Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/6480 E. 2025/7822 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/6480
- Karar No
- 2025/7822
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/782 E., 2025/879 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2024/607 E., 2025/129 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, dava dışı .... Med. Tic. ve Paz. Bünyesinde (...Şirketi) faaliyet gösteren ... Hastanesinde 18.09.2017 tarihinde beyin cerrahı olarak çalışmaya başladığını, çalıştığı dönem boyunca iş sözleşmesinden kaynaklanan tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, buna karşılık müvekkilinin altı ay boyunca ücret ve hakediş alacaklarını alamadığı için iş sözleşmesini 29.09.2019 tarihinde haklı nedenle feshettiğini, müvekkilinin bünyesinde çalıştığı ...Şirketinin Hastane ruhsatının 23.02.2019 tarihli ...'u ile dava dışı ... Ticaret Ltd. Şti.ne (... Şirketi) devredildiğini, Hastanenin isim değişikliği yapılarak... Sağlık Hizmetleri ismini aldığını, daha sonra davalı ... Hizmetleri AŞ ile birleşerek devralma yoluyla devredilmesinin Sağlık Bakanlığının 31.03.2020 tarihli ve ... sayılı yazısıyla uygun bulunduğunu ve bilahare ... Valiliğinin 03.04.2020 tarih E.334 sayılı Olur'u ile Özel Hastanenin açılış ruhsatının 10.04.2020 tarihinde davalı Şirket adına düzenlendiğini, dava konusu işçilik alacaklarından davalı Şirketin sorumlu olduğunu ileri sürerek kıdem tazminatı, ücret alacağı ve hak ediş alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı taraf cevap dilekçesi sunmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarından ...Şirketi bünyesinde 18.09.2017-15.02.2019 tarihleri arasında, ... Şirketi bünyesinde 15.02.2019-06.08.2019 tarihleri arasında toplam 1 yıl 10... gün hizmetinin olduğu, ayık net ücretinin 15.000,00 TL net olduğu, bir kısım işçilik alacağının kendisine ödenmediği bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde tespit edildiğinden 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 24/II-(e) hükmü ve 1475 sayılı mülga İş Kanunu'nun yürürlükteki 14. maddesi uyarınca davacının kıdem tazminatına hak kazandığı, ücretinin ödediğine dair herhangi bir evrak sunulmadığından talebinin kabulüne karar verildiği, yıllık izin ücreti talebinin haklı olduğu, dosya kapsamına göre sübut bulmayan hak ediş talebinin reddine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı doğrultusunda, davacı asılın isticvap hükümleri çerçevesinde beyanının alındığı ve belirtilen alacak tutarının ücret alacağından mahsup edildiği açıklanarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının davalı tarafça istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kaldırma kararı doğrultusunda, davacının hesabına yapılan ödemeye dair davalı tarafça sunulan banka dekontunun açıklığa kavuşması bakımından Mahkemece davacı asılın beyanına başvurulduğu, söz konusu ödemenin bakiye ücret alacağından mahsup edilerek hüküm kurulduğu, davalı tarafça ödemeye dair başka kayıt ve belge sunulmadığı ve davacının ücret alacağına dair yapılan hesaplamada herhangi bir hatanın bulunmadığı 4857 sayılı Kanun'un 6. maddesinde düzenlenen işyeri devrine ilişkin hüküm dikkate alınarak devralan davalı Şirketin sorumlu olduğuna yönelik mahkeme kabulünün usul ve kanuna uygun olduğu, davalı tarafın aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmediği gerekçesiyle başvurunun esastan reddine dair karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz başvurusunda; 1. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 202. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 157. maddesinde yer alan düzenlemeler de nazara alındığında müvekkili Şirketin dava konusu işçilik alacaklarından sorumlu tutulamayacağını, zira ... Hastanesinin dava dışı ...Şirketine ait olup ... Grup'a ruhsat devri yapıldığını, bu iki Şirketin devri veya birleşmesi söz konusu olmadığı gibi, ...Şirketinin tüzel kişiliğinin devam ettiğini, 2. ...Şirketi ile ... Ticaret şirketi arasındaki işlemin iddia edildiği gibi 6102 sayılı Kanun'a göre hukuki sorumluluk gerektiren birleşme olmadığını, kaldı ki; davacının ilk işvereni olan ...Şirketinin ruhsat devrine dair kurul kararının iptali için diğer ortaklarca açılan davada, 'Davalı şirketin ( ...Ve. Polik. Hiz. Tic Ve Paz. Ltd. Şti) 08/02/2019, 15/02/2019, 16/02/2019, 18/02/2019, 15/03/2019 tarihlerinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan kararlarının yoklukla malul olduğunun tespitine '' dair verilen kararın kesinleştiğini, benzer bir icra takip dosyasında müvekkili Şirketin taraf olarak eklenmesi üzerine şikayet yoluyla müvekkilinin taraf sıfatı bulunmadığının tespitine dair karar verildiğini, 3. Davacı tarafın ücret ödenmediği yönündeki iddiasının gerçeği yansıtmadığını, ... Grup ve aynı grubun Şirketi olan ... Şirketi tarafından davacıya ödeme yapıldığını, buna ilişkin dekontun sunulması üzerine kaldırma kararı verildiğini, ancak Mahkemece sadece soyut davacı beyanına itibar edilmesinin hatalı olduğunu, davacının ücret aldığı hesabı ile davalı Şirketlerin hesap hareketlerinin karşılaştırılması gerektiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, husumete; davalı Şirketin dava konusu yapılan alacak kalemlerinden sorumlu tutulup tutulamayacağına ve ücret alacağının ispatı konularına ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 4857 sayılı Kanun’un “İşyerinin veya bir bölümünün devri” kenar başlıklı 6. maddesinde işyerinin veya bir bölümünün iş sözleşmelerine etkileri ve hukuki sonuçları düzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre, işçinin devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlarından, devreden ve devralan işveren birlikte sorumludur. Bununla birlikte maddenin 4. fıkrasında tüzel kişiliğin birleşme veya katılma ya da türünün değişmesiyle sona erme halinde birlikte sorumluluk hükümlerinin uygulanmayacağı öngörülmüştür. Belirtmek gerekir ki tüzel kişiliğin birleşme, katılma veya tür değiştirmesiyle “sona ermesi” durumunda tüzel kişilik sona ereceğinden birlikte sorumluluk hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Kanun’da sadece birlikte sorumluluk hükümlerinin uygulanmayacağı belirtildiğinden tüzel kişiliğin birleşme, katılma veya tür değiştirmesi durumunda 6. maddenin diğer hükümleri uygulanmaya devam olunur (Muhittin Astarlı, “Karşılaştırmalı Hukukta ve Türk Hukukunda İşyeri Devrinde İşçinin İş İlişkisinin Devralan İşverene Geçişine İtiraz Hakkı”, Çalışma ve Toplum, 2013/1, s.84). Diğer taraftan 6102 sayılı Kanun’un “İş ilişkilerinin geçmesi” kenar başlıklı 178. maddesinin 1. fıkrasında, tam veya kısmi bölünmede, işçilerle yapılan iş sözleşmelerinin işçi itiraz etmediği takdirde, devir gününe kadar bu sözleşmeden doğan bütün hak ve borçlarla devralana geçeceği düzenlemesine yer verilmiş olup aynı Kanun’un birleşmeye ilişkin 158. maddesinin son fıkrasında da iş ilişkilerinin geçişi bakımından 178. maddenin uygulanacağı ifade edilmiştir. Bu noktada 6102 sayılı Kanun’un 178. maddesinin, 4857 sayılı Kanun’un 6. maddesine nazaran daha sonra yürürlüğe giren özel nitelikteki kanun hükmü olduğu ifade edilmelidir (Astarlı, s.85). Diğer yandan sözü edilen tüm bu düzenlemeler, gerek işyerinin veya bir bölümünün devri gerekse tüzel kişiliğin devir, birleşme, bölünme veya tür değiştirmesi anında mevcut olan iş sözleşmeleri bakımından uygulanabilir. İş sözleşmesinin işyerinin veya bir bölümünün devrinden önce yahut tüzel kişiliğin bölünme, birleşme veya tür değiştirmesinden önce sona ermiş olması durumunda 6098 sayılı Kanun’un 178. maddesi veya 6102 sayılı Kanun’un “Birleşme, bölünme ve tür değiştirme” başlıklı 134 vd. maddelerine göre bir değerlendirme yapılmalıdır. Dairemizin yerleşik uygulamasına göre iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra işletme devrinin gerçekleşmesi durumunda, devralanın alacaklılara karşı malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan sorumlu olabilmesi için devir işleminin alacaklılara bildirilmesi veya ilanla duyurulması gerekmektedir. Devralan tarafından bildirme veya ilanla duyurma yükümlülüğü yerine getirilmedikçe 202. maddenin 2. fıkrasında öngörülen iki yıllık süre işlemeye başlamaz (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 20.12.2022 tarihli ve 2022/14631 Esas, 2022/17105 Karar sayılı karar). İş sözleşmesinin sona ermesinden sonra tüzel kişi işverenin, devir suretiyle birleşerek sona ermesi hâlinde ise 6102 sayılı Kanun’un birleşmeye ilişkin genel kuralları içeren 134 vd. maddeleri ile birleşmenin hukuki sonuçlarının yer aldığı 153 vd. maddelerine göre değerlendirme yapılmalıdır. Kanun’un 153. maddesinde, birleşmenin ticaret siciline tescili ile geçerlilik kazanacağı, tescil anında, devrolunan şirketin bütün aktif ve pasifi kendiliğinden devralan şirkete geçeceği öngörülmüştür. Mal varlığının bir bütün olarak geçmesinin sonucu olarak devralan şirket, devrolunanın mal ve haklarının sahibi olduğu gibi, borçlarından da sorumludur. Durumun devralan tarafından bilinip bilinmemesinin sonuca herhangi bir etkisi yoktur. İntikal kanun gereği gerçekleştiğinden, münferit tasarruf işlemlerinin yapılması gerekli değildir (..., “Türk Ticaret Kanununa Göre Ticaret Şirketlerinin Birleşme Süreci ve Bazı Sorunlar”, GÜHFD, C.17, Y.2013, S.1-2, s.659) Kanun’un 157. maddesi uyarınca birleşmeye katılan şirketlerin alacaklılarının, birleşmenin hukuken geçerlilik kazanmasından itibaren üç ay içinde istemde bulunmaları, devralan şirketin bunların alacaklarını teminat altına almasına yönelik koruyucu hükümlerdir. Aynı durum, maddede, alacaklılara yapılması öngörülen ilan bakımından da geçerlidir. Söz konusu düzenlemeler devralan şirketin külli halef olarak alacaklılara karşı sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Birleşme, alacaklıların haklarını sona erdiren bir müessese değil, sadece borçlunun kanun gereği değiştiği bir hukuki müessesedir (Göktürk, s. 659). Açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde somut olay ele alınacak olursa davacı 12.03.2021 tarihinde açtığı davada; dava dışı ...Şirketi bünyesinde görev yaptığı sırada çalıştığı hastanenin 23.02.2019 tarihinde dava dışı ... Şirketine devredildiğini, alacaklarını tahsil edememesi üzerine iş sözleşmesini 29.09.2019 tarihinde haklı nedenle feshettiğini, ancak fesih tarihinden sonra dava dışı ... Şirketinin davalı Şirketle devralma yoluyla birleştiğini ileri sürerek iş sözleşmesinden kaynaklanan alacaklarının devralan davalı Şirketten tahsilini talep etmiştir. Gerek İlk Derece Mahkemesi gerekse Bölge Adliye Mahkemesince somut olayda 4857 sayılı Kanun’un 6. maddesi bağlamında işyeri devrinin varlığı kabul edilerek davalı Şirketin talep edilen alacaklardan sorumlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dosya kapsamına göre dava dışı ...Şirketine ait hastanenin 23.02.2019 tarihinde dava dışı ... Şirketine devri işyerinin veya bir bölümünün devri niteliğinde olup devir tarihinde iş sözleşmesinin devam ettiği dikkate alındığında 4857 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca her iki işverenin birlikte sorumluluğunun bulunduğu açıktır. Diğer taraftan dava dışı ... Şirketinin, iş sözleşmesinin feshinden sonra devir suretiyle davalı Şirketle birleştiği dosya kapsamından tespit edilmektedir. Bu durumda davalı Şirketin 4857 sayılı Kanun’un 6. maddesi çerçevesinde değil 6102 sayılı Kanun’un 153 vd. hükümleri uyarınca devrolan Şirketin borçlarından sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen ve yukarıdaki paragraflarda yer verilen değişik gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.