Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/493 E. 2026/258 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2023/493
- Karar No
- 2026/258
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 81-313
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan, sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Bandırma Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.04.2017 tarihli ve 18-91 sayılı hükmün katılan Bakanlık vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince 09.05.2019 tarih ve 3153-697 sayı ile; CMK'nın 280/2. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince kurulan hükmün kaldırılmasına ve sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun, 6545 sayılı Kanun ile değişik 103/1-a maddesi delaletiyle 103/1-2. cümlesi ile 53. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna; bu hükmün de sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 24.10.2022 tarih ve 1725-9390 sayı ile; ''...Olayın oluş şekli, mağdurenin başka delillerle desteklenmeyen soyut beyanları, tanık anlatımı ve savunma ile tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi ise 22.02.2023 tarih ve 81-313 sayı ile "Sanık ...'ün Gönen ilçesinde bulunan benzin istasyonunda çalıştığı, suç tarihi olan 02.08.2015 tarihinde 16 yaşında olan mağdur ...'nın annesi ...'nın aracını temizletmek için bu benzin istasyonuna yakını olan tanık ... ile birlikte geldikleri, soruşturma aşamasında şikayetçi olup bilahare şikayetinden vazgeçen ... ve tanık ...'ın aracı yıkarken mağdurun önce annesi ...'ın yanındaki bir sandalyeye oturduğu, burada üzerine su sıçraması üzerine araç yıkama yerine yakın mesafedeki temizlik ve tamir malzemeleri bulunan kulübenin önüne mağdurun gittiği, sanığın, ...'ın yanına giderek mağdurun bulunduğu yerin tehlikeli olduğunu söyleyip mağdurun kulübenin içerisinde oturabileceğini söylemesi üzerine mağdurun kulübenin içine girdiği, ... ve tanık ...'ın aracı yıkadıktan sonra kurutmak için mağdurun bulunduğu kulübeye yaklaşık 20-21 metre mesafedeki yere çektikleri, mağdurun annesi ...'ın bulunduğu yerden kulübede bulunan kızı mağdur ...'yi göremediği ve bu nedenle kızı mağdur ...'yi kontrol etmek için kulübeye doğru giderken mağdurun da ağlar vaziyette kulübenin dışına çıkarak annesine doğru geldiği ve annesine sanığın kulübe içerisinde kendisine benim de senin yaşlarında kızlarım var diyerek konuşmaya çalıştığını ve sutyeninin markasını sorup, elini tşörtünün içerisine göğsüne soktuğunu ve çok korktuğunu söylediği, bu sırada sanığın kulübeden çıkıp gitmiş olduğu, mağdurun annesi ...'nin de şaşırıp kaldığı, yakını tanık ...'ın da durumu öğrenince ortamın gerildiği ancak ...'ın bunları yatıştırarak karakola gidip hemen olayla ilgili sanıktan şikayetçi olduğu, mağdurun annesi ...'ın daha sonra sanığın yoksul bir kişi olup babasının hasta olması ve bakmakla yükümlü olduğu iki çocuğu olduğu gerekçesiyle sanıkla ilgili şikayetinden vazgeçmiş olduğu anlaşılmış olup olayın bu şekilde gerçekleştiği, sanığın eyleminin sarkıntılık niteliğinde cinsel istismar suçunu oluşturduğu, gerek olayın gelişim biçimi, gerekse mağdurun beyanlarının annesi ve tanık ...'ın beyanlarıyla tümüyle desteklenmiş olması hususları dikkate alındığında sübutun varlığında bir tereddüt görülmediği, ilk derece mahkemesince gerçekleşmediğinden bahisle sanığın beraatine karar verilmiş ve kararın istinaf edilmesi üzerine dairemizce yapılan duruşmalı yargılama neticesinde beraat kararı kaldırılıp sanığın bu suçtan cezalandırılmasına karar verilmiş ve dairemizin bu kararının da temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 24.10.2022 tarih, 2022/1725 Esas, 2022/9390 Karar sayılı kararı ile ‘Olayın oluş şekli, mağdurenin başka delillerle desteklenmeyen soyut beyanları, tanık anlatımı ve savunma ile tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesinin kanuna aykırı’ olduğundan bahisle dairemiz kararı bozulmuş ise de, dairemizce bu bozma nedenlerine iştirak edilmemiş, sübutun varlığında bir tereddüt görülmediğinden direnme kararı vermek gerekmiştir"... gerekçelerine dayanıp bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de Cumhuriyet savcısı, sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.04.2023 tarihli ve 37485 sayılı onama istekli tebliğnamesiyle dosya kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 19.09.2023 tarih ve 5876-5309 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 13.09.1997 doğumlu mağdur ...’nin, suç tarihinde annesi şikâyetçi ... ile birlikte İstanbul’dan Gönen’e anneannesini ziyarete geldiği; beyanına göre epilepsi hastası olup orta düzeyde mental geriliğinin bulunduğu; Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Özürlü Sağlık Kurulunun 11.07.2007 tarihli raporunda ise "orta derecede mental retardasyon" tanısının yer aldığı, Taraflar arasında önceye dayalı bir husumet bulunmadığı; 02.08.2015 tarihinde Pazar günü meydana gelen olayın, aynı gün mağdur ve şikâyetçinin kolluğa müracaatları üzerine adli mercilere intikal ettiği, 03.08.2015 tarihli kollukça düzenlenen CD çözüm tutanağına göre; 02.08.2015 tarihinde saat 18.30 sıralarında olayın gerçekleştiği petrol istasyonunun yıkama bölümünü gösteren üç adet kameradan yedi numaralı kameraya ait kayıtların olay mahalline uzak olmakla birlikte diğer iki kameraya göre daha net olduğu, kamera saatine göre saat 18.08.09 sıralarında siyah renkli bir aracın görüntü alanına girdiği, 18.08.59 sıralarında araçtan şahısların indikleri, 18.09.53 sıralarında iki şahsın yıkama alanında bulunan kulübeye girdikleri 18.30.20 sıralarında aracın yıkama işleminin ardından sağ tarafa geçtiği, iki kişinin aracı silmeye başladıkları, 18.37. 50... .38.42 saatleri arasında bir şahsın kulübeye girip çıktığı, 18.39.43 sıralarında yıkama alanının yan tarafında bulunan yolcu otobüsünün geri geri çıkarak kulübeyi kapattığı, bu nedenle kameranın kulübeyi göremediği, 18.41.31 sıralarında kadın şahsın, yanındaki diğer şahısla birlikte geldiği ve şahsı araca bindirdiği, 18.42.53 sıralarında kadının benzin istasyonunun önünde bulunan dolum pompalarına gelerek dolum yapan görevlilerle görüştüğü, 18.45.16 sıralarında ise bahse konu aracın kameranın görüş açısından çıktığının tespit edildiği, 09.09.2015 tarihli kolluk tutanağına göre; aracın yıkandığı yer ile kulübe arasındaki mesafenin dört kurutulduğu yer arasındaki mesafenin yirmi iki, kulübe ile aracın kurutulduğu yer arasındaki mesafenin ise yirmi bir metre olduğunun tahmini ölçümlerle belirlendiği, UYAP Bilişim Sisteminden yapılan incelemeden; İstanbul 2. Sulh Hukuk Mahkemesince 09.08.2016 tarih ve 1108-847 sayı ile mağdur ...'nin Türk Medeni Kanunu'nun 405/1. maddesi gereğince vesayet altına alınmasına ve TMK'nın 419/3. maddesi gereğince annesi ...'ın velayeti altında bırakılmasına karar verildiği, dava tarihinin 26.11.2015 olduğu, kararda; "Kısıtlı adayı ... ile ilgili Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesince verilen 01.08.2016 tarih ve ...sağlık kurulu raporunda, hastalığı nedeniyle fiil ehliyeti bulunmadığı, mahkemece dinlenmesinde yarar olmadığı ve vasi tayini gerektiği bildirildiğinin,'' belirtildiği, İstanbul 4. Sulh Hukuk Mahkemesince 15.11.2016 tarih ve 484-786 sayı ile mağdur ...'nin akıl hastalığı sebebiyle fiil ehliyetinin TMK'nın 405. maddesi gereğince kısıtlanmasına, aynı Kanun'un 419/3. maddesi gereğince annesi ...'ın kendisine veli olarak atanmasına karar verildiği, dava tarihinin 11.05.2016 olduğu, kararda; "... Gönen Devlet Hastanesinin 26.01.2016 tarih ve ...numaralı raporunda kısıtlı adayı ...'nın akli dengesinin akıllıca yaşam sürmek için yeterli olmadığı, iradesi verdiği kararlar üzerinde etkili olmadığı, kendi işlerini görecek güce sahip olmadığı, yardıma muhtaç olduğu, başkalarının emniyetini tehdit etmez, muhafaza altına alınmasına gerek yoktur, hastalığının ömür boyu olduğu, vasi tayininin gerekli olduğu, hakimlikçe dinlenmesinde fayda olmadığı yönünde görüş bildirildiği'' hususlarının yer aldığı, Gönen (Balıkesir) Sulh Hukuk Mahkemesince 23.01.2025 tarih ve 1174-1649 sayı ile mağdurun ikametgâh değişikliğinin kabulü ile TMK'nın 405. maddesi gereğince vesayet altına alınma hâlinin ve vasi ...'ın vasilik görevinin devamına karar verildiği, Anlaşılmıştır. Mağdur ... soruşturma aşamasında verdiği ifadesinde, 02.08.2015 tarihinde saat 18.30 sıralarında araçlarını temizlemek için annesi ... ve dayısı ile birlikte petrol istasyonuna gittiklerini, annesi ve dayısının aracı yıkamaya başladıklarında orada bulunan kabinin ön tarafındaki tabureye oturduğunu, yüzüne su gelince kabinin içine girdiğini, o esnada sanığın, kendisine karşıya oturmasını söylediğini, kabin içerisinde oturduğu yerin girişe göre karşı tarafta bulunduğunu, çok geçmeden sanığın yanına gelerek ismini sorduğunu, ''...'' olduğunu söylediğini, öğrenci olup olmadığını sorunca da liseye gittiğini belirttiğini, sanığın "Benim de senin yaşlarında kızım var, senin sütyenin ne marka, ben de aynısından alayım, aç bakalım göğüslerini." diyerek elini açık olan yakasından içeri sokarak göğüslerini tuttuğunu, ''Git be, napıyosun, manyak mısın sen, çeker misin elini lütfen, elin mememe geliyor da!" şeklinde tepki göstermesi üzerine, sanığın "Pardon hanımefendi." dediği ve elini çektiğini, sanığın hareketlerinden rahatsız olduğu için annesine seslense de sesini duyuramadığını, sanığın "Ben iyice merak ettim, aç şu kazağını da sütyenin markasını göreyim!" dediğini ve tekrar elini yakasından sokarak göğüslerine dokunduğunu, elini çekmesini söylemesi üzerine sanığın elini çektiğini, sanığa hayatında bu kadar kötü bir an yaşamadığını söylediğini, neden böyle söylediğini soran sanığa "Senin gibi geri zekâlı bir psikopatla karşılaştığım için olabilir mi?" şeklinde karşılık verdiğini, zaten o sırada annesinin geldiğini, annesini görünce "İyi ki sen geldin, sen gelmeseydin ben buradan çıkıp giderdim, yıkamada bulunan görevli, benim memelerimi elledi." dediğini, o esnada sanığın gelerek "Abla ben ne yapmışım?" diye sorduğunu, "Sen az önce benim memelerime dokunmadın mı?" deyince de sanığın "Ben evli barklı adamım, senin yaşlarında kızım var, ben neden böyle bir şey yapayım?" diyerek yanlarından ayrıldığını, Mahkemede istinabe yoluyla verdiği ifadesinde; annesinin arabayı yıkatmakla uğraştığını, kendisinin de telefonla oyun oynadığını, bu sırada sanığın geldiğini, telefonda resimlere bakıp daldığından fark etmediği sanığın kendisiyle konuşması üzerine "Abi ne istiyorsun?" dediğini, sanığın ''Sen çok güzelsin!" diyerek sütyeninin rengini sorduğunu, kendisinin de "Sana ne!" diye tepki gösterip sanığı ittiğini, "Sen sapık mısın?" dediğini, bunun üzerine sanığın aniden kendisine saldırdığını, "Bir git" diyerek sanığı bir kez daha ittikten sonra "İmdat" diye bağırmaya başladığını ve kaçtığını, çok korktuğunu, soruşturma evresindeki ifadesi okunup sorulduğunda; sanığın sütyeninin markasını sorduktan sonra açık olan yakasından ellerini daldırdığını ve göğüslerini tuttuğunu, bağırıp sanığa tekme attığını, düşen sanığın yerden kalktıktan sonra kendisini çekiştirmeye ve vücuduna tekrar dokunmaya çalıştığını, korumaya çalışarak sanığı bu kez daha hızlı ittiğini, kaçıp annesinin yanına gittiğini ve olayı anlattığını, şikâyetçi olmadığını, Şikâyetçi ... kollukta verdiği ifadesinde, kızı olan mağdurun epilepsi hastası olduğunu, aynı zamanda orta düzeyde mental geriliğinin bulunduğunu, mağdur ile birlikte Gönen’de ikamet eden annesinin yanına gezmek için geldiklerini, 02.08.2015 tarihinde saat 18.00 sıralarında mağdur ve dayısının oğlu ... ile birlikte kullanmakta olduğu aracı yıkamak için benzinliğe gittiklerini, araba yıkanan yere aracını park ettiğini, kızını araçtan indirerek araba yıkanan yerde bulunan kulübenin önünde sandalyeye oturttuğunu, aracını ...’ın yıkadığını, kendisinin ise aracının etrafında beklediğini, mağdurun üzerine su geldiğini söylemesi üzerine yıkamada çalışan ve ismini sonradan öğrendiği sanığın kulübeyi göstererek "Abla buraya oturtabilirsin." dediğini ve sanığın da yönlendirmesiyle mağduru kulübenin içerisinde göremeyeceği bir yere oturttuğunu, bir defasında mağduru kontrol ettiğini ve oturduğunu gördüğünü, arabayı yıkadıktan sonra aracın yerini değiştirdiklerini ve mağdurun bulunduğu yerden biraz uzaklaştıklarını, aracı kuruladıkları sırada yanına gittiği mağdurun, aracın yanına geldiklerinde "Anne sen gelmeseydin ben gelecektim, ben sana seslendim, sen beni duymadın, orada bir abi var, benim sütyenimin markasını merak etti, aç bakalım göreyim dedi, kabul etmeyince de elini sokarak göğsümü elledi" dediğini, şahsı göstermesini söylediğinde, ismini sonradan öğrendiği sanığı gösterdiğini, çağırınca yanına gelen sanığı gösterip, mağdura "Bu mu kızım?" diye sorduğunu, mağdurun "Evet anneciğim." şeklinde yanıt verdiğini, sanığa "Ayıp değil mi, neden böyle terbiyesizlik yaptın, çocuklarımızı sizin gibi insanlara mı emanet ediyoruz?" diyerek tepki gösterince sanığın da mağdura "Ben miyim?" demek suretiyle karşı çıktığı, mağdur "Evet sensin!" deyince de ...’ın kovduğu sanığın yanlarından ayrıldığını, sanıktan şikâyetçi olduğunu, Cumhuriyet Başsavcılığında; mağdurun olayı anlatması üzerine sanığı yanına çağırdığını ve "Sana çocuk emanet ettik, yaptığın bu mu?" diye tepki gösterdiğini, sanığın çok tedirgin olduğunu, sesinin titrediğini, "Ben evliyim, beni başkası ile karıştırmış olabilir." dediğini, ancak mağdurun "Hayır sendin, yalan söyleme!" şeklinde karşılık verdiğini, o esnada başka görevlinin bulunmadığını, sanıktan şikâyetçi olduğunu, cezalandırılmasını istediğini, Ağır Ceza Mahkemesinde ise; kızının olayı anlatması üzerine şaşırıp ve tepki bile veremediğini, ...’ın da yanında bulunduğunu, bunları duyunca sanıkla yaka yakaya geldiğini, kavga etmelerini istemediğinden ikisini ayırdığını, sanığın yoksul birisi olduğunu, hasta babası ve bakmakla yükümlü iki çocuğu bulunduğunu öğrendiğini, ceza alırsa mağdur olacağını düşündüğü için şikâyetçi olmadığını ve katılma talebinin bulunmadığını, Tanık ... kollukta verdiği ifadesinde; akrabası müşteki ... ve kızı olan mağdur ... ile birlikte benzin istasyonuna şikâyetçiye ait arabayı yıkamak için gittiklerini, arabayı yıkama bölümüne park ettikten sonra şikâyetçinin mağduru sandalyeye oturttuğunu, arabayı kurulamaya başladıkları sırada şikâyetçinin mağduru alarak yanlarına getirdiğini, mağdurun yıkamacıda çalışan sanığı göstererek ''Bu adam bana saldırdı, sütyenime baktı.'' dediğini, şikayetçinin sanığa seslendiğini ve yanlarına gelince de "Kıza neden saldırdın?'' diye sorduğunu, sanığın ise "Ben öyle bir şey yapmadım." dediğini, Cumhuriyet Başsavcılığında; şikâyetçinin sanığa "Sana çocuk emanet ettik, yaptığın bu mu?" dediğini, sanığın çok tedirgin olduğunu, "Ben yapmadım, ben bir şey yapmadım, belki başkası bir şey yapmıştır!" şeklinde karşılık verdiğini, fakat mağdurun "Hayır sendin!" diyerek sanığı suçladığını, Mahkemede istinabe yoluyla alınan ifadesinde ise; olayı görmediğini, araba yıkarken mağdurun bağırdığını duyduğunu, soruşturma evresindeki ifadesinde geçen şikâyetçinin "Sana çocuk emanet ettik, yaptığın bu mu?" ve sanığın "Ben bir şey yapmadım, belki başkası yapmıştır." şeklindeki konuşmalarını duymadığını, Kollukta bilgisine başvurulan ...; saat 18.15 sıralarında işi bırakmasına yakın siyah renkli araç ile şikâyetçi, mağdur ve tanığın geldiklerini, şikâyetçinin kullandığı aracın kulübenin önüne yanaştığını, araçtan inen mağdurun kulübenin önündeki sandalyeye oturduğunu, işten ayrılırken gördüğü kadarı ile mağdurun kulübede tek başına oturmaya devam ettiğini, sanığın yıkama makinalarının olduğu kulübeye uzak olan bir aracı yıkadığını, kulübeyi içine yıkama malzemeleri, anahtarlar, kova, fırça, deterjan bidonları gibi vs. koymak için ve soğuktan korunmak amacıyla kullandıklarını, yaklaşık iki metrelik bir kullanım alanı olan kulübede rahat hareket edebilecek bir alan bulunmadığını, mağdurun yanına yani kulübe içerisine sanığın girdiğini veya çıktığını görmediğini, iş yerinden ayrılırken mağdurun içeride tek başına oturduğunu, İfade etmişlerdir. Sanık ... kollukta verdiği ifadesinde; benzinlikte sekiz yıldır yıkamacı olarak çalıştığını, olay günü benzinliğin yıkamacı bölümüne saat 18.30 sıralarında gelen siyah renkli araç içerisinden mağdur, şikâyetçi ve tanığın indiklerini, araçtan inen mağdurun yıkama yerine ait olan ve içerisine temizlik malzemelerini koydukları küçük, yaklaşık iki metrekare büyüklüğündeki kulübenin önündeki sandalye üzerine oturtulduğunu, kulübenin önünde oturan mağdurun ve yanında bulunan şikâyetçinin kulübenin içerisinde olduğunu görünce kendilerine seslenerek bulundukları yerde elektrik tesisatı olduğunu söylediğini, bunun üzerine şikâyetçinin mağduru kulübenin içerisindeki başka bir yere oturttuğunu ve arabanın yanına giderek arabası ile ilgilendiğini, kendisinin bu sırada yine gelen araçları yıkadığını, bir ara kulübeye gittiğini, anahtar kutusundan eğilerek malzeme aldığını, kulübenin içerisinde oturan mağdurun kendisine bir şeyler söylediğini, tam olarak ne dediğini anlayamadığını, "Marka" gibi bir şeyler söylediğini ve bacağını eli ile tuttuğunu, boşlukta bulunarak kulübenin hemen girişinde yere düştüğünü, mağdurun da kendi üzerine düştüğünü, bir anlık refleks ile üzerine düşen mağduru eli ile ittiğini, mağdurun eski yerine tekrar oturduğunu, kendisinin de kulübeden dışarıya çıktığını, mağdura "Annenler gidiyor, çık git!" dediğini, kendi kendine gülerek tuhaf hareketler yapan mağdura "Yanına git'' diye tekrar söyleyince "Marka marka!" şeklinde saçma sapan bir yanıt aldığını, araçları yıkarken şikâyetçinin kulübenin yanına gelerek içeride oturan mağduru alıp onunla birlikte arabaya bindiğini, arabaları yıkarken kendisine seslenildiğini, yanlarına gittiğinde tanığın üzerine doğru geldiğini ve kendisini iteklediğini, şikâyetçinin ''Terbiyesizler!" diye bağırdığını, "Çocuğumu sana emanet ettik!" diye söylendiğini, sonra arabalarına binerek gittiklerini, suçlamayı kabul etmediğini, Cumhuriyet Başsavcılığında ve sonraki evrelerde benzer şekilde; mağdurun kulübede otururken anlayamadığı şeyler söylediğini, söylediklerinden sadece "Marka" kelimesini anlayabildiğini, tornavidayı alıp çıkacağı sırada mağdurun ayağına sarıldığını ya da ayağının takıldığını, bu nedenle yere düştüğünü, kalkarken de mağduru omzundan iterek "Sen geri zekâlı mısın? Hadi annenin yanına git." dediğini, hızlıca kulübeden çıktığını, tüm bu olayların beş ila on saniye içinde gerçekleştiğini, sonra araç yıkamaya devam ettiğini, bir müddet sonra yüz metre ötede arabasını kurulayan şikâyetçinin kulübeye gelip mağduru aldığını, hep birlikte arabaya bindiklerini, arabanın içinde yüksek sesli konuşmalar duyduğunu, şikâyetçinin arabadan inerek hızla üzerine geldiğini, ne olduğunu anlayamadığını, mağdurun olanları ailesine yanlış aktardığını, Savunmuştur. IV. GEREKÇE Anayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde: Sanığın, petrol istasyonunun yıkama bölümünde bulunan kulübede yalnız kalan mağdurun göğüslerine dokunmak suretiyle cinsel istismarda bulunduğu iddia ve Bölge Adliye Mahkemesince kabul edilen olayda; 03.08.2015 tarihli tutanakta ve izlenen görüntü kayıtlarına göre kulübenin içerisinde gerçekleştiği iddia olunan olayla ilgili olarak tespitte bulunulamamıştır. Bununla birlikte belirtilen zaman zarfında kulübenin çevresinde ve yıkama bölümünde başkaca araçların ve şahısların bulunduğu hususu görüntülere yansımıştır. Yargılama sürecinde şikâyetçi, iddiasında ısrarcı olmamıştır. Mağdurun aşamalardaki beyanları arasında da farklılıklar gözlemlenmiştir. Epilepsi hastası olduğu ve orta düzeyde mental geriliğinin bulunduğuna dair hakkında beyan ve rapor bulunan, ayrıca vesayet altına alınmasına dair kararlarda hastalığı nedeniyle fiil ehliyetinin bulunmadığı, akli dengesinin akıllıca yaşam sürmek için yeterli ve iradesinin verdiği kararlar üzerinde etkili olmadığı belirtilen mağdurun iddialarına karşı; sanığın, olay günü tenha olmayan benzinlikte, dar iç hacme sahip, kapı ve pencere açıklıkları bulunan, oto yıkama alanının hemen yanında konumlanan ve dışarıyla görsel temas kurulmasına elverişli yapıda olan kulübeye malzeme almak için girdiği, mağdurun kendisine temas etmesi yahut ayağının takılması üzerine düştüğü ve mağdurun olanları ailesine yanlış aktardığı şeklindeki savunmaları da nazara alındığında, mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve tüm aşamalarda suçlamayı kabul etmeyen sanığın isnat olunan eylemi işlediği yönünde vicdani kanaat oluşturması bakımından yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla isabetsiz bulunan Bölge Adliye Mahkemesinin direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle, 1- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 22.02.2023 tarihli ve 81-313 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, CMK'nın 304/2. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15.Ceza Dairesine iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 22.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.