Yargıtay · 9. Ceza Dairesi

Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2013/5053 E. 2013/13208 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Ceza Dairesi
Esas No
2013/5053
Karar No
2013/13208
Karar Tarihi

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan Hüküm : TCK'nın 206/1, 62, 58/6. maddeleri uyarınca mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Gerekçeli karar başlığında suç adının "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" yerine "iftira" olarak yazılması mahallinde giderilebilir yazım hatası olarak kabul edilmiştir. TCK'nın 53. maddesi ile düzenlenen hak yoksunluğunun kazanılmış hak teşkil etmeyip, güvenlik tedbiri niteliğinde olması nedeniyle hürriyeti bağlayıcı cezaların kanuni sonucu olarak her zaman uygulanması mümkün görülmüş, tekerrüre esas daha ağır cezayı içeren başkaca mahkumiyeti bulunmasına karşın daha az cezayı içeren mahkumiyeti tekerrüre esas alınarak sanık hakkında hükmolunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi ise sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 04.11.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY: Yerel mahkemece, sanığın hakkında yapılan başka bir soruşturma sebebiyle görevli polis memurlarınca yakalandığında katılan ...'a ait sürücü belgesini ibraz etmesi şeklinde sübutu kabul edilen eylemini, Yüksek Dairemizin sayın çoğunluğu, aynen yerel mahkeme gibi resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak suçu olarak nitelemiş ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar vermiştir. Sayın çoğunluğun bu düşüncelerine aşağıda izah edeceğim nedenlerle katılmamaktayım. Somut olayda; sanık 01.07.2010 tarihinde Antalya ilinde meydana gelen hırsızlık ve konut dokunulmazlığı suçlarından parmak izi tespiti sonucu firari şüpheli olarak aranmaktadır. Suç tarihinde sanığın kaldığı adresi tespit eden polis ekipleri sanığı araçtan indiği sırada yakalamışlar, sanık kimlik kontrolü sırasında gerçek kimliği ... olduğu halde katılan ...'a ait nüfus cüzdanını ve sürücü belgesini ibraz etmiştir. Belgeler üzerindeki fotoğrafların sanığa benzemediğini gören polis memurları sanık ile mülakat yapmışlar, sanık görevlilere gerçek isminin ... olduğunu beyan etmiştir. Karakolda yapılan araştırmada ...'a ait kimliğin 12.11.2010 tarihinde Kütahya ilinden evden hırsızlık yapılarak çalındığı tespit edilmiştir. Olayın gelişimini anlatan yakalama, ev arama ve el koyma tutanağı ile üst arama tutanağı, adli rapor, şüpheli ve sanık hakları formu sanığın gerçek kimliği tespit edildiğinden sanığın gerçek kimliği ile düzenlenmiş ve imzalanmıştır. TCK'nın 268. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunda, işlediği bir suç nedeniyle hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, sanığın başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanması cezalandırılmaktadır. Bu suç iftira suçunun yer aldığı 267. maddeden hemen sonra kanunda yerini almış ve yaptırım olarak iftira suçuna ilişkin hükümlere gönderme yapılmış ise de; suçun unsurları iftiradan farklı olarak 268. maddede ayrıca ve açıkça düzenlenmiştir. Daha önce bir suç işleyen fail, hakkında soruşturma yapılmasını önlemek veya kovuşturma aşamasına geçilmiş ise kovuşturmanın devamını engellemek amacıyla hareket etmektedir. Kamu görevlilerine, sahte veya başkasına ait bir kimlik ibraz ederek ya da kendisini gerçekte var olan başka bir kişinin kimlik bilgileri ile tanıtarak hakkında soruşturma yapılarak iddianame tanzim edilmesini ya da hakkındaki yakalama kararının infaz edilmesini önlemeye çalışmaktadır. Yasa koyucu bu eylemlerin günümüzde yoğun bir şekilde işlenmekte olduğunu görmüş ve yeni bir suç tipi oluşturmuştur. Kanun koyucu, bazı durumlarda suçtan hemen sonra yakalanan şüphelilerin başkasına ait kimlik bilgilerini kullanması nedeniyle suç işlemeyen masum kişilerin yargılanmalarına neden olmalarından yola çıkarak, suçun yaptırımını iftira suçuna ilişkin hükümlere gönderme yaparak belirlemiştir. Burada benzer eylemler nedeniyle kişilerin aynı süreyle cezalandırılarak eşitliğin sağlanmaya çalışıldığı söylenebilir ise de; bu atıf farklı yorumlara neden olmuş, dairemizin sayın çoğunluğu tarafından maddenin gerekçesinden ve gerekçedeki "iftira suçunun özel bir işleniş biçimi" sözünden hareketle suç işleyen ve başkasına ait kimlik ya da kimlik bilgilerini kullanan sanıkların, kimlik ya da kimlik bilgileri kullanılan kişilerin yargılanmalarına neden olmamaları halinde 268. maddesindeki suçun oluşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu yorum sonucu sayın çoğunluk, suç işleyen kişilerin gerçek kimlik bilgilerinin tespit edilmiş olduğu durumlarda ya da kovuşturma aşamasında yakalama kararı ile aranmakta olanların yakalanmamak için kamu görevlilerine başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini ibraz veya beyan etmeleri durumunda 268. maddedeki suçun oluşmadığını, 206. maddedeki resmi belge düzenlenmesi sırasında yalan beyanda bulunma suçunun oluştuğunu kabul etmektedirler. Oysa maddenin gerekçesi madde metnine dahil değildir. Gerekçe madde metninin önüne geçemez. Madde metninde yer alan tipe uygun eylemin gerçekleştiği durumlarda gerekçeden hareketle suçun oluşmadığı sonucuna varılamaz. Çünkü iftira suçu, yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın yoluyla, işlemediğini bildiği halde bir kimseye karşı hukuka aykırı bir fiil isnat edilerek, soruşturma veya kovuşturma başlatılması ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla, yani özel bir kasıtla işlenebilir. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunda ise, suç işleyen sanık kendisini soruşturma veya kovuşturmadan kurtarmak saikiyle başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kamu görevlilerine beyan veya ibraz etmektedir. Görüldüğü gibi her iki suçun unsurları birbirinden farklıdır. Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanık 01.07.2010 tarihinde Antalya ilinde işlediği hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçundan firari olarak aranmakta iken 12.11.2010 tarihinde Kütahya ilinde katılanın evinden hırsızlık yapmış, suç tarihinde polisler tarafından Antalya'da yakalandığında katılana ait kimlik ve sürücü belgesini ibraz etmiş, belgelerdeki fotoğrafların kendisine benzemediğini farkeden görevlilere gerçek kimliğini söylemek zorunda kalmıştır. Sanık 01.07.2010 ve 12.11.2010 tarihlerinde işlediği hırsızlık suçlarının soruşturmasından kurtulmak amacıyla başkasına ait kimlikleri kullanarak TCK'nın 268. maddesinde düzenlenen suçu işlemiştir. Bunun yanında bir de 206. maddedeki resmi belge düzenlenmesi sırasında yalan beyan suçunun oluşup oluşmadığına değinmek gerekmektedir. Somut olayda sanığın kimliği hakkında yalan beyanda bulunması sonucu sahte olarak düzenlenen resmi bir belge yoktur. Yakalama ve üst arama tutanakları, adli rapor, şüpheli ve sanık hakları formlarının hepsi sanığın gerçek kimlik bilgileri ile düzenlenmiştir. Sahte olarak düzenlenen bir resmi belge olmadan bu suçun oluştuğu söylenemez. Ayrıca 206. maddedeki suç, varlığı resmi bir belge ile ispatlanacak bir durum hakkında, bu belgeyi düzenlemekle görevli kamu görevlileri huzurunda, yalan beyanda bulunularak işlenmektedir. Ancak kamu görevlisinin araştırma yükümlülüğünün olduğu durumlarda, yetkili kamu görevlisi araştırma sonucu gerçek durumu tespit ettiği takdirde 206. maddedeki suç oluşmamaktadır. Somut olayda da polis memurları sanığın ibraz ettiği kimlik ve sürücü belgesindeki fotoğraflardan belgelerin sanığa ait olmadığını hemen anlamışlar ve yalan beyana dayalı sahte bir belge düzenlememişlerdir. O nedenle resmi belge düzenlenmesi sırasında yalan beyanda bulunma suçu oluşmamıştır. Sonuç olarak yukarıda izah edilen gerekçelerle; işlediği hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozmak suçları nedeni ile hakkındaki soruşturmayı engellemek amacıyla katılana ait kimlik ve sürücü belgesini kullanan sanığın eyleminin TCK'nın 268. maddesindeki başkasına ait kimlik ve kimlik bilgilerini kullanma suçunu oluşturduğu, yerel mahkemenin suçun nitelendirmesinde yanıldığı, TCK'nın 206. maddesindeki resmi belge düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunun unsurlarının oluşmadığı, yerel mahkemenin suç vasfında yanılgıya düşmesi nedeniyle hükmün bozulması gerektiği düşünce ve kanaatinde olduğumdan, sayın çoğunluğun hükmün onanmasına ilişkin görüşlerine katılmıyorum. 04.11.2013

Atıf: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2013/5053, K. 2013/13208, T. 04.11.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-ceza-dairesi-2013-5053-e-2013-13208-k-e920b08810fe