Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/1011 E. 2025/2911 K. – Tapusuz Taşınmaz
Konu: Tapusuz Taşınmazın Tescili
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/1011
- Karar No
- 2025/2911
- Karar Tarihi
- Konu
- Tapusuz Taşınmazın Tescili
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/750 E., 2023/1360 K. Taraflar arasındaki tapusuz taşınmazın tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Dava konusu taşınmaz 766 sayılı Kanuna göre yapılan kadastro çalışmalarında çalılık olarak tescil harici bırakılmıştır. Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... ili ... ilçesi ... köyü 722 parsel sınırında bulunan yaklaşık 10 dönüm büyüklüğündeki tarlanın davacının babası ... tarafından 1988 yılında dava dışı ...'ten satın alındığını, satın alma tarihinden 2 yıl sonra ise babası tarafından davacıya satıldığını, yaklaşık 30 yıldır davacı tarafından malik sıfatıyla ekilip biçilmekte olduğunu, dava konusu tarlanın ev, ahır ve bahçe olarak kullanılığını, her türlü vergilerin davacı ve babası tarafından eksiksiz ödendiğini, taşınmazın belediye, orman veya üçüncü kişilerle ilgisinin bulunmadığını, TMK'nın 713. maddesince belirtilen olağanüstü zamanaşımı yoluyla iktisap koşullarının oluştuğunu belirterek ..., ..., ... köyü, Baney Mevkiindeki yaklaşık 10 dönüm büyüklüğündeki tarla vasıflı taşınmazın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi talep ve dava etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; "dava konusu mahalde yapılan kadastro çalışmalarının en son 2008 yılında yapıldığı, davacının dava konusu ettiği yaklaşık 10 dönüm alanın fen bilirkişisinin krokisinde (A) harfi ile gösterilen 4550,78 m²’lik kısım olduğu, bu kısmın orman parselinden toprak yapısı, topoğrafik yapı eğim ve bitki örtüsü açısından net şekilde ayrıldığı, orman ve orman sayılan yerlerden olmadığı, 1986 yılına kadar olan hava fotoğraflarında tarımsal faaliyet yapılmadığı ancak 1986 yılından itibaren hava fotoğraflarına göre tarımsal faaliyet yapılmakta olduğu, ziraat mühendisi bilirkişi raporuna göre de bu kısmın toprak yapısının iyileştirildiği, bu şekliyle en az 30 yıldır tarımsal amaçlı olarak kullanıldığı anlaşılmış ise de dava dilekçesinde ve davacı vekilinin 29/06/2023 tarihli dilekçesinde dava konusu yerin babası ... tarafından davacıya satıldığının iddia edildiği, dava konusu taşınmazın davacıya satıldığı, zilyetliğinin davacı ...'e devredildiği yönünde davacı tanıkları ile mahalli bilirkişi beyanlarının birbirlerini doğrulamadığı, mahalli bilirkişi beyanlarına göre davacının babası Mehmet'in halen malik sıfatıyla zilyetliği elinde bulundurduğu, davacıya malik sıfatıyla zilyetliğin devredildiği ispatlanamadığına göre davacının eklemeli zilyetlikten faydalanamayacağı kanaatine varılmış, davacının dava tarihinden önce en az yirmi yıl süreyle ekonomik amaca uygun zilyetlik sürdürdüğü ispatlanamadığından" davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekillerinin ayrı ayrı sunmuş oldukları istinaf dilekçelerinde özetle; dosyaya sunulan Ziraat Yüksek Mühendisi raporu dava konusu taşınmazların en az 30 yıldır tarımsal amaçlı olarak işlenip kullanıldığının belirtildiğini, dosyaya sunulan Orman Yüksek Mühendisi raporunun tescili istenin kısmın açık alanda kaldığını, orman ve orman sayılan yerlerden olmadığının belirtildiğini, dosyaya sunulan jeodezi ve fotogrametri mühendisi raporunda 1986 ve 2007 yılı hava fotoğraflarına göre tarımsal faaliyet yapıldığı ve fiili kullanım olduğunun belirtildiğini, her 3 raporda da haklılıklarının ortaya çıktığını, hem mahalli bilirkişilerin hem de diğer tanık beyanlarında esasen müvekkilini dava açma ehliyeti olduğunu, babası ile birlikte taşınmazı kullandıkların ve sonrasında babasının taşınmazı müvekkiline verdiğini, ayrıca zaten aynı evde oturdukları ve müvekkilinin babasına sürekli baktığını belirttiklerini, dosyada mevcut gerek mahalli bilirkişi, gerekse diğer tanık beyanları ve mevcut tüm bilgi ve belgelerin ...'ın burayı ...'ten 1988 yılında satın aldığını, satın aldıktan kısa süre sonra oğlu ...'a verdiğini ve buraları oğlu... ile birlikte kullanmaya devam ettiklerini ve halen oğlu... ile birlikte İzmir'de beraber oturdukları şeklinde olduğunu, yani dosyada mevcut dava konusu taşınmazın hem hava fotoğrafları hem de diğer bilgi ve belgeler ve tanık beyanlarının yasanın öngördüğü zilyetlik koşullarının gerçekleştiğini gösterdiğini öne sürerek kanun yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince; "Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, mahallinde yapılan keşif ve uygulama sonucunda dinlenen mahalli bilirkişi ve tanıkların beyanından davacının taşınmazda fiilen zilyetliğinin bulunmadığının anlaşılmasına, alınan beyanlar ve tüm dosya kapsamına göre çekişmeli taşınmazın dava tarihinden evvel 5-6 yıl öncesine kadar ...'ın taşınmazı kendi nam ve hesabına kullandığı ve ...'ın çekişmeli taşınmazdaki zilyetliğini de davacıya devir etmediğinin belirlenmesine göre mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından" HMK 353/1-b.1 maddesi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf gerekçeleriyle kararı temyiz etmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. S O N U Ç : Yukarıda açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, 269,85 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 345,55 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.