Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/383 E. 2024/330 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2021/383
- Karar No
- 2024/330
- Karar Tarihi
İTİRAZ İtirazname No : 2016/60386 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 242-648 I. HUKUKÎ SÜREÇ Taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 89/4, 62, 50/1-a, 52/2-4 ve 53/6. maddeleri uyarınca 4.500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve sürücü belgesinin 6 ay süre ile geri alınmasına ilişkin İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 24.12.2015 tarihli ve 242-648 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 24.11.2020 tarih, 7787-6294 sayı ve oy çokluğu ile "Sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında adli para cezasına esas alınan tam gün sayısının gösterilmeyerek TCK'nın 52/3. maddesine aykırı hareket edilmesi," eleştirisiyle TCK'nın 52. maddesinin uygulanması yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Çoğunluk görüşüne iştirak etmeyen Daire Üyesileri ... ve S. Sezer; Temyiz incelemesine konu somut olayda; Sanık ...'in sevk ve idaresindeki aracı kusurlu bir şekilde kullanarak, katılan sürücü ... ile mağdur ...'nın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek derecede yaralanmasına neden olduğu, katılan ... ile Mağdur ...'nın yaralanmalarından dolayı şikayetçi oldukları, şüphelinin uzlaşmak istediği, katılan ...'in de uzlaşmak istediği, mağdur ...’ya uzlaşma teklif edildiği ancak ...’nın 3 gün içinde bu teklife olumlu cevap vermemesi nedeniyle uzlaşmayı reddettiğinin kabulü ile taksirle yaralama suçunun iki mağdurunun da uzlaşmayı kabul etmemeleri nedeniyle şüpheli ile katılan ... arasındaki uzlaştırma işlemleri tamamlanmadan şüpheli hakkında, mağdurlar ... ve ...’nın taksirle yaralanmalarına neden olduğu iddiasıyla TCK'nın 89/4. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında, ilk derece mahkemesince TCK'nın 89/4. maddesi gereğince verilen mahkumiyet hükmünün, uzlaşmak isteyen katılan ... ile uzlaşmak isteyen sanık arasında CMK'nın 253/254. madelerinde öngörülen uzlaştırma işlemleri yapılarak tamamlanarak sanık ile katılan ...'in arasında uzlaşma sağlanması halinde suç vasfının TCK'nın 89/1. maddesine dönüşeceği dolayısıyla ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararının, açıklanan uzlaştırma işlemleri yerine getirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumu tekrar değerlendirilmek üzere bozulmasına karar verilmesi gerekirken Dairenin ilk derece mahkemesi kararının düzeltilerek onanması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz." görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 28.01.2021 tarih ve 60386 sayı ile; "Sanık ...'in sevk ve idaresindeki aracı kusurlu bir şekilde kullanarak, katılan sürücü ... ile mağdur ...'nın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek derecede yaralanmasına neden olduğu, katılan ... ile mağdur ...'nın yaralanmalarından dolayı şikâyetçi oldukları, sanık ...'in uzlaşmak istediği, katılan ...'in de uzlaşmak istediği, mağdur ...’ya uzlaşma teklif edildiği ancak ...’nın 3 gün içinde bu teklife olumlu cevap vermemesi nedeniyle uzlaşmayı reddettiğinin kabul edildiği, Taksirle yaralama suçunda, yaralanan iki mağdurunun da uzlaşmayı kabul etmesi gerektiği, ancak mağdur ...'nın uzlaşma talebini kabul etmediği nedenle, CMK’nın 253/7. ve Yönetmeliğin 7/3. maddesi gereği, mağdurların tamamının uzlaşmamış olması nedeniyle uzlaştırma işlemi tamamlanamamıştır. Oysa kanunun tek ceza öngördüğü taksirli fiil ile birden fazla kişinin yaralanması halinde her bir mağdur ile ayrı ayrı uzlaştırma yoluna gidilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Buna göre, uzlaşmak isteyen sanık ... ile katılan ... arasındaki uzlaştırma işlemleri tamamlanmalıdır. Sanık ... hakkında, mağdurlar ... ve ...’nın taksirle yaralanmalarına neden olduğu iddiasıyla TCK'nın 89/4. maddesi geregince cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında, ilk derece mahkemesince TCK'nın 89/4. maddesi gereğince verilen mahkumiyet hükmünün, uzlaşmak isteyen katılan ... ile uzlaşmak isteyen sanık arasında CMK'nın 253/254. madelerinde öngörülen uzlaştırma işlemleri yapılarak tamamlanarak sanık ile katılan ...'in arasında uzlaşma sağlanması durumunda suç vasfının TCK'nın 89/1. maddesine dönüşeceği ve dolayısıyla ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararının, açıklanan uzlaştırma işlemleri yerine getirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumu tekrar değerlendirilmek üzere bozulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu," düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 12.10.2021 tarih ve 1634-6796 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; birden fazla mağdurun bulunduğu taksirle yaralama suçunda uzlaştırmanın gerçekleşebilmesi için mağdurların tamamının uzlaşmayı kabul etmesinin gerekli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Sanığın sevk ve idaresindeki otomobille gündüzün meskûn mahal içindeki otoyolda seyir hâlindeyken sol şeride geçmek istediği sırada katılan ... idaresindeki araca çarptığı, direksiyon hâkimiyetini kaybeden adı geçen katılanın da geriden gelmekte olan başka bir araca çarpması neticesinde katılan ... ve diğer araçta bulunan şikâyetçi ...’nın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandıkları, kontrolsüzce şerit değiştirmesi sebebiyle tam kusurlu olan sanığa isnat edilen taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçunun, suç tarihi itibarıyla CMK’nın 253. maddesi uyarınca uzlaşma hükümlerine tâbi olduğu, soruşturma evresinde sanığa ve katılan ... ile şikâyetçi ...’ya uzlaşma teklif edildiği, sanık ile katılan ...’in uzlaşmak istediklerine yönelik beyanda bulunmalarına rağmen şikâyetçi ...’nın usulüne uygun olarak posta yoluyla yapılan uzlaşma teklifine üç gün içerisinde yanıt vermemesi nedeniyle uzlaşmayı kabul etmediği sonucuna ulaşıldığı, bunun üzerine Cumhuriyet savcılığınca CMK'nın 253/7. maddesi gereğince usulüne uygun teklif yapılmasına karşın taraflardan birinin teklifi kabul etmemesi nedeniyle ayrıca katılan ... ile sanık arasında uzlaştırma yoluna gidilemeyeceğinden bahisle sanığın 89/4 ve 53/6. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, Yerel Mahkemece sanığın sabit görülen taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan TCK'nın 89/4, 62, 50/1-a, 52/2-4 ve 53/6. maddeleri uyarınca 4.500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve sürücü belgesinin 6 ay süre ile geri alınmasına karar verildiği, Anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE Konu ile ilgili düzenlemeler şöyledir: "Uzlaştırma Madde 253 (1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur: a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar. b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan; ... 2. Taksirle yaralama (madde 89), ... (7) Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir. ... (19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir. ..." "Mahkeme tarafından uzlaştırma “Madde 254 (1) Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, kovuşturma dosyası, uzlaştırma işlemlerinin 253 üncü maddede belirtilen esas ve usûle göre yerine getirilmesi için uzlaştırma bürosuna gönderilir. (2) (Değişik:7/11/2024-7531/17 md.) Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini def’aten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde durma kararı verilir. ..." 1. Tanım ve genel değerlendirmeler Uzlaştırma, düzenlendiği CMK’nın 253-255. maddelerinde tanımlanmış değildir. Ancak Anglo-Sakson menşe’li bir kurum olan uzlaştırma; "bağımsız üçüncü bir tarafın (uzlaştırmacı-mediator), uyuşmazlığın taraflarının rızaya dayalı anlaşmasını desteklemek suretiyle uyuşmazlığın çözümünü kolaylaştırması süreci" (John D. Feerick, "Toward Uniform Standarts of Conduct for Mediators", Suoth Texas Law Review, Vol. 38, 1997, s. 478; Maureen E. Laflin, "Remarks on Case-Management Criminal Mediation", Idaho Law Review, Vol. 40, 2004, s. 577, aktaran Olgun Değirmenci, Onarıcı Adalet Uygulaması Olarak Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma,1. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2020, s. 87) olarak tanımlanmış, Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği'nin 4. Maddesinde, bu kuruma ilişkin; "(yasada belirlenmiş) suç(lar) nedeniyle şüpheli veya sanık ile mağdur, suçtan zarar gören veya kanuni temsilcisinin, Kanun ve bu Yönetmelikteki usul ve esaslara uygun olarak uzlaştırmacı tarafından anlaştırılmaları suretiyle uyuşmazlığın giderilmesi süreci" ifadelerine yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre; "ceza hukukunda uzlaşma, işlendiği konusunda yeterli şüphe bulunan bir suçtan dolayı, mağdurun tatmin edilmesi suretiyle fail ve mağdur arasındaki uyuşmazlığın giderilmesini amaçlayan, mağdurun ve failin uzlaşmaları halinde soruşturma veya kovuşturmanın kaldırılmasını sağlayan bir kurum" dur. Ceza Genel Kurulu ise uzlaştırmayı; "uyuşmazlığın yargı dışı yolla ve fakat adli makamlar denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Uzlaştırma; bu kapsama giren suçlarda, fail ve mağdurun suçtan doğan zararın giderilmesi konusunda anlaşmalarına bağlı olarak, devletin de ceza soruşturması veya kovuşturmasından vazgeçmesi ve suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzenin barış yoluyla yeniden tesisini sağlayıcı nitelikte bir hukuksal kurum" (CGK 10.07.2018 tarihli ve 35-337 sayılı kararı) olarak tanımlamıştır. "Uzlaşma" müessesesi Türk Ceza ve Ceza Yargılaması Hukukuna 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK ve 5271 sayılı CMK ile geçmiş, CMK'nın konuya ilişkin 253 ve 254. maddeleri 06.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun ile değiştirilerek, müessese daha geniş kapsama ve daha etkin sonuç verecek bir uygulamaya kavuşturulmuştur. "Uzlaşma"nın biçimi itibariyle bir ceza yargılaması müessesesi olduğu açık ise de sonuçları itibariyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği tartışmasızdır. Kanun koyucu uzlaşmanın düzenlendiği CMK'nın 253. maddesinin gerekçesinde müesseseyle hangi amacı güttüğünü açıklamaktadır. Anılan gerekçede; "...XXI. Yüzyıl adalet sistemi, ceza adaleti yerine getirilirken, mağdurun tatmin edilmesini de ön plâna çıkarmış bulunmaktadır. Suça karşı sadece ceza yaptırımı yeterli değildir; zararın giderilmesi ve onarım en başta gelen amaç sayılmalıdır... uzlaşmanın hedefi suçun işlenmesinden sonra fail ve mağdur arasında meydana gelen çekişmeyi, hâkim veya Cumhuriyet savcısının ya da onların atayacakları bir uzlaştırmacının girişimleriyle çözmek hem adaleti sağlamak ve hem de mağduru tatmin etmektir. Böylece zarar giderilince fail ile mağdur arasında barış sağlanabilecektir. Gerçi uzlaşma dışındaki bir kısım yollarla da tazminatın sağlanması olanağı vardır. Ancak uzlaşma kurumunda zararın giderilmesi onarım yanında ayrıca bir moral unsurunun da sağlanmasını olanaklı kılmaktadır. Uzlaşma böylece özel önleme işlevine yardım ettiği gibi genel olarak kamunun yararlarının korunmasını da sağlamaktadır..." ifadelerine yer verilmekte, TBMM Adalet Komisyonunun CMK'ya ilişkin raporunda da uzlaşmanın suç mağdurunun uğradığı zararların karşılanmasını mümkün kılabilmek açısından etkin bir yol olarak öngörüldüğü belirtilmektedir. Ekonominin gelişmeye başlayıp sosyal yaşamın karmaşık hâle dönüşmesiyle alışılan suçların yanı sıra yeni birçok suç tipi ortaya çıkmıştır. Bu durum mahkemelerin iş yüklerinin hızla artmasına ve ceza yargılamalarının uzamasına neden olmuştur. Öte yandan ceza yargılamasında mağdurun daha fazla ön plana çıkmaya başlamasıyla uyuşmazlıkların dava konusu olmadan ve mağdurun tatmin edilmesiyle sonuçlandırılması gereksinimi doğmuştur. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin bazı tavsiye kararlarında, basit nitelikteki suçlarda, adli makamların uyuşmazlığın kovuşturma öncesinde ve mahkeme dışında uzlaşma yolu ile hâlledilmesinin üye ülkelere tavsiye edilmesi kabul edilmiştir. Yine ceza yargılamasının en önemli amacının suçun işlenmesiyle doğan maddi ve manevi mağduriyetin giderilmesi olduğu Birleşmiş Milletlerin 29.11.1985 tarihli deklarasyonunda da vurgulanmıştır. Bu gelişmelerin sonucu ve yansıması olarak; Türk ceza yargılaması sistemine alınan uzlaşmanın, sadece sanığa değil aynı zamanda ve öncelikle mağdurun zedelenen hukukunun düzeltilmesine hizmet amacı güttüğü ve böylece taraflar arasında suç nedeniyle oluşan husumetin giderilmesini de temin ederek toplum huzurunu tesis etmeyi hedeflediği tartışmasızdır (CGK 06.11.2007 tarihli ve 212-229 sayılı kararı). Yasal dayanağı, madde gerekçesinde ortaya konan amacı ve tanımları doğrultusunda uzlaştırmanın felsefi temellerinin, geleneksel ceza adalet anlayışından tamamen farklı yeni bir ceza adalet anlayışı olarak tezahür eden "onarıcı adalet" düşüncesine dayandığı söylenmelidir. Fail merkezli olan ceza adaleti anlayışına karşılık onarıcı adalet, mağdur, fail ve toplum olmak üzere üç grupla da ilgilenmektedir. Onarıcı adalet, suç ve adalet olguları yanında mağdur, fail, toplum ve ceza adalet sisteminin rolüne geleneksel ceza adalet sisteminden farklı bir bakış açısı sunmaktadır. Buna göre suçun temel niteliği, kişisel ve toplumsal ilişkileri zedelemesidir. Suç sadece hukuk düzenini ihlal eden bir eylem değil, sosyal ve toplumsal düzeni bozan bir insan tarafından diğer bir insana karşı yapılan haksızlıktır. Ceza adaletinin amacı, suç nedeniyle ortaya çıkan zararın giderilmesi ile kişisel ve toplumsal ilişkilerin onarılarak mümkün olduğu kadar eski hâline getirilmesidir. Mağdura onarma sürecine katılma için mutlaka bir seçim hakkı verilmelidir. Bu katılımın içeriğinde bilgilendirilme, faille diyalog, faille karşılıklı olarak uyuşmazlığın çözümü, zararların giderilmesi, korkuların azalması ve güven duygusunun artması gibi hususlar yer almaktadır. Faile, mutlaka mağdura ve topluma karşı olan sorumluluğunu ve yükümlülüklerini üstlenmesi için bir fırsat verilmelidir. Bu fırsatlar ise failin, yükümlülüklerinin belirlenmesi sürecine katılması, mağdurla yüz yüze gelmesi, eyleminin mağdur üzerindeki etkilerini anlaması, telafi yollarını bulması şeklindedir. Ceza adalet sistemi, mağdur ve faili bir araya getirmek için ceza olgusuna alternatif olacak onarıcı adalet uygulamalarının geliştirilmesine gayret göstermeli ve bu uygulamaları takip etmelidir (Mark S. Umbreit/Robert B. Coates, "Multicultural Implication of Restorative Justice", Federal Probation, Volume: 63, Issue: 2, December 1999, s. 44). Onarıcı adalet, ihlal edilen kurala ve failin cezalandırılmasına odaklanmak yerine, öncelikli olarak dikkatini zarar gören kişiye vermekte ve ortaya çıkan zararın mümkün olduğunca giderilmesine çalışmaktadır. Ayrıca faile verdiği zararları giderebilmesi için bir fırsat sunulması gerektiğini söylemektedir. Bu nedenle fail verdiği zararı kabul etmeye ve ardından bu zararı gidermeye teşvik edilmelidir. Bu fikir onarıcı adaletin temel ilkelerinden birisini teşkil etmektedir (Ekrem Çetintürk, Onarıcı Adalet ve Ceza Adalet Sisteminde Uzlaştırma, 1. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara-2017, s. 11- 12). 2- Taksirle yaralama (TCK madde 89) suçunun normatif yapısı Taksirle yaralama (TCK'nın 89. maddesi) suçunun, CMK’nın 253/1-b/2. maddesi kapsamında uzlaştırmaya tabi olduğunda kuşku yoktur. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Başsavcılığı arasında çıkan uyuşmazlık; TCK'nın 89/4. maddesindeki hükmünün, CMK’nın 253/7.maddesinde yer alan "Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir." şeklindeki düzenlemede öngörülen "bir suç" kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ilişkindir. Bu nedenle ihtilafın çözümü bağlamında TCK’nın 89/4. maddesinin normatif yapısı üzerinde de durulmalıdır. Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği'nin 7/4. maddesi şöyledir: “Birden fazla suç olmasına rağmen kanunda tek ceza öngörülen hallerde her suç için ayrı ayrı uzlaştırma yapılır.” Doktrinde Yerdelen, Özbek ve eserin ortak yazar grubuna göre işbu Yönetmelik hükmü, TCK'nın 89/4. maddesinde birden fazla suç olduğunu açıklamak için düzenlenmiştir. Anılan norm, aynı nev’iden fikri içtimaın özel bir türüdür (Erdal Yerdelen - M. Serdar Özbek vd, Ceza Muhakemesi Hukukunda Uzlaştırma, s.151). Konu ile ilgili olarak doktrinde ve keza: Koca ve Üzülmez’e göre; TCK’nın 89/4. maddesi kapsamında birden fazla kişinin taksirle yaralanması hâlinde birden fazla (mağdur sayısınca) suç oluşur (Koca-Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş 6. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2019, s. 265). ... ve ...’a göre; TCK’nın 89/4. maddesinde, tek fiil ile farklı mağdurlara karşı gerçekleşen aynı nevi'den fikri içtima vardır. Ama kanun koyucu böyle bir durumda içtimaya ilişkin genel kurallara (TCK'nın 43/2. maddesi) göre çözüme gidilmesi yerine özel bir içtima hükmü sevk etmiş ve tek ceza verilmesini öngörmüştür (Berrin ... - Murat ..., Ceza Muhakemesi Hukukunda Uzlaştırma, 2. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2019, s. 65-66). Değirmenci’ye göre; Burada tek bir hareket ve birden fazla norm ihlali söz konusudur. Dolayısıyla, birden fazla kişinin yaralanması durumunda, norm ihlali birden fazla olduğundan suçun birden fazla olduğu sonucuna varmamız gereklidir. TCK'nın 89/4. maddesinde yer alan düzenleme, birden fazla kişinin taksirle yaralanması durumunda tek bir suçun oluştuğu sonucuna gitmemiz için yeterli değildir. Nitekim bu durumda da TCK'nın 43/2. maddesi kapsamında aynı nev’iden fikri içtima durumu olmasına rağmen kanun koyucu, taksirle yaralama ile ilgili özel bir içtima hükmüne yer vermiştir (Değirmenci, s. 190) Feyzioğlu, Ekici ve Yemenici’ye göre de; TCK’nın 89/4. maddesi uyarınca taksirli fiille birden fazla kişinin yaralanmasına neden olunması hâlinde birden fazla kişinin yaralanması nedeniyle birden fazla suç vardır, "bir suç”tan bahsedilemez (Metin Feyzioğlu, "Uzlaştırma Teklifi ve Taraflara Bildirilmesi", Uğur Alacakaptana Armağan, C. 1, 2008, s. 336-337, Şahin Ekici - Meral Yemenici, "6763 sy Kanunla Yapılan Değişiklikler Işığında Ceza Muhakemesi Hukukunda Uzlaştırma", Erciyes Üniversitesi HFD, Cilt 13, 2018/1). Keza Göktürk’e göre; tek bir fiille birden fazla kişinin yaralanmasını düzenleyen TCK’nın 89/4.maddesindeki düzenleme, özel bir içtima hükmü olarak kabul edilmelidir. Söz konusu düzenleme, aynı nev’iden fikri içtimaa ilişkin genel hüküm karşısında özel bir içtima hükmüdür. Zira burada dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil eden tek bir fiil bulunmakta ve birden fazla aynı suç (taksirle yaralama) aynı anda farklı kişilere karşı işlenmektedir. Burada "bileşik suç"tan söz edilemez. Kanunda bağımsız bir suç olarak tanımlanan fiil, bir başka suçun temel şekline veya nitelikli şekline ilişkin unsurunu oluşturabilir; fail hakkında ayrıca bu suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz. Bileşik suç tanımında yer alan fiiller, norm karşısında ortak bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulmak suretiyle tek bir fiil bulunduğu kabul edilir. Bileşik suç, tipik fiil tekliğinin örneklerinden biridir. Şayet, bileşik suç niteliği taşıyan ayrı bir suç tanımı yoksa, her bir fiil ayrı bir suça sebebiyet verdiği için gerçek içtima kuralı uygulanır. Hâlbuki, TCK’nın 85/2. maddesi hükmünde, öldürme ve/veya yaralama neticelerine sebebiyet veren tek bir fiil bulunduğu gibi; TCK’da bu düzenlemeye yer verilmese idi, duruma göre aynı ya da farklı nev’iden fikri içtimaa ilişkin genel hükümler (TCK'nın 43/2 veya 44. maddesi) uygulanacak idi. Bu itibarla, TCK’nın 85/2. maddesi bileşik suç niteliğini taşıyan ayrı bir suç tanımı değildir; fikri içtimaa ilişkin özel bir düzenlemedir. Karşılığında bağımsız bir ceza öngörülmüş olması da bunu değiştirmez. Fiil sayısı üzerinde bir etkisi bulunmayan netice, sadece haksızlık muhtevası üzerinde etkilidir. Bu düzenlemede de ortaya çıkan ölüm ve yaralama şeklindeki neticelerin sayısı haksızlığın yoğunluğu üzerinde etkili olduğu için iki ve on beş yıl gibi alt ve üst basamaklar arasındaki makasın geniş tutulduğu bir ceza belirlenmesi yoluna gidilmiştir. Şayet bu düzenlemeye yer verilmeyip TCK’nın 43/2 yahut 44.maddesinin uygulanması ile yetinilse idi, faile verilecek ceza haksızlık muhtevasını tüketmede yetersiz kalacak idi (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima (Suçların İçtimaı), 1. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s. 191-192). Anılan normun, özgün bir haksızlık/suç tanımı yapmadığı açıktır. Suçun işleniş şekli, zaman, ve sair özellikleri temelinde, basit hâline (TCK'nın 89/1. maddesi) nazaran bir nitelikli hâl düzenlemesi olmadığı da ortadadır. Tek bir fiille birden fazla aynı suçun işlenmesi hâlini düzenlediğinden karşılığında bağımsız bir ceza öngörülmüş olsa da birleşik/mürekkep suçtan bahsedilemez. Bu nedenlerle anılan normun, taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına ilişkin "özel bir içtima hükmü" olarak düzenlendiğinin ve bünyesinde mağdur sayısınca suçu barındıran hâliyle “bir suç” cümlesinden olarak addedilmemesi gerektiğinin kabulü lazım gelir. 3. Suçların içtimaı konusuna giren hususlarda uzlaştırma sorunu TCK’nın 43/3. maddesi dışında çeşitli suçlarla bağlantılı olarak, aynı nev’iden fikri içtima bulunmasına rağmen ya gerçek içtima kuralının uygulanmasını yahut cezanın artırılmasını öngören özel içtima hükümlerine yer verilebilir. Özel içtima hükümlerinin uygulanması gereken hâllerde ayrıca TCK’nın 43. maddesinin 2. fıkrası uygulanmaz. Örneğin tek bir fiille birden fazla kişinin yaralanmasını düzenleyen TCK’nın 89/4. maddesindeki düzenleme, özel bir içtima hükmü olarak kabul edilmelidir. Söz konusu düzenleme, aynı nev’iden fikri içtimaa ilişkin genel hüküm karşısında özel bir içtima hükmüdür. Zira burada dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil eden tek bir fiil bulunmakta ve birden fazla aynı suç (taksirle yaralama) aynı anda farklı kişilere karşı işlenmektedir (Göktürk, s. 191-192). Doktrinde uzlaştırma ile ilgili özel çalışmaları olan yazarların kahir ekseriyeti, TCK’nın 89/4. maddesindeki düzenlemenin, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil eden tek bir fiil ile birden fazla aynı suçun (taksirle yaralama) aynı anda farklı kişilere karşı işlenmesi nedeniyle, bünyesinde mağdur sayısınca ayrı suçu barındıran özel bir içtima hükmü olması itibarıyla her bir suçun mağdurunun, diğerlerinden bağımsız olarak ayrıca uzlaşabileceği düşüncesindedirler (...-..., s. 66, Feyzioğlu, s. 337, Ekici Şahin/Yemenici, s. 489, Değirmenci, s. 190, Yerdelen - Özbek, s. 151). Çetintürk ise farklı gerekçe ile aynı görüşü savunmaktadır (Çetintürk, s. 517). Hatta ... ve ..., TCK'nın 89/4. maddesinin kapsamına giren bir olayda iki mağdur ya da suçtan zarar gören bulunduğunda birisi şikâyet etmediğinde, şikâyetinden vazgeçtiğinde veya uzlaştığında, şikâyet eden, vazgeçmeyen veya uzlaşmayan diğer kişi nedeniyle fail hakkında yapılan yargılamada artık 89/4 değil, bir yaralama kaldığından taksirle yaralama (TCK'nın 89/1-3) hükümleri gereğince ceza belirlenmesi düşüncesindedir (... - ..., s. 66). Şu hâlde amaç ve felsefi arka planı ortaya konan uzlaştırmaya ilişkin ceza normları yorumlanırken; geleneksel, şeklî ve normatif odaklı bakış açısının, mağdur-sanık-toplum merkezli onarıcı adalet parametrelerini esas alan bir yaklaşıma müncer olması zorunluluğuna işaret etmek gerekir. Bir kişinin başka birisine yaptığı adaletsizliğin düzeltilmesi sorumluluğunun temeline (Mustafa Erdoğan, Hukuk ve Adalet Hukuk Yayınları, s. 89) dayanan düzeltici (onarıcı) adalet anlayışı, öncelikle haksız bir müdahaleye maruz kalan mağdur hakkının yerine ikamesini önceler. Buna bağlı olarak da sanığı kişisel ve toplumsal bir sorumluluğa sevk eder. Böylece kamu düzeni spesifik olay bağlamında yeniden tesis edilmiş, toplum barış ve huzuru sağlanmış olur. Zikredilen amaçların aynı zamanda ceza adalet politikasının nihai hedeflerini teşkil ettiğinde de kuşku yoktur. Nihayet önemle vurgulamak gerekir ki, düzeltici/onarıcı adalet anlayışı bağlamında uzlaşma; sadece sanık için bir sorumluluk değil, mağdur için de bir haktır. Bu nedenle amaca hizmet edecek yorum; ne sanığı sorumluluktan kurtarmalı ne de mağduru bu hakkından etmelidir. Diğer taraftan, taksirle yaralama suçunun, CMK’nın 253/1-b/2 maddesi kapsamında uzlaştırmaya tabi olduğunda kuşku yoktur. Ayrıntılı gerekçelerine ilgili bölümde yer verildiği üzere; TCK’nın 89/4.maddesi, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil eden tek bir fiil ile birden fazla aynı suçun (taksirle yaralama) aynı anda farklı kişilere karşı işlenmesi itibarıyla aynı nev’iden fikri içtimaa ilişkin genel kural (madde 43/2) karşısında özel bir içtima hükmü olduğundan CMK’nın 253/7. maddesinde yer alan; "Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir." şeklindeki düzenlemede öngörülen "bir suç" kapsamında değerlendirilemez. Bu durumda, uzlaştırma kurumuna tabi olması için hukuki engel bulunmayan TCK’nın 89/4.maddesine istinaden yürütülmekte olan bir ceza soruşturması ya da görülmekte olan bir dava kapsamında; a. Her bir (suçun) mağdurun(un), diğerlerinden bağımsız olarak ayrıca uzlaşabileceğinin, b. Birden fazla mağdur ya da suçtan zarar görenin bulunduğu hâllerde, bunlardan sadece birisi uzlaşmayı kabul etmez ise şüpheli/sanığın eyleminin anılan Kanun'un 89/4. maddesi değil ve fakat 89/1(2-3). maddeleri bağlamında tartışılıp değerlendirilmesi gerektiğinin, c. Birden fazla mağdur ya da suçtan zarar görenin bulunduğu hâllerde, bunlardan birden fazlasının uzlaşmayı kabul etmemesi hâlinde, şüpheli/sanığın eyleminin anılan Kanun'un 89/4. maddesi bağlamında değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmamakta ise de kabul eden mağdur ya da suçtan zarar görenlerin uzlaşma haklarını kullanmalarına da yasal engel olmadığının kabulünde zorunluluk vardır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Taksirle katılan ... ile şikâyetçi ...'nın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek derecede yaralanmalarına sebep olmak suçundan sanık hakkında yapılan yargılama neticesinde, anılan suçun CMK’nın 253. maddesi uyarınca uzlaşma hükümlerine tâbi olması nedeniyle soruşturma evresinde sanığa ve katılan ... ile şikâyetçi ...’ya uzlaşma teklif edildiği, sanık ile katılan ...’in uzlaşmak istediklerine yönelik beyanda bulunmalarına rağmen şikâyetçi ...’nın usulüne uygun olarak yapılan uzlaşma teklifine üç gün içerisinde yanıt vermemesi nedeniyle uzlaşma teklifini reddetmiş sayıldığı, Cumhuriyet savcılığınca CMK 253/7.maddesi gereğince usulüne uygun teklif yapılmasına rağmen taraflardan birinin teklifi kabul etmemesi nedeniyle ayrıca katılan ... ile sanık arasında uzlaştırma yoluna gidilemeyeceğinden bahisle 89/4. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle hakkında kamu davası açılan sanığın aynı suçtan mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılan olayda; Uzlaştırma kurumuna tabi olması için yasal engel bulunmayan TCK’nın 89/4.maddesi kapsamında görülmekte olan dava kapsamında; her bir (suçun) mağdurun(un), diğerlerinden bağımsız olarak ayrıca uzlaşabileceğinde ve birden fazla mağdur ya da suçtan zarar görenin bulunduğu hâllerde, bunlardan sadece birisi uzlaşmayı kabul etmez ise sanığın eyleminin anılan Kanun'un 89/4. maddesi değil ve fakat 89/1(2-3). maddeleri bağlamında tartışılıp değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmadığından Yerel Mahkeme hükmünün, uzlaşmak isteyen sanık ile uzlaşmak isteyen katılan ... arasında uzlaştırma işlemleri yapılıp tamamlanarak uzlaşma sağlanması hâlinde sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedenleriyle bozulmasına karar verilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerindedir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 24.11.2020 tarih ve 7787-6294 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA, 3- İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.12.2015 tarihli ve 242-648 sayılı hükmünün, uzlaşmak isteyen sanık ile uzlaşmak isteyen katılan ... arasında uzlaştırma işlemleri yapılıp tamamlanarak sanık ile katılan ...'in arasında uzlaşma sağlanması hâlinde sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedenleriyle BOZULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.11.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.