Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/400 E. 2025/1 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2021/400
Karar No
2025/1
Karar Tarihi

İtirazname No : 2020/13423 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2309-2381 I. HUKUKÎ SÜREÇ Kasten öldürme suçundan suça sürüklenen çocuğun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1, 31/2, 54, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 9 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, müsadereye ve mahsuba, sanıkların ise aynı suçtan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine ilişkin Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesince 17.05.2018 tarih ve 737-330 sayı ile kurulan hükümlere yönelik suça sürüklenen çocuk müdafii ve katılan ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 15.11.2019 tarih ve 2309-2381 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar vermiştir. Bu kararın da suça sürüklenen çocuk ... müdafii, katılan ... vekili ve suça sürüklenen çocuğun velisi sıfatıyla ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.12.2020 tarih, 1830-3277 sayı ve oy çokluğu ile; "(...)1) Sanık ... hakkında maktul ...’ya yönelik kasten öldürme suçundan verilen beraat kararı yönünden; Katılan ...’nın; beraat eden sanık ... yönünden suçun sabit olduğuna yönelen temyiz itirazları yerinde görülmediğinden, temyiz başvurularının tebliğnamedeki düşünceden farklı olarak, Üyeler ... ve ...’in karşı oyu ile oy çokluğuyla esastan reddine, 2) Suça sürüklenen çocuk ... hakkında maktul ...’ya yönelik kasten öldürme suçundan kurulan mahkumiyet hükmü ile sanık ... hakkında maktul ...’ya yönelik kasten öldürme suçundan verilen beraat kararı yönünden, Oluşa ve dosya kapsamına göre, suça sürüklenen çocuk ile maktulün daha önceleri aralarında maktule ait köpeğin suça sürüklenen çocuk tarafından alıkonulmasına dair husumet olmuşsa da, dosya kapsamında alınan tanık ifadelerine göre olay tarihinden önce her ikisinin arkadaş olarak birlikte vakit geçirmeye başladıkları, olay günü de suça sürüklenen çocuğun maktule ait motosiklet ile birlikte gezdiklerine dair gerek suça sürüklenen çocuğun beyanları gerekse tanık beyanları olduğu, öğlen saatlerinde ise maktulün motorsikletinin yanında öldürülmüş halde bulunduğu, maktulün otopsi raporunda ateşli silah yaralanması dışında, alın sağ bölgesinde 1 cm. çapında düzensiz kenarlı cilt kesisi, sol göz altında 1,5 cm. çapında ekimotik sıyrık ve kafa sol temporal bölgede 2 cm. çapında şişlik ve kafa sağ temporaperital bölgede 3 cm. çapında şişlik, nazal bölgede burun orta hattında 1.5 cm derin sıyrık, sol humerusta yaygın şişlik, sol diz bölgesinde 2 adet 0.5 cm ve 0.2 cm sıyrık, sağ diz laterinde 2 adet 1 cm çapında cilt sıyrığı, sağ el, el sırtı işaret parmağı orta ekleminde 0.5 cm çapında derin cilt sıyrığı, sağ omuz arkası üst kürek kemiği üstünde 1.5 cm ve 1 cm çapında iki adet cilt sıyrığı olduğunun belirtildiği, suça sürüklenen çocuk ... ise maktule sadece tüfekle ateş ettiğini, bunun dışında herhangi bir müdahelesinin olmadığını beyan ettiği, suça sürklenen çocuk savcılıkta alınan ilk ifadesinde, maktul ile önceden olan husumetlerinin bittiğini ve arkadaş olduklarını, babasının ise önceki husumete dair sürekli olarak maktul ve ailesini öldürüceğinden bahsettiğini, olay günü maktul ile birlikte maktule ait motorsiklet ile bir süre gezdiklerini, daha sonra ayrıldıklarını ve eve gittiğini, babasının yanına elinde kırma diye tabir edilen tüfekle birlikte gelerek haydi gidiyoruz dediğini, nereye diye sorduğunda ise dağa gezmeye, avlanmaya diye cevap verdiğini, daha sonra birlikte evden ayrıldıklarını ve daha önce mangal yaptıkları bir yere gittiklerini, babasının sen bekle diyerek yanından ayrıldığını ve ardından 4 el silah sesi duyduğunu, oraya doğru koştuğunu ve babasının da koşarak geldiğini, oradan uzaklaştıklarını ve biraz ilerde durduklarını, babasının tüfeği mendille silerek kendisine verdiğini ve 4 el ateş ettirdiğini, babasının bu fişekleri olay yerine getirip bıraktığını, babasının kendi sıktığı fişekleri ise toplayarak yaktığını, ardından da sen küçüksün, suçu sen üstlen dediğini, babasının elini yüzünü yıkadığını ve üzerini değiştirdiğini beyan ederek olaya dair ayrıntılı bir anlatımda bulunduğu, suça sürüklenen çocuğun ise babasının tutuklanmasından sonra onu korur şekilde suçu önce sanık ...’a yüklediği ve daha sonra ise kendisinin işlediğini mahkemede beyan ettiği, mahkemedeki ikrarında ise yukarıda belirtildiği şekilde ayrıntı vermekten kaçındığı, esasen suça sürüklenen çocuğun maktulü öldürmesini gerektirecek bir nedeninin de olmadığı, zira yukarıda belirtildiği üzere maktul ile gayet samimi oldukları ve genelde birlikte vakit geçirdikleri, sanık ...’nın ise önceki köpek meselesinden dolayı yaşanan ve adliyeye intikal eden olay nedeniyle maktul ile ailesine karşı açık bir husumet içerisinde olduğu ve bunu da dillendirdiği, netice olarak suça sürüklenen çocuğun sıcağı sıcağına Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan ifadesinin olaya dair gayet tutarlı, ayrıntılı ve dosya kapsamı ile uyumlu olduğu, suça sürüklenen çocuğun babasına suç isnadında bulunması için hiçbir sebebin bulunmadığı, açıklanan nedenlerle suça sürüklenen çocuğun kasten öldürme suçunu işlemediği, bu suçu babası olan sanık ...’nın işlediği ve suçu oğlunun üstlenmesini istediği, bu nedenle suça sürüklenen çocuk hakkında beraat kararı verilmesi, sanık ... hakkında ise mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi," İsabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiş, Çoğunluk görüşüne iştirak etmeyen Daire Üyeleri ... ile ...; "Polisler ilk etapta tanık ...'tan sorduklarında suça sürüklenen çocuğun maktul ile birlikte elinde tüfek olduğu halde olayın olduğu mevkide birlikte gezdiğini, suça sürüklenen çocuk ile maktulün arasında önceye dayalı bir husumet olduğunu öğrenmişler, dinlenilen tanıklar ..., ..., ... ve ... de suça sürüklenen çocuğun maktulün kullandığı motosikletle birlikte maktulle gezdiğini ve olayın olduğu istikamete doğru gittiklerini söylemişlerdir. Tanık olarak dinlenilen ... ...da suça sürüklenen çocuğun evlerine geldiğinde ıslak mendillerle uzun süre ellerini sildiğini, daha sonra suça sürüklenen çocuğun babasını telefonla arayarak 'baba acil bir şekilde görüşmeliyiz, ben ... emmimlerdeyim çabuk buraya gel' dediğini, suça sürüklenen çocuğun babasının polislerle birlikte geldiğini, suça sürüklenen çocuğun somyanın altına gizlendiğini, polislerin suça sürüklenen çocuğu gizlendiği somyanın altından çıkardıklarını söylemiştir. Suça sürüklenen çocuk ilk beyanında maktulü babası ...'ın öldürdüğünü, daha sonraki beyanında diğer sanık ... ...'nın öldürdüğünü, daha sonraki beyanlarında kendisinin öldürdüğünü söylemiştir. Suçta kullanılan tüfek ... ...'e ait bir tüfek olup, ... ... bu tüfeğin kendisinden çalınan bir tüfek olduğunu söylemiş, suça sürüklenen çocukta tüfeği ... ...'den çaldığını doğrulamıştır. Suça sürüklenen çocuğun maktulü vurduğunu söylediği sanık ... ...hakkında yapılan araştırmada bu konuda hiç bir delile ulaşılamamış, yine suça sürüklenen çocuğun babasının suçu işlediğine dair iddiaları noktasında mahkumiyete yeter delil olmadığı, suça sürüklenen çocuğun babasının suçu işlediğine dair iddialarının sadece suça sürüklenen çocuğun beyanlarıyla sınırlı kaldığı anlaşılmıştır. Bu durumda maddi delillerle uyuşmayan iddialara dayalı olarak hareket edilemeyeceği açıktır. Sanık ... hakkında atfı cürüm niteliğindeki beyanlarla mahkumiyet hükmü kurulamaz. Suça sürüklenen çocuğun atılı suçu işlediği kendi beyanlarının yanında bu beyanları dolaylı da olsa destekleyen tanık beyanları ile sabit olup, mahkumiyetine karar verilmesi gerekir. Dairemizin kararına dayanak yapılan maktuldeki tüfek yarasının dışındaki yaraları suça sürüklenen çocuğun yapamayacağına dair değerlendirme bir tahmine dayanmaktadır. Suça sürüklenen çocuğun tüfekle ateş edip maktulü etkisiz hale getirdikten sonra dahi maktuldeki yaraları meydana getirmesi mümkündür. Yukarıda belirtilen gerekçelerle suça sürüklenen çocuğun beraatı, sanık ...'nın mahkumiyeti gerektiğine dair Dairemizin sayın çoğunluğunun kararına katılmıyoruz." Daire Üyeleri ... ve ... ise; "Suça sürüklenen çocuk ... ile maktulün birlikte hırsızlık yaptıkları, suça sürüklenen çocuğun, maktulün köpeğini çalması yüzünden iki aile arasında kavga olduğu, adliyeye intikal eden bu olay nedeniyle iki aile arasında husumet oluştuğu, sanık ...’nın özellikle alkollü olduğu zamanlarda maktulün ailesinden birini öldüreceğini dile getirdiği, maktul ve suça sürüklenen çocuğun ise bu husumeti unutup arkadaşlıklarına devam ettikleri, son zamanlarda sık sık bir araya geldikleri, sanık ...’nın bu birlikteliğe de karşı çıktığı, olay günü sanık ...’nın maktulün şehir dışına çıktığını görüp yerini tespit ettiği ve yakın arkadaşı olan sanık ... ile birlikte maktulü önce darp ettiği, daha sonra av tüfeği ile vücudunun değişik yerlerine 4 el ateş ederek öldürdüğü, daha sonra oğlu olan suça sürüklenen çocuğu yanına alarak olay yerine gittiği, suça sürüklenen çocuğa olayı üstlenmesini söylediği ve suça sürüklenen çocuğa atış yaptırarak atış artığı oluşmasını sağladıktan sonra suça sürüklenen çocuğu saklanması için yakın arkadaşı olan ... ...’nın evine gönderdiği anlaşılmıştır. Şöyle ki; her ne kadar suça sürüklenen çocuk sonraki aşamalarda beyanlarını değiştirmiş ise de, olayın sıcağı sıcağına verdiği ilk ifadesinde olayı ayrıntılı olarak anlattığı, babasına iftira atmasını gerektirecek bir nedenin bulunmadığı, 14 yaşındaki suça sürüklenen çocuğun olayı bu şekilde kurgulamasının mümkün olmadığı, suça sürüklenen çocuğun maktule arkasından ateş ettim beyanının gerçeği yansıtmadığı, atışların çoğunun maktulün ön tarafına yapıldığı, maktulün vücudunun her tarafında darp izleri olduğu, suça sürüklenen çocuğun buna bir açıklama getiremediği gibi aradaki yaş farkı nedeniyle suça sürüklenen çocuğun bütün bunları tek başına yapmasının mümkün olmadığı, suça sürüklenen çocuğun maktulü öldürmesi için bir neden bulunmadığı, suça sürüklenen çocuğun suç aleti olan tüfeği ve fişeklerini temin etmesinin olanaklı görülmediği, sanık ...’nın tüfeği olmadığını belirtmesine rağmen evinde çok sayıda fişek bulunduğu, suça sürüklenen çocuğun babasından habersiz tüfeği ve fişeklerini evde saklamış olmasının inandırıcı olmadığı gibi bu yaştaki birinin bunu yapması için bir nedenin de olmadığı, olay günü suça sürüklenen çocuk ile maktulü birlikte gezerken gören tanıkların suça sürüklenen çocukta tüfek gördüklerine dair bir anlatımlarının bulunmadığı, oysa tanık ... ...’nın ek beyanında; sanık ...’yı tüfekle gördüğüne ilişkin anlatımları, sanık ...’nın ve ...’ın çelişkili ve tanıklar tarafından doğrulanmayan anlatımları, sanık ...’nın ve ...’ın olaydan sonra kıyafetlerini değiştirmiş olmaları, sanık ...’ın evdeki sobada yakmaya çalıştığı kot pantolonunda atış artıklarının bulunması, sanıkların olaydan önceki geceyi ...’nın evinde birlikte geçirmiş olmaları ve olay öncesinde de birlikte olduklarına ilişkin ikrarları, suça sürüklenen çocuğun cezaevinde sanık ...'nın yönlendirmesi ile suçu sadece ...’a yüklemeye çalışması hep birlikte değerlendirildiğinde, sanık ...’nın, maktulün ailesine duyduğu öfke nedeniyle olay günü maktulü öldürmeye karar verdiği ve yakın arkadaşı olan sanık ...’dan da yardım istediği, her iki sanığın birlikte maktulü öldürdükten sonra ...’nın oğlu olan suça sürüklenen çocuktan suçu üstlenmesini istediği, suçun asıl faillerinin sanıklar ... ve ... olduğu, bu nedenle ...’ın da TCK’nin 37, 81/1. maddeleri gereğince cezalandırılması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun beraate ilişkin hükmün isabetli olduğuna ilişkin karara muhalefet ediyoruz." düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.03.2021 tarih ve 13423 sayı ile; "(...)Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesinin yukarıda belirtilen her iki dosyası ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin dosyasının incelenmesi sonucu; sanıklar ile suça sürüklenen çocuğun olaydan bir gece önce sanık ...'a ait evde birlikte geceledikleri, sanık ...'ın daha önceden maktulün ailesi ile aralarındaki adliyeye de yansıyan kavga nedeniyle maktule ve ailesine husumet beslediği, bu nedenle maktulü öldürmeye karar verdiği, bunu gerçekleştirmek amacıyla diğer sanık ...'yı ve suça sürüklenen çocuk ...'ı azmettirdiği, olayı da yaşının küçük olması nedeniyle daha az ceza alacak olan suça sürüklenen çocuğun üstlenmesini planladıkları, sanıkların ve suça sürüklenen çocuğun birlikte karar ve hareketle olay günü, sanıklar ... ve ...'ın çarşıda dolaştıkları kahvehaneye gittikleri, bu şekilde olay sırasında çarşıda olduklarına dair görgü tanıkları oluşturmaya çalıştıkları, öğleden sonra ayrıldıkları ve sanık ...'nın olay yerine gittiği bu sırada suça sürüklenen çocuğun maktulü gezmek ve maktule ait motosikleti boyamak bahanesi ile meskun mahalle yaklaşık 1 kilometre uzaklıktaki olay yerine götürdüğü, burada bekleyen sanık ... tarafından maktulün av tüfeği ile vurularak öldürüldüğü, sanık ... tarafından suça sürüklenen çocuğa da atış yaptırılarak omuzunda atış izi ve ellerinde de barut izi kalmasının sağlandığı, daha sonra sanık ...'nın evine gelerek üstünü değiştirdiği ve yeniden çarşıya çıkıp ağabeyinin dükkanına gittiği, suça sürüklenen çocuğun ise sanık ...'ın evine gidip önceden kararlaştırdıkları üzere başkasına ait cep telefonu ile babasını arayıp sanık ...'ın evine çağırdığı, sanık ...'ın suça sürüklenen çocuğun yanına gidip konuştuğu daha sonra da yeniden çarşıya gidip bir şişe şarap alarak diğer sanık ... ile buluştuğu, bu sırada maktulün cesedinin bulunması üzerine polis memurlarının suça sürüklenen çocuğu aradıkları önce sanık ...'a ulaştıkları, sanık ...'nın polisleri diğer sanık ...'nın evine götürmesi üzerine olayda kullanılan pantolonun bulunma ihtimaline karşı sobaya atıldığı fakat yapılan aramada ele geçtiği bu pantolon üzerinde atış artıkları ve sanık ...'a ait DNA örneklerinin olduğunun tespit edildiği; Buna göre, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 15/11/2019 tarih 2018/2309 esas 2019/2381 karar numaralı karari ile, suça sürüklenen çocuk hakkında verilen mahkumiyet hükmüne yapılan istinaf başvurusu üzerine verilen esastan ret kararına yönelik yapılan temyiz başvurularının esastan reddine karar verilmesi gerekirken kabulü ile hükmün bozulmasına; sanık ... hakkında verilen beraat kararının istinaf edilmesi üzerine verilen esastan ret kararına karşı yapılan temyiz başvurusunun, bu sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 38/1 maddesi delaletiyle aynı kanunun 81/1, 38/2 maddelerine göre altsoyu olan çocuğu azmettirmek suretiyle kasten öldürme suçunu işlediğinden (değişik gerekçe ile) bozulmasına; sanık ... hakkında verilen beraat kararına yönelik yapılan istinaf başvurusu üzerine verilen esastan ret kararına karşı yapılan temyiz başvurusunun ise kabulü ile bu sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 81/1 maddesine uyması nedeniyle hükmün buzulmasına karar verilmesi gerekirken esastan reddine karar verilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı,(...) Suça sürüklenen çocuk ..., sanık ... ve sanık ... hakkındaki temyiz taleplerinin yeniden incelenerek, Suça sürüklenen çocuk ... hakkındaki maktul ...'yı kasten öldürme suçundan Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusu üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi tarafından verilen esastan ret kararına yönelik olarak yapılan temyiz başvurularının esastan reddine, Sanık ... hakkındaki maktul ...'yı kasten öldürme suçundan Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat hükmüne yönelik istinaf başvurusu üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi tarafından verilen esastan ret kararına yönelik olarak yapılan temyiz başvurularının kabulü ile hükmün, sanığın eyleminin yukarıda belirtildiği üzere değişik gerekçe ile CMK'nın 302/2 maddesine göre bozulmasına, Sanık ... hakkındaki maktul ...'yı kasten öldürme suçundan Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat hükmüne yönelik istinaf başvurusu üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi tarafından verilen esastan ret kararına yönelik olarak yapılan temyiz başvurularının kabulü ile hükmün CMK'nın 302/2 maddesine göre bozulmasına, karar verilmesi gerektiği(...)" düşüncesiyle her üç sanık yönünden de itiraz yoluna başvurulmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 04.10.2021 tarih ve 7422-13010 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle oy çokluğuyla itirazın reddine karar verilerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Suça sürüklenen çocuk ... ile sanık ... ...'ya isnat edilen kasten öldürme suçunun sabit olup olmadığının, 2- Sanık ...'ın maktule yönelik eylemi nedeniyle TCK'nın 38/2 maddesi yollamasıyla 81/1. maddesi uyarınca mı yoksa aynı Kanun'un 81/1. maddesi uyarınca mı cezalandırılması gerektiğine ilişkin olup Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi gereğince öncelikle; a- UYAP üzerinden alınan nüfus kayıt örneğinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazından sonra vefat ettiği anlaşılan sanık ... ...hakkında Ceza Genel Kurulunca bir inceleme yapılıp yapılamayacağının, b- Sanık ...'ya isnat edilen suçun sabit olup olmadığının, Değerlendirilmesi gerekmektedir. IV. GEREKÇE A. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazından sonra vefat ettiği anlaşılan sanık ... ...hakkında Ceza Genel Kurulunca inceleme yapılması gerekip gerekmediğine dair ön sorun 1-) İlgili Mevzuat ve Öğretide Ön Soruna İlişkin Görüşler TCK'nın "Sanığın veya hükümlünün ölümü" başlıklı 64. maddesi; "Sanığın ölümü hâlinde kamu davasının düşürülmesine karar verilir. Ancak, niteliği itibarıyla müsadereye tabi eşya ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesine hükmolunabilir. (2) Hükümlünün ölümü, hapis ve henüz infaz edilmemiş adlî para cezalarını ortadan kaldırır. Ancak, müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hüküm, infaz olunur." şeklinde düzenlenmiştir. Dava veya cezanın düşmesinin etkisi ise aynı Kanun'un 74. maddesinde düzenlenmiştir. TCK’nın 64. maddesinde; sanığın ölümü durumunda kamu davasının düşürüleceği, sadece niteliği itibarıyla müsadereye tabi olan eşya ve maddi menfaatler hakkında yargılamaya devam olunacağı, hükümlünün ölümü hâlinde ise hapis ve henüz infaz edilmemiş adli para cezalarının ortadan kalkacağı ancak müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hükmün infaz olunacağı belirtilmek suretiyle hükümlü ile sanığın ölümüne farklı sonuçlar bağlanmıştır. Bu nedenledir ki, hükümden sonra ve fakat hüküm kesinleşmeden kanun yolu safhasında sanığın ölmesi hâlinde hükmün kesinleşmesinin önlenmesi gerekir. Kamu davası açılmadan önce şüphelinin ölmesi durumunda kovuşturma imkânının bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına, kamu davası açıldıktan sonra sanığın ölmesi hâlinde ise derece mahkemesince davanın düşmesine karar verilecektir. Ölü şahıs hakkında yargılama yapılamayacağından esas itibarıyla dava, ölüm gününde düşmüş sayılır. Ölüm nedeniyle davanın düşürülmesine dair verilecek karar da nitelik olarak beyani/ihbari bir karardır. Ölümün ceza ilişkisini sadece ölen kişi bakımından sona erdirmesi nedeniyle iştirak hâlinde işlenen suçlarda diğer sanıklar hakkında davaya devam edilecektir. Sanığın ölümü, niteliği itibarıyla müsadereye tabi olan, yani üretilmesi, bulundurulması, kullanılması, taşınması ve ticareti suç teşkil eden eşya (TCK madde 54/4) ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak müsadere kararı verilmesine engel olmaz. Fakat sanığın ölümünden sonra suç ile ilgili eşyanın (TCK madde 54/1-2) müsaderesine karar verilemez. Görüldüğü gibi, suç teşkil eden bir fiilin işlenmesiyle fail ile devlet arasında doğan ceza ilişkisi, bu fiili işleyen sanığın ya da hükümlünün ölümüyle cezaların şahsiliği ilkesi nedeniyle başkası sorumlu tutulamayacağından düşmektedir. Ölüm, bir vakıa olan suçu ortadan kaldırmayacak, suçtan sorumlu tutulacak kişi olmadığından, devletin suçla birlikte ortaya çıkan cezalandırma sorumluluk ve yetkisini sona erdirecektir. Öte yandan 5352 sayılı Adlî Sicil Kanunu’nun "Adlî sicil bilgilerinin silinmesi" başlıklı 9. maddesinin ikinci fıkrasında ilgilinin ölümü üzerine adli sicil bilgilerinin, aynı Kanun'un "Adlî sicil ve arşiv bilgilerinin silinmesi" başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde ise ilgilinin ölümü üzerine adli sicil ve arşiv bilgilerinin tamamen silineceği hüküm altına alınmıştır. Gelinen aşamada itiraz yoluna başvurulmasına ilişkin esaslar ve başvuru amaçları ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz tarihinden sonra hükümlünün ölmesi durumunda nasıl bir karar verilmesi gerektiği üzerinde de durulmalıdır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı kurumu, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda temyize ilişkin hükümler içerisinde düzenlenmişken, CMK'da olağanüstü kanun yolları kısmında yer almıştır. CMUK’un 322/4. maddesi; "Ceza dairelerinden birinin kararına karşı Cumhuriyet Başmüddeiumumisi, ilamın kendisine verildiği tarihten otuz gün içinde Ceza Umumi Heyetine itiraz edebilir." biçiminde iken, CMK’nın 308. maddesi; "Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz." şeklinde düzenlenmiştir. 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 99. maddesiyle de, CMK’nın 308. maddesine; "2- İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir. 3- Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir." şeklindeki (2) ve (3) numaralı fıkralar eklenmiştir. 01.06.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun'un 37. maddesiyle de, CMK’nın 308. maddesinin 1. fıkrasındaki "otuz gün" ibaresi "bir ay" şeklinde değiştirilmek suretiyle madde son şeklini almıştır. Temyiz incelemesi sonucu Yargıtay ilgili Ceza Dairesince hükme ilişkin karar verilmesiyle olağan kanun yolları sona ermektedir. Bu aşamadan sonra ancak CMK’nın 308. maddesi uyarınca olağanüstü kanun yolu olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı gündeme gelebilecektir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi, Yargıtay Ceza Daireleri kararlarına karşı başvurulan olağanüstü bir kanun yolu olup bu yetki sadece Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına aittir. Yargıtay Cumhuriyet Savcıları, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı adına bu yetkiyi kullanırlar. İtiraz, daire kararında gerek maddî ve gerek usul hukukuna aykırı olduğu saptanan hususlara yönelik olabilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itiraz yoluna başvurusunu itirazname denilen belgeyi düzenleyerek yapar. İtiraz başvurusunda itiraz nedenlerinin açık ve gerekçesiyle birlikte yazılı olarak bildirilmesi gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, itiraz üzerine incelemeyi dosya üzerinden yapar ve düşme sebebi varsa davanın düşmesine karar verir. İtiraz nedenlerini yerinde görmezse itirazı reddeder, yerinde görürse, kararı ıslah eder. İtirazın reddedilmesi hâlinde Ceza Dairesinin kararı konusunda bir karar vermesi gerekmez (Nur Centel, Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Basım Yayım Dağıtım, 19. Bası, İstanbul 2020, s. 956). CMK’nın olağanüstü kanun yolları bölümünde yer alıp 308. maddesinde düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazının, Özel Ceza Daire kararlarındaki hukuka aykırılıkların, Ceza Genel Kurulu tarafından giderilmesini isteme ve bu yolla içtihat birliğini sağlama işlevi de bulunmaktadır. Kanun yollarının ortak amacı, temyiz edilen kararların hukuka ve maddi gerçeğe uygunluğunun denetlenmesi olup Yargıtay Ceza Dairelerinin temyiz incelemesi sonucunda verdikleri kararların da temyiz incelemesinin kapsamı gözetilerek gerek maddi gerekse muhakeme hukukuna aykırı olduğu gerekçesiyle itiraz kanun yoluna başvurulabileceğinde bir tereddüt bulunmamaktadır. Bununla birlikte, kanun yolu davası açabilmek için korunan hukuki yararın ihlâl edilmiş olması gerekir. Kanun yolu başvurusunun temel şartlarından biri karardan zarar görme şartıdır (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, 9. Baskı, Ankara, 2021, s. 894-899). Olağanüstü kanun yollarının genel amacı, kesin hükmün otoritesinin ancak çok ciddi boyutta hukuka aykırılıkların bulunması hâlinde hukuk düzenince kabul görmeyerek ortadan kaldırılmasıdır. Yargısal kararın güvenilirliği ve hukuki kesinlik ilkeleri de dikkate alındığında, ancak hukuki yararın bulunması kaydıyla olağanüstü kanun yollarına başvurulabileceği kabul edilmelidir. 2-) Ön Soruna Dair Hukuki Nitelendirme Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.03.2021 tarihinde yapılan itirazın, hakkında verilen beraat hükmü kesinleşen sanık ... ...aleyhine ve sanığa isnat edilen kasten öldürme suçunun sabit olduğundan bahisle yapıldığı, ancak UYAP sistemi üzerinden alınan güncel nüfus kayıtlarında sanığın 02.10.2024 tarihinde vefat etmesi nedeniyle ceza mahkûmiyeti ve mahkûmiyete bağlı tüm sonuçlar ortadan kalkacağı için yalnızca sanık açısından sonuç doğuracak olan hükmün, maddi ceza hukuku veya muhakeme hukukuna uygun olup olmadığının denetlenmesinde hukuki bir yarardan da söz edilemeyeceği, dolayısıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının konusuz kaldığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının hakkında kurulan beraat hükmü kesinleşen sanık ... ...aleyhine yapmış olduğu itirazının ön sorun nedeniyle reddine karar verilmelidir. B. Maktule yönelik eylemleri nedeniyle, suça sürüklenen çocuk ...'ye ve sanık ...'a isnat edilen kasten öldürme suçunun sabit olup olmadığına dair uyuşmazlık 1-) İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Tüm uygar hukuk düzenleri insan yaşamını en üstün değer kabul etmişlerdir. Gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde gerek Anayasa'da mutlak, en üstün değer olarak algılanan insan hayatı, korunmasında sadece bireyin çıkarı olduğu için değil, aynı zamanda toplumun da menfaati olduğu için ceza himayesinin konusu yapılmıştır. Bu bağlamda 5237 sayılı TCK'nın “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı ikinci kısmının “Hayata Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümünün 81. maddesinde “Kasten Öldürme” suçu; "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayrımı öngörülmüş; azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir. "Azmettirme" 5237 sayılı TCK'nın 38. maddesinde; "(1) Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır. (2) Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme hâlinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi hâlinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz. (3) Azmettirenin belli olmaması hâlinde, kim olduğunun ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilir. Diğer hâllerde verilecek cezada, üçte bir oranında indirim yapılabilir." şeklinde düzenlenmiştir. Azmettirme, belli bir suç işleme hususunda henüz bir düşüncesi olmayan kişide, bir başkası tarafından suç işleme kararının oluşmasının sağlanmasıdır. Eğer kişi daha önceden suçu işlemeye karar vermiş ise bu takdirde azmettirme değil, artık aynı Kanun'un 39/2. maddesi kapsamında manevi yardım söz konusu olacaktır. Azmettiren konumundaki kişinin kasten hareket etmesi gerekir. Bu kastın, failde belli bir suçu işleme konusunda karar oluşturmayı, suçun bu kişi tarafından işlenmesi hususunu ve azmettirilen suçun kanuni tanımındaki unsurlarını kapsaması gerekli olmasına karşın, eylemin yer ve zamanı ile işleniş tarzına ilişkin ayrıntıların belirlenmesine gerek yoktur. İştirak şekillerinden biri olan azmettirme; "belli bir suçu işleme hususunda henüz bir fikri olmayan kişide, bir başkası tarafından suç işleme kararının oluşmasının sağlanması" (Yargıtay CGK,16.02.2010, 2009/1-251 E.,2010/25 K.) olarak tanımlanmıştır. Ancak kasten işlenen bir suça azmettirme mümkündür. Azmettirenin de kasten hareket etmesi, bu kastın, failde belli bir suçu işleme hususunda karar oluşturmayı, suçu bu kişi tarafından işlenmesi hususunu kapsaması gereklidir. Kast müşahhas olmalı, işlenecek suçun ve mağdurun somut olarak belirlenmesi gereklidir. Fiilin esaslı unsurları veya ana hatlarla somutlaştırılmış olması zorunlu ve yeterlidir. Suçun icrai tarzına ilişkin ayrıntıları işlenecek yerin ve zamanın tayinine gerek yoktur. "...Azmettiren asıl failde belli bir suçu işleme istek ve kararını yaratma kastı ile hareket etmeli, bir kimseyi suça yöneltmeyi bilmeli ve istemelidir. Bu sebeple azmettiren, belli bir suçu başkasına işletmek maksadıyla hareket etmelidir..."(Dönmezer, Sulhi – Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Cilt:II, DER Kitabevi, 14. Bası,İstanbul 2019, s.833) Suçu işlemesi istenen kişinin belli olmaması hâlinde azmettirmeden bahsedilemez. Koşulları varsa suç işlemeye tahrik suçu oluşabilecektir. Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, syf. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Prof. Dr. Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Herşeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. 2-) Uyuşmazlığa Dair Hukuki Nitelendirme Maktul ve ailesi ile suça sürüklenen çocuk ve ailesi arasında suç tarihinden yaklaşık sekiz ay önce yaşanan bir husumet nedeniyle adliyeye intikal eden bir kavga olayının yaşandığı, suç tarihinden dört ay önce de suça sürüklenen çocuğun, Facebook hesabında elinde silah bulunan bir fotoğrafının altına "Can suskundur sevgiye can emanettir bir mermiye" yazarak paylaşımda bulunduğu, ancak aynı mahallede yaşadığı arkadaşlarının beyanlarına göre bu olaydan sonra maktul ile suça sürüklenen çocuğun ailelerinin haberi olmadan barışıp görüşmeye başladıkları, suç tarihinden yaklaşık iki gün önce suça sürüklenen çocuğun, tanık ... ...'in evinden bir miktar para ile birlikte çaldığı suçta kullanılan tüfeği sanık ...'a da gösterdiği, Suç tarihi olan 04.05.2017 tarihinde ise suça sürüklenen çocuğun saat 09.00 civarında tanık ...'nin beyanına göre sanık ...'ın ailesiyle birlikte oturduğu eve gitmek istese de içeri giremediği için bir internet kafeye gittiği, ardından maktulle buluşup motosikletle gezdikleri, saat 09.30-10.00 sıralarında arkadaşları olan ..., ... ve ... ...'ın yanına giderek onlara da dolaşmayı teklif ettikleri, ancak arkadaşlarının lastik tamiri ile uğraştıklarından bahisle gelmedikleri, saat 13.00-14.00 sıralarında ellerinde marketten birlikte aldıkları sprey boya ile gezerken arkadaşlarından iki adet tornavida temin ettikleri, en son saat 14.00-14.30 arasında yine aynı motosikletle Develi ilçesinin çıkışına doğru motosikleti boyamak için birlikte giderken görüldükleri, ortak arkadaşlarının Haşdağı mevkiine doğru saat 15.00 civarında motosikletle gezmek için gittikleri esnada yol kenarında maktulün bindiği motosikleti ve yanında yerdeki maktulü yaralı hâlde yatarken görmeleri üzerine hemen maktulün babasına haber verdikleri ve hastaneye kaldırılan maktulün hayatını kaybettiği iddia edilen olayda; Olay ve olgular başlığında izah edilen deliller ve tanık anlatımlarından hareketle suça sürüklenen çocuğun, en son olayın öğrenilmesinden yaklaşık bir saat önce maktulün sürdüğü motosikletin arkasında dağ yoluna doğru giderken görülmesi, bu sırada elinde av tüfeği olduğunu beyan eden hiçbir tanık bulunmamakla birlikte suça sürüklenen çocuğun saat 14.00 sıralarından olayın öğrenildiği saat 15.00 civarına kadar motosikleti boyama işiyle uğraşan maktulün bulunduğu olay yerinden yaklaşık 800 metre uzaklıktaki evine gidip av tüfeği alarak olay yerine geri dönmesi için yeterli zamanın olması, sanık ...'ın annesi olan tanık ...'nın aşamalarda; olaydan hemen sonra suça sürüklenen çocuğun evlerine tek başına gelip ellerini temizlemeye çalıştığını ifade etmesi ve uzmanlık raporunda sanığın ellerinden alınan svaplarda atış artığına rastlandığının tespit edilmesi, aynı gün yakalanan sanığın çekilen fotoğraflarında sağ omzunda av tüfeği tepmesine bağlı kızarıklığın gözlenmesi, sanık ...'ın ailesiyle birlikte oturmakta olduğu evde saklanır hâlde yakalanması, olay tespit ve yakalama tutanağında yer verildiği üzere kullandıktan sonra üç parçaya ayırdığını ikrar ettiği av tüfeğini sakladığı yeri göstermesi, olay yerinde bulunan kartuşların suça sürüklenen çocuğun yer göstermesiyle ele geçen bu tüfekten atıldığının tespit edilmesi, bu tüfeğin tanık ...'ın evinden olaydan iki gün önce çalınan tüfek olduğunun belirlenmesi, suça sürüklenen çocuğun Cumhuriyet savcılığında alınan ilk savunmasında; olayı babasının gerçekleştirdiğine ve sonra kendisine atış yaptırıp kovanlarını olay yerine geri götürerek oradaki kovanları toplamasını ve silahı da saklamasını söylediğine dair beyanlarının genel hayat tecrübeleriyle bağdaşmaması, kovuşturma aşamasında bu kez babası ...'dan vazgeçip sanık ... üzerinden aynı senaryoyu tekrarlayarak değiştirdiği savunmasının ise inandırıcı olmaması, keza en sonunda yer gösterme aşamasında verdiği ilk anlatımlarına dönen suça sürüklenen çocuğun savunmasında; daha önceden de kendisini zorla suça sevk eden, kendisine zorbalık yaptığını ileri sürdüğü maktulün önce ayağına sonra bel arka bölgesine ve sonra kafasına doğru ateş ettiğine dair anlatımının otopsi raporunda yazılı bulgularla uyumlu olması, suça sürüklenen çocuğun olaydan bir iki ay öncesinde Facebook hesabından yaptığı "Can suskundur sevgiye can emanettir bir mermiye" şeklindeki paylaşımı ve olay sonrası babasına sarf ettiği "İstanbullu p..i vurdum" yönündeki öfke içeren beyanının maktule yönelik geçmişe dayalı husumetini ve öldürme kastını göstermesi karşısında; suça sürüklenen çocuğun daha önceden de kendisini olumsuz yönde etkilediğini düşündüğü maktule yönelik sabit görülen eyleminin kasten öldürme suçunu oluşturduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itirazın kabulüne, suça sürüklenen çocuğun maktule yönelik eylemi nedeniyle kasten öldürme suçundan cezalandırılması yerine beraatine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına dair Özel Daire kararının kaldırılmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; suça sürüklenen çocuğun maktule yönelik eyleminin sabit olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Sanık ...'nın gerçekleşen ölüm neticesinden sorumlu olup olmadığının belirlenmesine yönelik incelemede ise; Sanık ...'nın olaydan önce maktulün ailesi ile aralarında bir husumet bulunduğunu ve oğlu ...'nin evde kendisine önceden yaşanan olaylar nedeniyle maktule karşı beyanlarını desteklediğini doğrulaması, ancak olay günü sanığın kullandığı cep telefonunun baz istasyonu kayıtlarından sanığın cep telefonunun olay öncesi, aynı saatlerde maktulün bulunduğu veya olayın gerçekleştiği yeri kapsama alanına alan baz istasyonlarının hiçbirinden çakışır biçimde sinyal vermediğinin anlaşılması, olay günü sanık ...'dan alınan svap örneklerinde veya giydiği kıyafetleri üzerinde yapılan inceleme sonucu hazırlanan uzmanlık raporlarında atış artığı veya maktule ait DNA örneğinin de bulunmaması, sanık ...'ın kardeşi ...'un olaydan bir gün önce sanık ...'nın elinde av tüfeği gördüğüne dair beyanının ise olayın oluş anına bir açıklık kazandırmaması ile sanığın olayı oğlundan öğrendiğine ve bulunduğu yeri polise gösterdiğine dair savunmalarını çürüten başkaca bir delil veya tanık anlatımı olmaması karşısında; sanık ...'nın maktulün öldürüldüğü sırada yanında olduğuna, oğlunu suça azmettirdiğine, oğluyla birlikte suçu işlediğine veya yardım eden sıfatıyla şeriklik yaptığına dair her türlü şüpheden arınmış ve mahkûmiyetine yeterli delil bulunmadığından beraatine karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanık ... hakkında TCK'nın 38/2 ve 81/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiğine yönelen aleyhe itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Dairenin bozma ilamının kaldırılmasına, sanık ... hakkında kurulan beraat hükmünün onanmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık ...'nın suça konu eyleminin sabit olduğu yönünde karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının, sanık ... ...yönünden ön sorun nedeniyle REDDİNE, sanık ... yönünden DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE, suça sürüklenen çocuk yönünden KABULÜNE, 2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 09.12.2020 tarihli ve 1830-3277 sayılı bozma ilâmının sanık ... ve suça sürüklenen çocuk ... yönünden KALDIRILMASINA, sanık ... hakkında maktule yönelik eylemi nedeniyle kasten öldürme suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz isteminin CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 3- Dosyanın, öncelikle suça sürüklenen çocuk ... hakkında kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne dair uygulamanın denetlenmesi amacıyla Yargıtay 1. Ceza Dairesine ve akabinde mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.01.2025 tarihli müzakerede sanık ... ...hakkındaki ön sorun yönünden oy birliğiyle, diğer uyuşmazlık konuları yönünden oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2021/400, K. 2025/1, T. 08.01.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2021-400-e-2025-1-k-65e19a9557b0