Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/6129 E. 2025/6940 K. – Kadastro Tespiti
Konu: Kadastro Tespitine İtiraz
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/6129
- Karar No
- 2025/6940
- Karar Tarihi
- Konu
- Kadastro Tespitine İtiraz
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1850 E., 2023/793 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kandıra (Kapatılan) Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2021/53 E., 2022/29 K.
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine, kararın kaldırılmasına, davanın Hazine yönünden kabulüne, davalı ... yönünden usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
... ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) geçici 8 inci maddesi uyarınca yapılan kadastro çalışmaları sırasında, 1 02... parsel sayılı 2.023,82 m² yüzölçümündeki taşınmaz, tarla vasfıyla ... adına tespit edilmiş iken, davacı ... itiraz etmiş, itirazın reddi ile taşınmazın Hazine adına ham toprak vasfıyla tespitine karar verilmiştir.
Davacı ... dava dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın davalı adına tespitinin yapıldığını, taşınmaza kendisi tarafından fındık ekildiğini ileri sürerek, tespitin iptali ile adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "dava konusu taşınmaz üzerinde davalı ve murisleri tarafından tespit tarihinden geriye doğru 20 yıldan daha fazla süreyle malik sıfatı ile zilyet oldukları, bu zilyetliklerini nizasız ve aralıksız olarak devam ettirdikleri, her ne kadar tespite yapılan itiraz neticesinde düzenlenen Kadastro Komisyon Tutanağında 15 yıldır kullanmaya ara verildiği yazılmış olsa da; ara verilmesinin zilyetlik iradesinden vazgeçildiğini kesin olarak göstermeyeceği, keşif tutunağındaki beyanlar dikkate alındığında da davacı ve evvelinde murisinin zilyetlik iradesinin mevcut olduğu" gerekçesiyle davanın kabulüne, ... ili ... ilçesi ... (köyü) Mahallesi 1 02... parsel sayılı taşınmazın kadastro komisyon tutanağının iptaline, davacı adına olduğunun tespiti ve aynı vasıf ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davalı Hazine vekili istinaf dilekçesinde özetle; taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, zilyetlik şartlarının oluşmadığını ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile " yapılan keşif, alınan fen ve ziraat bilirkişi raporlarına ve özellikle dava konusu taşınmaza ilişkin olarak jeodezi bilirkişi tarafından çeşitli yıllara ait hava fotoğraflarında yapılan incelenmesine göre, taşınmazın ekili-sürülü vaziyette tarımsal faaliyet yapıldığının rapor edildiğini, hava fotoğraflarında taşınmazın kullanımın net olarak gözüktüğünü, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden dava konusu taşınmaz hakkında imar-ihyanın tamamlandığını, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı belirlendiğine ve davacı yararına 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesinde yazılı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla mülk edinme koşullarının oluştuğu, ancak davacı davasında davalı olarak ...'a husumeti yönelttiğini, Kadastro Komisyonu tarafından itiraz üzerine taşınmazın ham toprak vasfı ile Hazine adına tespitinin yapıldığı, bu hali ile davalı ... adına yapılmış bir tespit olmadığı, davanın ancak tespit malikine karşı yöneltilmesi gerektiği " gerekçesiyle davacı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 inci maddesi gereğince esastan reddine, 6100 sayılı Kanun'un 355 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi gereği re'sen görülen kamu düzenine aykırılık nedeniyle, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın davalı Hazine yönünden kabulüne, ... ili ... ilçesi ... (köyü) Mahallesi 1 02... parsel sayılı taşınmazın kadastro komisyon tutanağının iptaline, davacı adına olduğunun tespiti ve aynı vasıf ile davacı adına tapuya tesciline, davalı ... hakkında açılan davanın pasif dava ehliyeti yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. Dava kadastro tespitine itiraza ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar yazılı şekilde karar verilmiş ise de, yapılan inceleme ve araştırma hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Şöyle ki; hükme esas alınan 18.03.2022 tarihli ziraat bilirkişi raporunda keşif esnasında taşınmaz üzerinde 15... yaşlı bakımsız fındık ağacının olduğu geri kalan kısmında ise doğal floraya ait otlarla kaplı (otlakiye) olduğu belirtilmiştir. Kadastro komisyon tutanağında da 15 yıldır kullanıma ara verilen hali arazi niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Bu haliyle dava konusu taşınmazın 3402 sayılı Kanun'un 17 nci maddesi kapsamında imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, ekonomik amaca uygun ve kesintisiz zilyetlik bulunup bulunmadığı hususlarının tereddüte yer vermeyecek şekilde araştırılmadığı, kadastro tespit tarihinden 10-15-20 yıl öncesine ait hava fotoğrafları istenerek incelenmediği, eksik inceleme ve araştırmayla karar verildiği anlaşılmıştır. Öte yandan; davacı yararına zilyetlikle kazanım koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi açısından, imar uygulaması yapılıp yapılmadığı yönünde de araştırma yapılmamıştır. Hal böyle olunca; doğru sonuca varılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince öncelikle, dava konusu taşınmazın kadastro tespit tarihinden 10-15-20 yıl öncesine ait hava fotoğrafları ile uydu fotoğrafları ilgili yerlerden getirtilmelidir. Bundan sonra mahallinde, elverdiğince yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek üç kişilik yerel bilirkişi kurulu, taraf tanıkları, önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman bir ziraat mühendisi bilirkişisi, bir orman mühendisi bilirkişisi ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi aracılığıyla yeniden keşif yapılmalı, bu keşif sırasında, dinlenilecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, dava konusu taşınmazın öncesi itibarıyla kime ait olduğu, kimden kime ne zaman ve ne şekilde intikal ettiği, kim tarafından ne zamandan beri ve hangi tasarruflarla zilyet edildiği, özellikle imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarının çelişmesi halinde gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle oluşan çelişkilerin giderilmesine çalışılmalı; bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsellerin tespit tutanakları ve dayanaklarıyla denetlenmelidir. Ziraat mühendisi bilirkişisinden, nizalı taşınmazın toprak yapısını ve niteliğini, zirai durumunu, üzerinde sürdürülen zilyetliğin şeklini ve süresini, taşınmaz üzerindeki bitki örtüsünü, değerlendirme tarihi açıkça yazılmak suretiyle üzerinde bulunan ağaç türü ve yaşlarını belirten, imar-ihya gerektiren yerlerden olması halinde imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığını ve üzerindeki zilyetliğin hangi tasarruflarla sürdürüldüğünü komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan somut verilere ve bilimsel esaslara dayanan, önceki tarihli ziraatçi bilirkişi raporunu da irdeler şekilde ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, taşınmaz ile çevresinin yakın plan ve panaromik fotoğrafları çektirilip, üzerine taşınmazın sınırlarının işaretlenilmesi istenilmeli; Mahkeme hakiminin, taşınmazın konumuna, niteliğine ve çevre parsellerle karşılaştırılmalı olarak fiziksel özelliklerine ilişkin gözlemi keşif tutanağına aynen yansıtılmalıdır. Orman mühendisi bilirkişisi ve jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişisinden, orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle dava konusu taşınmaz, çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli; stereoskopik hava fotoğraflarının stereoskop vasıtasıyla üç boyutlu incelemesi yapılarak, dava konusu taşınmazın niteliği ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarını belirgin olarak görünüp görünmediği belirlenmeli, taşınmazın üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranı ile taşınmazın imar-ihyaya konu olup olmadığını, olmuş ise imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığını ve imar-ihyanın hangi tarihte tamamlandığını, taşınmazın ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığını, eski belgelerde görülen ağaçların orman ağacı olup olmadığını belirten müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalıdır. Ayrıca dava konusu taşınmaza dair; imar uygulaması yapılıp yapılmadığı, hangi tarihte yapılıp kesinleştiği, dava konusu taşınmazın imar planı kapsamına alınıp alınmadıkları yönünde de araştırma yapılmalıdır. Bilindiği üzere imar-ihyaya muhtaç olan bir yer imar planları kapsamına alınmış ise o tarihten sonra imar-ihya yoluyla edinilmesi mümkün bulunmamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay Gayrimenkul Dairelerinin kararlılık kazanmış uygulamalarına göre, imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten, imar planları kapsamına alındığı tarihe kadar 20 yıllık kazanma süresi dolmuş ise bu tür yerlerin zilyetlik yoluyla edinilmesi olanak dahilindedir. Bölge Adliye Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
S O N U Ç: Yukarıda açıklanan sebeplerle; Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.11.2025 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davalı Hazine vekili istinaf ve temyiz dilekçelerinde özetle; ... ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanı sınırları içinde Kadastro ekibince 5831 sayılı Kanunla 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na (3402 sayılı Kanun) eklenen geçici 8 inci maddesi kapsamında tahdit ve tespitleri yapılmış olup, düzenlenen askı tutanaklarının 16.11.2021 tarihli ve 15.12.2021 tarihleri arasında askıya çıkarıldığını, askı ilanına ait yapılan incelemede; 1 02... parsel numaralı taşınmazın Hazine adına yazılması gerekirken davalı adına yazılmış olduğunu, davaya konu taşınmazın zilyetlikle kazanılacak taşınmazlardan olmayıp, davalı adına yapılan tespitin hatalı olduğunu, 3402 sayılı Kanun’un Hazine adına tespit başlıklı 18 inci maddesinde "Yukarıdaki maddelerin hükümleri dışında kalan ve tescile tabi bulunan taşınmaz mallar ile tarım alanına dönüştürülmesi veya ekonomik yarar sağlanması mümkün olan yerler Hazine adına tespit olunur. Orta malları, hizmet malları ormanlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilen yerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmaz mallar, tapuda kayıtlı olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisap edilemez" denildiğini, aynı şekilde 3402 sayılı Kanun'un 18/2 nci maddesinde; "taşınmaz orta malı, hizmet malı, orman, kamuya tahsis veya kanunlar uyarınca Devlete kalan veya kalacak olan taşınmazlardan olmamalıdır." denildiğini, davaya konu taşınmazların zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığını, davalı için 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 713 üncü maddesine göre zilyetlik ile iktisap süresi ve şartlarının oluşmadığını, arzın maliki Devlet olup; taşınmazın Hazine adına kayıt ve tescil edilmesi gerektiğini belirterek, dava konusu taşınmazda davalı lehine verilen kararın bozulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 31 inci maddesinde hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir şeklinde düzenleme yapılarak hakime yargılama sonunda doğruya ulaşma görevini yüklemiştir. Taşınmazın bulunduğu yörede 6831 sayılı Orman Kanunu'na göre orman kadastro çalışmaları yapılmış ve 03.12.1991 tarihinde kesinleşmiştir. Dava dilekçesinden davacı Hazinenin taşınmazın hangi nitelikle tescil edilmesini istediği ve orman kadastro çalışmalarına itiraz edip etmediği anlaşılamamaktadır. Bu itibarla; Mahkemece öncelikle 6100 sayılı Kanun'un 31 inci maddesi uyarınca davacı Hazineden taşınmazın hangi nitelikle tescil edilmesini istediği ve orman kadastro çalışmalarına itiraz edip etmediği hususlarında açıklama yapılması istenmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.12.2008 tarihli ve 2008/7-717 Esas, 2008/722 Karar sayılı kararında da değinildiği üzere, en geniş anlamıyla “kamu malı” kavramı, Devletin veya kamu tüzel kişiliğine sahip idarelerin, kamu hizmetlerini ifa ederken kullandıkları ve yararlandıkları malları ifade etmektedir. 3402 sayılı Kanun'un 16 ncı maddesinde “Kamu Malları” başlığı altında, kamunun ortak kullanımına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerler hakkında ayrıntılı düzenlemeler bulunmakta, eş düzenlemelere 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin Yürürlükten Kaldırılmış Hükümleri Kanunu (743 sayılı Kanun) (madde 641, 912) ve 4721 sayılı Kanun (madde 715, 999) yer verilmektedir. Keza, 3402 sayılı Kanun'un 16/D maddesinde, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlara da yer verilmiştir. Kamu malları üzerinde özel mülkiyet kurulamaz. Bunlar kamu hizmeti yönünden tahsis edildikleri yetkili idarece kamu malı olmaktan çıkarılmadıkları sürece temlik edilemez; kazandırıcı zamanaşımı yoluyla da edinilemezler. Kamu malı niteliği kazanmış bir taşınmaz özel mülkiyete konu olamayacağından tapuya bağlansa bile "mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 931 ve Türk Medenî Kanunu'nun 1023 üncü maddeleri" bu durumda uygulanmaz. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.09.1981 tarihli ve Esas: 1979/1-167, Karar: 1981/656, 03.12.2008 tarihli ve 2008/7-717-722). Bu sonuçlara bağlı olarak, Hukuk Genel Kurulunun 21.2.1990 tarihli ve 1989/1-700 Esas, 1990/101 Karar; 18.10.1989 tarihli ve 1989/1-419 Esas, 1989/528 Karar sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; kamu malı niteliği taşıyan bir taşınmazın her nasılsa özel mülk olarak tapuya tescil edilmesi bir yolsuz tescil olup, bu husus o yerin özde tescile tabi bulunmama (kamu malı olma) niteliğini değiştirmez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.02.2003 tarihli ve 2003/12-116 Esas, 2003/111 Karar; 25.12.2002 tarihli ve 2002/12-1101 Esas, 2002/1113 Karar sayılı kararları). Kamu malları özel mülkler gibi devir ve temlik edilemezler. Böyle durumlarda, iyiniyet veya tapu siciline güven ilkelerinin uygulama yeri de yoktur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.06.2003 tarihli ve 2003/13-414 Esas ve 2003/410 Karar sayılı kararı). Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 08.05.1987 tarihli ve 1986/3 Esas, 1987/4 Karar sayılı ilamı da, "766 sayılı Tapulama Kanunu'nun (766 sayılı Kanun) hak düşürücü süre ve kamu malına ilişkin 31... inci maddeleriyle ilgili olup, içtihadı birleştirme kararı ile kamu mallarında hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı" kabul edilmiştir. 766 sayılı Kanun'un 31... inci maddelerine koşut düzenlemeler 3402 sayılı Kanun'un 12... ncı maddelerinde de yer aldığına göre, sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararı 3402 sayılı Kanun'un yürürlüğü döneminde de uygulama olanağı bulacaktır.
5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la (5841 sayılı Kanun) 3402 sayılı Kanun'un 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen "Bu hüküm iddianın ve taşınmazın niteliği ile devlet ya da diğer kamu tüzel kişilikleri olsa dahi tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır" hükmü ile aynı Kanuna eklenen geçici 10 uncu maddesindeki "Bu Kanun'un 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" hükmü, Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31-77 sayılı kararı ile iptal edilmiş ve iptal kararı 23.07.2011 tarihli ve 28003 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 6527 sayılı Kanun'un 1 inci maddesi ile değişik 11 inci maddesinin 1 inci fıkrasına göre; "Orman kadastro komisyonlarınca alınan kararlara ilişkin düzenlenen tutanak ve haritalar askı suretiyle otuz gün süre ile ilan edilir. Bu ilan ilgililere şahsen yapılan tebliğ hükmündedir. Tutanak ve haritalara karşı itirazı olanlar; askı tarihinden itibaren otuz gün içinde kadastro mahkemelerinde, kadastro mahkemesi olmayan yerlerde kadastro davalarına bakmakla görevli mahkemelerde dava açabilirler. İlan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kararlara ilişkin düzenlenen tutanak ve haritalar kesinleşir. Orman kadastro komisyonlarınca düzenlenen tutanak ve haritaların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak Hazine hariç itiraz olunamaz ve dava açılamaz." Bu itibarla Hazine hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman orman kadastrosuna itiraz davası açabilir. Yukarıda açıklandığı üzere davalı Hazinenin, orman kadastro çalışmalarına itiraz ettiğini belirtmesi halinde açılan orman kadastrosuna itiraz davası bekletici mesele yapılması, taşınmazı orman sınırları içerisine alınması halinde davanın reddine karar verilmesi, orman kadastro çalışmalarına itiraz edilmemesi ve orman kadastro tespitine itiraz davası açılmaması halinde bozma ilamında belirtilen şekilde zilyetlik araştırması yapılması gerektiğinden Sayın Çoğunluğun değişik bozma görüşüne katılamıyoruz.