Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/9781 E. 2026/2556 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/9781
Karar No
2026/2556
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/430 E., 2025/1694 K. BİRLEŞEN DAVA MAHKEMESİ : İstanbul 10. İş Mahkemesi SAYISI : 2016/589 E., 2019/221 K.

Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Davalı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 24.03.2026 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir. Duruşma günü davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat .. .. .. .. geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 03.09.2007-31.03.2016 tarihleri arasında davalı nezdinde çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız yere feshedildiğini, davacıya aylık ücretin dışında hiçbir koşul ileri sürülmeden 3 ayda bir vekâlet ücreti ödeneceğinin belirtildiğini, vekâlet ücretinin temel ücrete dâhil edildiğini, bu konuyla ilgili olarak düzenlenmiş Banka yönetmelikleri bulunduğunu, vekâlet ücretlerinin Banka nezdinde açılmış vekâlet ücretleri havuzunda toplandığını, toplanan tutarların 3 ayda bir hukuk baş müşaviri tarafından hazırlanan listeye göre ödendiğini, davalı Bankanın iç mevzuatında sözleşmeli avukat tarafından tahsil edilen tutarların %50’sinin avukatlara dağıtılması gerektiğini ancak davalı Banka tarafından karşı taraf vekâlet ücretlerinin %25’inin vekâlet ücreti havuzuna aktarıldığını, kalan %25’inin ise gelir kaydedildiğinin öğrenildiğini, daha sonra hazırlanan listenin ilgili birime gönderildikten sonra ikinci bir kesintiye uğradığını, davalı Bankanın bu kesintileri gizlediğini, davalı Bankanın İstanbul 23. İş Mahkemesinin 2015/3 58... /361 Esas sayılı dosyalarında, davalı Bankanın hukuka aykırı kesintileri ikrar ettiğini, yapılan kesintinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek yapılan birinci ve ikinci kesintilerin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; davacı işçiye doğum izninde olduğundan bahisle eksik vekâlet ücreti ödendiği dönemlerin olduğunu, davalı Bankanın doğum izninde bir taraftan bizzat takip edilen davalar nedeniyle bazı çalışanlar için ödeme yaparken diğer taraftan o dönemde çalışılmadığı gerekçesiyle diğer çalışanların oldukça altında vekâlet ücreti ödememesinin çelişkili olduğunu, Banka uygulamasında idari veya ücretli sair izinler kullanıldığı durumda vekâlet ücretlerinin tam ödendiğini, ancak ücretli doğum iznindeki kişiler için ayrımcılık yapılarak vekâlet ücretinin ödenmediğini belirterek doğum izni esnasında eksik ödenen ücret mahiyetindeki vekâlet ücretlerinin davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını, davacı ile davalı arasında işçi-işveren ilişkisi olduğunu, davacının karşı taraf vekâlet ücreti ödemesine hak kazanmasının mümkün olmadığını, davacının talep ettiği karşı taraf vekâlet ücreti alacağının davalı Bankanın sözleşmeli avukatları tarafından takip edilen dosyalardan kaynaklandığını, davacının bu dosyalara vekâlet sunmadığını, davacının sözleşmeli avukatlarla yaptığı sözleşme gereği karşı taraf vekâlet ücretinin %50’sinin sözleşmeli avukata, %50’sinin Bankaya ait olduğunu, davacının bu ücretin kadrolu avukatlara ait olduğunu iddia ettiğini, bu ücretin tasarruf yetkisinin Bankada olduğunu, bu tutarın bir bölümünün avukatlara performans bonusu olarak dağıtılmasının ve dağıtılacak rakam ve oranlara Bankanın karar verilmesinin yönetim hakkının sonucu olduğunu, sözleşmeli avukatlar ile Banka arasında imzalanan sözleşmenin tarafının kadrolu avukatlar olmadığını, davacının talep ettiği karşı taraf vekâlet ücreti alacaklarının kadrolu avukatlara dağıtılmasının davacının iş sözleşmesinden kaynaklanmadığını, Bankanın işyeri uygulaması hâline gelmiş uygulamasından kaynaklandığını, davacının bu uygulamayı yıllardan beri bildiğini, davacının çalışmaya başlamadan evvel süregelmekte olan bir uygulama olduğunu, davacının talep ettiği karşı taraf vekâlet ücretinin ücret olmayıp ücretin eki niteliğinde olduğunu, kadrolu avukatların ücretinin Bankanın üst düzey yöneticilerinden fazla olması nedeniyle objektif iyiniyet kuralları çerçevesinde kesintiye gidildiğini, alt düzeyde çalışan bir personelin üst düzey bir personelden daha fazla gelir elde etmesinin işyerinde huzursuzluk yarattığını ve bu nedenle kesinti yapıldığını, çalışanların gelir durumlarını dengelemek amacıyla daha sonra ikinci bir kesinti yapıldığını, kesinti yapılmasına karşın davacının gelir oranının arttığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2. Davalı vekili birleşen dava cevap dilekçesinde; davacının doğum iznindeyken dava ve icra takiplerine vekâlet koyarak davalı Bankayı temsil etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, doğum izni iş sözleşmesinin askıda olduğu hâller arasında sayıldığından davalı Bankanın ücret ve ücrete bağlı yan hakları ödeme yükümlülüğünün bulunmadığını, davalı Banka iç mevzuatında da kadrolu avukatlara doğum izni sırasında performans bonusu ödeneceğine dair bir hükmün bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İstanbul 14. İş Mahkemesinin 21.02.2020 tarihli kararı ile; davacının 03.09.2007-31.03.2016 tarihleri arasında davalı Bankada çalıştığı, vekâlet ücretlerinin nasıl dağıtılacağına ilişkin düzenlemelerdeki esasların davalı Bankanın tek taraflı tasarrufu ile davacı işçi aleyhine değiştirildiği, ödemelerin miktarının düşürülüp ayrıca belli bir oranda da kesinti yapıldığı, bu kesintinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 22. maddesi kapsamında işyeri uygulaması ile oluşan çalışma koşullarında esaslı değişiklik niteliğinde olduğu, davacının bu değişikliklere yazılı onayının bulunmadığı, birleşen dava yönünden ise davacı işçinin Kasım 2010-2011 tarihleri arasında hak kazandığı vekâlet ücretlerinin ödenmemesi nedeni ile dava açtığı, bahsi geçen dönemde iş sözleşmesinin geçici süre askıda bulunduğu, iş sözleşmesinin askıya alınması ile sözleşme taraflarının temel borçlarından da yükümlülüklerinin hükmünü yitireceği, iş sözleşmesinin askıda kalması nedeni ile işine gidemediği süreler için ücret işlemeyeceği hükmünün bulunduğu, davalı Banka iç mevzuatı incelendiğinde doğum izninde ücret ödenip ödenmeyeceğine dair herhangi bir düzenleme de yer almadığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 21.02.2020 tarihli kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 11.07.2024 tarihli kararı ile; yasal doğum izni süresinin 28.11.2010-19.03.2011 tarihleri arasında olduğu, birleşen dava tarihi olan 31.05.2016 tarihi itibarıyla ücret alacaklarına uygulanması gereken 5 yıllık zamanaşımının geçmiş olduğu, bu nedenle bu döneme ilişkin alacağın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesi gerektiği, bu noktada İlk Derece Mahkemesinin birleşen dava yönünden gerekçesinin bu şekilde düzeltilerek davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar vermek gerektiği, davacının sadece 13.01.2020 tarihinde ıslah dilekçesi sunduğu, bu ıslah dilekçesinin daha önce sunulan bedel arttırım dilekçesinin ıslahı niteliğinde olduğunun kabulü gerektiği, bu nedenle İlk Derece Mahkemesince davacının davasının 719.876,12 TL yönünden kabulüne karar vermek gerekirken ikinci ıslah yapılamayacağından bahisle 694.052,67 TL üzerinden davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu, davalının dava tarihinden önce temerrüde düşürüldüğü de ispat edilememiş olduğundan, davacının 719.876,12 TL alacağından; 694.052,67 TL'sine dava tarihinden, bakiye kalan 25.823,45 TL'sine ise ıslah tarihi olan 13.01.2020 tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği, davacının işe başlama tarihi olan 03.09.2007 tarihinden önce son düzenleme olan 18.12.2006 tarihli "Kredi İzleme ve Takip Uygulama Esasları Hakkında Genel Duyuru"nun incelenmesinde, sözleşmeli vekillerin kazancından Bankaya gelecek olan %50 oranındaki vekâlet ücretinin tamamının Hukuk Müşavirliği müşavir ve avukatlarına dağıtılacağının belirlendiği, Banka iç mevzuatında sözleşmeli vekillerin kazancından Bankaya gelecek olan %50 oranındaki vekâlet ücretinden kesinti yapılacağına dair bir düzenlemenin olmadığı, yine davacının davalı Banka bünyesinde çalışırken revize edilen ikinci düzenleme olan 30.10.2009 tarihli "Kredi İzleme ve Takip Uygulama Esasları Hakkında Genel Duyuru"nun da incelenmesinde sözleşmeli vekillerin kazancından Bankaya gelecek olan %50 oranındaki vekâlet ücretinden kesinti yapılacağına dair bir düzenlemenin olmadığı, yapılan kesinti uygulamalarının 4857 sayılı Kanun'un 22. maddesi kapsamında işyeri uygulaması ile oluşan çalışma koşullarında esaslı değişiklik niteliğinde olduğu, davacının bu değişikliklere ilişkin yazılı muvafakatinin bulunmadığı, davalı Bankanın tek taraflı tasarrufuyla davacı aleyhine yaptığı bu değişikliklerin davacıyı bağlamayacağı ve davacının bu kesintilere uzun süre ses çıkarmayarak kötüniyetli olduğuna yönelik iddialarına itibar edilemeyeceği, davacının birleşen davada İstanbul 10. İş Mahkemesine 03.01.2019 tarihinde sunmuş olduğu talep arttırım dilekçesinde dava değerini sonuç olarak 130.733,55 TL olarak bildirdiği, hesaplanacak vekâlet ücretinin bu tutarın tamamı üzerinden hesaplanması gerekirken, hatalı şekilde sadece 3.000,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 11.07.2024 tarihli kararının süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, davacının esaslı değişikliğe yazılı muvafakat etmediği gözetildiğinde 2009 yılında işverence tek taraflı olarak uygulanan %30'luk kesinti nedeniyle hesaplanarak kabul edilen karşı taraf vekâlet ücreti alacağı yönünden isabetsizlik bulunmadığı; bununla birlikte dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler, davalı Bankada Vekâlet Ücretinin Dağıtımına İlişkin Esaslar ve davacının 03.09.2007 tarihinde davalı Bankada çalışmaya başlaması birlikte değerlendirildiğinde karşı taraf vekâlet ücretlerinden %25 oranında kesinti yapılmasına ilişkin değişikliğin davacının işe giriş tarihinden önce gerçekleştirildiği, dolayısıyla davacının işe başladığı tarihte bu kesinti oranını bilerek ve kabul ederek çalışmaya başlamış olduğu, işe başlamasından önce sona erdirilmiş bir işyeri uygulamasına dayanılarak vekâlet ücreti alacağı hesaplanmasının isabetli olmadığı gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, asıl dava yönünden dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgeler, davalı Bankada Vekâlet Ücretinin Dağıtımına İlişkin Esaslar ile davacının 03.09.2007 tarihinde davalı Bankada çalışmaya başlaması birlikte göz önünde bulundurulduğunda, davalı tarafından karşı taraf vekâlet ücretlerinden yapılan %25’lik kesintiye ilişkin değişikliğin davacının işe giriş tarihinden önce yapıldığı, davacının işe başladığı tarihte vekâlet ücretlerinden %25 oranında kesinti yapılıyor olduğu, bu durumda davacının çalışmaya başlamasından önce işverence son verilen işyeri uygulamasına göre talepte bulunulması ve karşı taraf vekâlet ücretinden %25'lik kesinti yapıldığı gerekçesiyle alacak talep etmesinin yerinde olmadığı; hâl böyle olmakla birlikte çalışmanın devamı sırasında 2009 yılında işverence tek taraflı olarak uygulanan %30’luk kesinti uygulamalarının davacı aleyhine olup 4857 sayılı Kanun'un 22. maddesi kapsamında işyeri uygulaması ile oluşan çalışma koşullarında esaslı değişiklik niteliğinde olduğu, bu nedenle davacıyı bağlamayacağı gerekçesi ile asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın ise bozma öncesindeki gibi reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Davacının %30 kesintiye yönelik taleplerinin de haksız olduğunu, 2. Müvekkili Bankanın iç yönergesi uyarınca davacıya yapılan ödemelerin performansa dayalı bonus ödemesi olarak yapılan ücret eki niteliğinde olduğunu, 3. Yapılan kesintilerin daha alt pozisyondaki bir çalışanın daha üst pozisyonda bulunan bir çalışandan daha fazla gelir elde etmesinin işyerinde huzursuzluk yaratması sebebiyle, değişen koşullar nedeniyle ve tüm çalışanların gelir oranlarını dengelemek amacıyla, objektif iyiniyet kuralları çerçevesinde yapıldığını, 4. Davacının gelirinde esaslı bir azalmanın söz konusu olmadığını, aksine artış olduğunu, bir an için davacının zarara uğradığı kabul edilse bile söz konusu zararın sebebinin, müvekkili Bankanın tarafı olduğu dosyalardan doğan ücretlerin azalması olduğunu, 5. %30'luk kesinti davacı tarafından uzun yıllar boyunca itiraza uğramadığından davacının ilgili kesintileri örtülü bir şekilde kabul etmiş sayılacağını ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacıya ödenmesi gereken ücret benzeri alacaklardan yapılan kesintinin çalışma koşullarında esaslı değişiklik olup olmadığına ilişkindir.

Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz başvurularının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Davacı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/9781, K. 2026/2556, T. 24.03.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2025-9781-e-2026-2556-k-6febeae0c469