Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/1201 E. 2024/7192 K. – Tapu İptal Ve
Konu: Tapu İptal Ve Tescil
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/1201
- Karar No
- 2024/7192
- Karar Tarihi
- Konu
- Tapu İptal Ve Tescil
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2061 E., 2022/1673 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/217 E., 2021/81 K. Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ... vekili dava dilekçesinde özetle; Ezine ilçesi Kumburun köyü İn Limanı mevkiinde 627 parsel sayılı arsa vasfındaki taşınmazın 1973 yılında ..., ... ve ... isimli şahıslardan satın aldığını, mezkur taşınmazının kadastro çalışmaları neticesinde orman olduğu gerekçesi ile Orman İdaresince dava açıldığını ve Ezine Tapulama Mahkemesinin 10.12.1982 tarihli ve 1982/41 Esas 1978/10 Karar sayılı kararı ile hükmen orman sayılan yerlerden olması nedeni ile tespit harici bırakıldığının anlaşıldığını, kendisinin taşınmazı tapu kütüğündeki resmi kayıtları güven esasına göre alıp adına tescilini yaptırdığını, iyi niyetli üçüncü kişi olarak hakkının korunması gerektiğini, mülkiyet hakkının Anayasa ile düzenlendiğini, bu anlamda yasal süre içinde dava açılamamış olmasının hak düşürücü mahiyette değerlendirilemeyeceğini, ayrıca kendisi ile birlikte aynı ana taşınmazdan parselasyon ile bölünen arsa sahibi olan tüm komşularına tapu verilmiş olup bunların hiçbirinin orman vasfında değerlendirilmediğini, yapılacak keşifle anlaşılacağı üzere etrafındaki tüm parsellerin orman niteliği taşımamasına karşın bunların ortasında sadece kendisinin ve eşinin taşınmazının orman diye belirlenmesinin oldukça tuhaf bir uygulama olduğunu, koskoca arsaların basit bir alanının orman vasfında addedilmesinin hem bir garabet hem de hayatın olağan akışına aykırı bir uygulama olduğunu, yılların emek ve birikimi ile resmi senetle satın aldığı bu taşınmazın elinden alınmasının son derece ağır karar olduğunu ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile tekrar adına tapuya kayıt ve tesciline, bunun mümkün olmaması halinde taşınmazın güncel değeriyle arsayı alış tarihinden davanın kesinleşme kararına kadar geçen sürede faiziyle birlikte tarafına tazminat olarak ödenmesine, mahkeme masraflarının davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "... dava konusu 627 parsel sayılı taşınmazın tapulama çalışmaları sırasında başlangıçta davacı adına tespit gördüğü, Orman İdaresinin itirazı üzerine Ezine Tapulama Mahkemesinin 1978/10 esas ve 1982/41 karar sayılı, 05/05/1982 tarihli kararı ile dava konusu taşınmazın tapulama dışı bırakıldığı, kararın Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 1982/13042 - 12008 E-K sayılı, 19/10/1982 tarihli kararı ile onanarak kesinleştiği, bu kapsamda tapulama mahkemesinin kararının davacı yönünden kesin hüküm teşkil ettiğinin anlaşıldığı, davacının tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede, TMK'nın 1007 nci madde gereğince devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluk olup, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/11/2009 gün ve 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar; 16/06/2010 gün ve 2010/4-349 Esas, 2010/318 Karar sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi, tapu işlemleri kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan, TMK'nın 1007 nci maddesi anlamında devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekeceği, TMK'nın 1007 nci maddesine dayanarak açılan davalar için de, ayrıca zamanaşımı süresinin belirlenmediği, Türk Borçlar Kanunu' nun 146 ncı maddesindeki 10 yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanmasının esas oluğu, 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde tazminat talep hakkı 18/11/2009 tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihatı ile tanınmışsa da bu tarihten davanın açıldığı tarihe kadar 10 yıl gibi bir süre geçtiğinden bu sürenin makul süre olarak kabulünün mümkün olmadığı ..." gerekçesiyle davacının tapu iptal ve tescil talebinin kesin hüküm dava şartı eksikliği nedeniyle usulden reddine, davacının tazminat talebinin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; hükmün, davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; "... dava konusu taşınmazın tapulama çalışmaları sırasında davacı adına tespit gördüğü, Orman İdaresinin itirazı üzerine Ezine Tapulama Mahkemesinin 1978/10 Esas ve 1982/41 Karar sayılı, 05.05.1982 tarihli kararı ile dava konusu taşınmazın orman olarak tapulama harici bırakıldığı, davacının kararı temyizi itirazlarının Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 1982/13042-12008 E-K sayılı, 19.10.1982 tarihli kararı ile reddine karar verilerek kararın onandığı bu itibarla Tapulama Mahkemesinin kararının davacı yönünden kesin hüküm teşkil ettiği, TMK'nun 1007 nci maddesi uyarınca açılan tazminat istemi yönünden de istemin zamanaşımına uğradığının anlaşıldığı, davanın reddine dair mahkeme kararında usul ve esas yönünden kanuna aykırı bir husus bulunmadığı ..." gerekçesiyle, davacının istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 Sayılı Kanun) 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA, 179,90 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 247,70 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,04.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.