması, “amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir.” (Yargıtay CGK. 09.02.2010 T. 2009/9-103, 2010/22). Kanuni tanımda yer alan araç fiilin, suç olması gerektiğinde kuşku yoktur. Müstekar uygulamaya göre araç suç, zarar ya da tehlike suçu (Yargıtay 9. CD 26.06.2012 T. 2012/2855-8069 sy. K, 15.01.2014 T. 2013/12441-2014/614 sy. K. 30.03.2010 T. 2009/8654-2010/3632 sy. K. 09.06.2011 tarihli, 2011/4202 esas, 2011/3296 sayılı kararı vb.) olabilir. Ancak suç teşkil eden her fiilin de amaç suçu oluşturmak için yeterli/elverişli olmadığı açıktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı ise her olayın özelliğine göre; fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini, toplum barışını bozarak devletin ülkesi, milleti ve egemenliği bakımından somut tehlike meydana getirecek yoğunluk ve ciddiyetteki eylemlerin amaç suç yönünden elverişli olduğu kabul edilmektedir. Güdülen amacın gereği olarak bu eylemlerin belli bir kişi ya da kitleye tevcih edilmesi gerekmez. Amaç tedhiş ortamı oluşturmak olduğuna göre hedefin muayyen veya gayrımuayyen olmasının da bir önemi yoktur. Her halde suçun oluşması için, failin amaca yönelik işlediği vahim eylem/elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekir. İşlenen araç suçun vahim eylem kabul edilmesi ve failin ayrıca amaç suçtan (TCK 302 md.) da cezalandırılabilmesi için, eylemin bireysel bir amaçla/saikle değil, kanun maddesinde belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında ika edilmiş olması gerekmektedir. Bu nedenledir ki failin, geçitli/müterakki suçlardaki özellik nedeniyle, TCK’nın 302. maddesinde tanımlanan amaç suçu sabit görülüp cezalandırıldığı durumda ayrıca TCK’nın 314/1-2. maddesi gereğince cezalandırılamayacağı istikrar kazanan bir uygulama haline gelmiştir (Yargıtay 9. CD. 15.06.2009 T. 2009/6277-7540 sy. K. vb.). 1. Sanık ... yönünden; a. Sanığın iddianamede yer alıp mahkemece kabul edilen ve dosya kapsamı ile sübut bulan faaliyetlerindeki süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk birlikte değerlendirildiğinde, silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil örgüt üyesi olduğunun anlaşıldığı, dosya kapsamında yer alan ve hükme esas alınan gizli tanık beyanları, tape kayıtları ve ikamet aramasında ele geçirilen örgütsel dokümanlar nazara alındığında sanığın eyleminin; TCK'nın 302. maddesinde düzenlenen Devletin birliğini bozma ve ülke topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik olarak vahamet arz eden ve amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte ve amaç suç için elverişli ve vahim nitelikte eylem olmadığı, ancak; eyleminin bir bütün halinde silahlı terör örgütü üyeliği suçunu oluşturacağı gözetilerek bu suçtan cezalandırılması yerine yazılı gerekçe ile TCK’nın 302. maddesi gereğince mahkumiyetine karar verilmesi, b. Dosya kapsamında yer Uzmanlık Raporlarına göre parmak izi ve DNA mukayese incelemelerinde sanıktan alınan DNA profilleri ile olay yerinden elde edilen numunelerdeki DNA profillerinin farklı olduğunun belirlenmesi nedeniyle ve bu eyleme katıldığına dair başka delil de bulunmaması karşısında sanığın tasarlayarak ve kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten adam öldürmeye teşebbüs ve tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi suçlarını işlediğini gösterir her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil mevcut olmadığı gözetilmeksizin sanığın atılı suçlardan beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, 2. Sanıklar ..., ... ve ... yönünden;
Oluş, sanık ve tanık savunmaları, mahkeme kabulü ve tüm dosya kapsamına göre; sanıklar ... ve ... yönünden gizli tanık beyanı, sanık ... yönünden ise 11.10.2011 tarihli tape kaydı dışında sanıkların tasarlayarak ve kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten adam öldürmeye teşebbüs ve tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi suçları ile TCK'nın 302. maddesinde düzenlenen Devletin birliğini bozma ve ülke topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik olarak vahamet arz eden ve amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte ve amaç suç için elverişli ve vahim nitelikte olan eylemi işlediklerine dair başkaca herhangi bir delil, bilgi belge ya da bulgu bulunmadığı hususu gözetilerek sanıkların atılı suçlardan beraatlerine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetlerine hükmedilmesi, Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz dilekçeleri ile duruşmalı inceleme sırasında ileri sürdükleri itirazlar bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan bu sebeplerden dolayı hükümlerin BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304. maddesi uyarınca Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
TEFHİM ŞERHİ
29.04.2026 tarihinde verilen iş bu karar, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ...'ın huzurunda, duruşmada savunma yapmış bulunan sanıklar ... ve ... müdafii Av. ..., sanıklar ... ve ... müdafii Av. ... ve sanık ... müdafii Av. ...'nın yokluklarında, 13.05.2026 tarihinde usulen ve açık olarak tefhim olundu.