Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/60 E. 2025/6566 K. – Tapu İptali Ve
Konu: Tapu İptali Ve Tescil
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/60
- Karar No
- 2025/6566
- Karar Tarihi
- Konu
- Tapu İptali Ve Tescil
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/942 E., 2024/2944 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziosmanpaşa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/25 E., 2022/476 K.
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı duruşma istemli olarak davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, işin niteliği ve dava değeri itibarıyla 21.10.2025 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiş olup, duruşma için tayin edilen günde davacılar vekili, davalı Hazine vekili ve davalı ... İdaresi vekilinin katılımıyla duruşmaya başlanarak, hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 23.10.2025 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... ve arkadaşları vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin Arnavutköy ilçesi ... köyünde takriben 96.162 m²lik taşınmazın maliki ve zilyedi olduğunu, taşınmazın 10.09.1947 tarihli ve 17 sıra, 05.12.1934 tarihli ve 904 sıra ile 21.11.1967 tarihli ve 88 sıra numarasında kayıtlı olduğunu, kadastro çalışmalarında bu alanın tescil harici bırakıldığını belirterek, söz konusu alanın müvekkilleri adına tapuya tescilini talep etmiştir. Davalılar ayrı ayrı davanın reddini savunmuşlardır. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "dava konusu edilen alanın orman sınırları içinde kalmadığı, taşınmaz üzerinde orman ağacı veya bitki örtüsünün olmadığı, toprağının orman toprağı niteliğinde olmadığı, tarım arazisi niteliğinde olduğu, zilyetlik ile iktisap edilebilecek taşınmazlardan olduğunu kabul etmek gerektiği ve dava konusu taşınmaz çok uzun yıllar önce tarıma elverişli olduğuna göre bu tür yerlerin imar ve ihyaya gerek olmaksızın da zilyetlikle kazanılabileceği" gerekçesiyle davanın kabulü ile, fen bilirkişisi A.Y tarafından düzenlenen 24.02.2022 tarihli rapora ekli krokide (A) harfi ile gösterilen 41.355 m²'lik alanın bölgenin son ada ve parsel numarası verilmek suretiyle, davacı ... mirasçıları ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... adına miras hisseleri oranında tapuya tesciline karar verilmiş; hükmün, davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, "tescili istenen dava konusu taşınmazın tamamının 1940 yılında 3116 sayılı Kanuna göre yapılan orman tahdit çalışmalarında kesinleşmiş ... Devlet Ormanı içinde kaldığı, 6831 sayılı Kanun'un 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B madde uygulamasının yapıldığı ve davaya konu taşınmazın P.XVII numaralı 2/B parseli olarak orman sınırları dışına çıkarıldığı, 3116 sayılı Kanuna göre sınırlandırılması yapılan ... Devlet Ormanının Şubat 1945 tarihli ve 2 sıra numarası ile de orman vasfıyla Hazine adına tapuya tescil edildiği, dava konusu taşınmaz Şubat 1945 tarihli ve 2 sıra numaralı tapu kaydı ile tapuya tescil edilmekle, davacıların dayanağı olan ve geldisi 1934 yılına ait bulunan tapu kayıtları orman kadastrosu ile birlikte hukuki değerini yitirdiği, tapu malikleri tarafından 1940 yılında 3116 sayılı Kanuna göre yapılan orman tahdit çalışmasına karşı dava açılmadığı, yine taşınmazın bulunduğu mahalde ilk arazi kadastro çalışmalarının 1970 yılında yapıldığı, dava konusu taşınmazın orman olduğu gerekçesiyle tespit dışı bırakıldığı ve davacının dayanağı tapu kayıtları uygulanmadığı, bu nedenle hukuki niteliğini yitirmiş olmasına rağmen orman kadastro tarihinden sonra tedavül gördüğü anlaşılan zabıt kayıtlarına dayanılarak tapu iptal ve tescil davası açılmasının mümkün olmadığı ve İlk Derece Mahkemesince tapu kaydına dayanılarak açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu .... Bir an için davacının tapu kaydına değil de zilyetliğe dayanarak eldeki davayı açmış olduğu kabul edilse dahi (Mahkeme gerekçesinde taşınmazın zilyetlikle iktisap edilebilecek taşınmazlardan olduğu değerlendirilmiştir), dava konusu taşınmazın kesinleşen orman tahdit sınırları içerisinde kaldığı ve P.XVII parseli olarak 2/B niteliği ile orman sınırları dışına çıkarılmış olması nedeniyle 6831 sayılı Kanun'un Ek madde 10'a göre 2/B niteliğindeki taşınmazların zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmaması karşısında, Kanun'un bu emredici hükmüne rağmen İlk Derece Mahkemesince taşınmazın zilyetlik ile kazanılabilecek taşınmazlardan olduğu yönündeki değerlendirmenin de açıkça Kanuna aykırı olduğu ve bu nedenle de davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu .... Davacının tapu kaydına dayanarak 2/B niteliğindeki taşınmazın kendi adına tescilini ancak 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un (6292 sayılı Kanun) 7. maddesine göre idareye yapacağı başvuru ile talep edebileceği, talebin reddedilmesi halinde ise idari yargıda açacağı dava ile taşınmazın 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesi kapsamında olduğunu ileri sürebileceği, yine davacı zabıt kaydına dayanarak tazminat talebinde bulunmak istiyor ise, bu talebi yine 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesine dayanarak idari yargıda veya 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1007. maddesine dayanarak adli yargıda talep edebileceği, somut davada bu taleplerin değerlendirme imkanı bulunmadığı gerekçesiyle" davalılar vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılmak suretiyle düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle sabit olmayan davanın reddine karar verilmiş ve işbu karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde, 1940 yılında 3116 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre yapılıp kesinleşen orman tahdidi ve 26.05.1987 tarihinde ilan edilerek kesinleşen 3302 sayılı Kanunla değişik 2/B madde çalışmaları vardır. Arazi kadastrosu ise 1971 yılında yapılarak kesinleşmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçelere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 28.000,00 TL avukatlık ücretinin davacılardan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalılar Hazine ve Orman İdaresine verilmesine, 427,60 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 187,80 TL'nin temyiz edenlerden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.