Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/2951 E. 2026/2861 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/2951
Karar No
2026/2861
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1802 E., 2025/2202 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri ile taraf olmaktan çıkarılan davalı ... (...) vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraf olmaktan çıkarılan davalı ... tarafından 21-22.08.2014 tarihleri arasında yapılan teftiş sonucunda düzenlenen raporda müvekkili Şirkete ait işletmede ve işyerine bağlı üretim alanı olan kafeslerin bulunduğu yerde çalışan personelin 854 sayılı Deniz İş Kanunu’na (854 sayılı Kanun) tâbi olduğu yönünde tespit yapıldığını, ancak bu tespitin yerinde olmadığını, müvekkili şirketin tüm işçilerinin 4857 sayılı İş Kanunu (4857 sayılı Kanun) kapsamında bulunduğunu ileri sürerek şirket işçilerinin 4857 sayılı Kanun'a tâbi olduğunun ve işçilerin herhangi bir hak kaybının bulunmadığının tespiti ile bu doğrultuda iş müfettiş raporundaki tespitlere itirazlarının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Taraf olmaktan çıkarılan davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın süresinde açılmadığını, henüz tebliğ edilmiş bir idari para cezası bulunmaması ve itirazın Çalışma ve ... Bakanlığına (Bakanlık) yapılmasının gerekmesi nedeniyle iş mahkemesinde dava açılmasında hukuki yarar olmadığını, müvekkilinin taraf sıfatının bulunmadığını, ayrıca müfettiş raporlarının aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı Bakanlık vekili cevap dilekçesinde; teftiş raporunun çalışanların beyanları üzerine hazırlandığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İzmir 13. İş Mahkemesinin 23.09.2016 tarihli kararı ile; iş müfettişlerince düzenlenen raporda tespiti yapılan hususlar ilgili taraf için mükellefiyetler doğurabileceğinden davacı işverenin ve lehlerine tespitte bulunulan işçilerin hukuki menfaatlerinin etkilenmesinin mümkün olduğu, rapordan 854 sayılı Kanun’un uygulanması gereken işçilerin somut olarak tespiti mümkün değilse de raporda çalışanların geçmişe yönelik hak kayıplarının giderilmesi yönünde işverenin yükümlülüğü bulunduğundan işverenin tespitin iptalini istemekte hukuki yararının bulunduğu, davacı açıkça bir iptal talebinde bulunmamışsa da talep edilen hususun aynı zamanda yapılan tespitin iptalini gerektirdiği, bilirkişi raporunda işyerinde yapılan işin tarım işi olduğunun tespit edilmiş olmasına ve bu tespitten hareketle tarım işi kapsamında gemide çalışan her işçinin gemi adamı sayılmasının mümkün bulunmamasına ve gemi adamının ancak deniz taşıma işi kapsamında çalışmasının gerekmesine göre davanın kısmen kabulü ile ... İş Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanan raporda işverence yerine getirilmesi ve uyulması gereken hususlara ilişkin tespitin 1. maddesinin iptaline, tüm çalışanların 4857 sayılı Kanun kapsamında olduğu yönündeki davacı isteminin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 23.09.2016 tarihli kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 17.01.2017 tarihli kararı ile; taraf olmaktan çıkarılan davalı ... lehine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 124/4 hükmü gereğince vekâlet ücreti hükmedilmesi gerektiği, ayrıca davaya konu raporun genel bir tespit mahiyetinde olup bireysel alacak tespitinin raporda yer almadığı, 4857 sayılı Kanun'un 92/3 hükmüne göre iş müfettişi tarafından işçi alacaklarına dair yapılan tespitlere karşı dava açılabileceği, kanuni nitelik taşıyan bir belirlemenin dava konusu edilemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalıların istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 17.01.2017 tarihli kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 29.06.2020 tarihli kararı ile; kural olarak, davacı işverenin kendiliğinden çalıştırdığı işçilerin hangi kanun kapsamına girdiğinin kural tespitini talep etmesinin mümkün olmadığını, ancak, dava konusu olayda, müfettiş genel denetim kapsamı sonucunda, davacı işyerinde çalışanların 854 sayılı Kanun’a tâbi olduğu yönünde bir tespit yapılması ve daha sonra da muhtemel idari para cezalarının gündeme gelecek olması nedeni ile, işverenin dava açmakta hukuki yararının var olduğunun kabul edilmesi gerektiği, hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince işin esasına girilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davalının istinaf başvurusu üzerine İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirdiği gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin 17.12.2020 tarihli kararı ile; hukuki yararın ihtimale göre belirlenemeyeceği, somut vakıaların esas alınması gerektiği, davaya konu olayda tespite dayalı bir idari para cezası bulunmadığı gibi davanın kabulüne karar verilmesi durumunda davada taraf olmayan ancak ileride 854 sayılı Kanun hükümlerine tâbi çalıştıklarını iddia edecek işçiler aleyhine usuli kazanılmış hak oluşacağı, bu durumun da adil sonuç doğurmayacağı gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen 17.12.2020 tarihli kararın davacı vekili ve taraf olmaktan çıkarılan davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2022 tarihli kararı ile; Bölge Adliye Mahkemesinin ilk kararı ile direnme kararı arasında taraf olmaktan çıkarılan davalı ... lehine vekâlet ücretine hükmedilmesine ilişkin farklılık bulunduğundan ortada Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenmesi mümkün, usulüne uygun olarak oluşturulmuş direnme kararı bulunmadığı, bu nedenle usulüne uygun şekilde hüküm fıkrası oluşturulması ve buna uygun olarak da gerekçeli karar yazılması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı usulden bozulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesinin 11.05.2023 tarihli kararı ile; Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma kararına uyulmuş ancak Özel Dairenin bozma kararında belirtildiği şekilde işin esası ile ilgili değerlendirmeler yapılmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen 11.05.2023 tarihli kararın davacı vekili ve davalı Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.04.2024 tarihli kararı ile; Bölge Adliye Mahkemesince Özel Dairenin bozma kararına fiilen uyularak işin esasına girilerek yapılan değerlendirme sonucu davanın kısmen kabulüne karar verildiği, ortada kanunlarla belirlenen ve Hukuk Genel Kurulunun görev alanına giren bir karar bulunmadığından davacı ... davalı Bakanlık vekillerinin bu karara yönelik temyiz itirazlarının Özel Dairece incelenmesi gerektiği gerekçesiyle dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmiştir. Dairemizin 27.06.2024 tarihli kararı ile; somut uyuşmazlıkta; Bölge Adliye Mahkemesince direnme kararı verilmekle davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak doğduğu, her ne kadar direnme kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca bozulsa da bozmanın esasa yönelik olmayıp usule yönelik olduğu, bu hâlde Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya konu usuli eksiklik giderildikten sonra direnmeye uygun karar verilmesi gerektiği, Mahkemece, direnme kararından dönerek Özel Dairenin bozma kararı doğrultusunda yeni bir karar verilemeyeceği, direnme kararı verildikten sonra söz konusu karar esas yönünden bozulmadan başka bir karar verilmesinin mümkün olmadığı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca direnme kararının esastan incelenmediği gözetilerek direnmeye uygun karar verilmesi gerekirken direnmeden dönülerek bozma kararı doğrultusunda hüküm kurulmasının usuli kazanılmış hak ihlaline yol açtığı gerekçesiyle karar usulden bozulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesinin 24.12.2025 tarihli kararı ile; önceki direnme gerekçesi tekrarlanarak direnme kararı verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen 24.12.2025 tarihli kararın süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.04.2024 tarihli kararı ile; davalı Bakanlığa bağlı iş müfettişleri tarafından düzenlenen 01.10.2014 tarihli rapor uyarınca davacı işyerine tebliğ edilen "İşverence Yerine Getirilmesi ve Uyulması Gereken Hususlar"da belirtilen tespitler kesinleşmesi hâlinde aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. Davacıya ait işyerinde unvanları da belirtilmek suretiyle çalışan bir kısım işçinin 854 sayılı Kanun kapsamında olduğuna dair tespit, ileride bu unvana sahip işçiler tarafından geçmişe dönük haklarının talep edilmesi suretiyle davacı işveren aleyhine açılacak davalara sebebiyet verebileceği gibi bu kapsamda davacı işveren aleyhine muhtemel idari para cezaları da gündeme gelebileceği, öte yandan işçilik alacaklarının hesabına ve iş güvencesine ilişkin hükümler bakımından 854 sayılı Kanun'daki düzenlemelerin (çalışma süreleri, fazla çalışma ücretinin hesaplanması gibi) 4857 sayılı Kanun'dan farklı hukuki neticeler doğurduğu da açıktır. Bu durumda, davacı işverenin aleyhine olan bu tespitlerin doğru olmadığının belirlenmesi için yargı yoluna gitmekte hukuki yararı bulunmadığı, açıklanan maddi ve hukuki olgulara göre, davacı işverence iş müfettişleri tarafından yapılan tespitlere karşı eldeki davanın açılmasında davacı işverenin hukuki yarar bulunduğundan Bölge Adliye Mahkemesince işin esasına girilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile önceki kararda direnilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen ve açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında yer verilen tarih ve sayılı kararı ile; somut uyuşmazlıkta; dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler, mahallinde yapılan keşif, bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde balık çiftliğinin faaliyet konusunun tarım-hayvancılık işi olduğu, deniz taşıma işi niteliğinin bulunmadığı, denizdeki yapılan taşımaların amacının balık çiftliğinin faaliyetini devam ettirebilmeye dönük olduğu, denizdeki kafeslere götürülerek balık besleme ve bakım yapma işinin de tarımsal karakterli bir iş olduğunun anlaşıldığı, 4857 sayılı Kanun'un "İstisnalar" başlıklı 4/-(b) hükmü uyarınca, 50'den az işçi çalıştırılan (50 dâhil) tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde veya işletmelerinde, bu Kanun hükümleri uygulanmayacağı, somut uyuşmazlıkta, balık çiftliği olan işyerinde çalışan işçi sayısının 50'nin üzerinde olduğu konusunda bir ihtilaf bulunmadığı, çekişmenin, bu işçilerden bir kısmının yani davacıya ait işyerine bağlı üretim alanı olan denizdeki kafeslerin bulunduğu yerde çalışanların 854 sayılı Kanun'a tâbi olup olmadığına ilişkin olduğu, belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca, ... ürünleri üreticilerinin 4857 sayılı Kanun'a tâbi olabilmesi için 854 sayılı Kanun kapsamına girmeme, tarım işlerinden sayılmama ve işin ... ürünleri üreticilerinin denizdeki faaliyetlerine yönelik olması şartlarının bir arada gerçekleşmesi gerektiği, somut uyuşmazlıkta balık çiftliği olan işyerinde işçi sayısının 50'nin üzerinde olduğu, davacıya ait işyerine bağlı üretim alanı olan kafeslerin bulunduğu yerde çalışan işçilerin deniz taşıma işinde çalışmamalarından dolayı 854 sayılı Kanun kapsamına girmediği, işin ... ürünleri üreticilerinin denizdeki faaliyetlerine yönelik olduğu anlaşılmakla davacıya ait işyerine bağlı üretim alanı olan kafeslerin bulunduğu yerde çalışan işçilerin 4857 sayılı Kanun hükümlerine tâbi olduğunun kabul edildiği, davacı Şirket hakkında ... İş Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanan 01.10.2014 tarihli ve ..11 sayılı raporda işverence yerine getirilmesi ve uyulması gereken hususlara ilişkin tespitin 1. maddesinin iptaline, müfettişlik raporunda tüm çalışanlar hakkında bir tespitin bulunmadığı anlaşılmakla davacının tüm çalışanların 4857 sayılı Kanun kapsamında olduğu yönündeki talebinin reddine karar vermek gerektiği, Daire kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca bozulmuş olmakla, yargılama safahatındaki Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin ve Hukuk Genel Kurulunun kararları nazara alındığında bozma kararı sonrası Dairece hüküm mahkemesi olarak karar verildiğinden tarafların istinaf başvurularının kabulü veya reddi noktasında hüküm kurulmadığı, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen taraf olmaktan çıkarılan davalı ... lehine İlk Derece Mahkemesi yargılaması kapsamında vekâlet ücreti takdir edilmiş olmakla birlikte önceki hükmün taraf olmaktan çıkartılan davalı ... tarafından temyiz edilmemiş olması, taraf olmaktan çıkartılma karar bölümünün Yargıtay tarafından bozmaya konu yapılmamış olması karşısında taraf olmaktan çıkartılan lehine ayrıca Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin ikinci kısmının ikinci bölümünün 18/(c) bendine göre vekâlet ücreti takdirinin mümkün olmadığı, aksinin kabulü hâlinde taraf olmaktan çıkartılanın derece yargılaması vekâlet ücreti hükmedilmesi için yapmış olduğu kanun yolu incelemesi neticesinde çift vekâlet ücreti verilmesi gibi bir sonuç ortaya çıkacağı, ki bu durum hakkaniyet ilkesi ile örtüşmeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Müvekkili Şirket bünyesinde çalışan tüm işçilerin 4857 sayılı Kanun kapsamında çalıştığının kabulüne karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesinin hatalı olduğunu, b Taraf olmaktan çıkartılan özel veya tüzel kişilik lehine vekâlet ücretine hükmedilmeyeceğini ileri sürmektedir. 2. Davalı Bakanlık vekili temyiz dilekçesinde; ... İş Teftiş Başkanlığınca 01.10.2024 tarihli raporda tespit edilen hususlara ait 1.1. maddenin iptal edilmesi yönünde hüküm kurulduğunu, 01.04.2014 tarihli teftiş raporunda, çalışan işçilerin beyanlarında yaptıkları işi karada olmayıp denizde geçtiğini, bu sebeple 854 sayılı Kanun kapsamında olduklarının ifade edildiğini, bir kısım işçilerin dalgıç olarak çalıştığı ve normal çalışma sürelerinden fazla çalıştırıldığı gibi konuların davacı işyerinde bizzat yerinde ve işçi beyanları doğrultusunda düzenlendiğini, buna göre davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın hatalı olduğunu ileri sürmektedir. 3. Taraf olmaktan çıkarılan davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; müvekkili Kurum lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğunu ileri sürmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, ... İş Teftiş Kurulu Başkanlığınca davacı işyerinde yapılan genel denetim kapsamında hazırlanan ve işyerine bağlı üretim alanı olan kafeslerin bulunduğu yerde çalışanların 854 sayılı Kanun'a tâbi olduğu yönünde tespit içeren iş müfettiş raporunun iptaline yönelik işverenin itiraz yoluna başvurarak dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı, iş müfettiş raporunun iptali gerekip geremediği ile vekâlet ücretine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekilleri ve taraf olmaktan çıkarılan davalı ... vekili tarafından temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Davalı ... ve taraf olmaktan çıkarılan davalı ... harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 31.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2026/2951, K. 2026/2861, T. 31.03.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2026-2951-e-2026-2861-k-30a5fa6a527d