Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/319 E. 2026/261 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2023/319
Karar No
2026/261
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 343-202

I. HUKUKÎ SÜREÇ Nitelikli kasten öldürme suçundan sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesince 19.11.2015 tarih ve 186-300 sayı ile kurulan hükmün, Cumhuriyet savcısı ve katılan kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.01.2019 tarih ve 3785-171 sayı ile "...6284 sayılı Yasanın 2/1-d ve 20/2. maddeleri uyarınca Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bu suçun zarar göreni olduğu, bu sıfatının gereği olarak CMK.nin 2 33... . maddeleri gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmesi için duruşmadan haberdar edilmesi gerektiği hâlde, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve CMUK’un mağdur ... katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek yazılı biçimde hüküm kurulması..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Nevşehir 1. Ağır Ceza Mahkemesince 02.04.2019 tarih ve 57-192 sayı ile sanığın nitelikli kasten öldürme suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin kurulan hükmün, Cumhuriyet savcısı ve katılan kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 08.09.2020 tarih ve 1020-1788 sayı ile "...Sanığın hasta olan bir aylık oğlunun bacaklarına kaynar su dökmek suretiyle ölümüne neden olduğu anlaşılan olayda, sanığın kendisini savunamayacak durumda olan oğluna yönelik eylemi nedeniyle TCK’nin 86/1, 86/3-a,b,e maddeleri delaletiyle TCK’nin 87/4-2. cümlesi gereğince mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden oluşa uygun düşmeyen yanılgılı değerlendirme sonucu beraat kararı verilmesi..." isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir. Nevşehir 1. Ağır Ceza Mahkemesince 08.06.2021 tarih ve 343-202 sayı ile "...Sanığın oğluna yönelik iddia edilen hem burnundan veya ağzından nefes çekme hem de oğlunun bacaklarına kasten kaynar su dökme eylemlerinin mahkememizce sabit görülmediği, ölüm sebebine ilişkin ATK'nın 27.05.2015 tarihli raporunda iki ihtimalden bahsedildiği, birinci ihtimal olarak ‘akciğer enfeksiyonu bulunan bebeğin ölümünün yanık sonucu meydana gelmiş olabileceği’ ihtimali olduğu, ikinci ihtimal olarak da burundan nefes çekme beyanı kabul edilmesi halinde ‘akciğer enfeksiyonu ve yanığı bulunan bebeğin ölümünün asfiksi sonucu meydana gelmiş olabileceği’ ihtimali olduğu, kabulünden de anlaşılacağı üzere Yargıtayca müştekinin burundan nefes çekme beyanı kabul edilmeyip bebeğin bacağına kaynar su dökme beyanının kabul edildiği, ancak müştekinin olayın sıcağı sıcağına alınan ilk ifadesinde bahsetmeyip yaklaşık 10 gün sonra bahsettiği ve daha sonra da duruşmada iftira attım diye tekrar değiştirdiği inandırıcılıktan uzak çelişkili beyanındaki kaynar su dökme anlatımı kısmına da mahkememizce itibar edilemediği ve bu hâliyle mahkûmiyet kararı kurulamayacağı..." şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek sanığın önceki hüküm gibi nitelikli kasten öldürme suçundan beraatine karar verilmiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de katılan kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.11.2022 tarihli ve 98607 sayılı onama istemli tebliğnamesiyle dosya, CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.06.2023 tarih, 12395-4375 sayı ve oy çokluğu ile direnme gerekçesinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen eylemin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 18.12.2014 tarihli olay yeri görgü ve tespit tutanağına göre; saat 09.42'de gidilen olay yerinin, iki katlı bir binanın birinci katı olduğu, girişte sağ tarafta bulunan odanın içinde yerde üzeri battaniye ile örtülü bir erkek bebek cesedi bulunduğu, 18.12.2014 tarihli ölü muayene tutanağına göre; bebeğin cesedinin baş boyun kısmında ölüme bağlı mor renkli renk değişimi, her iki bacak distale doğru inildikçe koyulaşan ölü lekeleri ve kabarma bulunduğu, kabarıklıkların kolayca soyulduğu, sağ ayak bileği iç yanda parşomenleşme ve soyulma, sol ayak arka ve dış yanda ise kahverengi renk değişimi, her iki ayak parmakları etrafında cilde göre daha koyu mor renkte izler olduğu, 17.04.2015 tarihli otopsi raporuna göre; cesedin dış muayenesinde sağ ve sol alt ekstremiteden başlayıp aşağı doğru ve her iki ayak tabanında muhtemelen ısı etkisine bağlı hiperemik ve yer yer kahverengiye çalan koyu renkte şüpheli yanık alanlarının görüldüğü, maktul bebeğin ölümünün, mahallinde yapılan ölü muayenesi işleminin günü ve saatinden önceki 1-36 saat arasında kalan zaman dilimi içerisinde meydana gelmiş olabileceği, bebeğin ölüm sebebi hakkında kesin bir kanaate varılamadığının ve bu hususta tüm tahkikat evrakının Adli Tıp ilgili İhtisas Kuruluna gönderilerek görüş alınması gerektiği, 27.05.2015 tarihli Adli Tıp Birinci İhtisas Kurulu raporuna göre; maktul bebeğin vücudunda bulunan allobarbital ile parasetamol etken maddelerinin, bebeğin kullanmış olduğu ilaçların etken maddeleri olduğu, sistematikte aranan toksik maddelerin bulunmadığı da dikkate alındığında kişinin zehirlenerek öldüğünün tıbbi delillerinin bulunmadığı, adli tahkikat dosyasından bebeğin vücudundaki yanık alanlarının tamamında muhtemelen ısı etkisine bağlı hiperemik ve yer yer kahverengiye çalan koyu renkte şüpheli yanık alanları ve değişen boyutta soyulma alanları olduğunun, şüpheli koyu mor renkte alanların diseke edildiğinin ve altında ekimoz olmadığının anlaşıldığı, iç muayenesinde; akciğerlerin kesitlerinde köpüklü ödem sıvısı sızdığı, yer yer pnomoni ile uyumlu görünümde şüpheli yama tarzında alacalı alanlar olduğu, incelenen kesitlerden elde edilen bulguların pnomoni lehine yorumlandığı, cilt örneklerindeki histopatolojik bulguların ısı etkisi künt dermal travma, donma vb. etkilerle oluşabileceğinin belirtildiği dikkate alındığında; akciğer enfeksiyonu bulunan bebeğin ölümünün yanık sonucu meydana gelmiş olabileceği, ancak annenin ifadesinde; ''babasının ağzı ile bebeğin burnundan hava çekerek nefessiz kalmasını sağladığı, çocuğun bu olaydan sonra yüzü, ayakları ve vücudunun morardığını'' beyan ettiği cihetle ifadesinde belirttiği gibi bir olayın vuku bulması hâlinde bebeğin ağız bölgesinde herhangi bir travma bulgusu olmaksızın ölümün meydana gelebileceği bilindiğinden bu ifadenin doğruluğunun kabulü hâlinde, akciğer enfeksiyonu ve yanığı bulunan bebeğin ölümünün asfiksi (boğulma) sonucu da meydana gelmiş olabileceği, ancak mevcut tıbbi verilerle bunlar arasında tıbbi bir ayrım yapılamadığından olayın adli tahkikatle aydınlatılmasının uygun olacağı hususlarına yer verildiği, UYAP sistemi üzerinde yapılan araştırmaya göre; Nevşehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.05.2015 tarihli ve 2015/8 E. - 2015/588 K. sayılı kararıyla; suçtan zarar gören ...'in maktul bebeğe yaklaşık yedi aylık hamile iken 03.09.2014 tarihinde, kayınvalidesi tanık ... tarafından sopayla darp edilmesi nedeniyle tanık ...'nın mahkûmiyetine ve cezanın ertelenmesine karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, Anlaşılmaktadır. Suçtan zarar gören ... ... 18.12.2014 tarihinde kollukta; sanıktan olan henüz bir aylık erkek bebeklerinin olay günü ateşlendiğini, nikâhsız eşi olan sanık ...'e daha önce kullandıkları antibiyotiği telefonla tarif etmesi üzerine adı geçenin ilacı alıp geldiğini, saat 21.00 sıralarında bebeğe bu ilaçtan bir çay kaşığı verdiklerini, gece 24.00 civarında bebeği uyuttuğunu, biraz fazla emzirildiği için bebeğin kustuğunu, ondan sonra rahatlasa da yatarken hırıltılı nefes aldığını, sabah bebeği sağlık ocağına götürmeyi düşündüklerini, bebeği aynı odada yer döşeğine yatırdığını ve aynı yatakta 1,5 ve 3 yaşındaki diğer çocuklarının da uyuduklarını, geceleri sanıkla aynı odada yattıklarını, evde kocası ve kendisinden başka kimsenin olmadığını, sabah uyandığında bebeği aldığını, nefes almadığını görünce çığlık attığını, bebeğin ayaklarında geceleyin yanık gibi birşey görmediğini, bebeğe şiddet uygulamadıklarını, 20.12.2014 tarihli ek beyanında; sabah kahvaltı hazırlamak için kalktığında odada diğer çocukları ... ve İntikam'ın oynadıklarını gördüğünü, bebeğin ise yatakta sırtüstü yattığını, seslendiğinde herhangi bir tepki vermediğini, vücudunun soğuk olduğunu, bağırması üzerine annesi ve ablasıyla tanıdıkları olan ...'ün aşağı indiklerini, bebeği önce sanığın kontrol ettiğini, ondan sonra da annesinin baktığını ve ''Çocuk ölmüş!'' dediğini, ablası ...'nin ambulans çağırdığını, her zaman elektrikli ısıtıcının üzerinde bulunan bir çaydanlık suyun olay sabahı masanın üzerinde durduğunu, yerlerin de ıslak olduğunu, kızı ...'ın bebeği kucağında ısıtıcıya doğru götürüp çaydanlıktaki suyu üzerine dökmüş olabileceğini, şüphelendiği başka kimsenin olmadığını, 26.12.2014 tarihli beyanında; sanık kendisini terk ettiği için gerçeği yansıtmayan önceki ifadesini değiştirmek istediğini, bebeğin akşam saatlerinde herhangi bir hastalığı olmadığını, ateşi olmadığını, sanığın buna rağmen bebeğe antibiyotik içirdiğini, ardından onu kucağına alıp ağzını burnuna dayayarak nefesini kendi içine çektiğini, bu sırada çocuğun morardığını, sanığın ellerini ve ağzını bağlayıp annesine haber vermesini engellediğini, üç yaşındaki kızının da uyuduğunu, sonra bebeği ısıtıcının yanına koyup eline eldiven takarak ısıtıcının üzerindeki çaydanlığı eline alıp bebeğin bacaklarına ve ayaklarına döktüğünü, ayakları yanma nedeniyle kabaran bebeğin, 15-20 dakika sonra hareketsiz kaldığını, ne yapmaya çalıştığını anlamak için ses çıkarmadığını, sanığın, bebeği yere koyup yakmadan önce kendisinin ellerini ve ağzını bağırmaması için bağladığını, bu şekilde sabaha kadar ağzının bağlı kaldığını, sabaha kadar yanında bekleyen sanığın uyuşturucu kullandığını ve kimseye söylememesi için kendisini, annesini ve ablasını öldürmekle tehdit ettiğini, ifade tarihinde de akşam saatlerinde boğazını sıktığını ve "Seni öldüreceğim!" dediğini, eşinin babasının yurt dışından geldiğini ve sanığı yurt dışına götüreceğini öğrendiğini, önceden de hamile olduğu dönemde psikoloji hapları kullandığını, ancak sanığın kendisini uyuşturucu hap kullandığı gerekçesiyle polise şikâyet ettiğini, bebeği isteyerek yaptıklarını ve doğurmak istediğini, ancak eski eşi kendisini ziyarete geldiğinde sanığın bu durumu kıskandığını, tartıştıkları sanığın sinirlenip ''Karnını keseceğim, çocuğu bana ver!'' dediğini, olay günü bebeğin üzerinde eşofmanı ve çamaşırı olduğunu, ancak sanığın bebeğin üzerindeki kıyafetleri çıkartıp kaynar suyu döktükten sonra onu tekrar giydirdiğini, bebek öldükten sonra çaydanlığa dokunduğu hemşire eldivenini yakıp çöpe attığını, çöpü kendisinin dışarı attığını, Savcılıkta 28.12.2014 tarihinde; sanığın evde saat 24.00 civarında kristal denilen uyuşturucu maddeyi folyo üzerine koyup çakmakla yakarak kullandığını, daha sonra bebeğinin ateşi olmamasına rağmen ona antibiyotik ile ateş düşürücü verip sonra burnunun içinden hava çekerek yere tükürdüğünü, bebek morardığı hâlde bunu 15 dakika boyunca devam ettirdiğini, engel olmaya çalıştıysa da sanığın; ''Çocuğun burnunu açıyorum.'' dediğini, bu sırada bebeğin ağladığını, ardından sanığın odadan çıktığını ve elinde yazma ile geri geldiğini, ağzını ve ellerini bağladığını, sanığa karşı koymaya çalışmadığını, eline bir de temizlik eldiveni geçiren sanığın, bezini çıkardıktan sonra bebeğin kalçasına ve bacaklarına sıcak suyu döktüğünü, bebeğin 15 dakika boyunca bağırıp ağladığını, sanığın, bezini bağlayıp bebeğe kıyafetlerini giydirdiğini, 15 dakika sonra bebeğin sesinin kesildiğini, evdeki çocukların sese uyanmadıklarını, kendisinin saat 03.30'a kadar elleri bağlı şekilde yattığını, sonra sanığın ellerini çözerek yazmayı çöpe attığını, ardından da bir çakmakla tutuşturup yaktığını, çöpü dışarı atıp geldiğini, elleri çözülünce de yukarıdan yardım isteyemediğini, sanığın; ''Annen var, çocukların var, bunu hiç kimseye söylemeyeceksin!'' dediğini, sabaha kadar eroin ve kristal kullanmaya devam eden sanığın, sabah ''Yukarıdan annenin sesi gelince bağıracaksın.'' dediğini, saat 08.30 civarı bağırmaya başladığını, korktuğu için doğruyu söyleyemediğini, Savcılıktaki 08.06.2015 tarihinde; sanığın bebekleri öldükten sonra Amerika'ya gitmekten bahsettiğini, bunun üzerine ondan şüphelendiğini, gerçekte sanığın bebeği öldürdüğüne dair anlattığı olayların yaşanmadığını, her şeyin ilk ifadesinde anlattığı gibi olduğunu, kızı ...'ın bebeğe sıcak suyu dökmüş olabileceğini, ancak ağlama sesi duymadığını, bebeğe suyu yanlışlıkla dökmüş olabileceklerini, sanığın kendisini bırakıp gitmesinden korktuğu için onu suçlayıcı ifade verdiğini, bebeğin boğazında tıkanma olduğunu, yatarken de hırıltılı nefes aldığını, nasıl öldüğünü bilemediğini, evlerine kolaylıkla girilebileceğini, komşuları ... veya eşinden şüphelendiğini, Mahkemede; sabah eve gelen 112 acil servis personelinin ''Bu çocukta darp var.'' diyerek polise haber verdiğini, kendisiyle tartıştığı için sonradan sanık hakkında yalan beyanda bulunduğunu, yanığın nasıl meydana geldiğini bilmediğini, sanığın bebeğe karşı doğrudan bir eylemi olduğunu görmediğini, şikâyetçi olmadığını, davaya katılmak istemediğini, Tanık ... ... kollukta; suçtan zarar gören ...'in annesi olduğunu, kızı ve damadının üst katında oturduklarını, olay günü sabah saat 09.15 civarında aşağıdan bir feryat sesi geldiğini, indiğinde bebeğin sanığın kucağında hareketsiz durduğunu, ellerinin yumuk şeklinde olduğunu gördüğünü, 27.12.2014 tarihli ek beyanında; kızı ...'in kapıyı çarpıp kucağında küçük çocuğuyla birlikte koşarak evden çıktığını, peşinden takip edince karakola gittiğini anladığını, kendisine "... beni tehdit etti, bebeği çaydanlıktaki sıcak suyla yakarak öldürdü!" dediğini, kızına bebekten kurtulması için sanığı şikâyet etmesini söylemediğini, sanığın evdeki eldiveni ne için kullandığını bilmediğini, Mahkemede; olay günü bebeğin vücudunda yanık izi görmediğini, kızının zaman zaman halüsinasyon gördüğünü, bu nedenle eşine böyle bir suç isnat etmiş olabileceğini, Tanık ...; olay gecesi tanık ...'nın evinde kaldığını, sabah saatlerinde aşağıdan feryat sesi gelmesi üzerine indiklerinde bebeğin öldüğünü gördüklerini, bebeğin vücudunda bir yanık izi görmediğini, Tanık ... ... kollukta; olay günü sabah saatlerinde annesinin evinde olduğunu, aşağıdan gelen bağrış üzerine indiklerinde bebeği eli kolu aşağı sallanmış ve burnundan kan akar şekilde gördüğünü, öldüğünü anlayınca ambulansı aradığını, 27.12.2014 tarihli ek beyanında; kız kardeşi ...'in eşini karakola şikâyet etmek için gittiği gün gördüğü sanığın "Neden ambulansı aradın? Keşke aramasaydın, kendi aramızda yıkar defnederdik." dediğini, bu nedenle sanıktan şüphelendiğini, Mahkemede; kız kardeşi ile sanığın zaman zaman kavga ettiklerini ancak kardeşinin sanığa karşılık verebilecek biri olduğunu, önceden ikisinin de bebeğin düşmesi yönünde bir beyanlarını duymadığını, olay günü de bebeğin öldüğünü anlayınca sanığın ...'i teselli etmek için "Daha genciz, çocuğumuz olur." dediğini, Tanık ...; Acil servis personeli olduğunu, hatırladığı kadarıyla sabah saatlerinde ölen bebeğin evine gittiklerinde, aynı odada 3-4 çocuk ve ailesinin birlikte yer yataklarında yattıklarını gördüğünü, bebeği muayene etmeleri üzerine nefes almadığını tespit ettiklerini, ilk önce ailesi tarafından üzerine basılmış olabileceğini düşündüklerini, çünkü bebeğin burnundan kan aktığını, olayı şüpheli buldukları için polise haber verdiklerini, Tanık ...; 112 acil tıp teknisyeni olduğunu, bebeğin üzerinin giyinik olduğunu, kıyafetlerinde herhangi bir ıslaklık da olmadığını, bebeğin burnunda kızarıklık ve burun deliklerinde kurumuş kan olduğunu hatırladığını, vücudunda yaptıkları kontrolde yanık izi görmediklerini, sırt ve göğsüne baktıklarını ancak poposuna baktıklarını hatırlamadığını, bebeğin sıvı aspirasyonu, yani kendi kusmuğu ile nefssiz kalması sonucu ölmüş olabileceğini, Tanık ...; 112 paramedik olarak çalıştığını, bebeğin ellerinin kasılmış ve mor olduğunu, burnunda kan lekesi bulunduğunu, bebeğin göğsünü açtığında herhangi bir darp izi görmediğini, sırtını, başının arkasını veya ayak kısmını kontrol etmediğini, ölümün muhtemelen boğulmadan ve nefessiz kalmadan kaynaklandığını, İfade etmişlerdir. Sanık ... ... kollukta; İran vatandaşı olduğunu ve sığınmacı olarak Türkiye'de bulunduğunu, nikâhsız eşi ... ve eski eşinden olan çocuklarıyla birlikte aynı evde yaşadıklarını, iki buçuk ay önce doğan bebekleri ...'i nüfusa geç yazdırdıklarını, olaydan bir gün önce bebeğin ateşlendiğini ve eşinin kendisinden antibiyotik istediğini, gece saat 01.30 sıralarında bebeğe antibiyotikten bir kaşık verdiklerini, annesinin bebeğin altını temizlediğini ve birlikte uyuduklarını, sabah saat 09.00 civarında eşinin bağırmasıyla uyandığını, yukarı kattan eşinin annesi, arkadaşı ve kız kardeşinin de geldiklerini, bebeğin nefes almadığını görünce ambulansın da geldiğini ve bebeği hastaneye götürdüklerini, bebeğin ayaklarında yanık olduğunu görmediğini, sabah elektrikli ısıtıcının üzerinde her zaman duran çaydanlığın boş şekilde masanın üzerinde durduğunu hatırladığını, ancak bebeğin nasıl öldüğünü bilmediğini, eşinin annesi ... ile yaklaşık 7-8 ay önceki bir kavgadan dolayı aralarının bozuk olduğunu, kendisini darp ettikleri için karakolda şikâyetçi olduğunu, 27.12.2014 tarihinde şüpheli sıfatıyla kollukta; eşinin anlattığı gibi bebeğin burnundan ağzıyla nefes çekmediğini ve üzerine kaynar su dökmediğini, bebeğin vücudundaki yanığın nasıl olduğunu bilmediğini, ayrıca eşinin ellerini kollarını bağlamadığını, aleyhine suçlama yönelttiği tarihte eşinin kendisine "Beni bırakıp yurt dışına gideceksin!" diye bağırarak kırık bardakla bileğini kestiğini, eşini sakinleştirmeye çalıştıysa da bunu başaramadığını, evden çıktıktan sonra da eşinin kendisini şikâyet ettiğini öğrendiğini, ...'in bebeğe hamile olduğu dönemde annesi ...'nın "Bu çocuğu düşür, bu ...'den de kurtul!" dediğini duyduğunu, ...'in eski eşi çocuklarını ziyarete gelince eşini kıskandığının doğru olduğunu ancak kendi çocuğuna hamile iken evi bırakıp gitmesine kızdığını, bunun üzerine annesi ...'nın kafasına sopayla vurduğunu, kızıyla birlikte kendisini darp ettiklerini, eldiven kullanıp bebeğine kaynar su dökmesinin imkânsız olduğunu, evdeki eldiveni de pazarda bamya sattığı dönemde alerjisi olduğundan dolayı kullandığını, Savcılıkta; olay sabahı tanık ...'ye ambulansı neden aradığını sormadığını, kendi bebeğini öldürmesi için hiçbir sebep olmadığını, yurt dışına çıkıp kendisinden kurtulmak istediğini düşünen eşinin, annesinin de yönlendirmesiyle böyle bir ifade vermiş olabileceğini, bebeğin ayaklarındaki yanığın evde ...'in diğer eşinden olan çocuğu ...'ın oyun oynarken sıcak su dökmesi nedeniyle de oluşmuş olabileceğini, Sorgusunda; kendisinin yaklaşık beş yıl önce eroin kullanıcısı olduğunu, ancak olay akşamı uyuşturucu madde kullanmadığını, eşi ...'in bebeğe hamile iken hap kullandığını duyunca bebeğe zarar vereceğini düşündüğü için onu savcılığa şikâyet ettiğini, Mahkemede; bebeğin ayağındaki yanıkları ilk defa fotoğraflarından gördüğünü, olaydan yirmi gün sonra eşiyle tartıştıklarını, bu nedenle eşinin kendisini şikâyet etmiş olabileceğini, Savunmuştur. IV. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuna Dair Açıklamalar Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 11.06.2013 tarihli ve 36-294, 15.10.2025 tarihli ve 365-403 sayılı kararlarında açıklandığı üzere; Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, suçun işlenmesi ile bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Şu hâlde, isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira, kabili te'lif olmayan şüphe ve gerçeğin yan yana mevcudiyeti üzerinden salt bir kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kurallarına uygun olduğu söylenemeyeceği gibi maddi gerçekliğin bütünüyle ortaya çıkarıldığı da ileri sürülemeyecektir. B. Uyuşmazlığa Dair Hukuki Nitelendirme Dosyada mevcut ölü muayene tutanağı, otopsi raporu ve toksikoloji raporu içeriğinden; maktul bebeğin ölü bulunduğu sırada bacakları ve poposunda yanık izleri bulunduğu, aynı zamanda zatürre belirtileri gösterdiği, vücudundan alınan örneklerde ateş düşürücü parasetamol ve antibiyotik etken maddelerinin tespit edildiği, ölümün ambulansın geldiği andan geriye dönük bir ilâ otuz altı saat öncesinde meydana geldiği, dolayısıyla maktul bebeğin hasta olduğu, bebeğe ilaç verildiği ve fakat vücudunda kaynar su etkisiyle oluşabilecek yanıklar da bulunduğu tartışmasızdır. Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Dairesi raporunda ise bebeğin ölümünün; akciğer enfeksiyonu ve vücudundaki yanıkların etkisinin birleşmesiyle ya da suçtan zarar görenin sonradan değiştirdiği ifadesinde belirtildiği üzere bebeğin burnundan geride hiçbir iz bırakmayacak şekilde hava çekilerek nefessiz bırakıldığına dair beyanların doğruluğunun kabulü hâlinde boğulması (asfiksi) sonucu da meydana gelmiş olabileceğinin mütalaa edildiği anlaşılmaktadır. Bu bilgiler kapsamında; sanığın, maktul bebeğin ölümünden sorumlu tutulabilmesi için, İhtisas Dairesinin raporunda yer verilen birinci ihtimaldeki gibi zatürre teşhisine ek olarak vücudundaki yanıklara veya ikinci ihtimaldeki gibi zatürre ve yanık teşhisine ek olarak burnundan hava çekilerek nefessiz kalmasına (boğulmasına) sanığın sebebiyet verip vermediğinin, her türlü şüpheden arınmış bir vicdani kanaatin oluşmasını sağlayacak bir olay kabulüyle ortaya konulması gerekir. Suçtan zarar gören ...'in sanık aleyhine değiştirdiği ve sonradan geri döndüğü ifadesinde; maktul bebek hasta olmamasına rağmen sanığın ona önce antibiyotik verdiğine, akabinde bebeğin ayaklarına kaynar su döktüğüne, sonra ağzıyla bebeğin burnundan kuvvetli şekilde hava çektiğine, bebeğin çığlık atarak ağladığına ve nihayet nefessiz kaldığına, tüm bu süreç boyunca sanığın ellerini ve ayaklarını bağladığına ve kendisini tehdit ettiği için gözü önünde bebeğinin ölümüne bir şey yapamadığına dair anlatımları ile sanığın kendisini ve ailesini tehdit etmesi nedeniyle ilk ifadesinde doğruyu söylemekten korktuğuna dair açıklamalarının; sanığın olaydan yaklaşık üç ay öncesinde eşiyle arasındaki kavga sırasında kayınvalidesi tarafından darp edilmiş olması gerçekliği ile olay yeri tespit tutanağındaki evde bir dağınıklık saptanmadığına dair tespitle, gece vakti yukarıdan ses duyulmadığını ifade eden tanık anlatımlarıyla çeliştiği ve inandırıcılıktan uzak olduğu görülmektedir. Sanığın akşam saatlerinde eşinin istediği ilaçla birlikte eve geldiğine, bebeğe geç saatlerde ilacı verdikten sonra uyuduklarına ve sabah annenin çığlığıyla uyandığına dair suçtan zarar görenin ve tanıkların ilk ifadeleriyle örtüşen savunması karşısında, suçtan zarar görenin aşamalarda geri döndüğü; maktul bebeğin bacaklarından kaynar su dökenin ve bebeğin burnundan hava çekenin sanık olduğuna ve sonrasında sanığın, ellerini ayaklarını bağladığına dair gece yaşandığını ileri sürdüğü olaylarla ilgili bu anlatımı, cereyan ediş tarzı bakımından genel hayat tecrübeleriyle bağdaşmamaktadır. Bu nedenle Adli Tıp İhtisas Dairesinin suçtan zarar görenin sonradan döndüğü beyanlarına istinaden raporuna dercettiği ikinci ihtimal olan bebeğin ağzından hava çekilmesinden kaynaklanan boğulma sonucu ölmesi faraziyesi, dosyadaki somut delillerle uyuşmadığı gibi şüphede kalan soyut bir iddiadan mütevellittir. Buna karşılık, sanığın ve hatta sadece boğulma nedeniyle gerçekleşen şüpheli ölüm ihbarıyla olayın intikalini sağlayan 112 acil servis görevlilerinin dahi ilk bakışta gözlerinden kaçan bebeğin vücudundaki yanıkların nasıl meydana geldiği net bir şekilde ortaya konulamamıştır. Zatürre olduğu belirlenen maktul bebeğin ayaklarındaki yanığın etkisinin birleşimiyle ölmüş olması ihtimali tıbbi bir gerçeklik ise de bu yanığın sanık tarafından meydana getirilmiş olduğunun makul ve mantıklı bir olay örgüsü dâhilinde kabulü sağlanmaksızın sanığın sorumluluğuna gidilmesi, şüpheden sanığın yararlanması gerektiğine dair evrensel hukuk ilkesinin ihlali anlamına gelecektir. Sanığın aşamalarda istikrarlı şekilde bebeğin vücudundaki yanıkların nasıl oluştuğuna dair bir bilgisi olmadığını savunması, suçtan zarar görenin ise aşamalarda döndüğü ilk beyanında bebeğin vücudundaki yanığın evdeki diğer çocuklarca oyun sırasında odadaki elektrikli ısıtıcı üzerindeki çaydanlıkta bulunan sıcak suyla gerçekleştirilmiş olabileceğini ifade etmesi karşısında; maktul bebeğin vücudundaki yanıkların, sanık dışında aynı evde birlikte yaşayan suçtan zarar gören ...'in veya eski eşinden olan küçük kızının ihmallerine dayalı bir eylem sonucu meydana gelmiş olabileceği ve yanık izlerinin sonradan olgunlaşarak belirginleşmesi imkânı birlikte gözetildiğinde, eylemin sanık tarafından gerçekleştirilmediğine dair ortaya çıkan şüphenin, suçtan zarar görenin sanığın kendisini bırakıp yurt dışına çıkması kaygısıyla öne sürdüğü ve sonradan geri döndüğü inandırıcı olmaktan uzak ve soyut suç isnadı ile bertaraf edilemediği anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle İhtisas Dairesi raporunda birleşen illiyet bağı kapsamında ölüme sebep olduğu değerlendirilen bebeğin vücuduna kaynar su dökülmesi eyleminin, suçtan zarar görenin çelişkili ve sonradan döndüğü beyanlarına istinaden münhasıran sanık tarafından gerçekleştirildiğinin her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulamadığı, dolayısıyla şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanığa isnat edilen eylemin sabit olmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararının gerekçesinin isabetli olduğuna ve beraat hükmünün onanmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel mahkemenin direnme kararının gerekçesinin isabetli olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullamışlardır.

V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Nevşehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.06.2021 tarihli ve 343-202 sayılı direnme kararının gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, usul ve yasaya uygun bulunan sanık hakkındaki beraat hükmünün ONANMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2023/319, K. 2026/261, T. 22.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2023-319-e-2026-261-k-f4c06df11a74